AKP’nin Hukuk Büroları Bağımsız Olabilir mi?

05.09.2016
A+
A-

 

Her şey 12 Eylül 2010 referandumu ile başladı. AKP’giller tarafından Referanduma sunulan Anayasa değişikliklerinin en önemlileri yargıdaki değişikliklerdi. Bu değişikliklerin arasına; “12 Eylül’le hesaplaşıyoruz.”, “darbecilerin yargılanmasını sağlıyoruz” diyerek göstermelik bir iki madde koyarak, “yetmez ama evet”çi hainler olmak üzere, bazı gafilleri de avlamayı başardılar. Böylece başta Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) olmak üzere yüksek yargının yapısını değiştirdiler.

Ardından, “yargıda demokrasi” söylemleriyle sözde seçimler yaparak HSYK üyelerini belirlediler. Ama bu seçimlerde yargı mensupları ilk kez siyasal görüşlerine göre çeşitli yapılanmalara ayrıldılar. Seçim öncesinde kıyasıya yürütülen kulislerle, bakanların açık müdahaleleriyle seçimler sonuçlandı ve HSYK üyelerinin ezici çoğunluğu AKP yandaşları ile Pensilvanyalı İblis’in Cemaat mensuplarından oluşturuldu.

Öyle ki, geçtiğimiz günlerde “FETÖ mensubu olduğu” gerekçesiyle tutuklanan AYM üyesi Alpaslan Altan’ı;  Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek “hülle” yöntemleri uyguladılar. İlkin Ulaştırma Bakanlığına müsteşar olarak atayıp, bir-iki ay sonra da “yüksek bürokrat” kontenjanından mahkeme üyeliğine atadılar.

Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine de (liyakat sahibi olup olmadıklarına bakmadan) doğrudan kendi adamlarını getirdiler. Böylece de yüksek yargıyı tamamen ele geçirmiş oldular.

Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldıran bu gelişmelere karşı sesini yükselten, eleştiri getiren az sayıdaki yargıç ise sürgünlerle, görevden almalarla, disiplin işlemleriyle susturuldular.

Yani planlarını sinsice uygulamaya koydular.

 

Türk Yargısı artık “majestelerinin yargısı”na dönüştü

Parti olarak, Referandumda “Hayır” oyu vermenin gerekçelerinden biri olarak dile getirdiğimiz “Yargının AKP’nin Hukuk Bürolarına Dönüştürüleceği” öngörümüz doğrulanmış oldu.

Artık, yüksek yargının başkanları “devlet başkanı” ve ailesiyle çay toplama partilerine katılır oldular. Onların bulunduğu toplantılarda (düğmesi olmayan) cübbelerini iliklemeye davrandılar. Danıştayın Kuruluş Yıldönümünde yargının sorunlarından bahseden ve eleştiri getiren savunma temsilcilerine “edepsizlik yapıyorsun” diyen siyasetçilerin peşine takılarak salonları boşaltmaya başladılar. Yıllardır Yargıtayın kendi salonunda yapılan Adli Yıl Açılış Törenlerini otel odalarına taşımaya başladılar.

Yani Türk Yargısı artık “majestelerinin yargısı”na dönüşmüş oldu. Yapılan kamuoyu yoklamalarında yargı; en güvenilmez kurumlar arasında yer almaya başladı.

İşte bu ortamda 2016-2017 Adli Yıl Açılış Töreninin yapılacağı yer tartışmaları gündeme geldi. Oysa Yargıtay başkanları ve savunma temsilcilerinin Adli Yıl Açılış Törenlerinde yargının sorunlarına ilişkin getirdikleri eleştiriler AKP’giller’in zoruna gittiğinden, bu törenleri yasal zorunluluk olmaktan çıkarmışlardı.

Bu yıl ise, 15 Temmuz çeteler savaşından sonra artık tamamen AKP’nin hukuk bürosuna dönüşen Yargıtay tarafından yapılan açıklamada; bu yılki Adli Yıl açılış töreninin Kaçak Saray’da yapılacağı duyuruldu.

Daha doğrusu, açıklamadan öğrendiğimize göre; ilkin bir otelde yapılmasına karar verilen ve hazırlıkları Nisan ayından beri devam eden, davetiyeleri bile bastırılan törenin; Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu’nun 16 Ağustos 2016 günü Kaçak Saray’da T. Erdoğan’ı ziyaretinden sonra; “sizlere müjdeli bir haberim var” diye başlayıp arkasını getirmediği açıklamadan sonra Kaçak Saray’da yapılmasına karar verilmiş.

