ABD Emperyalistleri, halkına-fakirlerine karşı zalimdir! Koronavirüs herkese eşit davranmıyor…

02.06.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Deniyor ki, Koronavirüs herkese eşit davranıyor.

Hayır! Herkese eşit davranmıyor. Zenginlere farklı, fakirlere-yoksullara farklı davranıyor.

Niye?

Tamam, bulaş aynı bulaş. Ama;

1- Öncesini henüz bilmiyoruz. Yani bulaş, bulaşırken bir ayrım yapıyor mu, yapmıyor mu? Yani sağlıklı, güçlü, dirençli bir vücutla; dirençsiz, sağlıksız, güçsüz bir vücut arasında ayrım yapıyor mu, bu henüz bilinmiyor.

2- Ama kesin olan bir şey var ki; yarattığı etkiler, sonuçlar aynı olmuyor.

Vücut direnci sağlam, güçlü, sağlıklı bir kişi, bulaşı daha çabuk yeniyor. Bulaş, ölümcül sonuçlar doğurmuyor böylesi vücutlarda. Dolayısıyla etkileri, sonuçları, tahribatı aynı olmuyor.

Peki dirençli, sağlıklı, güçlü bir vücut nasıl oluyor? Nasıl sağlanıyor bu?

Daha anne karnına düşüldüğü andan itibaren başlıyor bu süreç.

Anne, eğer sağlıklı, güçlü, dirençli bir vücuda sahipse, güçlü bir ruh sağlığına sahipse, gebelik sürecinde yeterli ve dengeli besleniyor, ruh sağlığı yerinde oluyorsa doğan çocuk da yaşama avantajlı başlıyor. Sonraki yaşam sürecinde de çocuk yine yeterli ve dengeli besleniyor, ruh sağlığı yerinde oluyor ve sevgi ve saygı dolu bir aile ortamında büyüyorsa, aşıları zamanında yapılıyorsa o vücut daha dirençli oluyor. Daha sağlıklı oluyor. Dolayısıyla karşılaştığı çeşitli hastalıkları da daha kolay yeniyor ve sağlığına daha kısa sürede kavuşuyor.

Evet, virüs, tüm bunları düşünerek, planlayarak yapmıyor. O mikro ölçekte bir canlı ve o da kendi organizmasının gereklerini yerine getiriyor. Ama dediğimiz gibi yarattığı etkiler farklı oluyor.

Bu enfekte olanların büyük bir çoğunluğu farkına bile varmıyor virüsün. Bir kısmı biraz hastalanıyor. Belirtiler veriyor. Daha az bir kısmında ise belirtiler çok daha güçlü bir biçimde ortaya çıkıyor ve kişiyi hastanelik ediyor, yoğun bakımlık ediyor, entübe edilmesine neden oluyor insanların.

Onların da yani hastanelik olanların da büyük bir çoğunluğu, eğer yeterli tedavi olanaklarına sahip olursa, gerekli tedaviyi uygulayabilen hastanelere erişebilirse büyük oranda hastalığı yeniyor ve yaşama yeniden başlıyor.

Ama eğer tersi olursa yani hastalandığı anda tedavi olanaklarına erişemiyorsa, hastanede yeterli tedaviyi alamıyorsa yaşamını yitiriyor, geride acılı yakınlarını bırakarak…

Şimdi gazetemizin geçen sayısında yayımladığımız (“Aramızdaki Sınıflar Savaşıdır! Unutmuyorsunuz! Unutmuyoruz” ve “Vurgun sırası Koronavirüs zenginlerinde” adlı) iki yazımızın fikri takibini yapalım ve o günden bu yana olan kimi gerçekleri görelim.

 

ABD gerçekleri…

Bu girişi niye yapmak zorunda kaldık?

Yaşadığımız olaylar bu gerçekliği doğruluyor da ondan.

Örneğimizi ABD’den vereceğiz. Hani şu “Amerikan Rüyası” denen yaşamı sunduğu, “Fırsat Eşitliği”nin olduğu söylenen, “Özgürlük ve Demokrasi” ülkesi ABD’den… Kapitalizmin-Emperyalizmin kâbesi ABD’den…

Gerçekteyse insan soyunun, halkların başdüşmanı kanlı zalim ABD’den!

ABD’de bugün itibarıyla 100 binden fazla insan yaşamını yitirdi Koronavirüs dolayısıyla. 1 buçuk milyondan fazla insan da virüsle enfekte oldu yani karşılaştı ve hastalandı. Bu rakamlar, dünyadaki en büyük rakamlar. En fazla insan ABD’de hastalandı, en fazla insan ABD’de öldü.

