İran; ABD Emperyalizminin Karizmasını Çizdi

07.04.2026
920
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Tabiî Siyonist İsrail’i de yerle bir etti.

İsrail, ABD demek olduğundan başlıkta ayrıca ona yer verilmedi.

Bilindiği gibi ABD Emperyalizmi, bu yılın ilk günlerinde, Venezuela’ya gece yarısı bir operasyon düzenledi.  Bolivarcı Cumhuriyet’in Lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i rehin aldı.

ABD Emperyalizmi bu alçak saldırısına “uyuşturucu ticareti”ni gerekçe yaptı. Ama operasyonun devamında da; “bundan sonra Venezuela’yı petrol şirketleri eliyle biz yöneteceğiz”, diyerek gerçek niyetini açığa çıkardı.

Sonuç olarak, şu anda kanlı zalim ABD, Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir devlet olan Venezuela’nın zengin petrollerine çökmüş durumda. Maalesef Venezuela yetkilileri de bu işgali sineye çekmiş gibiler. En azından şimdilik görüntü bu yönde…

Kanlı zalim, bununla yetinmeyerek ve buradan aldığı cesaretle, 28 Şubat’ta İran’a da saldırdı.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililerini katletti.

Devamında tekniğin son sözü silahlarla, bombalamaya, İran Halkını asker-sivil demeden acımasızca katletmeye başladı. Saldırının ilk günü Minab kentinde 175 kız öğrenci ve 26 öğretmenin bulunduğu bir kız ilkokuluna bomba attılar. Burada ancak 165 kişinin kimliği tespit edilebildi. Bu yazının kaleme alındığı günlerde savaş 16’ncı güne girmiş ve katledilen İranlı sayısı üç bine yaklaşmıştı.

Saldırıyı başlatan pedofil, faşist Trump’ın “hislerimle karar verdim” dediği savaşta, ABD’nin resmi rakamlarına göre; 1200’den fazla İranlı sivil öldürüldü. On binden fazla İranlı yaralı. Üç milyon 200 bin İranlı yerini terk etti. Lübnan’da da 800 kişi öldürüldü. ABD’den ise 13 asker öldü. Şu ana kadar savaşın ABD’ye maliyeti ise 200 milyar dolar.

İran tarafının rakamlarını abartan, İsrail’e ilişkin bilgi vermeyen, kendi rakamlarını da küçülten bu bilginin inandırıcılığı yok elbette.

(Burada bir parantez açıp belirtelim ki; yazılarımızda güncel konuları seçmeye çalışıyoruz, ancak yayın periyodundan dolayı gazete okuyucunun eline geçtiğinde yazının güncelliği kaybolmakta ne yazık ki. O nedenle de sık sık ‘yazının kaleme alındığı tarih itibariyle’ diye yazmak zorunda kalıyoruz.)

İran’da 1979’dan beri süren Ortaçağcı molla rejiminin Halkına karşı zulüm ve katliam politikalarının hep karşısında olduk, olacağız. Ancak silah zoruyla bir ülkede rejim değişikliğine kalkışmak meşru değildir, desteklenemez. Öyle ki, saldırılardan hemen sonra “sivil itaatsizlik” eylemleriyle harekete geçeceğini düşündükleri rejim muhalifleri de umdukları gibi davranmamıştır.

Üstelik bu saldırılar, Savaş Hukukunu düzenleyen Uluslararası kurallara da açıkça aykırıdır.

Savaş Hukukunda askeri hedef veya muharip olmayan yapı, araç ve kişilere yönelik saldırılar yasaklanmıştır. Sivil konutlar, okullar, sağlık tesisleri ve kültürel alanlar askeri saldırıların dışında tutulmaktadır. Savaş hukukunun asgari kurallarına bile uymayarak İran’a karşı başlatılan bu emperyalist-siyonist saldırı açıkça dünya halklarına meydan okuma amaçlıdır. Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1, 2 ve 51’inci maddelerinin açık ihlalidir.

Bu haydutluğa karşı, başta ABD Başkanı bunak, katil Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu olmak üzere, ABD ve İsrailli bakanlar ile askeri yetkililer hakkında, Halkçı Hukukçular Platformu olarak HKP adına Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır.

Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail’in Irak, Libya ve Suriye’den sonra İran’a yönelmelerindeki amacın; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un yaşama geçirilmesi olduğu besbelli. BOP’un ana çerçevesi ise; başta İsrail’in güvenliğini sağlamak olmak üzere Ortadoğu petrollerinin ve doğal kaynaklarının ele geçirilmesidir.

Emperyalistlerin bu amaçları BOP’la birlikte ortaya çıkmamıştır. Başka bir anlatımla, bu emperyalist yayılmacılık BOP’la güncellenmiştir.

Hikmet Kıvılcımlı bundan 55 yıl önce, 1971’de Sosyalist Gazetesi’nde yayımlanan “Filistin: Kaynayan Petrol Kazanı” başlıklı yazı dizisinde söyle diyor:

“Emperyalizm bir yerde hazine gördü mü, onu aşırıp metropolüne taşıyamazsa, ‘Böl ve Güt’ prensibi ile hazinenin yerini yangın yerine çevirir.

“Emperyalizm Uzakdoğu’da ağzının payını aldı. Çin, Kızıl Ejderha oldu. Emperyalizm nereye el atsa (Kore’de, Vietnam’da) başı belaya giriyor. Koca Hindistan’ı kasap çengelindeki et gibi kıydı. Pakistan parçasını bir çeşit Yakındoğu’laştırdı. Latin Amerika ve Zenci Afrika için için tutuşurken, Emperyalizm var gücünü (NATO’sunu ve 6’ncı Filo’sunu) Yakındoğu’ya verdi.

“Çünkü kapitalizmin can damarı, kan damarı, petrol damarı Yakındoğu’dadır. Bu can damarının böğrüne Emperyalizm tuttu, hiç yoktan İsrail kamasını soktu.

“Ne vardı bu Filistin’de? 1,5 milyonluk zavallı vatansız Yahudi’yi getirip o nalla mıhın arasına sokmanın ve her gün ölümle göz göze getirmenin âlemi var mıydı?

“Vardı.

“O ‘âlem’ Petroldür.

“New York milyonlarca Yahudi dolu. Bunların hepsi zengin milyoner. Yerlerinden kıpırdamazlar. Türkiye’deki 50 bin Yahudi’den bile kalkıp giden yok Filistin’e.

“Hem Yahudilik ne?

“Bir din.

“Bu dindekilerin ortak bir dilleri bile yoktu. Yahudilik bir millet değil, olsa olsa bir Ümmet. İçine yetmiş yedi buçuk millet karışmış, İslamlar yahut Hıristiyanlar yahut Budacılar ayrı bir yurt istiyorlar mı?

“NATO’lar, yurtları belli onlarca milletin sınırlarını eritirken, o bir avuç Yahudi züğürdü, müzeden bir ‘İbranice’ dil çıkararak ayrı bir devlet kurmayı nereden aklına getirdi?.

Petrol’den.” (Sosyalist Gazetesi, Sayı: 13, 14, 15, 16.)

Kıvılcımlı bu yazısının tamamında; Filistin ve Ortadoğu’yu, emperyalizmin stratejik çıkarları, petrol paylaşımı ve bölge halklarının direnişi bağlamında “kaynayan bir kazan” olarak ele alır. Bölgedeki çatışmaların temelinde yatan ekonomik ve jeopolitik çıkarları vurgular. Filistin’in kendisi petrol üreticisi olmasa da çevresindeki yoğun petrol kaynakları ve jeopolitik konumu nedeniyle emperyalist güçlerin müdahalesine açık bir bölge olarak değerlendirir. Arap devletleri ile o dönemde Filistin direnişini örgütleyen gruplar arasındaki ilişki ve çelişkileri tahlil eder.

Sonuç olarak; emperyalizmin güncelleyerek uygulamaya koyduğu BOP’la birlikte Ortadoğu’nun makûs talihinde bir değişiklik olmadığı görülmektedir. Zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip, stratejik önemdeki İran’a çökmek istemekteler. Bunun için de “hazinenin yerini yangın yerine” çevirdiler.

Dolayısıyla İran, bu savaşta “meşru müdafaa” yapan taraftır.

Savaşta ilk darbeyi almasına ve komuta kademesinde önemli kayıplar vermesine karşın, hızla toparlanmış ve karşı atağa geçerek emperyalistlerin demir kubbelerini kevgire çevirmiştir.

