Covid-19 süreci ve emperyalist–kapitalist sistemin eğitim çıkmazı

02.06.2020
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Gazetemizin geçen sayısındaki yazımızda, emperyalist-kapitalist düzenin sömürü-kâr aracı haline getirdiği sağlık sistemlerinin Covid-19 salgını sürecinde bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilen sorunlarını ve çıkmazlarını ele almıştık. Özellikle de ABD Emperyalist baş haydudunun ufacık bir vicdan ve ahlâk kırıntısı taşımayan sağlık politikalarının, insanların yaşam hakkını nasıl ellerinden aldığını, bu süreçte en çok can kaybının ABD’de yaşanmasının nedenlerini ortaya koymaya çalışmıştık.

Bu yazımızda da yine temel bir insan hakkı olan eğitim hakkının, emperyalist-kapitalist sistemde nasıl hiçe sayıldığını Koronavirüs salgını bağlamında sergilemeye çalışacağız. Tüm dünya halklarını, onların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını hayâsızca sömüren ABD Emperyalizminin, tıpkı sağlık alanında olduğu gibi eğitim alanındaki sefaletini, Covid-19 salgını sürecinde Amerikan basınında ve sosyal medyasında eğitim ile ilgili yer alan haber ve yorumlardan yararlanarak sizlerle paylaşacağız.

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı ne kadar yalın bir anlatımla ortaya koyuyor emperyalist sömürüyü:

“Hangi ülkede hangi çocuğun kaç lokma ekmek yiyeceğine, servet sahiplerinin bir araya geldikleri kahvaltılarda ve yemeklerde karar verilir”, diyor.

Bugün dünyada hangi çocuğun kaç lokma ekmek yiyeceğine, ne kadar ve nasıl eğitim alacağına karar veren servet sahiplerinin egemenliğinin hüküm sürdüğü ABD’ de içler acısı bir durum yaşanıyor. Aileler, öğretmenler, öğrenciler, çaresizlik içinde kıvranıyorlar.

Bildiğimiz gibi Covid-19 salgını sürecinde, pek çok ülkede ilk verilen kararlardan birisi de bulaşıyı önlemek amacı ile okulların kapatılması olmuştu. Bu kararın ardından da yine içlerinde ABD ve Türkiye’nin de yer aldığı pek çok ülkede uzaktan eğitim uygulamaları başlatılmıştı. İşte tam da bu noktada, uzaktan eğitim uygulama süreci, günümüzde sınıflı toplum yapısı içinde hep var olan ayrımcılık-eşitsizlik-antidemokratiklik-adaletsizlik-özelleştirme-ticarileştirme gibi eğitim sorunlarının en kör göze batarcasına ortalığa saçılmasına yol açtı, başta da emperyalizmin kalesi olan ABD’de. En ileri iletişim teknolojilerinin, tekellerinin bulunduğu ABD’de, insanların internete erişim olanaklarının olmadığı ortaya çıktı. Eğitimde en akıllı(!) ‘teknolojik sınıflar’ı dünyaya pazarlayan şirketlerin ülkesinde, milyonlarca öğrencinin bilgisayarı yoktu. Bu nedenlerle milyonlarca öğrenci (bu öğrenci grupları kimlerden oluşmakta aşağıda ayrıntıları ile açıklanacak) uzaktan eğitim uygulamalarından yararlanamadı.

Eğitim alanında yazılar yazan Amerikalı gazeteci Lauren Camera’nın 1 Nisan 2020 tarihinde yaptığı haberde, Eğitim Departmanının en son verilerine göre, 3-18 yaş arasındaki çocukların % 14’ünün -toplamda yaklaşık 9.4 milyon- evinde internet olmadığı, farklı kaynaklarda ise bu rakamın daha yüksek (12 milyon civarı) olarak belirtildiği yer almakta. Yazıda, ABD’deki ırk ayrımcılığının eğitimdeki yansımaları da sayılarla ortaya konmakta: USA Facts’in yaptığı bir analize atıfta bulunularak, Amerikan Kızılderili ve Alaska Yerli çocuklarının % 37’sinin, zenci çocukların % 19’unun ve Hispanik çocukların % 17’sinin internet erişim olanağının olmadığına değiniliyor. Bu rakamın beyaz çocuklarda % 12 olduğu dile getiriliyor.  Yazar, ABD’de fakir çocuklarla zengin çocuklar, beyaz ırktan gelen çocuklarla, yukarıda değinilen ırklardan gelen çocuklar arasındaki hâlihazırda var olan önemli düzeydeki başarı farklılığının daha da artacağını, internete erişim olanağı da bulamayan söz konusu dezavantajlı grupların, okulların uzun süre kapalı olduğu bu süreçten çok olumsuz biçimde etkileneceğine vurgu yapmakta.