Oysa birçok insan farklı düşünüyor. Ve bu söylediklerimiz gerçekçi gelmiyor. ABD bu, böyle bir şey olur mu, diyor ama somut gerçek bu. Rakamlar bu. Ki bu rakam artışı devam da ediyor.

ABD’de bu olumsuz süreç yaşanıyor. Hastalığı kapanlar ve yeterli tedaviyi alamadıkları için yaşamlarını yitirenler genel olarak fakirler oluyor. Yani öncelikli olarak “Hispanik” denilen Latin Amerika ülkelerinden gelenler, zenciler ve fakir beyazlar. Çünkü bu kesimler yukarıda saydığımız kapsama giren kesimler.

Bunu 22 Mayıs tarihli bir haberle somutlayalım:

 

***

ABD’de Corona Kaynaklı Ölüm Oranları Azınlıklarda Daha Yüksek

American Public Media (APM) adlı araştırma merkezinin yayınladığı “Corona Virüsünün Rengi: ABD’de Irk ve Etnisiteye Göre COVID-19 Ölümleri” başlıklı raporda, Koronavirüsü salgınının Amerika’daki azınlıkların karşılaştığı eşitsizlikleri derin biçimde gözler önüne serdiği tespiti yapıldı.

Rapora göre, siyah Amerikalılar’ın salgına bağlı ortalama ölüm oranı beyazların yaklaşık üç katıyken, yerli Amerikalılar arasında yaşanan can kayıpları da bazı eyaletlerde diğer tüm nüfus gruplarının 5 ila 7 kat üstünde bir orana sahip.

Uzmanlar, azınlık gruplarındaki bireylerin çoğunun evden çalışmanın mümkün olmadığı sektörlerde çalışması ve sağlık hizmetine erişimde de çoğunlukla kısıtlı imkânlara sahip olmaları nedeniyle Koronavirüsü salgını karşısında, çoğunluktaki beyazlara göre daha fazla risk altında olduğuna dikkat çekiyor.

APM’in, başkent Washington ve 40 eyaletten toplanan Koronavirüsü kaynaklı resmi can kaybı verilerine göre derlediği raporda, siyah Amerikalılar arasında Corona yüzünden ölüm oranının her 100 bin kişiden 50’si düzeyinde olduğu, bunun Asya kökenlilerde ve Latinler’de her 100 bin kişiden yaklaşık 23’ü, beyazlardaysa ortalama 21’i olarak kayıtlara geçtiği belirtiliyor.

Siyah Amerikalıların ülke nüfusuna oranı yüzde 13’ken, Corona virüsü nedeniyle hayatını kaybeden siyahların virüse bağlı ölümler arasındaki oranı yüzde 25. Raporda, başkent Washington ve 40 eyalette yapılan incelemelerde, Washington da dahil 29 eyalette siyahların virüs kaynaklı ölüm oranlarının diğer gruplardaki oranlardan daha fazla olduğu kaydedildi. Ayrıca, Washington ve 15 eyalette, siyahların Corona pandemisinde hayatını kaybedenler arasındaki oranı, bu bölgelerdeki siyah nüfusu oranının yüzde 12 ila 36 üzerinde seyretti.

New Mexico’da yerli Amerikalıların ölüm oranı tüm grupların 7 katı

Raporu hazırlayan uzmanlar, Amerika genelinde kayıtlara geçen 93 binin üzerindeki Corona virüsü kaynaklı ölümlerin yüzde 88’inde ırk ve etnisitenin belirtildiğine de değinerek, özellikle yerli Amerikalılar ile ilgili daha saydam verilere bu sebeple ulaşılamadığına dikkat çekiyor.

Öte yandan, Navajo kabilesine mensup yerli Amerikalı toplulukların yoğunlukta olduğu Arizona ve New Mexico eyaletlerinde kayıtlara geçen verilere göre, bu gruplar arasındaki Koronavirüsü kaynaklı ölüm oranı diğer tüm gruplara göre daha fazla. Arizona’da bu oran 5 kat fazlayken, New Mexico’da 7 katı aşıyor. Resmi ölüm kayıtlarında yerli Amerikalı olarak belirtilenlerin üçte ikisinin bu iki eyaletten olduğu da raporda aktarılan ayrıntılar arasında yer alıyor.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/abdde-corona-kaynakli-olum-oranlari-azinliklarda-daha-yuksek/5431874.html)

***

 

Ve yine 21 Mayıs tarihli bir başka haber daha aktaralım ve ABD Halkının büyük bir çoğunluğunun yeterli ve dengeli beslenemediğini gösterelim. Ki bu uzun yıllardan bu yana süren bir gerçeklik. Yeni bir durum değil. Konoravirüsten kaynaklanan bir durum da değil.

