Dedenin Dedikleri Halk Dersleri Sekizinci Ders: İşçi Nedir?

12.05.2025
566
A+
A-

Hikmet Kıvılcımlı

Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi’nin notu:
Sosyalist Gazetesi’nde yayımlanan“Dede Hande” imzalı, “Halk Dersleri-
Dedenin Dedikleri” başlıklı “Öğreti”ler Sosyalist Gazetesi’nin 8 Aralık 1970
tarihinde yeniden yayım hayatına atılmasıyla birlikte yayımlanmaya başlar.
“Öğreti”ler Hikmet Kıvılcımlı’nın kısa (not tarzındaki) yazılarıdır. Biz de Kıvılcımlı
Usta’nın bu tarzına uyarak her sayımızda bir “Öğreti”yi yayımlayacağız.
Yazılar, 8 Aralık 1970 yılında başlar, 13 Nisan 1971 yılındaki 24’üncü sayıda
sonlanır. (Bazı sayılarda yayımlanmamıştır.) “Öğreti”ler tamamlanmamış
görünüyor. Kaldı ki, 27 Nisan 1971 tarihli 25’inci sayıyla da Sosyalist Gazetesi
12 Mart Faşizmince yasaklanır. Yayımı durdurulur. Hikmet Kıvılcımlı da idam
fermanıyla aranmaya başlar…
İşte aşağıdaki yazıların tarihçesi budur…
“Öğreti”leri, eksik de olsa yayımlamayı, yeni kuşaklara aktarmayı bir
görev bildik. Hele de İşçi Sınıfımızın Örgütlenme-Grev-Direniş mücadelesinin
yükseldiği şu günlerde…

 

1- İşçi Tüyden Cılız

Sevgili İşçi-Köylü-Esnaf kızlarım, oğullarım ve kardeşlerim!

Sizleri ne zaman gözüm önüne getirsem, hep pamuğa benzetirim ben. Yanık yüzleriniz bana pamuktan ak gelir. Alınlarınız bulutlu gökten açık gelir bana. Çünkü çalışır, yaratırsınız. İçiniz sıcak güney toprağımızda açan, güneşe ak ışık gülücükleri saçan pamuk gibidir.

Tek tek her biriniz, pamuk ipliğinden zayıf, dayanıksızsınız. Ama sizi ayrı ayrı gören yoktur. Çokluksunuz. Bir kozanın pamuk tüyleri gibi, her işyerinde, her köyde onlarcasınız, yüzlercesiniz, binlercesiniz. Karıncalar gibi bir arada kaynaşırsınız.

Ve tüy gibi yüreğinizle yumuşacıksınız. Sayıca yüzünüz birden tutulsa, elde kalırsınız.  Biner biner yakalansanız, dayanamaz kopuverirsiniz. Pamuk da öyle değil mi? Sertçe yel esse; pamuğun her telini alır, uçurur, örseler, kırar, atar.

Bir saman çöpü, pamuk telinden bin kat daha dayanıklıdır Pamuk tüyceğizinin boyu ise, birkaç milimi güç aşar. Az çekseniz, hemen kırılır. Üfürseniz kaybolur gider.

Tek tek, siz işçiler ve köylüler de öylesiniz. Toplum içinde, başka her insandan çok daha dayanıksız, çaresizsiniz. Bir gün işe gitmezseniz, kendiniz gibi, çoluk çocuğunuz da aç kalabilir. Hastalansanız, ilaç değil, bir kaşık çorba güç bulursunuz. Ölürseniz, kefen paranız çıkışmayabilir.

Hele İşçiler?

İşçilerin yufkalığını hiç sormayın. En züğürt köylünün, beş karış toprağıyla yarım öküzü varsa, az çok bir güvencesi bulunur. Ağaçtan saban uydurur. Yiyecek arpa, mısırını edinme yolunu zorlar. O haliyle köylü onmazsa da ölmez de. Sürünür gider. Esnaf da öyle gibidir.

İşçinin bir mezarlık toprağa girebilmesi için bile belediyeden parayla toprak satın alması gerekir. Hekimlere koşup izin alması gerekir. Bunların hepsi para pul ister. En müflis esnaf, elindeki aygıtıyla, ufak tefek iş’çik becerirse, ne mutlu. Kuru ekmek parasını kendi kendine çıkarabilir.

İşçinin, ne karanlık bir izbe dükkâncığı vardır; ne iş çıkaracak aleti kalmıştır. Bir başkası işgücünü kiralamadıkça, işçi çalışamaz. İşveren müsaade etmezse İşçi didinerek yaşayamaz.

Başta işçiler, köylüler, esnaflar; hepinizin iflâhınız kesiktir. Hayatta pamuk tüyünden cılızsınız. Gel, işçininki hepinizinkinden iğreti, saati saatine yaşamaktır.

Köylüler, esnaflar: hepinizin alınyazısı er geç işçileşmektir. Her gün köyünüzü, dükkânınızı bırakıp işçi olmak zorundasınız. İşçilerin yaşayabilmek için her saat çalışmaya katlandıkları yerler, dükkânlıktan çıkmıştır. İşyerleri kışla genişliğinde mağazalara dönmüştür. Çünkü görecekleri iş, ancak, canavardan dişli, Azrail’den korkunç makine adlı koca koca aygıtlarla yapılır.

Oralara, işçinin çalıştığı yerlere, ha deyince giremezsiniz de, çıkamazsınız da. Mağazanın kapısı, kışla kapısından daha çetin nöbetçilerle kesiktir. Her iş isteyeni makine canavarının içine sokmazlar. İşyerleri, çalışanın babasının malı değildir. İşveren lütfeder de sizi çağırırsa, gecikmemek için koşarsınız. Patron; boyunuza, posunuza, yaşınıza, dişinize bakar. Beğenir de alır işe, içeriye sokulursunuz.

Hem de kaç günlüğüne? Allah bilir. Yahut Şeytan dahi bilmez, şimdi başlayan işin kaç saat süreceğini. İş, gerçi İşverenin çıkarına bağlıdır. Ama, İşveren de bilemez bu işin nereye varacağını. Çünkü İşverenin çıkarı da, topluluğu kıskıvrak bağlamış olan, gözle görülmez, elle tutulmaz, her yerde hazır nazır alışveriş pazarının dalaveresine bağlıdır.

 

(Yıl: 1, Sayı: 23,  6 Nisan 1971 23. Sayı)

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.