Yazıda, ABD senatosunun Covid-19 nedeni ile (Parababalarının çıkarlarını korumak için – Özler Çakır) onayladığı 2 trilyon dolarlık teşvik paketinin içinde, 2 milyar gibi çok küçük bir meblağ tutacak olan ve dezavantajlı grupların internet erişim olanaklarını arttıracak bir fonun bulunmamasına eğitimcilerin gösterdiği tepkiye de yer verilmekte. Bir öğretmen olan Lily Kongelsen García’nın; “en çok ihtiyaç duyan öğrencilerimize yardımcı olmak için mevcut internet bağlantı noktalarını güçlendirecek bir fonu sağlamayı Kongre’nin neden reddettiğini anlayamıyoruz. Evde milyonlarca öğrenci var ve biz eğitimciler böylesi bir süreçte onlara eğitim vermenin yollarını arıyoruz. Her öğrencinin akranlarından geride kalmadığının güvencesini duyabilmesi için teknolojiye ihtiyacı var”, feryadını aktarmakta (https://www.usnews.com/news/education-news/articles/2020-04-01/schools-rush-to-get-students-internet-access-during-coronavirus-pandemic).

Kristina Rızga tarafından yazılan 13 Nisan 2020 tarihli diğer bir makaleye; “Koronavirüs pandemisi akademik boşlukları artırıyor ve eğitimciler bunları azaltmak için mücadele ediyorlar”, manşeti atılmış.

Rızga, kozmopolit bir okul olan San Fransisco Misyon Lisesi’nde pandemi sürecinde yaşanan gerçekliği ele almış. Okulda 47 farklı pasaporta sahip 1100 öğrencinin bulunduğunu ve bu öğrencilerin % 60’ının düşük gelirli ailelerden geldiğini belirterek, Koronavirüs, ülkeyi ekonomik bir krize atmadan önce bile, lisedeki öğrencilerin çoğunun, ülkenin en zenginleri arasında yer alan bir şehirde, temel ihtiyaçlara (sağlık hizmetleri, barınma, yiyecek veya internete veya bilgisayarlara) erişim ile zaten mücadele etmekte olduğunu dile getirmiş.

Okulun müdürünün, 16 Mart’ta San Francisco devlet okullarının kapatılmasından sonra velilerle yaptığı görüşmelere dayanarak, öğrencilerin yüzde 30’a yakınının evlerinde bir bilgisayar veya yüksek kaliteli internet erişimine sahip olmadığını aktardığını belirtmiş.

Yazıda ABD’de yoğun biçimde yaşanan açlık, yoksulluk, şiddet ve evsizliğin, bir de salgının getirdiği sorunlarla birlikte öğrencilerin yaşamlarını ve eğitim sürecini nasıl zorlaştırdığı şöyle dile getiriliyor: “Pek çok öğrencinin ırksal olarak yalıtılmış yoğun yoksulluk alanlarında yaşadığı ve silah şiddeti, koruyucu bakım ve evsizlik de dahil olmak üzere halihazırda ele alınacak çok şeyleri olduğu Philadelphia’da eğitimciler; yemeklere, danışmanlara ve istikrar ve güvenlik duygusuna erişime öncelik vermektedir.”

Dünya halklarının kanı ve canıyla beslenerek zenginliğine zenginlik katan ABD Emperyalist devletinde, değerli bilim insanımız Prof. Dr. Ahmet Saltık Hoca’nın da vurguladığı gibi toplumun % 15’i evsiz. Bu 334 milyonluk bir ülkede 46 milyon demek. (https://www.facebook.com/halkcidoktorlar/videos/250250496325534/)

Ve salgın sürecinde hastalığa yakalanarak ölenler de yine bu insanlar.

Kimler bunlar?

Evsizliğe, işsizliğe, açlığa mahkûm edilmiş ve çoğunluğunu zencilerin, Kızılderililerin, Hispaniklerin oluşturduğu yoksul insanlar.