Yine başta İsrail olmak üzere, körfez ülkelerindeki ABD üslerine karşı etkili bir harekât yürütmüştür. Halen de yürütmektedir.

ABD’nin savaş uçaklarını düşürmüş, uçak gemilerini vurmuştur. Bu arada ABD tarafından nihai caydırıcı unsur olarak devreye sokulan 700 milyon dolarlık “Hayalet Uçak” B-21 Raider’ı da İran’ın hava sahası üzerinde düşürmüştür.

Bir iki günde teslim olacağını sandıkları İran, emperyalistlere ve Siyonist İsrail’e kök söktürmektedir. Yazının kaleme alındığı sırada İran; İsrail’e ve ABD üslerinin bulunduğu körfez ülkelerine karşı 50’nci füze saldırısına başlamıştı.

Trump’ın ateşkes önerilerine karşı;

“İran’ın devredilemez haklarının kabul edilmesi, (Bu haklar; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, kendi siyasi ve ekonomik sistemini belirleme, doğal kaynaklarını kullanma gibi unsurları kapsıyor.)

“İran’a tazminat ödenmesi ve

“Yeniden saldırmama konusunda kesin bir uluslararası yükümlülük getirilmesi gerektiği”, şartlarını ileri sürmektedir.

Bu nedenle de amasız fakatsız İran’ı destekliyoruz, desteklemek zorundayız.

Unutmayalım, Batılı Emperyalistler bundan 111 yıl önce de Osmanlı’yı yutmak ve Tarih sahnesinden silmek için savaş gemileriyle Çanakkale önlerine gelmişlerdi. Toplamda bir milyonu aşkın asker karşılıklı çarpışmıştı, 500 binden fazla ölü ya da yaralı vardı. Türkiye’nin şehit düşen asker sayısı ise 180 binin üzerindeydi. Atalarımız, yüz binlerce şehit vererek Çanakkale’yi Batılı Emperyalistlere geçilmez kılmışlardı.

“Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz bilirdim”, diyen Hindistanlı Gandi ve tüm mazlum milletlere ilham kaynağı olan bu şanlı direniş sayesinde Büyük Ekim Devrimi başarıya ulaşmıştır.

İran da zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına çökmek isteyen ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail’e karşı bugüne kadar çok etkili bir direniş ortaya koydu. Devamının geleceği çok belli.

Oysa İsrail, dünyanın en gelişkin hava savunma sistemlerine sahip olduğunu iddia ediyordu. Öyle ki; “biz onlara saldırabiliriz ama onlar bize saldıramazlar”, diyerek dünyaya korku salıyordu. Geriye gitmeye gerek yok; yakın geçmişte Gazze’de, Lübnan’da uyguladıkları vahşet hafızalarda taptaze duruyor.

Fakat İran, on beş gün içinde bunların hava sahalarını kevgire döndürdü. İsrail’de birçok kent bugün Gazze ve Lübnan’da harabeye çevirdikleri kentlere dönmüş durumda. Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerinin de güvenlikli olmadığı ortaya çıktı. Katil Netanyahu günlerdir ortalarda görünmüyor. Öldürüldüğü iddia ediliyor.

Sonuç olarak; İran, bu etkili karşı koyuşuyla, önüne gelene racon keserek, haraç toplayarak çakallık yapan kenar mahalle lümpenleri gibi hareket eden ABD Emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin karizmasını çizmiştir. Bütün güçleri “Para-Casus-Ordu” üçüzünden kaynaklanan ve Sosyalist Kamp’ın dağılmasından sonra “köpeksiz köyde değneksiz gezen” ABD ve İsrail’in yenilmez olmadıkları görülmüştür.

Bu katillerin savaş politikaları kendi ülkelerindeki halklar tarafından da tepki görmektedir. Kitle desteklerini kaybetmiş durumdalar.

Böylece bunak Trump’ın Kanada’yı 51’inci, Grönland Adası’nı 52’nci, Venezuela’yı da 53’üncü eyalet yapma, Küba’yı işgal etme vb. planları suya düşmüştür.

Bu sonuçla İran; (rejimin niteliğinden bağımsız olarak) dünya halklarına büyük bir iyilik yapmıştır.

Tıpkı Çanakkale Zaferi’miz gibi mazlum dünya halklarına ilham kaynağı olacaktır…

15 Mart 2026

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.