Yargıtay’ın açıklamasının devamında Feyzioğlu’nun; “Bu yıl alternatif yargı yılı açılış töreni yapmak yerine “Yenikapı Ruhu”nun bir gereği olarak birlikte açılış töreni yapmak istediği ve adli yılın daha görkemli açılması için Türkiye Barolar Birliğinin de açılış törenine katılma arzusunu dile getirdiği,  bu yılki Adli Yıl Açılış Törenin ‘Millet Kongre ve Kültür Merkezinde’ yapılmasını düşündüklerini” bildirdiğini, bunun üzerine kendilerince de Adli Yıl Açılış Törenlerinin “milletin kendisine ait bir kamu tesisi niteliği taşıyan Millet Kongre ve Kültür Merkezinde yapılmasının uygun görüldüğü ve bu doğrultuda davetiyeler yenilenerek davetlilere gönderildiği, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının Adli Yıl Açılış Törenine katılmama kararını yeniden gözden geçirerek yargılama faaliyetinin vazgeçilmez bir unsuru olan avukatlık mesleğini temsilen törene katılacağını umuyoruz.” denilmektedir.

Aslında Yargıtay, bu yaptığının yargıyı siyasi iktidarın güdümüne sokmak olduğunu da görmekte ve hemen savunmaya geçerek; “Bilinmelidir ki, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kurumumuz tarafından büyük bir özenle ve titizlikle korunmakta olup, kapasitesi sınırlı ve güvenlik açısından sıkıntılı olabileceği anlaşılan bir otelin toplantı salonu yerine sahibi devlet ve millet olan bir kongre salonunda bu toplantının yapılacak olmasının nasıl yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceğini anlamakta zorluk çekmekteyiz.” diyerek ev sahibini bastırmak istemekte.

Burada hemen soralım bu “yüksek” yargıçlara:

Kaçak Saray’daki “Millet Kongre ve Kültür Merkezi” Nisan ayından bu yana yok muydu?

Güvenlik sorunu yeni mi ortaya çıktı?

Tabiî ki hayır!

Siz, yaptığınızın yanlış olduğunu, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşüreceğini bal gibi ya da zehir gibi biliyorsunuz. Bu nedenle, başlangıçta Kaçak Saray’da bir organizasyon düşünemediniz. Ancak önünüzü M. Feyzioğlu açınca siz de fırsatı kaçırmadınız.

TBB Yönetim Kurulu’nun, Feyzioğlu’nun tamamen kişicil hesap-kitaba dayalı ve kendisini pazarlayıcı bu çıkışına tavır alıp, Kaçak Saray’daki törene katılmama kararına rağmen, siz, “vatan, millet, devlet, güvenlik” edebiyatlarıyla ve sıkıntılı bir dille açıklamalar yaparak, savunmayı da yanınıza çekmeye çabalamaktasınız.

Tayyip’in Danıştay Kuruluş Töreninde Feyzioğlu’na “edepsizlik yapıyorsun” demesine karşı tek kelime etmediğiniz gibi, o tarihten bu yana TBB Başkanı’nın Adli Yıl Açılış Törenlerinde konuşturulmamasını da içinize sindirdiniz. Şimdi de kalkıp;  avukatlık mesleğinin “yargılama faaliyetinin vazgeçilmez bir unsuru” olduğundan dem vurmaktasınız.

Bu arada, Kaçak Saray’ın kondurulduğu araziyi yapılaşmaya açan 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının yürütmesini durduran Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun kararını ve bu karara karşı Tayyip’in “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Siz ne karar alırsanız alın, oranın açılışını yapacağım ve oturacağım” diyerek hukuka, yargı kararlarına meydan okuduğunu siz bilmiyor musunuz?

Elbette biliyorsunuz.

Öyleyse burası ne zamanda beri “milletin kendisine ait bir kamu tesisi niteliği” taşımaktadır?

Sahi, size inandırıcı geliyor mu bu açıklamanız?

 

Feyzioğlu, kişicil çıkarlarıyla hareket ediyor

Bu arada hemen belirtelim ki, Feyzioğlu’nun Kaçak Saray ziyareti sonrasında sadece “müjdeli haber” diye açıkladığı, ayrıntılarını vermediği görüşmenin içeriğini deşifre eden Yargıtayın bu açıklamasıyla, TBB’nin başındaki bu şahsın savunma mesleğine ne kadar tahribatlar açtığı da iyice açığa çıkmıştır.

