AKP’giller köylümüze de tüketicimize de hayat pahalılığı ve zulümden başka bir şey getirmiyor

13.06.2022
A+
A-

5 Haziran’da buğday alım fiyatları AKP’nin Kızılcahamam toplantısında açıklandı. Çiftçimize ve emekçi halkımıza yapılan büyük kazığı sona saklamışlar. Tayyip Erdoğan kapanış konuşmasında 2022 yılı buğday ve arpa alım fiyatlarını açıkladı.

Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) sert ekmeklik buğday alış fiyatı ton başına 6 bin 50 lira, bin lira da prim bedeli olmak üzere toplam 7 bin 50 lira oldu.

Arpa alış fiyatı da ton başına 5 bin 500 lira, 500 lira prim bedeli ile 6 bin lira olarak açıklandı.

Bahsi geçen “prim ödemesi”nden, ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’ya veren Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçiler yararlanabiliyor.

Basına yansıyan haberlere göre, 2021-2022 hasat yılında TMO 12 ayrı ithalat ihalesi yaptı. Yani asıl işini bırakıp ithalat ofisi gibi çalışır oldu. Çıkılan ihaleler sonucunda 3 milyon 845 bin ton ekmeklik buğday ithal edildi. 30 Haziran 2021 tarihindeki ilk ihalede o günkü dolar kuruyla ton başına yaklaşık 2 bin 300 TL yurt dışına akıtıldı. Tabiî bu fiyat Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin ardından 17 Mart 2022’de yapılan ihalede 6 bin 700 TL’ye kadar yükseldi.

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre, geçen yıl 17 Mayıs 2021’de çiftçiden ekmeklik buğday alım fiyatı ton başına 2 bin 250 lira olarak açıklandı. Toprak Mahsulleri Ofisi bu fiyattan çiftçiden buğdayını alamadı. Fakat, tonunu 262 dolardan başlayarak bir dönem 457 dolara kadar ithal etti. İthal buğdayın tonunun 6 bin liranın üzerine çıktığı dönemler oldu.

Kendi köylümüze-çiftçimize maliyetin altında ücretler dayatılırken, milli servetimiz başka ülkelere akıtıldı. Hem de kendi çiftçimize reva görülen düşük ücretlerin neredeyse 3 katı kadar ücret buğday ithalatı için harcandı. Bu durum maliyetlerini karşılayamayan çiftçimizin üretimden çekilmesine, buğday üretiminin azalmasına sebep oldu.

Buna rağmen bakın Tayyip Erdoğan buğday ithalatını nasıl savunuyor:

“(…)Tahıl fiyatındaki dalgalanma üretim eksikliğinden değil. Biz buğdayı kendi ihtiyacımız için değil, onu işleyip tüm dünyaya satmak için ithal ediyoruz.”

Neden buğday ithal ediyormuşuz?

Kendi ihtiyacımız için değil.

Ne için?

Onu işleyip tüm dünyaya satmak için.

Peki ithal ettiğimiz ülke bunu yapamıyor mu da biz onun buğdayını işleyip satıyoruz?. Kendi buğdayımız ne güne duruyor? Niye kendi buğdayımızın verimini arttırıp onu işleyerek tüm dünyaya satmıyoruz?

Bu açıklamada bir tutarlılık gören beri gelsin.

Peki, köylünün-çiftçinin girdi maliyetlerini karşılayabilmesi için ton başına buğday ve arpa alış fiyatları en az ne kadar olmalı?

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Şanlıurfa Şubesi, girdi maliyetlerine dayanarak yaptığı hesaplamayla; 2022 yılı sulu koşullarda ekilen 1 kg durum buğdayın (makarnalık buğdayın) tahmini üretici satış fiyatının 8,37 TL, ton başına 8370 TL; 1 kg ekmeklik buğdayın üretici tahmini satış fiyatının 7,87 TL, ton başına 7870 TL; kuru koşullarda ekilen 1 kg arpanın üretici tahmini satış fiyatının 6,28 TL, ton başına 6280 TL olması gerektiğini açıkladı.

Şimdi Tayyip Erdoğan ne kadar açıklıyor buğday ve arpa fiyatlarını?

Buğday alış fiyatı ton başına 6 bin 50 lira. Arpa alış fiyatı da ton başına 5 bin 500 lira. Ekmeklik buğdayın maliyetlerini karşılayabilmesi için ton başına 7 bin 870 TL’den yani en az 8 TL’den üreticiden alınması gerekirken AKP’giller 6 bin 50 TL fiyat biçiyorlar.

Geçen yıla göre buğday alım fiyatı 2,8 kat arttırılırken, arazi kirası, işçilik, akaryakıt, gübre, tohum, ilaç gibi girdilerin fiyatı bunun çok daha üzerinde zamlandı. Dolayısıyla buğday ve arpa alım fiyatlarındaki artış, yapılan zamların yanında kuş olmuş durumda.