Kristina Rızga da dile getirdiğimiz insanlık dışı gerçekliği görmezden gelemiyor ve öğrencilerin insani temel gereksinimlerini bile karşılayamadıkları bu süreçte, eğitimin bir öncelik olmaktan doğal olarak çıktığını; öğrencilerin yüzde 37’sinin öğrenme güçlüğü çektiği Philadelphia’daki bir okulda İngilizce öğretmenliği yapan Angela Crawford’un söylemi ile vurguluyor: “Crawford bana “Koronavirüs sırasında tüm öğrencilerim ve aileleriyle ile ilgili olarak sağlık hizmetleri olmadan büyük bir endişe duyuyorum” dedi. “Bu benzeri görülmemiş kriz sırasında temel ihtiyaçlara öncelik vermeliyiz. Aile üyeleriniz hastalanıyorsa ve ailenizin yarın nerede uyuyacağını bilmiyorsanız okul çalışmasına odaklanmak zor.” (https://www.theatlantic.com/education/archive/2020/04/how-remote-school-can-work-covid-19-pandemic/609895/)

Yine Washington  Post’ta 16 Mart 2020 tarihinde yayımlanan bir başka makalede de internete erişim olanaklarının sınırlılığına ve adaletsizliğine değinilmekte. Illinois, Maryland, Michigan, Pennsylvania ve Washington gibi eyaletlerde, eğitimcilerin dijital bölünmenin acısını ilk elden hissettikleri – hızlı, modern Web bağlantısına sahip olanlar ile olmayanlar arasındaki farkın kapanmasının çok zor olduğu ve TikTok zamanında bile, her şarkı, film ve kitabın sadece bir tık uzakta göründüğü bir dönemde bile, milyonlarca Amerikalının temel geniş banttan yoksun veya bunu karşılayamaz durumda olduğu, bir halk sağlığı krizinin, yaşanan teknolojik bir krizin de açığa çıkmasına yol açtığı belirtiliyor. 2018 yılında Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı çalışmanın, okulöncesinden 12. Sınıfa kadar her beş öğrenciden birinin bilgisayarı ya da hızlı Web bağlantısı olmadığını ortaya koyduğuna da vurgu yapılıyor. (https://www.washingtonpost.com/technology/2020/03/16/schools-internet-inequality-coronavirus/)

Yine Microsoft tarafından 2018 yılında yapılan bir araştırmada, Amerikalıların yaklaşık yarısının -163 milyon kişinin- evde yüksek hızlı internete sahip olmadığı ortaya konmakta. Çevrimiçi öğrenmelerde, internet hızı önem taşımakta. Kırsal alanlardaki öğrencilerin, internet sağlayıcıları hatları genişletmediğinden, konferans veya video akışına izin verecek hızlarda internet hizmetine bağlanmaları olanaksız olmaktadır. Özellikle fakir öğrenci yoğunluğunun yüksek olduğu kentsel bölgelerde de, abone olmak çok pahalıdır.

Dolayısıyla sorun Amerika’nın kırsal bölgelerinin ötesine uzanıyor. Örneğin, Phoenix’te, üç lise öğrencisi, kapalı bir ilkokulun dışında bir battaniyenin altına sokulmuş halde bulunuyorlar. Öğrenciler, evden internete bağlanamadıklarını, ödevlerini yapabilmek için okulun Wi-Fi ağından yararlanmak üzere okula yakın açık alanda kaldıklarını söylüyorlar.

Çevrimiçi derslere başlayacak olan bir başka öğretmen de duyduğu endişeyi dile getirerek, 111 öğrencisinin kaçının evinde internet olduğunu bilmediğini, ama bazılarının evinde bağlantı olmadığından kesinlikle emin olduğunu, çünkü bu öğrencilerin yoksulluk içinde yaşadıklarını belirtiyor.  Öğretmen, dizüstü bilgisayarı olamayan öğrencileri için çok kaygılandığını ve bu nedenle dersi ile ilgili yapılacak her şeyi cep telefonundan kotarılabilecek biçimde düzenlediğini söylüyor.

Söz konusu yazıda da yine salgın sürecinde ABD’li Parababalarının çıkarlarına hizmet etmek için Senatonun onayladığı 2 trilyon dolarlık acil durum paketine çocuk medyası ve eğitimi konusunda çalışan James P. Steyer’in gösterdiği tepkiye şu sözleriyle yer veriliyor: “ABD Senatosu’nun 2 trilyon dolarlık bir acil durum paketini nasıl onaylayabildiğini anlayamıyorum ve Amerika’daki her okul çocuğunun çalışan bir cihazdan internete bağlanabilmesini sağlamak için 1 milyar dolar bile bulamıyorum. 12 milyon civarında düşük gelirli ailelere mensup ve kırsal alanda yaşayan birçok çocuğun geniş bant veya modern cihazlara yeterli erişimi yok, bu da onların öğrenme ürünlerini etkiliyor ve ekonomik eşitsizliği artırıyor. Artık çoğu Amerikalı öğrencinin COVID-19 nedeniyle evden öğrenmesi gerektiğine göre, bu daha da büyük bir problem.”

