Bilişim Teknolojisi ve Emperyalizm

11.03.2020
A+
A-

Hüseyin Ali

Bilişim teknolojisi, dünyada son 50 yılda gelişen en önemli teknoloji. Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası gereği öne çıkan bir teknoloji. Ve neredeyse diğer tüm teknoloji alanlarını etkileyecek güçte. Özellikle 1990’larda İnternet’in devreye girişi, sonrasında 2000’li yıllarda çok büyük miktarda veriyi saklayabilme ve analiz edebilme imkanı ve 2010 sonrasında yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi yenilikler tüm dünyayı etkiliyor.

Teknolojik gelişme elbette insanlık için yararlı. Ancak tüm boyutlarıyla değerlendirildiğinde bu gelişimin zararlı ya da kötüye kullanılabilen yanlarını da görüyoruz: Emperyalizm, emperyalist sömürü için bilişim teknolojisini de kullanıyor çünkü…

Bilişim teknolojisinin temel olarak üç ayağı var: Yazılım, donanım ve ağ  (network) bağlantısı.

Yazılım, bilgisayarların ne yapabileceğini tanımlayan ve belirleyen yönlendirme sistemi. Donanım, bilgisayarların çalışması için gerekli fiziksel araçları, altyapıyı kapsar. ise bilgisayarların birbirleriyle haberleşebilmesini sağlayan sistem.

Bugün bilişim teknolojisinin bu üç ayağında da büyük tekel durumundaki ABD kökenli şirketler söz sahibi. Arama makinesi olarak Google; web tarayıcı olarak Google Chrome; akıllı telefon ve tablet işlemcisi olarak Google Android, Apple iOS; bilgisayar işletim sistemi olarak Microsoft Windows; yazılım olarak Microsoft Office, Google G Suite; veri saklama (bulut) altyapısı ve servisi olarak Amazon, Microsoft, Google, IBM; sosyal ağ platformu olarak Facebook, Twitter; iş ağı olarak Microsoft LinkedIn; video platformu olarak Youtube, Netflix, Hulu; çevrim içi (online) reklam için Google, Facebook gibi… Hatta bunlardan en büyükleri GAFAM olarak kısaltılıyor: Google, Amazon, Facebook, Apple, Microsoft.

Ekonomik anlamda bilişim teknolojisine sahip olan en büyük 5 şirketi bunlar oluşturuyor. Tümü de ABD kökenli ve tümünün piyasa değeri 3 trilyon doları aşıyor. Tekelci ekonominin getirdiği zararlar, özellikle tekel fiyatlarının dayatılması, yeni gelişmelerin yavaşlatılması (daha çok donanım için geçerlidir), kalite geliştirme amacının kaybolması gibi, bilinen ya da beklenen zararlar.

Siber saldırı ve emperyalist devletlerin terör uygulamalarında bilişim teknolojisinden yararlanmaları gibi uygulamaları da bir kenara bırakalım.

Daha kötüsü de var: Bilişim teknolojisini kullanan milyonlarca insanın izlenmesi, kaydedilmesi! Buna kitlelerin izlenmesi deniliyor (masssurveillance).

Bilişim teknolojisi sayesinde milyonlarca farklı birimden gelen veriler kaydedilebiliyor, sonsuz miktarda veri saklanabiliyor (Büyük Veri, Big Data) ve analiz edilebiliyor. Günümüz emperyalizminin en saldırgan güçleri ABD ve İngiltere bilişim teknolojisini emperyalist emelleri için kullanıyor. Kendi vatandaşları dahil, dünya üzerinde İnternet kullanan, arama motorlarını kullanan, sosyal medyayı kullanan herhangi bir kişi takip edilebiliyor. Verileri başka verilerle birlikte değerlendirilebiliyor.

Bu takip sürecinde ana eleman büyük veri analizi. Dünyadaki ağlara bağlı tüm insanların verileri toplanabiliyor, saklanabiliyor ve kullanılabiliyor. İnsanların özel ya da gizli bilgilerine ulaşılabiliyor, kimlerle iletişim halinde olduğu, politik eğiliminin ne olduğu, davranış biçimi, beklentileri vb. elde edilebiliyor ve bunlar gerek şantajda, gerek yönlendirmede, gerekse toplumsal istatistiklerde kullanılabiliyor.

