Site rengi

Tasarım

“Büyük Geri Sıçrama”nın Tek Sorumlusu Gorbaçov mu?

12.09.2022
621
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Mihail Gorbaçov

Hastalıklı hali bile insanlığın sigortası olan Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp’ın çöküşünün mimarı, hain, emperyalist uşağı Gorbaçov, ihanetinin hesabını veremeden terk-i dünya etti.

Perestroyka-Glastnost diyerek partideki bürokratizme sözde savaş açıyormuş, halk ile parti arasındaki bağları kuruyormuş gibi yaptı, kısa süre içinde 70 yıllık Sosyalist Devrin yıkılışına zemin hazırladı.

Sosyalist Kamp’ın çöküşünden sonra ise emperyalistler; dünyayı kurt dalamış sürüye çevirdiler.

On milyonlarca insan katledildi. Yeraltı-yerüstü kaynaklarına el koydular. Hâlâ acımasız katliamlarına devam ediyorlar.

Gorbaçov haininden ise tek bir özeleştiri duymadık…

Gerçi ihanetleri özeleştiri ile geçiştirilecek türden değildi.

Bunları elbette sonuçtan bakarak yazıyoruz.

Hak yememek için Gorbaçov’un göreve geldiği sürece kısaca değinmek gerekir.

Gorbaçov SBKP’nin Genel Sekreterliğine gelmezden önceki liderlerin (Stalin hariç) tamamı; düşünen, çalışan, kitleler içinde halkın nabzını tutan, onların yaratıcı gücünü harekete geçiren liderler değildi.

Hitler faşizmini dize getiren ve dünya coğrafyasının üçte birini sosyalist yönetimlere teslim eden Stalin, tüm sosyalist inancına rağmen parti ve halk arasında korkulan bir liderdi.

Brejnev sonrasında göreve gelen Andropov ve Çernenko bedence tükenişe uğramış, bir ayağı çukurda insanlardı. Zaten görev süreleri de çok kısa sürdü. Bunların kitlelerle bağ kurması zaten mümkün değildi.

Göğsü madalyalarla dolu olarak bilinen Brejnev ise araç koleksiyonu yapan, kızı ve damadının yolsuzluklarına bile kayıtsız kalan birisiydi. Parti ve devlet kadroları üzerinde liderlik yapacak kalitede değildi.

İşte böylesine halkına yabancılaşmış, kalitesiz yöneticilerden bıkmış olan Sovyet insanı; göreve gelir gelmez kitlelerle kolayca bağ kuran, sık sık halk içinde görülen, sıcak ve insancıl tavırlar alan Gorbaçov’u kısa sürede benimsedi. Ona parti ve devlet işleyişindeki ruhsuzluğu, otomatlığı, üretimdeki hataları anlatan mektuplar yazmaya başladılar.

Örneğin bir Sovyet vatandaşı yazdığı mektupta; “Kalbim öylesine heyecanla dolu ki, sadece bunu biriyle paylaşmak istedim. Yıllardan beri ilk kez parti ve hükümette taş suratlı sfenksler yerine insan yüzlü liderler görüyoruz. Bu bile büyük başarıdır.” diyordu. (V.A. Brikovskis)

Sovyet vatandaşı ne de güzel tanımlamış yukarıdaki liderleri, değil mi?

Ancak Gorbaçov, kitlelerle kolay ilişki kuran alçakgönüllü bir lider olmasına karşın, geçmişte parti ve devlet yöneticilerinin hatalarının telafi edilmesini, “kitlelerin sosyal oluşumlara aktif biçimde katılmalarının sağlanmasında” görüyordu.

Marksist-Leninist ideolojinin emrettiği kurallar çerçevesinde bir dönüşüm öngörmüyordu.

Halk sosyalist ideolojide gerilemişti. Sosyalizme kayıtsız kalan, Sosyalist iktidara küsen kitleler Gorbacov’un dikkatini çekmiyordu. Halkın Marksist-Leninist ideoloji ile donatılması hiç gündeminde yoktu.