ABD’de obezite büyük bir sorun. Nüfusun büyük çoğunluğu obez. Ve bu, çok yemek yemekten kaynaklanmıyor. Tam aksine, yetersiz beslenmenin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. İnsanlar taze gıda ve meyvelere, sağlıklı besinlere erişemeyince, fastfood türü yağlı, tuzlu besinlerle beslenince kaçınılmazca kilo alıyorlar. İşte aşağıdaki haber bu gerçekliği anlatıyor:

 

***

“Her 14 Amerikalıdan Biri Taze Gıda Alamıyor”

Amerika’nın güney eyaletlerinden Louisiana’da bulunan New Orleans’ın nüfusunun büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu Desire semtinde yaşayanlar için sağlıklı beslenmek, hiçbir zaman kolay olmamış. Ancak sağlıklı gıda tüketmek ve dengeli beslenmek, Corona salgını nedeniyle artık neredeyse imkânsız.

Lise üçüncü sınıf öğrencisi Chrishana Simon, “Eşitsizlikle her zaman mücadele etmek durumundaydık, ama Corona virüsü salgını durumu daha da kötüleştirdi. Artık önümüzdeki riskler çok daha fazla” diyor.

“Siyah nüfusun çoğu taze gıda bulamıyor ya da alamıyor”

Başta New Orleans olmak üzere Louisiana eyaleti, kendine özgü Cajun mutfağıyla Amerika’nın gastronomi merkezlerinin önde gelenlerinden biri. Buna rağmen eyalet, ABD Tarım Bakanlığı’na göre vatandaşlarına sağlıklı ve hesaplı gıda erişimi sağlama konusunda 50 eyalet içinde son sıralarda yer alıyor. New Orleans’taki sivil toplum kuruluşu Feeding America’ya göre 85 bin kent sakini, yani kent nüfusunun yüzde 22’si, yaşadıkları mahallelerde satın alabilecekleri taze gıda bulamıyor ya da bu tür gıdaları satın alabilecek ekonomik güçten yoksun. Bu kent sakinlerinin büyük çoğunluğunu siyahlar oluşturuyor.

Halk ucuz ve kolay ulaşılabilen sağlıksız gıda almak zorunda kalıyor

Lise öğrencisi Chrishana Simon, ailesiyle birlikte gıda alışverişine gitmeye korktuklarını söylüyor. Bunun nedeni, alışverişe gitmek için belediye otobüslerine binmek ve kalabalık marketlere girmek zorunda kalacak ailenin virüs kapma riskinin olması. Bu nedenle özellikle yaşlı dedesinin enfeksiyon kapmasından kaygılanan Chrishana ve ailesi, genellikle gazlı içeceklerin, patates cipslerinin satıldığı mahalle bakkalından alışveriş ediyor.

“New Orleans’ta salgında ölenlerin yüzde 70’i siyah”

Ancak yoksul vatandaşlara indirimli gıda satışı yapan Top Box Foods örgütünden Connor DeLoach, beslenme yetersizliğinin sonuçlarının özellikle pandemi sırasında daha da ağır olduğunu söylüyor.

‘‘Sağlıklı gıda tüketmiyorsanız bunun uzun vadeli etkileri çok zararlı olabilir. Yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara New Orleanslılar arasında ulusal ortalamadan çok daha sık rastlanıyor. Bu da bu kişilerin Corona virüsünün en şiddetli etkilerine daha çok maruz kalması demek’’ şeklinde konuşuyor.

Siyahların nüfusun üçte birini oluşturduğu Louisiana Valisi John Bel Edwards, eyalette Corona enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitirenlerin yüzde 70’inin siyah vatandaşlar olduğunu açıkladı. Eyaletteki ölüm vakalarının büyük çoğunluğu ise New Orleans’ta kaydedildi.

Gıda Çölleri ne anlama geliyor?