Bu işleri yapan kim?

Tabiî ki emperyalist haydut devletlerin istihbarat kuruluşları: CIA, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve İngilizlerin Military Intelligence Section 6’sı (MI6) ve Government Communications Headquarters’ı (GCHQ).

Emperyalizmin bu girişimleri belki tahmin ediliyordu ama 2013’ten beri kanıtlandı da… Eski bir CIA çalışanı, cesur bir bilgisayar ağı uzmanı Edward Snowden sayesinde.

Snowden hakkındaki bilgileri daha önceki bir yazımızdan aktaralım:

“Edward Joseph Snowden 1983 doğumlu bir Amerikalı. Bir bilgisayar programcısı. Emperyalist propagandanın etkisiyle; “Baskı altındaki insanları kurtarmak için”, Irak savaşına katılmayı bile düşünür. Ancak eğitimde bir kaza sonucunda iki ayağını birden incitince 2004’te terhis edilir. Daha sonra gizliliği üst düzeyde (top secret) bir kuruluşta “güvenlik uzmanı” olarak çalışır. Bu işte “güvenilir” olduğu anlaşılınca, CIA tarafından davet edilir. Virginia’daki CIA karargâhında küresel iletişim bölümünde görev verilir.  Snowden’e göre bu davet normaldir, çünkü kendi deyişiyle bir “bilgisayar sihirbazıdır”. Üst düzey bilgisayar ekibinde kendini gösterince, CIA’nın gizli teknoloji uzmanları okulunda 6 ay süreyle eğitim görür.

“Bu eğitim sonrasında, 2007’de, CIA Snowden’i diplomat görüntüsüyle Cenevre’ye (İsviçre)  gönderir. Burada CIA’nın bilgisayar ağının güvenliğinden sorumlu kılınır. En tepedeki teknik ve siber güvenlik uzmanıdır. Ancak 2009’da CIA’dan ayrılır Snowden.

“Ama işsiz kalmaz. Aynı yıl, Snowden devlet için çalışan istihbarat ajanslarına bilgisayar sistemleri kuran ve yürüten Dell adlı firmada çalışmaya başlar.  Bu firmada 4 yıl Amerikan istibarat kuruluşlarından Ulusal Güvenlik Ajansı (National Security Agency, NSA) için “siber stratej” olarak ve “siber karşı istihbarat uzmanı” olarak görev yapar. İstihbarat işinde o kadar iyidir ki, CIA’nın istihbarat şefi ve teknoloji şefi kendisine danışma gereği duyarlar. Snowden bundan Wired dergisine şöyle bahseder:

“CIA’nın Baş İstihbarat Görevlisi (CIO) ve Baş Teknik Görevlisi (CTO) ile, tüm teknik branşlarının şefleri ile oturup görüşürdüm. Onlar bana en zor teknolojik sorunları açarlardı; bunları aşmak için yol göstermek benim işimdi.” (Wired, 13 Ağustos 2014).

“Mart 2012’de, Dell firması Snowden’i Hawaii’de NSA’nın istihbarat paylaşım biriminde görevlendirir. Burada Hawaii Bölgesel Operasyonlar Merkezi’nde, temel olarak Çin ve Kuzey Kore’yi izlemek görevi ile Booz Allen Hamilton adlı CIA’nın yan kuruluşu şirkette görev yapar.  CIA bu görevi “sistem yöneticisi” olarak adlandırmaktadır. Snowden ise “altyapı analisti” adını vermektedir. Ama yetkisi büyüktür. Dünya üzerinde istediği yerde, istediği zaman telefon ve internet trafiğine girebilmektedir. Arkadaşlarının deyişiyle Snowden bu işte “iyinin de iyisi”dir. NSA’nın gizli bilgilerine ulaşmada ayrıcalıklı kılınır. Artık tüm gizli NSA bilgilerine sınırsız girebilmektedir.