(https://www.usatoday.com/story/news/education/2020/04/01/coronavirus-internet-speed-broadband-online-learning-school-closures/5091051002/)

20 Mart 2020 tarihli ve “Covid-19 nedeniyle dersler çevrimiçi, peki bağlantı yapamayacak öğrencilerin durumu ne olacak?” başlıklı makale de ABD’de eğitim sürecinde sanal ortam olanaklarına erişim konusunda öğrencilerin geldikleri aile yapılarının hangi sınıfsal konumlanış içinde bulunduklarının ne büyük farklılıklar yarattığını ortaya koymakta:

“Okulları kapatmak ve çevrimiçi öğrenime geçmek, virüsün yayılmasını artırmada kritik öneme sahiptir, ancak uzmanlar geçişin kolay olmayacağı konusunda hemfikir. Basitçe söylemek gerekirse, çok fazla Amerikalı çocuk temel internet hizmetleri olmadan yaşıyor.

“Ulusal Telekomünikasyon ve Bilgi İdaresi’nin (NTIA) 2017 verilerine göre, okul çağındaki çocuklarla 3.1 milyon hanenin (% 14.1) evde geniş bant bağlantısı yoktur. Bu ailelerin bazılarının muhtemelen kablosuz bir aboneliği olsa da, bu veri planları genişletilmiş çevrimiçi öğrenme için yeterli değildir.

“Gerçek şu ki, bu zorluklar yeni değil. ‘Ev ödevi açığı’ düşük gelirli ailelere mensup öğrencilerde önemli bir sorun çünkü geniş bant olmadan milyonlarca öğrencinin ödevlerini evde tamamlamaları mümkün olmamakta. Brookings Metro, geniş bant, eşitlik ve sağlık arasındaki bağlantıya odaklanan yeni bir projenin bir parçası olarak yürüttüğü çalışma çerçevesinde, ebeveynlerle yaptığı görüşmelerde geniş bant engellerini aşmak için derme-çatma çözümler bulmaya çalışan velilerin tekrarlanan hikâyelerini duydu: çocuklarını Wi-Fi erişimi için işten sonra McDonald’s’a götürmek veya internete bağlanabilmek için yerel kütüphanenin, hatta bir benzin istasyonun yakınındaki bir yere oturmak gibi. Bu çözümler külfetli ve aynı zamanda yorucudur ve ülke genelindeki kamusal alanlar kapılarını kapattığından Koronavirüs pandemisi sırasında ne yazık ki mümkün olmayabilir.” (https://www.brookings.edu/blog/the-avenue/2020/03/20/as-classes-move-online-during-covid-19-what-are-disconnected-students-to-do/ )

Yine Associated Press’in 2019 analizine göre, ülke çapında öğrencilerin yaklaşık yüzde 17’sinin evinde bilgisayar yok. Yüzde 18’i geniş bant internet erişiminden yoksun. AP’ye göre bu kaynaklara sahip olmayanlar çoğunlukla düşük gelirli ve beyaz ırktan olmayan aileler. Ayrıca, bu konuda eyaletler bazında da önemli farklılıklar var. Örneğin, Wyoming’de, 2017’de toplanan ve AP tarafından analiz edilen Eğitim Bölümü istatistiklerine göre, öğrencilerin yüzde 3’ünden biraz azı internetten ve yaklaşık yüzde 14’ü geniş banttan yoksun. Ancak Washington DC’de öğrencilerin yüzde 19’unun internet’i ve yüzde 34’ünün geniş bantları yok (https://www.vox.com/2020/4/9/21200159/coronavirus-school-digital-low-income-students-covid-new-york).

Yukarıda atıf yaptığımız yayınlarda dile getirilenler de, kanlı zalim ABD Emperyalizminin Amerika’da yaşayan işçi, emekçi halklara reva gördüğü yaşamı, onları nasıl sömürdüğünü ve en yaşamsal olanaklardan nasıl mahrum ettiğini, aynı sağlık alanında olduğu gibi eğitim alanında da nasıl bir çöküş içinde olduğunu Covid-19 salgını süreciyle birlikte bir kez daha insanlığın bilincine çıkarmakta.

Ve bu nedenle büyük devrimci Che Guevara’nın: “Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş narası ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş marşıdır”, söylemi bugün de ABD-AB Emperyalizmine karşı mücadele eden gerçek devrimcilerin şiarı oluyor!

28.05.2020