ABD yapımı olduklarının yüzde yüz kesinlikteki belgeleridir…

09.08.2020
A+
A-

Saygıdeğer Arkadaşlar!

Biz, bu Kaçak Saray avanesinin yani Hafız ve yandaşlarının tamamının Amerikan yapımı – “Made in USA” olduğu tesbitinde bulunmuştuk, ilk ortaya çıktıkları anda.

Bunlar 1945 sonrası ABD’nin Emperyalist Sistemin dünya jandarmalığını İngiltere’den devralmasıyla birlikte tasarlayıp 1950 başlarında İslam ülkelerinin tamamında uygulamaya koyduğu Yeşil Kuşak Projesi’nin ürünleridir.

Özetçe bunlar yüzde yüz kesinlikte Amerikan malıdırlar ve o insanlığın başbelası emperyalist çakala hizmet ederler.

Tayyip’in, BOP Haritası ortada olduğu halde, o haritada 22 İslam ülkesiyle birlikte Türkiye’nin üç parçaya bölünecek olduğu en kör gözlerin bile görebileceği açıklıkta gösterildiği halde; “Ben BOP Eşbaşkanlarından bir tanesiyim ve biz bu görevi yapıyoruz”, diye meydanlarda dolaşması, ekranlarda höykürmesi işte bu sebeptendir. Adam pervasız. İçerideki cahil ve bilinçsiz insanlarımızı nasıl olsa “Allah’la Aldat”tım o büyük aldatıcı (İblis) gibi, onlar uyanmazlar. Böyle konuşayım ki efendim Amerika, onun ne kadar sadık bir hizmetkârı olduğumu görsün. Görsün de Kaçak Saray Saltanatımı daim kılsın, diye düşünmektedir gayrı.

Ne acıdır ki bu düşüncesinde de pek yanılmadı. 18 yıldır Türkiye’yi felaketten felakete sürükledi. Etmediği ihanet, vurup talan etmediği kamu malı kalmadı. Amerikalı efendisi onu hâlâ iktidarda tutmaya devam ediyor. Demek ki hizmetkârlığından-taşeronluğundan ziyadesiyle memnun…

Bunların ABD devşirmesi, ABD malı ve taşeronu olduğuna dair iki somut belge sunacağız. Dikkatlice izleyelim:

“Washington Post’tan Karen De Young’a konuşan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin talepleri üzerine Sovyetlere karşı Vahabiliği yaymaya başladıklarını söyledi.

“ABD’ye iki haftalık bir ziyaret gerçekleştiren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS), Amerikan medyasına verdiği demeçlerde, ‘Soğuk Savaş sırasında Washington’ın talebiyle komünizme karşı Vahabiliği yaymaya başladıkları’ mesajını verdi.

“Suudi Veliaht Prensi’nin bu konudaki açıklamalarını Washington Post gazetesinden Karen De Young aktardı.

“WP: KÜRESEL TERÖRİZMİN KAYNAĞI OLARAK GÖSTERİLEN VAHABİLİK

“Habere göre Suudi Arabistan’ın egemen ideolojisi olan ve bazı kesimler tarafından küresel terörizmin temel kaynağı olarak gösterilen Vahabiliğin Suudi finansmanıyla yayılmasıyla ilgili soru üzerine, MbS, küresel çapta cami ve medreselere yatırım yapmalarının kökenlerinin Soğuk Savaş’a uzandığını belirtti.

“PRENS: KAYNAKLARIMIZI SEFERBER ETMEMİZİ İSTEDİLER

“Veliaht Prens, Sovyetler Birliği’nin Müslüman ülkelerle ilişkileri ilerletmesini engellemek için müttefiklerin Suudi Arabistan’dan kaynaklarını seferber etmesini istediklerini aktardı.

“İPİN UCUNU KAÇIRDIK’

“Takip eden Suudi hükümetlerinin bu işle uğraşırken ipin ucunu kaçırdığını dile getirip ‘Şimdi her şeyi geri toplamamız lazım’ diyen MbS, Vahabiliği yayma faaliyetlerinin finansmanının artık hükümet değil, Suudi merkezli vakıflar tarafından sağlandığını sözlerine ekledi.”  (https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201803281032819207-suudi-veliahti-muttefikler-istedigi-icin-sovyetlere-karsi-vahabiligi-yaydik/)

Netçe görüldüğü gibi, Vahabilik’i (Selefiliğin uca vardırılmış halini) Amerika istedi, biz de yayılması için elimizden geleni yaptık, diyor. Sovyetler’in etkisinin ve Sosyalist Teorinin İslam ülkelerine nüfuz edememesi için Vahabilik’le bir set oluşturduk önlerine, diyor…

İşte bu Muaviye–Yezid Diniyle ya da CIA-Pentagon-Washington İslamı’yla meczuplaştırdıkları, başta İslam ülkeleri gelmek üzere dünyanın dört bir tarafından topladıkları insanları Pakistan’da eğitip donattı (silahlandırdı) ABD ve onun casus örgütleri.