“Tabiî Amerikan istihbaratının pisliklerini görmekte gecikmez Snowden. İstihbarat amacıyla yapılan işler yasal değildir. İnsan hakları ihlalleri vardır. NSA, ABD’de ve dünyada milyonlarca insanın telefonlarını dinlemekte, internet bilgilerine ulaşmakta, dünya üzerinde “yüksek profilli” politikacıları ve işadamlarını izlemekte ve bu bilgileri kaydetmektedir.  Bu yasal olmayan işi arkadaşlarıyla ve resmi yoldan üstleriyle de paylaşır. Ama herhangi bir cevap alamaz. Bu yaşamındaki en önemli “kırılma noktasıdır”. Daha önce de Obama’nın gelişiyle NSA’nın gizli izleme işleri konusunda durumun düzeleceğini ummuş, ama Obama’nın da George Bush’un politikasını sürdürdüğünü görünce hayal kırıklığına uğramıştır. Sonunda 2013 Mayısında ABD’den ayrılır. Elindeki bilgileri de dünyaya duyurmaya başlar.

“Snowden şu anda Rusya’da geçici mülteci olarak bulunmaktadır. ABD’ye dönememektedir. Çünkü casus, vatan haini, Rus ajanı, hırsız gibi sıfatlarla tanımlanmaktadır. Yaşamı tehlikededir. Başka bir yerde her an öldürülebilir. ABD’ye dönme durumunda hapse atılacağı kesindir.” (Kurtuluş Yolu, sayı 104)

Snowden, başarılı bir bilgi işlem uzmanıyken insanlığa karşı işlenen suçları görünce, her şeyi bir yana bırakıp, ölümü bile göze alarak gerçekleri açıklama yolunu seçen bir cesur genç Amerikalı.

Snowden, 2019 Eylül’ünde anılarını içeren bir kitap yayımladı: “Sürekli Kayıt (Permanent Record)”.

Kitapta emperyalizmin dünya insanlarının tüm özel bilgilerini nasıl ele geçirdiği şöyle ifade ediliyor:

“İlgi alanımız, faaliyetlerimiz, bulunduğumuz yer, isteklerimiz -bilerek ya da farkında olmaksızın dışa vurduğumuz bizimle ilgili her şey takip altındaydı ve çoğumuz ancak yeni yeni anlayabiliyoruz, özel bilgilerimize yapılan saldırıyı fark etmemizi geciktirmek için gizlice satılıyordu. Ve bu takip, elde edilen büyük istihbarata karşılık açgözlü hükümet ordusu tarafından teşvik edilecek, hatta mali bakımdan desteklenecekti. Oturum açma (log in) ve mali işlemlerin dışında 2000’lerin başında çevrim içi iletişim hemen hiç şifrelenmiyordu, dolayısıyla müşterilerinin ne yaptığını bilmek için hükümetler şirketlerle temas kurmaya bile gerek duymuyordu. Dünya üzerinde kimsenin ruhu duymadan casusluk yapabiliyorlardı.

“Amerikan Hükümeti, kuruluş yasasını tümüyle çiğneyerek bu cazibenin kurbanı oldu ve bu zehirli ağacın meyvesini yer yemez iflah olmaz ateşli bir hastalığa yakalandı. Suçludan çok masumları etkileyen bir yetki olarak tanımlayabileceğimiz kitlesel takip gücünü gizliden gizliye yürüttü.” (Snowden E. Permanent Record, Metropolitan Books, 2019, s. 8)

Yukarıdaki alıntıdan da gördüğümüz gibi, Amerikan Emperyalizmi, kimsenin ruhu duymadan bilişim teknolojisinin günümüzdeki ürünlerini kullanan herkesi takip edebiliyor.

Amerikan Emperyalizmi bu kirli işi önceleri doğrudan yapsa bile şimdilerde doğrudan değil, aracı firmalar ya da yükleniciler ve alt yükleniciler üzerinden yürütüyor. Pis işlerini, özel şirketlerdeki toplumun döküntüsü, beyin fonksiyonları gerçekleri göremeyecek ölçüde dumura uğratılmış kişilere yaptırtılıyor. Bunları Afganistan ve Irak savaşlarından biliyoruz. Tüyü yeni bitmiş 18-22 yaşında, dünyadan bihaber gençlere bilgisayar oyunu oynar gibi insan katlettiriyor ya da insanların kişisel bilgilerine tecavüz ettiriyor. Ama kendisi pirüpak kalıyor!