Amerika Tarım Bakanlığı, ‘‘gıda çölleri’’ni, kent sakinlerinin bir süpermarkete ulaşabilmek için 1,6 kilometreden fazla yol katetmesi gereken yerler olarak tanımlıyor. Tahminlere göre 23 buçuk milyon Amerikalı, gıda satışı yapılan süpermarketlere erişimin zor olduğu mahallelerde ikamet ediyor.

Simon, evine en yakın marketin üç kilometre uzaktaki bir Walmart olduğunu söylüyor. Ancak yakında süpermarket olmaması, Simon’ın yaşadığı mahallede gıdaya erişilemediği anlamına gelmiyor.

Fast food tarzı gıdalara erişim daha ucuz ve kolay

McDonald’s, Rally’s, Taco Bell, Wendy’s gibi fast food zincirleri, sokak köşelerindeki küçük dükkânlar, bu gibi mahallelerde gıdaya erişilebilen noktalar.

Ancak Simon, aşırı şekerli ya da yağlı gıdalar yerine taze salata yemeği özlediğini ancak taze sebze ve meyveye erişimin çok zor olduğunu söylüyor.

New Orleans’ta gıdaya adil erişim hakkını savunanların öncülerinden Shawn Roussel, ‘‘gıda çöllerinin’’ yıllardır var olduğuna dikkat çekiyor ve bu durumun yeni olmadığının altını çiziyor.

“Beyazlar kent merkezlerinden taşınınca imkânlar azaldı”

Roussel’a göre New Orleans’taki ‘‘gıda çölleşmesi’’ 1950’li ve 60’lı yıllarda beyazların kent merkezlerinden banliyölere taşınmasıyla birlikte başladı. Böylece yoksul siyahlar, kısmen terk edilen kent merkezlerinde tek başlarına kaldı. Kent merkezindeki nüfus ve bu nüfusun alım gücü azaldıkça süpermarketler dahil çok sayıda mağaza ve dükkan kapandı.

Yoksulların sağlıklı ve kaliteli gıda tüketmek istemedikleri şeklindeki düşünceye katılmayan Roussel, ‘‘Bu iddianın gerçekle yakından uzaktan ilgisi yok. Gerçek şu ki beyazların kent merkezlerinden banliyölere taşınmasıyla birlikte sağlıklı gıda bulmak neredeyse imkânsız hale geldi’’ diyor.

Corona salgını gıdaya erişimin önünü kesti

Simon ve ailesi için toplu taşıma araçlarını kullanarak süpermarkete gidip alışveriş yapmak, pandemiden önce bile çok zordu. Bu seçeneği kullanmak artık daha da imkânsız.

Bunun nedeni, otobüse binmenin virüs kapma açısından risk anlamına gelmesi. Otobüs seferlerinin sayısının azaltılması da büyük bir dezavantaj.

Evlerine en yakın süpermarket olan Walmart’a 40 dakika yürüyerek gitmeyi de göze alamayan Simon, ‘‘Ailenizin ihtiyacı olan taze gıdaları yürüyerek taşıyamazsınız’’ diyor.

Bir başka dezavantaj da gıda teslimat hizmeti veren kurye firmaların eyaletten gıda yardımı alan vatandaşların elindeki gıda kuponlarını kabul etmemesi. Bu da gıda satın almak için hükümet yardımına muhtaç olan yoksul vatandaşların bu hizmetten dışlanması anlamına geliyor.

Meyve sebze fiyatları 46 yıldır ilk kez bir ayda bu kadar arttı

Simon ve ailesi süpermarkete gitme riskini göze aldıklarındaysa taze gıdalara olan maddi erişimin artık çok daha zor olduğunu farkediyor. Bunun nedeni, Nisan ayında Amerika’daki taze gıda fiyatlarının 1974 yılının Şubat ayından bu yana en büyük aylık sıçrayışı kaydetmesi.

Gıdanın artık daha pahalı olduğu New Orleans’ta birçokları, gelirlerinin hızla düştüğünü görüyor. New Orleans’ta 21 Mart-11 Nisan arasında 130 binden fazla kişi işsizlik yardımı başvurusunda bulundu. Bu sayı, kentte salgın öncesinde istihdam edilenlerin dörtte birine eşit.

Azınlıklar en ağır darbeyi aldı

Birçok kentte olduğu gibi New Orleans’ta da azınlıklar Corona salgınından en sert darbe alan kesim oldu. Bunun nedeni, kentin turizme dayalı ekonomisinin pandemi nedeniyle durma noktasına gelmesi. Kentteki restoranlarda istihdam edilen aşçıların ve çöp toplayanların yarısından fazlası, temizlik işlerinde çalışanlarınsa üçte ikisi, siyahlar.