Bir süredir basına da yansıdığı gibi, dünyada da bir buğday ve ekmek krizinden bahsediliyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun küresel fiyat endeksi Mart 2022’de tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Önümüzdeki dönemde de bu artışın devam edeceği öngörülüyor ekonomistler tarafından. Uluslararası arenada yılbaşından bu yana buğdayın fiyatı yaklaşık yüzde 60 oranında arttı. Bu da başta ekmek olmak üzere diğer unlu mamulleri, makarna vb. buğdaydan yapılan tüm ürünleri etkiliyor.

Dünyada da buğday ve ekmek krizinin kapıda olduğu bir dönemde, kendi buğdayını üretemiyor olmak, buğdayda yani ekmekte dahi ithalata bağımlı olmak, bu krizden en fazla etkilenecek ülkeler arasında olacağımızı gösteriyor.

Namuslu Bilim İnsanı Osman Nuri Koçtürk, 1969 yılında yayımlanan “Açlık Korkusu” adlı kitabında, Türkiye’nin 1953 yılına kadar buğday stoklarına sahip ve tahıl ihraç eden bir memleket olduğu bilinmektedir.  Öyle olmasına rağmen 1953 yılından sonra Amerika’nın PL 480 yardım programlarından faydalanarak sağlanan çeşitli yiyecek maddeleri ve bu arada buğday, yurdumuzdaki buğday ekim sahalarının daralmasına ve bu sahalara pamuk, tütün, pancar ve emsali endüstriyel bitkilerin ekilmesine sebep olmuştur, diyor. Osman Hoca bu sözleriyle ülkemizin tarım politikalarının ABD-AB Emperyalistleri tarafından nasıl belirlendiğini de ortaya koymuş oluyor. ABD Emperyalistlerinin planları tıkır tıkır işliyor. Bugün Cumhuriyet Tarihinin en halk düşmanı ve en Amerikancı İktidarı AKP’giller tarafından tarımsal girdilerde tamamen dışa bağımlı hale getirilmiş durumdayız.

1969 yılında yazılan şu sözlere bakar mısınız, sanki bugünleri anlatıyor:

“Bilindiği gibi on yıl önce diğer memleketlere buğday ihraç eden Türkiye’miz bugün dünyanın en çok buğday ithal eden memleketlerinden biri haline gelmiş bulunuyor. Amerika’da üretilen buğday ve soya fasulyesinin bu toplumun ihtiyacını aşarak bir üretim fazlası haline geldiğini biliyoruz. Elde kalan buğdayın bir zamanlar Brezilya’nın yaptığı gibi denize dökülemeyeceğini ve trenlerde yakıt olarak kullanılamayacağını bilen Amerikalılar, bu üretim fazlaları için yeni pazarlar aramaya başlamışlardır. Şüphesiz buğday ürettiği ve hatta ihraç ettiği halde, buğday satın alan bir memleket haline getirilmek istenilen Türkiye’nin şartlarını değiştirmek ve kaynaklarını yetersiz hale sokmak kolay bir iş olmayacaktır. Bunu temin etmek için önce PL 480 kararı ile Türkiye’mize buğday yardımı yapılmaya başlanılmıştır. (O. N. Koçtürk, Açlık Korkusu)

Daha o günlerde planlananlar bugün aynı şekilde halk düşmanı iktidarlar tarafından uygulanagelmiş ve ülkemiz ithalata dayalı bir tarım ve hayvancılık politikasına mahkûm olmuştur. Gıda fiyatları da buna bağlı olarak fahiş oranlarda artmış, buğday üretimi azalmış, bir zamanların buğday ihracatçısı Türkiye, buğdayı ithal eder hale getirilmiştir.

Sanıyoruz ki, yazımızın sonunu en güzel bağlayacak bölüm Halkın Kurtuluş Partisi Programı’nda yer alan “Köylü Meselesi, Örgüt ve Ekonomi Politikası” bölümünün 15. Maddesidir:

“15- FİYAT POLİTİKASI: Tarım ürünleri aleyhine, sanayi ürünlerinin fiyat artışı durdurulacak. Köy ürünlerinin gerçek köylü kooperatifleri eliyle ihracatı kolaylaştırılacak, Ofisin yönetim ve kontrolü köylü örgütlerine bırakılacak.

“Modern üretim küçük ekincilere kadar götürülerek tüm tarım ürünlerinin maliyet fiyatları indirilecek.”

Bu yapılmadıkça, TMO ithalat ofisi gibi çalışacak, artan maliyetler altında köylü ezilecek, üretimden çekilecek, ürünlerin fiyatı artacak ve bir kısır döngü gibi çare ithalatta aranacak. Ama hiçbir sorun çözülmediği gibi, sorunlar kangrenleşecek, hayat pahalılığı ve işsizlik canımıza tak ettirmeye devam edecek.