Esasen kendisi de Marksist-Leninist ideolojiyi benimsememişti. Lenin’in Emperyalizm tezini kabul etmiyordu. Sınıflar savaşını inkâr ediyordu. Siyasetin sınıflar dışında da yapılabileceğini savunuyordu. Kendi uydurduğu “yeni tarihi düşünce” tezini savunuyordu. Bu nedenle de Doğu Avrupa Sosyalist ülkelerindeki karşıdevrimleri “olması gereken reformlar” olarak niteliyordu. Olumluyordu, destekliyordu.

İçeride ise partinin öncü rolünü ortadan kaldıran yasalar çıkartıyordu. Bu yasa ile de Sovyetler’de faşist partilerin kurulmasının önü açılıyordu. Böylece de Yeltsin gibi ipten kazıktan kopmuş manyak-ayyaşların devleti yönetmesinin önünü açtı. Özel kişilere toprak kiralanmasının önünü açarak tarımsal alanda kişicil çıkar için çalışmayı teşvik etti.

Peki, “Büyük Geri Sıçrama”nın tek sorumlusu Gorbaçov mu?

Elbette değil…

Sovyetler Birliği’nin çöküşü elbette tek bir Gorbaçov haininin ihaneti ile olmadı.

Stalin sonrasında parti zaten hastalıklı idi. Bürokratizmle inmeli idi.

Bu hastalığı Lenin sonrasından başlatabiliriz.

Çünkü, Lenin’i en iyi anlayan Stalin, Partinin canlı bir organizma olarak işlemesinin en önemli aracı olan ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ MEKANİZMASINI ORTADAN KALDIRDI. Partideki kolektif liderliği kaldırıp kişi hegemonyası getirdi.

Lenin daha sağlığında bu tehlikeyi görmüş ve Partiyi söyle uyarmıştı.

“Stalin yoldaş genel sekreter olur olmaz, elleri arasına sınırsız bir iktidar yoğunlaştırdı ve ben onun bu iktidarı her zaman yeterli bir itina ve ihtiyatla (önünü ardını düşünerek) kullanabileceğinden emin değilim.” (24 Kasım 1922 notları, Aktaran H. Kıvılcımlı, Oportünizm Nedir?)

“Stalin çok hoyrattır ve bu kusur bizim ortamımızda ve biz Bilimcil Sosyalistler arasında pekâlâ tahammül edilebilir olan bu kusur, genel sekreterlik görevleri içinde artık dayanılır olmaktan çıkmıştır. (25 Kasım 1922)

Hikmet Kıvlıcımlı Usta, “Oportünizm Nedir?” adlı eserinden bu konuyu detaylıca incelemiştir. Okunmasını öneririz.

Stalin’den sonra gelenler ise yukarıda çok kısaca belirtildiği gibi, kitlelerin yaratıcı gücüne güvenmek yerine “BÜROKRATİK BİR ZİHİN TEMBELLİĞİNİN OTOMATİZMİ[1] içinde gün geçiriyorlardı, Uluslararası Proletarya Hareketine sırtlarını dönmüşlerdi.

Partideki hastalığı Genel Başkan’ımız Sayın Nurullah Ankut, Ekim 1989’da kaleme aldığı yazıda şöyle tespit ediyordu:

“Hatalar elbette yalnızca liderlerde yani birinci kişilerde değildi. Partinin ve devletin yönetim kadrolarını tutmuş olan kişilerin çoğu bürokratizm illetine tutulmuş idi. Bu hastalığın birinci sorumlusu da Stalin’dir. Onun döneminde bu kadroların inisiyatifleri kırılmış ve bu kadrolar günlük rutin işleri gelişi güzel yapmaktan başka bir şey düşünemeyecek ve üretemeyecek bir duruma getirilmişlerdir. Yani her türlü yaratıcılıktan uzak otomatlar haline gelmişlerdir. Bir anlamda iğdiş edilmişlerdir. Böyle liderlerden ve böyle kadrolardan oluşan parti ve devlet elbette ki toplumu sağlıklı yönetemeyecekti. Parti ve devlet hasta olunca da Sovyetler Birliği, Sosyalizmin Kalesi, bugünkü duruma düşecekti. Bu sonuç kaçınılmazdı.” (Gorbaçov Üzerine, Devrimci Mücadele Dergisi, 1989, Sayı: 1)