İhtiyaç sahiplerinin sayısının giderek arttığı bu dönemde Top Box Foods gibi kar amacı gütmeyen kurumlar harekete geçiyor ve gıda kuponuna muhtaç olan yoksul vatandaşlar dahil çok sayıda kent sakinine taze meyve, sebze ve et ürünleri yardımı yapıyor. De Loach ayrıca köşe başlarındaki küçük dükkanları daha fazla taze gıda satmaya da teşvik ediyor.

Chrishana Simon, fast food zincirlerinin olmadığı bir mahallede daha güzel bir gelecek hayal ediyor.

‘‘Benim ailem de sağlıklı olmayı hak ediyor’’ diyen Simon, başka semtlere gittiğinde sebze bostanlarında yetiştirilen taze gıdaları gördüğünü, aynı uygulamanın kendi mahallesinde de başlatılabileceğini söylüyor.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/her-14-amerikalidan-biri-taze-gidaya-erisemiyor/5430298.html)

***

 

Evet, gördüğümüz gibi, Koronavirüs en çok fakirleri, işsizleri, evsizleri etkiliyor. Onlar içinde de en çok Latinleri ve Zencileri etkiliyor. Daha sonra da yoksul Beyazları… Tabiî Latinler ve Zenciler içinde de yine fakir olanlarını…

Koronavirüs öylesine olumsuz sonuçlar yaratıyor ki, akla bile gelmeyecek konular ABD’de somut gerçeklikler oluyor. Örneğin 20 Mayıs tarihli habere göre ABD’de: “Sağlık Bilgilerinin Paylaşılması Azınlıkları Kaygılandırıyor”

Niye?

Çünkü, geçtiğimiz günlerde bir kez daha gördüğümüz gibi, zalim, işkenceci, insanlık düşmanı ABD polisi bir zenciyi, bütün feryatlarına; “nefes alamıyorum, öldürmeyin beni” demesine rağmen öldürdüğü gibi, “(…) emniyet güçleriyle ilişkileri zaten sıkıntılı olan Afrika kökenli Amerikalılar ile Latin kökenli toplulukların fişlenmesine neden olmasından endişe ediyor. Bazı aktivistler bu bilgilerin göçmenlik yetkililerine de gönderilmesinden endişeli.” (https://www.amerikaninsesi.com/a/saglik-bilgilerinin-paylasilmasi-azinliklari-kaygilandiriyor-/5426857.html)

Gördüğümüz gibi, ABD’de insanların korkuları o kadar büyük, o kadar çok ki…

Yine ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri bünyesindeki Alkol Bağımlılığı Enstitüsü Müdürü George Koob’a göre, Amerikalıların yaklaşık yüzde 70’i alkol tüketmektedir ve bu salgın döneminde de ülke genelinde toplam tüketim ciddi boyutlarda artmıştır. Odatv4’teki habere göre; “ABD’de alkol ürünleri satan mağazalar kriz zamanlarında da genelde açık kalması zorunlu olan işyerleri arasında görülüyor.”

Çünkü; “Bu mağazaların getirdiği vergi gelirleri, birçok eyalette bütçenin önemli bir kısmını oluşturuyor.”

Ayrıca Devlet; “(…) alkol bağımlılığıyla alakalı kriz semptomları yaşayanların sayısının hızla artmasının sağlık sisteminin üzerine büyük bir yük bindireceğini” düşündüğü için alkol satış yerlerini açık tutuyor.

Yani bir zamanlar İngilizlerin Çin’de yaptıkları gibi, afyon vererek Çin Halkı’nı uyuşturdukları gibi, ABD Devleti de kendi vatandaşlarını alkolle uyuşturuyor. Bunu teşvik ediyor. Oysa bilim insanlarının netçe söyledikleri gibi, alkol vücut direncini düşürerek Koronavirüse karşı güçsüz kılıyor insanları. (https://odatv4.com/korona-ona-yaradi-13052035.html)

 

 

Eşitsizliğin, adaletsizliğin şahikası ülke: ABD!

ABD eşitsizliklerin zirvede olduğu bir ülke. Fakiri çok fakir, zengini çok zengin.

Fakirleri bu salgın günlerinde daha da fakirleşirken zenginleri de daha çok zenginleşiyorlar.