Feyzioğlu’nun Kaçak Saray’a görüşmeye gideceğini duyar duymaz, (diğer sayfalarımızda okuyacağınız) eleştirilerimizle kendisini uyardık. Danıştay’ın Kuruluş Yıldönümünde kendi şahsında savunma mesleğine yapılan hakaretleri hatırlattık. Hoş kendisi bu hakaretler karşısında sustu. En küçük bir hak arama yoluna girmedi, giremedi. Kendisinin şahsında tüm savunma mesleğine yapılan bu hakaretlere karşı yine biz harekete geçtik. Halkçı Hukukçular olarak Tayyip hakkında Suç Duyurusunda bulunduk. Tabiî, malum hukuk büroları (hukuki yarar yokluğundan) şikâyetimiz hakkında takipsizlik kararı verdi.

Sanki, şimdiye kadarki Adli Yıl Açılış Törenlerinde konuşturulmayan kendisi değilmiş gibi, Kaçak Saray’da T. Erdoğan’a methiyeler düzdü. 15 Temmuz’un; Cumhuriyeti ve kazanımlarını ortadan kaldıran iki Ortaçağcı gücün kanlı hesaplaşması olduğu ayan beyan ortadayken bu vatandaş, bu hesaplaşmanın galibine yanaşarak, Fetullah Şeytanını taşlama ayinlerine katıldı.

Tabiî, yanına yanaştıkları AKP’giller gibi yine toplumu kandırarak. Çünkü yanına aldığı 70 Baro başkanı toplam avukat sayısının ancak % 30’unu temsil etmektedir. Feyzioğlu’nun savunma camiasını temsil etmekten çok uzakta olduğunu aslında Tayyip de bilmektedir. Ama bu geçiş sürecinde, geçmişteki bütün hakaretlerini yemiş-yutmuş birisinin kendine biat etmesi ve methiyeler düzmesi de işine gelmektedir.

İşte bu nedenle Feyzioğlu’nun ihaneti affedilemez.

Esasen Yargıtayın yukarıdaki çağrısı da onurlu bir duruş sergilemekten uzak birine yapılmış suç ortaklığı teklifidir.

Bir daha tekrarlayalım; Kaçak Saray’da yapılacak Adli Yıl Açılış Töreninin yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığından hiçbir eser kalmadığının tescili olacaktır. Aslında bunu kendileri de bilmektedir. Yaptıkları çağrıyla savunmayı da biat ettirmek istemekteler.

Ne diyelim, kendileri gibi Feyzioğlu da biat etmekte özgürdür. Feyzioğlu cürmü kadar yer yakar ancak. Ama savunma makamını, avukatları teslim alamazlar, alamayacaklar.

Duyduğumuza göre törenlerde “Devlet Başkanı” da konuşma yapacakmış. Kendilerine önerimiz; cüppelerine bir düğme diktirsinler ki, konuşmayı ayakta dinlerken cübbelerini iliklemekte zorlanmasınlar.

Siz bağımsız ve tarafsız değilsiniz.

Siz majestelerinin yargısı oldunuz artık. 30.08.2016

 

 

Biz bu yazıyı yazdıktan iki gün sonra; Kaçak Saray’da düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreninde yüksek yargıçlar, şu anda yasamanın da yürütmenin de tek hâkimi olan, ağzından her çıkanın yasa hükmünde olduğu, diplomasız “devlet başkanı”nın salona gelişinde ayağa kalkmış ve “huşu içinde” alkışlamışlardır.

Adam bir de bu yüksek yargıçların gözünün içine baka baka; “Burası milletin malıdır, burada Adli Yıl Açılışı yapmak yargıyı bağımsızlaştırır” diyerek, dalgasını geçmiştir.

Yukarıda da belirttik, yargı kararlarına meydan okunarak yapılan bu yer nasıl “milletin malı” olabilir?

Devam ediyor, “Dostlarımızdan ‘Yenikapı Ruhu’na uygun davranmalarını bekleriz.” diyor.

Yani Kılıçdaroğlu ve Feyzioğlu’na; “sözünüzde durun, ikili oynamayın, baş başa görüşürken verdiğiniz sözleri tutun” diyor. Özetçe, biat edeceksiniz diyor. Yüksek yargıyı da biat ettirmiş oluyor.

Aslında bu töreni Kaçak Saray Camii’nde “zikrullah” çekerek tamamlasalardı, bizim yüksek yargıçların “bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları” daha da artardı.

Böylece, zaten hiçbir zaman bağımsız ve tarafsız olmamış yargı, Ortaçağcılar elinde bir oyuncağa, kadı makamına dönmüştür.

Bunu da biz düzelteceğiz. Halk adına karar veren ve Halkın Adaletini sağlayan, yargı mekanizmasını oluşturmak da Demokratik Halk İktidarının temel görevlerindendir.