Bu savruluş, ömrünün 50 yılını Türkiye Sosyalizm Mücadelesine vakfetmiş Hikmet Kıvılcımlı’nın, tedavi amacıyla kapısını çaldığı Sosyalist anavatan tarafından 12 Mart Faşizminin kollarına atılmasına neden olmuştur.

Yani 70’li yılların başında bile Sosyalist İktidarda; dalkavukluk, lidere yaranma geçer akçe olmuştu.

Gorbaçov, ihanete son noktayı koydu.

Karşıdevrim Süreci için küçük bir anekdot (mealen);

Yeltsin’in adamları Komünist Parti Merkez Komitesi’ne gelir ve binada bulunanlara binayı boşaltmak için on dakika süre verirler.

Kişisel eşyalarından başka bir şey çıkarmayı yasaklarlar. Büroda bulunan 2000 kişiden tek bir karşı çıkış olmadan hepsi binayı 10 dakika içinde boşaltır.

Görevlilerden birisi eve gelir ve durumu eşine anlatır.

Eşi çok şaşırır öfkelenir ve ilk tepkisi şu olur;

“Nasıl yani! Siz iki bin komünist oradaydınız ve dövüşmediniz, öyle mi?” [2]

Evet, Partinin profesyonel görevlilerinden bir teki bile karşı devrimcilere direnç göstermiyor. Hepsi tatlı canını düşünüyor.

Partinin merkez komite çalışanları işte böylesine ihanet batağında yüzüyor.

Ve hatta Gorbaçov’dan emir bekliyorlar.

Oysa Gorbaçov; emperyalist uşağı sarhoş Yeltsin manyağı ile çoktan anlaşmıştır.

Böylece Karşı Devrimciler de kitlelerden herhangi bir tepki görmeden, elini kolunu sallaya sallaya iktidara geliyor.

Halkın bu edilgenliğini ve karşı devrim karşısında sessiz kalışını yine Genel Başkan’ımız Sayın Nurullah Ankut veciz bir şekilde şöyle anlatır:

“Parti ve devleti yöneten önderler halka güvenmezlerse, halkı sevmezse, halka değer vermezse, halkın düşünce ve önerilerini ciddiye almazsa, hatta halkı korkutup susturursa elbette olacak olan budur. İnsanlar da o zaman devlete ve topluma küser. Herkes “maçı idare etmeye” bakar. O zaman da adam sendecilik, toplumun tüm kesimlerine egemen olur. Herkes, çalışsam ne olacak? Bilen, takdir eden mi var? İyisi mi ben de boşu boşuna kendimi yormayayım. Mesai saatini doldurmaya bakayım o kadar, diye düşünmeye başlar. Herkes böyle düşünüp davranmaya başlayınca da üretim de düşer, üretilen ürünler de bir işe yaramaz, teknik bir gelişme de olmaz, israfın da önü alınamaz.

“Fakat önderlik doğru olursa, önderler kendilerini gerçekten topluma adadıklarını kanıtlarlarsa ve kitlelere güvenir ve inanırlarsa o zaman da kitleler dağları devirirler. Her engeli aşarlar. Harikalar yaratırlar. Önemli olan kitlelere devrimci bir ruh verebilmek. Daha doğrusu kitlelerde zaten var olan o ruhu bilinçlice harekete geçirebilmek.” (Gorbaçov Üzerine, agy)

Sözün özü; “Büyük Geri Sıçrama”nın faili Gorbaçov ile birlikte Parti ve profesyonel kadrolardır da…

 

[1] Hikmet Kıvılcımlı – Brejnev’e mektup

[2] Henri Alleg – Büyük Geri Sıçrama