Adlarına “Özgürlük Savaşçısı Mücahidler” dedi CIA. Tabiî bizim gibi uydu ülkelerin siyasileri ve medyası da… Türkiye’den de katılanlar oldu bu insanlık düşmanı, CIA kuklası örgüte. Ve Türkiye’de de maddi yardım toplandı.

İşte IŞİD’in – DEAŞ’ın kart babası olan Taliban, El Kaide böyle oluşturuldu…

El Kaide lideri Usame Bin Ladin’le ABD Emperyalist Haydudunun en önde gelen akıl hocalarından Zbigniew Brizezinski’nin uzun namlulu otomatik piyade tüfeği eğitimini yaparlarken çekilmiş fotoğrafları vardır, hatırlanacağı gibi…

Bu insanlık düşmanı canavarlaştırılmış yaratıkları tekniğin son sözü silahlarla (Stinger füzeleri dahil) donatıp Afganistan’daki Sosyalist iktidara saldırttı AB-D Çakalları.

Ki Amerika o yıllarda 40 yıllık “NATO Müttefiki” Türkiye’ye bile vermemişti bu silahları…

Sonrası malûm… Yiğit, yurtsever, devrimci Muhammed Necibullah liderliğindeki Sosyalist iktidar 1993 yılına dek direndi bu alçakların saldırıları karşısında…

Fakat Sovyetler ve Sosyalist Kamp çökmüştü. Çin Halk Cumhuriyeti manyaklaşmış bir ihanet içindeydi. Düşmandı yani Afgan Sosyalist iktidarına…

Bir başına kalmıştı Afgan devrimcileri. Karşılarında ise emperyalist sistemin tamamı vardı. Sonunda yenildiler. Ama asla teslim olmadılar. Cesurca ölümü kucakladılar… Yüreklerimizde ve kavgamızda yaşamaya devam edecekler. Ve en sonunda davaları – davamız zafer kazanacak… Son sözü biz söyleyeceğiz  yani…

Şimdi gelelim Türkiye’nin en sinsi, en yılan ve kaşar Ortaçağcılarından Kraliçe’nin Gülü’nün itiraflarına:

“11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Ayasofya’nın ibadete açılması kararı sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak tebrik ettiği ileri sürüldü.

“Ayasofya’nın Danıştay kararından sonra Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeniden ibate açılması 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de mutlu etti. Gül iki gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak “Hayırlı olsun” dedi.

“Esnafhabertv’de yazan, Milli Görüş’ü yakından tanıyan gazeteci yazar Fehmi Çalmuk’un, Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edindiği bilgilere göre; Erdoğan’ın görüşmede MTTB döneminde Ayasofya için birlikte eylemlere katıldığı ve uzun yıllar yol arkadaşlığı yaptığı Abdullah Gül’ü 24 Temmuz günü Cuma namazıyla yapılacak açılışa davet etti.

“Pelikancılar ve bazı trollerin 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yönelik saldırılarına cevap niteliğinde olan Ayasofya görüşmesi iki ismin telefon diplomasisini de ortaya çıkarttı. Görüşmenin 15 Temmuz’un dördüncü yıl dönümünden önce olması da dikkat çekti.

“GÜL MTTB’DE YÖNETİCİYDİ

“Türkiye’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle 1953 yılında İstanbul’un fethi kutlamaları başladı. Ancak Ayasofya’nın ibadete açılması konusu 1965 yılında MTTB genel başkanlığa gelen Rasim Cinisli döneminde başladı. Ayasofya’da namaz eylemi içinde yer alan “Zincirler Kırılsın Ayasofya açılsın” sloganları atan 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül o günleri “Ben İstanbul Yönetim Kurulu Üyesiydim. Çok sayıda kültürel faaliyetlerimiz vardı. Bunları organize eden kişilerden birisiydim. Hatıramız çoktu doğrusu. Bir 5-6 yılımız var ki tamamen gecemiz gündüzümüz üniversite olmuş” diye anlatmıştı.

“Büyük Doğu’nun Atlıları kitabı ve belgeseli için verdiği röportajda Abdullah Gül şunları söylemişti:

“O zamanki dönemlere bakarsanız, özellikle 1960’dan sonra Türkiye’de çok yoğun bir sol propaganda başlamıştı. Ve o zamanlar Sovyetler Birliği vardı ve onun cazibesi ve propaganda gücü çok ayrıydı. Türkiye’de çok ayrı bir sol akım gelişiyordu. Marksist gibi. 60 ihtilalinin getirdiği ortamdan sonra da üniversitelerde olağanüstü güçlü bir hale geldi.