Snowden şöyle yazıyor bu gerçekleri:

“(…) Üçüncü bin yılın büyük gücü Amerika’nın ulusal savunmasının özel güçlere dayanması beni olumsuz yönde derinden etkiledi. Gerçekte bu tür özel şirketlerle yapılan taşeronluk anlaşmaları büyük sorunlar yarattı; örneğin Blackwater (çalışanları on dört Iraklı sivili öldürmekten suçlu bulununca adını Xe Services olarak değiştirdi, daha sonra başka bir grup işveren tarafından satın alındı ve adı Academi oldu) ya da işkencecileri çalıştıran CACI ve Titan (bunların her ikisi de Ebu Garip’te mahkumları terörize eden personel barındırdılar) gibi.

“Bu sansasyonel olaylar halkın, hükümeti gizliliği korumak ve gerektiğinde (bu tür olayları) yalanlamak, yasa dışı ya da yarı yasal kirli işlerde ellerini ve vicdanını temiz tutmak için taşeronlarla çalıştığına inanmasına yol açabilir. Ancak, bu yol yalanlamaya değil yakalanmamaya odaklanan istihbarat ortamında baştan sona geçerli değildir ya da kısmen geçerlidir.” (Snowden, ay, s. 85)

Böylece Amerikan Emperyalizmi pis işlerini taşerona yaptırarak kendini “temiz” tutmaya çalışıyor. Kıvılcımlı’nın deyişiyle bir tür “Karda yürüyüp izini belli etmeme Ali Cengizliği”… Ama işte Snowden gibi akıllı kişiler gerçeği görebiliyor.

Olayın boyutu çok daha büyük aslında… Dünyada internet ya da sosyal medya kullanan, akıllı telefonu olan herkesin özel bilgilerine tecavüz ve bu tecavüz sonucu elde edilen bilgilerin insanlığa karşı kullanılması söz konusu. Snowden, kitabı çıktıktan hemen sonra, 2019 Eylül’ünde Guardian tarafından yapılan bir söyleşide önümüzdeki dönemde, bilişim teknolojisinin yeni gücüyle birlikte, tehlikenin çok daha büyük olduğunu vurguluyor, şu gerçeklere dikkat çekiyor:

“En büyük tehlike, yüz ve davranış tanıma gibi yapay zekâ uygulamalarının daha da gelişmesiyle birlikte önümüzde duruyor.

“Yapay zekâ ile donanmış bir gözlem kamerası sadece bu işi yapan bir araç değildir, aynı zamanda en yakın otomatik polis memurudur.

“Snowden, ABD ve diğer ülkelerin büyük internet şirketleri sayesinde dünya üzerinde herkesin sürekli kaydını, günlük yaşamlarının her anının kaydını sağlamaya doğru gitmesi nedeniyle endişeli.” (Guardian, 13 Eylül 2019, https://www.theguardian.com/us-news/ng-interactive/2019/sep/13/edward-snowden-interview-whistleblowing-russia-ai-permanent-record)

Snowden kitabında, Amerikan Emperyalizminin gizliden gizliye yaptığı büyük hak ihlalinin Amerikan Anayasasını çiğnemek olduğunu, ahlâki olmadığını da belirtiyor.

Bunlar insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlardır. Bu yüzden, potansiyel olarak Amerikan halkı dahil, tüm dünya halkları günün birinde Amerikan Emperyalizmine karşı çıkmak durumunda. Amerikan Emperyalizmi bu “tehlike”yi görüyor, bu yüzden istihbarat gücünü gittikçe artırıyor. Bu yüzden dünyada hemen her kişiyi izlemek, ne düşündüğünü bilmek istiyor. Böylece hain,  insanlık dışı politikalarla tehlikeyi büyümeden yok etmek peşinde.

Ne var ki, insanlık, bu insanlık suçunu eninde sonunda görecektir. Bilişim teknolojisi sadece emperyalizmin hizmetinde değildir. İnsanlığın bilgilenmesinde de bir araçtır aynı zamanda. İnsanlık gerçekleri gördüğü ölçüde emperyalizm zayıflayacaktır ve eninde sonunda emperyalizm işlediği insanlık dışı suçlar nedeniyle yargılanacaktır.