“Bakara Makara”ya devam!

08.11.2020
A+
A-

Hüseyin Ali

             17-25 Aralık’ın rüşvetçi kahramanları!

Bakara Makaracı Egemen Bağış ile Metehan Demir adlı asker eskisi, gazeteci bozuntusunun diyaloğunu hatırlıyoruz.

Tayyipgil-Feto kapışmasında, 17-25 Aralık sürecinde sızan diyaloğun bir kısmı şöyleydi (https://www.youtube.com/watch?v=dxNyqFA4cL0):

(…)

Evet, aynen böyle oluyordu konuşma. Kur’an ayetleriyle edepsizce dalgalarını geçiyorlardı. Egemen; “Google’a gir, Kur’an’da kardeşlik, Kuran’da nankörlük, Kur’an’da bilmem ne diye search yap, hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane, salla gitsin”, diyordu. Metehan’ın; “Bu Bakara iyi ya” sözü üzerine de gülerek “Makara iyi”, diyordu.

Gerçekten de Kur’an’ı iyi makaraya sarmışlar… Dincilerce güya kutsal olan Kur’an ile böylesine dalgalarını geçiyorlardı.

Şimdi Müslümanlara saldırıldığı gerekçesiyle Fransa’ya söven Tayyip bir şey yapmış mıydı?

Susuşla geçiştirmişti. Ama bir süre sonra da Eylül 2019’da Prag’a Çek Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak atamıştı Egemen Bağış’ı.

Neden?

Çünkü “Tencere dibin kara, seninki benden kara”…

Malum, Egemen, Reza Sarraf’tan yüklüce, milyon dolarlarla ifade edilebilen rüşvetler almıştı. Ama tüm dinci tayfa bu rüşvetten nasiplendi, hiyerarşik yapıya uyarak tabiî… Yani Egemen 1 alıyorsa, en üstteki belki 10 alıyordu, belki de 100… Siyasi destek tamdı…

Nitekim Reza Sarraf’ın kuryeliğini yapan Adem Karahan, Sarraf’ın kendisine; “Korkacak bir şey yok, Türk Hükümeti de bu işin içinde”, diyecekti. Ortada 20 milyar doları bulan bir yolsuzluk vardı, Sarraf buradan % 8 komisyon aldığını söylüyordu. Demek ki en az 800 milyon dolar dinci rüşvetçilerle paylaşılmıştı.  (https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/tuncay-mollaveisoglu/sarraf-meselesi-800-milyon-dolar-rusveti-hangi-siyasiler-aldi-1768059)

En tepedeki işin içinde olmasa bu soygun yapılabilir miydi?

Tabiî ki hayır! Bu yüzden, biraz zaman geçtikten sonra, millet unutmuştur diyerek Egemen Prag Büyükelçiliğine atandı.

Yani, Bakara makaraya devam…

Çünkü hepsi bakara makaracı!

Gerçekten de öyle: Egemen birkaç ay önce Prag’dan bir Cuma Namazı fotoğrafı paylaştı; “Orta Avrupa’da cuma namazı @Prag”, başlığıyla. Yüzünde COVID için maske, bir cami veya mescitten çekilmiş olsa gerek. Ama yüzündeki maske COVID maskesi değil de soyguncu maskesi gibi durmuş (Resim 1). Gülelim mi, ağlayalım mı?

Bunların en etkili maskeleri din aslında. Kur’an’ı nasıl alet ettikleri ortada.

Egemen yüzünde soygun maskesiyle Prag’da Cuma Namazında (Temmuz 2020).

Öte yandan, Sarraf yolsuzluğu bugün hâlâ ABD’nin elinde bir koz olarak tutuluyor. Yeri geldiğinde kullanılmak üzere…

Tayyip ise bu sorunu bir an önce “sıfırlamak”, bu beladan sıyrılmak istiyor. Her fırsatta Halkbank işini söylüyor Trump’a.

Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapan John Bolton, görevinden ayrıldıktan sonra yayımladığı kitabında Halkbank olayından da söz ediyor [“Olayın Geçtiği Oda: Beyaz Saray Anıları” (The Room Where It Happened: A White House Memoir)]:

“Erdoğan ayrıca Trump’a sıkça tartışılmakta olan diğer bir önemli konudan söz etti: Devlet bankası olan Halkbank’ın üst düzey yöneticilerinden Mehmet Atilla’nın, bizim İran yaptırımlarımızı çok büyük miktarlarda ihlal ederek yapılan mali yolsuzluk nedeniyle tutuklanması. Devam etmekte olan bu adli soruşturma kendisinin ve ailesinin çıkarları için Halkbank’ı kullandığı yönündeki suçlamalar nedeniyle Erdoğan’ı da tehdit ediyordu ve bu suçlamalar damadının Türkiye Maliye Bakanı oluşundan sonra daha da kolaylaşmıştı. Erdoğan’a göre Halkbank suçlamalarından Gülen ve “Cemaati” sorumluydu, ailesinin büyüyen servetini belirtmek bir yana, bu ona karşı yürütülen komplonun bir parçasıydı. Erdoğan Halkbank davasının düşmesini istiyordu, ne var ki, ABD savcıları pençelerini bankanın hileli işlemlerine derinlemesine daldırmıştı bile.” (ay., s. 168-169)

Tayyip, elinde tuttuğu CIA Ajanı Rahip Brunson’u pazarlık amacıyla kullanmaya çalışıyordu. Yani aslında “Ver papazı, al papazı” pazarlığının arkasında yatan “Halkbank işini çöz, al papazı” pazarlığıydı. (Nitekim Türkiye’nin ABD’den Fethullah’ı hiç istemediği de ortaya çıktı. Bu arada Halkbank rüşvetçi müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın da hapisten çıkıp Türkiye’ye geldikten sonra Tayyip tarafından sus payı olarak İstanbul Borsası’nın başına getirildiğini hatırlayalım.)

Reza Sarraf

Bolton devam ediyor:

“Amerika ile sorunların kızışmasından korkan Türkler (yani Tayyip ve şürekası – HA), bir çıkış yolu arıyorlardı ve Halkbank adli soruşturması kapsamında Brunson’un takas edilmesine çalışıyorlardı” (ay., s. 170)

Görüldüğü gibi Bolton biraz dolaylı ifade etmişse de Tayyip’in “Halkbank işini sıfırlayalım Brunson’u al” dediği anlaşılıyor.

Ne var ki, Trump kulağının üzerine yatar bir bakıma…

Tayyip, 2018 yılının sonunda Buenos Aires’te yapılan G20 toplantısında konuyu yeniden gündeme getirir. Bolton aktarıyor:

“(…) Brunson sorunu şimdi altı hafta geride kalmıştı, iki lider 1 Aralık’ta Buenos Aires G20 zirvesinde bir araya gelerek büyük ölçüde Halkbank’’ı tartıştılar. Erdoğan, Halkbank’a vekalet eden hukuk bürosundan bir not verdi ve Trump, Halkbank’ın ABD’nin İran yaptırımlarını ihlal etmekte tamamen masum olduğuna inandığını açıklamayıp lafı dolandırdı. Trump, yanına gittiğimde, ABD Başsavcı Vekili Matt Whitaker’a ulaşıp ulaşamayacağımızı sordu. Trump daha sonra Erdoğan’a bu işle ilgileneceğini ve Güney Bölge savcılarının kendi adamları olmadığını, Obama’nın adamları olduğunu, bunların yerine kendi adamlarını koyduğunda sorunun çözüleceğini söyledi.” (ay., s. 175)

Aslında Trump ipe un sermektedir. Bolton’a göre Trump’ın savcıları yönlendirmeye çalışması saçmalıktır”. Savcılar Adalet Bakanlığı’nın savcılarıdır, Obama da olsa, Trump da olsa değişmez, der. (ay., s.175)

Bizce bu da doğru değil… Sadece ABD bu davayı elinde koz olarak tutuyor, Tayyip’i daha kontrollü gütmek için.