“Bu akımlar öyle bir hale geldi ki diğer bütün düşünceleri adeta bastırıp onları hem düşüncelerini empoze hem de kendileri gibi düşünmeyenleri dışlayan ve fiili güç kullanan bir hale gelmişti. Şimdi böyle bir ortamda Milli Türk Talebe Birliği gerçekten büyük bir sığınak ve ocak oldu.

“Demin söylediğim gibi milliyetçi mukaddesatçı olarak tarif edilen daha geniş anlamıyla vatansever, dini inançları güçlü, muhafazakâr, kendi geleneklerine, kendi tarih şuuru bilinci içerisinde olan, kendi değerlerine her zaman önem veren bir üniversite gençliğinin bir araya geldiği bir topluluktu. Bu belki de bu değerlere sahip olanların ilk bu kadar yaygın bir şekilde üniversiteleri bir araya getirdiği bir ortamdı. Dolayısıyla bu kadar yoğun bir üniversite gençliği içerisinde inançlı, azimli, kararlı dava sahibi olan… Ki o zaman hepimizin kendimize biçtiği şey, dava adamlığı olmaktı.

“Davamızda ülkemizi mutlu, güçlü ve özgür kendi düşüncelerimizin en güzel şekilde yaşayabilir bir ortam. O zaman rahmetli Necip Fazıl’ın da söylediği gibi “Öz yurdunda garip, öz vatanda parya” adeta hisseden, daima dışlanan ve daima yasaklarla karşı karşıya kalan bir inanç, düşünce temsilcilerinin büyük bir azimle Türkiye’yi çağdaş memleketlerdeki gibi özgür, güçlü ve aynı zamanda kendi kimliği ve kendi değerleriyle güçlü yapma arzusuydu bu.” (https://odatv4.com/abdullah-gulden-erdogana-ayasofya-telefonu-15072057.html)

İngiltere, Exeter (yani Ortadoğu ülkelerinde görev yapacak ajanlar yetiştiren) üniversiteden mezun A. Gül’ün bu itirafları da birebir gerçeği yansıtmaktadır. A. Gül, tâ lise yıllarında CIA gönüllüsü ve Menderes’in Örtülü Ödenek beslemesi müflis kumarbaz ve alkolik Necip Fazıl Kısakürek tarafından meczuplaştırılmış ve devşirilmişti.

  1. Gül’ü, bir başka CIA gönüllüsü Sabahattin Zaim alıp üniversiteye yerleştirmiş ve akademisyen yapmıştı.

İşte bu Kraliçe’nin Gülü, MTTB – Milli Türk Talebe Birliği altmışlı yıllarda, daha doğrusu 1965’te CIA güdümlü Ortaçağcılar tarafından ele geçirilince buraya girip çalışmaya başlıyor.

Hatırlanacağı gibi şu anki hainlerden, ABD piyonlarından derleşik Kaçak Saray avanesinin kodamanları o yılların bu gerici örgütlerinden yetişmiştir. Bunlar; MTTB, Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cemiyeti gibi hepsi de CIA ile iç içe ve CIA tarafından yönetilen örgütlerdir. Siyonist İsrail de bu gerici örgüt ve onların yöneticilerine maddi manevi destek vermiştir.

Bu ihanet örgütlerinin içyüzlerini ve CIA bağlantılarını daha önceki yazılarımızda ve kitaplarımızda ayrıntılıca işlemiştik…

İsteyen arkadaşlar Cengiz Özakıncı’nın “İblis’in Kıblesi”, Murat Ağırel’in “Sarmal” adlı kitaplarıyla bizim “ABD-AB Emperyalizmi, Ortaçağcı İrtica ve Türkiye” adlı kitaplarımıza bakabilirler.

Burada tekrar belirtelim ki Murat Ağırel, “Sarmal”da Tayyipgiller’in içyüzünü sergilediği için şu an Silivri Zindanında tutulmaktadır.

Bugün Tayyipgiller’in savunduğu Muaviye-Yezid Dini de IŞİD’in savunduğu Vahabilik’ten özce farklı değildir. Hatta İmam Hatiplerde, tarikatlarda ve İlahiyat Fakültelerinde öğretilen İslam da Muaviye-Yezid İslamıdır, IŞİD İslamıdır, Vahabilik benzeri bir İslamdır.

IŞİD ne yapıyor?

Esir aldığı insanların, Alevi inancına sahip kişilerin sorgusuz sualsiz başını kesiyor.

Tayyipgiller İslamcıları da 15 Temmuz’da ne yaptılar?

Gencecik askerlerimizin ve Hava Harp Okulu öğrencilerinin aynı şekilde başlarını kestiler.

IŞİD ne yapıyor?