Fakirler işsiz kalıyorlar. İşlerini kaybediyorlar. Hem de öyle böyle değil; on binlerce, yüz binlerce değil milyonlarca, on milyonlarca ABD’li işini kaybetti bu felaket günlerinde.

ABD’deki işsizlik oranları 1929 yılındaki “Büyük Buhran”dan bu yana en büyük rakama ulaştı ve yüzde 20-25 civarında şu anda. Bunu da ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell söylüyor.

Zenginleri ise servetlerine, kârlarına kârlar katıyorlar. Hem de öyle böyle değil; yüz binlerce, milyonlarca dolar değil milyarlarca dolar katıyorlar.

Dolayısıyla Koronavirüsün sonuçları yine eşit olmuyor. Adaletsizlikler daha da artıyor. Ama bu Koronavirüsün suçu değil elbet…

 

***

ABD’li milyarderler korona krizinde servetine servet kattı

“(…)

Koronavirüs salgını ABD ekonomisinde büyük kayıplara ve rekor işsizliğe yol açarken “süper zenginler” servetlerine servet kattı.

ABD merkezli iki düşünce kuruluşunun Forbes milyarderler listesi verileri üzerinden yaptığı analize göre Amerikalı milyarderlerin serveti koronavirüsün patlak vermesi sonrasındaki iki ay içinde yüzde 15 oranında arttı.

Americans for Tax Fairness (Vergi Adaleti için Amerikalılar) ve Politika Araştırmaları Enstitüsü Eşitlik Programı adlı kuruluşların analizinde, ABD’li 600’ü aşkın milyarderin toplam servetinin 18 Mart-19 Mayıs tarihleri arasında 434 milyar dolar arttığı kaydedildi. Bu artışta, özellikle teknoloji firmalarının borsa değerlerindeki yükselişin etkili olduğu belirtiliyor.

Analize göre, e-ticaret ve bulut teknolojisi şirketi Amazon’un başkanı Jeff Bezos’un serveti yüzde 30 artarak 147 milyar 600 milyon dolara, Facebook’un başkanı Mark Zuckerberg’in serveti ise yüzde 45’in üstünde artışla 80 milyar dolara yükseldi.

İki ayda 37 milyon işsiz

ABD’li zenginlerin serveti büyürken ülkede koronavirüs nedeniyle işsizlik ise tırmanmaya devam ediyor.

(…)

Açıklanan son rakamlara göre ülkede Mart ayı ortasından bu yana işini kaybedenlerin sayısı 36 milyon 800 bini aştı.” (https://www.dw.com/tr/abdli-milyarderler-korona-krizinde-servetine-servet-katt%C4%B1/a-53539702)

***

 

Bu somut örneklerden de gördüğümüz gibi, ABD insanlarını korumuyor. Böyle bir çaba içine girmiyor. Aksine; ölen ölür, kalan sağlar bizimdir, diyor. Evsizler, işsizler ölsün, diyor zımni olarak. Böylece masraftan kurtulayım, diyor. Megaloman başkanları Trump’ın kendisi de zaten Parababası. Milyarder birisi. O yüzden de zenginleri seviyor. Bu Koronavirüs günlerinde aldığı önlemler de onları korumaya dönük oluyor…

O ABD ki, kıtadaki yerli halkları, özellikle kuzeydeki yerlileri neredeyse tümüyle soykırıma uğrattı. Sadece yerli halkı değil, hayvanlarını, bitkilerini de yok etti. Yani tâ kuruluşundan itibaren acımasızdır, zalimdir, insanlık düşmanıdır. Bu yüzden onlardan yani ABD Emperyalistlerinden, Tekelci milyarderlerinden başta kendi halkı olmak üzere hiçbir halka iyilik gelmez. Onlar sadece kötülük yaparlar.

Onların düzeni emperyalizmdir, kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. O düzen de; insanın insanı ezmesine, sömürmesine, zulmetmesine dayanır. Artıdeğer sömürüsü üzerinde yükselir ve başta İşçi Sınıfı olmak üzere tüm halkı; Zencisi, Beyazı, Latini her ırktan insanı sömürür Parababaları. Onları kendi düzenlerini sürdürecek yük hayvanı olarak görürler ve öyle davranırlar. Dolayısıyla onlardan halkına karşı olumlu bir davranış beklenemez. Başka halklara ise hiç beklenemez.

Ama bir gün mutlaka ABD Halkı da bu zalimleri başından atacak, onların soygun ve zulüm düzenlerine son verecektir. Bundan adımız gibi eminiz.