Daha kötüsü, Damat Berat’ın da işin içinde oluşu.

ABD’nin Mali Suçlar Uygulama Ağı (Financial Crimes Enforcement Network, FinCEN) adlı kuruluşu, Reza Sarraf olayında Damat Berat’ın da yer aldığını, bir bakıma sızdırdı. Çalık Holding’e bağlı Aktif Bank da kara para işinde yer almış. Reza’nın sızdırılan ifadelerinden böyle anlaşılıyor.

Haberin Deutche Welle tarafından aktarılan orijinaline, Dinci Diktatörlük tarafından erişim engeli, getirildi. Cumhuriyet’ten aktarabildiğimiz bilgiler şöyle:

“Sarraf’ın ifadesine Aktif Bank ve Berat Albayrak isimleri şöyle girmişti: Aktif Bank ile çalışabilmek için aracı olması amacıyla eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’tan yardım istediğini belirten Sarraf, “Aktif Bank Genel Müdürü ile görüşmeden sonra hesap açtım. Hesap 5-10 milyon Avro ile başladı (günlük işlem hacmi). Bu ifadeleri suçun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın genel müdür olduğu Çalık Holding’e ait olduğunu yorumuna neden olmuştu.

“Sarraf’ın Albayrak’a ilişkin görüşmesi ise deliller arasına şöyle girmişti: “Avukatımla aramda geçen mesajlaşma” diyerek kabul ettiği delillere göre, söz konusu mesajlaşma 18 Haziran 2014 günü saat 19.11’de gerçekleşmiş.

“Sarraf: Selamınaleyküm, Var mı gelişme?

“Avukat: Aleyküm selam. Evet. Damat bu iş mutlaka yapılmalı demiş. BB ile görüşüp, genel müdürü de çağırıp başlayın diyecekmiş.

“Bu aşamada savcı Sarraf’a görüşmenin ne anlama geldiğini sordu, o da, “Tekrar Halkbank ile ticarete başlamakla alakalı” diye yanıt verdi.

“Savcının “Bu iş mutlaka yapılsın diyen kim” sorusuna ise Sarraf, “Türkiye Enerji Bakanı. O dönemde enerji bakanı değildi” yanıtını verdi.” (Cumhuriyet, 23 Eylül 2020, https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/aktif-bank-da-belgeden-cikti-1768035)

Damat Berat, hazır parayı görünce “çantada keklik” sanıp açgözlülükle; “Bu iş mutlaka yapılmalı”, diyor.

Aktif Bank da işin içinde! Henüz bakan olmasa da arkada Tayyip var, bunu unutmayalım.

Bu Din Bezirgânlarının içinde tek bir tane bile dürüst adam bulmak zor. Tek bildikleri kamu malını cukkalamak. Bu arada vatan elden gitmiş hiç önemli değil. Hatta cukkalamak için vatanı da satıyorlar yaklaşık 20 yıldan beri gördüğümüz gibi. Gözlerini dolar bürümüş.

Bu da kuşkusuz emperyalistlerin hoşuna gidiyor. Bu satılıkları tepe tepe kullanıyorlar.

Meclisteki adı muhalefet olan diğer satılıklar da görevlerini yapıyorlar. Bu kadar yasa dışı iş karşısında susup geçiyorlar. Veya cılız serzenişlerde bulunuyorlar.

Ancak işte, deniz bitti bitiyor. Ekonomik sıkıntılar had safhada ama Din Bezirgânları hâlâ küplerini dolduruyorlar.

Bu durum halkımızın da bunca yolsuzluğun, bunca yoksulluğun, bunca işsizliğin nedenleri konusunda daha sorgulayıcı olmasını getirecektir.

Din Bezirganlığı da kâr etmeyecektir.

Tayyipgil’in suyu ısınıyor.