Esir aldığı kadınları cariye yapıyor.

Tayyipgiller Dincileri ne yapıyor?

“Nevşin, Berna, Feyza” benim payıma düşer. Onlar benimdir.”, diyor.

İşin en acıklı tarafı ise Tayyipgiller yargısı, bu namussuzca ve ahlâksızca paylaşımda herhangi bir suç unsuru görmüyor.

Bunların en kaşarlarından (şu anki tutumu da Tayyipçiliktir) Abdurrahman Dilipak da, yıllar önce Meral Tamer’e verdiği bir röportajda; “Dinden çıkanların kadınları cariye, çocukları esir olarak alınır. Kendilerinin de boynu vurulur. Bu İslamın emridir.”, diyerek Tayyipgiller avanesinin tamamının dini ve siyasi ideolojisinin IŞİD’le birebir örtüştüğünü açık ve kesin bir biçimde itiraf etmişti.

Tayyipgillerin inancına ilişkin bütün bu gerçekleri İlahiyatçı Mustafa İslamoğlu da bir çok yazı ve konuşmasında ayrıntılıca fakat şu tivitinde özetçe ve özce ortaya koymuştur:

“İmam-hatip ve ilahiyat müfredatı değiştirilmedikçe bu memlekette geleceğin IŞİD’çileri yetişmeye devam edecektir.”

Çünkü hepsinin ortak paydası Muaviye-Yezid İslamıdır. Günümüzün anlayışıyla CIA-Pentagon-Washington İslamıdır. Temel konulardaki aynılıkları bu ortak paydadan kaynaklanmaktadır.  Hep söyleyegeldiğimiz gibi Yoldaşlar, bunlar insanlık düşmanıdır, ahlâk ve namus düşmanıdır. Bunlarda vicdan, merhamet iflas etmiştir.

Bilindiği gibi Tayyipgiller yargıyı da çökertmişler ve onu Kaçak Saray’ın hukuk bürosuna çevirmişlerdir. Suçlular masumları, vatanseverleri yargılamaktadır artık…

Devrimci Gelenekli Ordu Gençliği’mizin üniversiteli Aydın Gençliğimiz’le el ele vererek gerçekleştirdiği 27 Mayıs Politik Devrimi, Sosyalizmin önündeki bendi yıkarak onu serbest bırakmıştır. Aydınlanmaya, ilericiliğe ve devrimciliğe aç aydın gençliğimiz ve yurtsever, Mustafa Kemalci aydınlarımız sel gibi akmaya başlamışlardır Sosyalizme doğru.

Sosyalist bir Gençlik ve her kesimden kadrolar yetişmeye, Sosyalist bir kültür oluşmaya başlamıştır…

İşte bu gelişimin önünü kesmek için ABD ve onun casus örgütleri harekete geçmiş, yukarıda adları anılan Ortaçağcı, CIA yörüngesindeki yapıları oluşturmuştur.

Hatırlanacağı gibi bu hain kurumlar yeterli olmamıştır Sosyalist gelişimin önünü kesmeye… Bu sefer de CIA on yıl arayla iki faşist askeri darbe tertipletmişti, Ordudaki Amerikancı NATO Paşalarına…

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbelerini tezgâhlamıştır alçak ABD…

Bu konuda da çok yazdık ve konuştuk, arkadaşlar… Daha geniş bilgi edinmek isteyen arkadaşlar onlara, o konuşmalarımıza, yazılarımıza ve o konudaki kitaplarımıza bakabilirler…

Tüm bu bilgilere ilaveten, Tayyipgiller’in nasıl partileştirildiğini, ABD, İngiltere ve Siyonist İsrail’in bu işi nasıl kotardığını Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı’nın Cem Özer’e ve Merdan Yanardağ’a verdiği röportajları görüntülü olarak izleyebilirler, internette mevcuttur.

Biz bu röportajları hem görüntülü olarak, hem de tape edilmiş olarak yazılarımızda, kitaplarımızda vermiştik.

Burada şunu da belirtmeden geçmeyelim ki AKP’nin kuruluşunda ve iktidar oluşunda Deniz Baykal alçağının rolü belirleyici etkenlerden biri olmuştur.

 

Özetçe Yoldaşlar;

Demek ki biz bunca yıldır bu Tayyipgiller, ABD devşirmesi ve yapımı derken, ABD taşeronu derken asla abartma ve yakıştırma yapmıyormuşuz. Tam tersine; gerçeğin tâ kendisini ifade ediyormuşuz…

Bunlar da devrilecek. Ve bütün hainler gibi bunlar da tarafsız ve bağımsız mahkemeler huzurunda hesaba çekilecek. Hem de bugünkü kanunlar çerçevesinde.

Bundan asla kuşkumuz olmasın.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

17 Temmuz 2020

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı