İşte emperyalizm budur!

02.02.2016
A+
A-

 

Aradan 92 yıl geçmiş. Sanki dün gibi…

Ölmüş mü?

Hayır, sadece bedence aramızdan ayrılmış…

Yaşıyor mu?

Evet, düşünceleri her daim canlı, her daim güncel…

Her gün, her olayda bundan 100-120 yıl önce ortaya koyduğu düşünceleri kanıtlanan bir insana ölmüş denebilir mi hiç?..

Kimden mi söz ediyoruz?

Dünyanın zaferle sonuçlanmış ilk proleter devrimini gerçekleştiren, Teorisi ve Pratiğiyle Rusya Halklarının, Doğu’nun ve Batı’nın, Afrika’nın ve Asya’nın mazlum uluslarının öncüsü, lideri, yol göstericisi, karanlık gecede ortalığı gündüz gibi aydınlatan ay ışığı, güneş gibi geceyi gündüze çeviren Devrimler Kartalı Lenin’den. Volga’nın çocuğu, Rusya Ana’nın evladı Lenin’den söz ediyoruz…

 

 

***

19 Ocak tarihli medyadaki haberlerde yer aldı: Dünyanın en (süper, hiper artık ne derseniz deyin) zengin yüzde 1’lik kesimin servetinin toplamı, kalan yüzde 99’ununkine eşitmiş.

O en zengin yüzde 1’lik kesimin içinden de (beyazın da beyazının olduğu gibi) sadece 62’sinin serveti, dünya nüfusunun yüzde 50’lik kesiminin toplamına eşitmiş.

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın raporuna göre; “dünyanın en yoksul yüzde 50’lik kesimin varlıkları, 2010 ile 2015 yılları arasında nüfusun 400 milyon artmasına rağmen yüzde 41 oranında düş”müş. “Aynı zaman diliminde dünyanın en zengin 62 kişisinin varlıkları da 500 milyar dolardan 1.76 trilyon dolara (üç katından fazlaya – Kurtuluş Yolu) çıkmış.” Ve 2010 yılında dünyanın en zengin 388 kişisinin varlıkları en yoksul yüzde 50’ninkine denk gelirken bu oran 2014 yılında 80’e düşmüş. Düşüş devam ediyorsa, bu neyi kanıtlar?

Bundan tam 100 yıl önce (1916’da) yazdığı “Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitabıyla o günü ve bugünü ve yarını aydınlatan, çözümleyen Lenin’in haklı olduğunu!

O yüzden için kim ölmüş diyebilir Lenin’e? Kim inanır buna?..

 

***

Lenin, yukarıda da belirttiğimiz gibi daha 1916 yılında bugünleri yazmıştı. Marks-Engels nasıl kapitalizmin yüzündeki peçeyi kaldırmışsa ve çözümlemişse, Lenin de “Emperyalizm…” adlı bu anıt eseriyle “Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” olan Emperyalizm olgusunu çözümlemiş ve aydınlatmış yani Emperyalizmin yüzündeki peçeyi kaldırmıştır.

Bildiğimiz gibi kapitalizm, İşçi Sınıfının yarattığı artıdeğerin İşveren Sınıfı tarafından sömürülmesine dayanan bir sistemdir. Özü ve ruhu budur kapitalizmin. Başlangıçta Serbest Rekabetçiydi kapitalist sistem. Ama Lenin’in 1916 yılında somut olgularla ve rakamlarla kanıtladığı gibi, Serbest Rekabet yerini Tekelciliğe bırakmıştır. Ve özet olarak söylersek bir üretim dalında ortalama 20 şirket kalmışsa o üretim dalında artık Rekabet bitmiş Tekelcilik başlamış demektir. Ve sonuç olarak bütün üretim dallarında işleyen bu sürecin sonucunda bütün ekonomide Tekelcilik başlamış demektir. İşte Lenin bunu kanıtlamıştır.

Bu ne demektir?

Kapitalist Sistemin artık Serbest Rekabet aşamasını bırakıp Tekelci aşamaya ulaşması demektir.

Siyasi planda da Serbest Rekabet Demokrasiye, Tekelcilik ise Diktatörlüğe tekabül eder. Yani kapitalizmin serbest rekabetçi dönemindeki Burjuva Demokrasisi, Tekelci aşamaya ulaşmasıyla birlikte kapitalist sınıfının tümünün egemenliğinden çıkıp en büyüklerinin banka kubbesi altında birleşmesiyle oluşan azınlığın azınlığı bir zümresinin (Finans-Kapitalistlerin, Finans-Oligarşisinin) diktatörlüğü demektir.

Kapitalizm öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, artık ekonomiye bir avuç tekelci şirket hakim olmuştur. Ve bu bir avuç tekelci şirket (holding, grup vb.), sadece bir ya da birkaç üretim dalına değil tüm üretim dallarına hâkim olmuştur. Bu, tekelci şirketlerin sadece kendi ülkelerinde ve kendi ülkeleri için değil, dünya pazarının tümü için üretim yapmaya başlamaları demektir. Yani bir Amerikan şirketi sadece ABD’de değil, dünyanın birçok ülkesinde üretim ve yatırım faaliyetinde bulunmaktadır. Hatta bizim falan ülkenin diye bildiğimiz şirket aslında filan ülkenin şirketidir. Ya da bizim a firmasının ürünüyle b firmasının ürününü farklı farklı şirketlerin ürünü olarak bilirken; aslında birçoğunun sahibinin aynı tekelci şirket olduğunu öğrenmemiz gibi…

Ve bu şirketler bir yandan organik büyürken diğer yandan da inorganik büyürler. Organik büyüme üretimlerini arttırarak (her türlü iş verimini artırarak, işgücünü en verimli bir biçimde kullanarak, teknolojiden en yaygın biçimde yararlanarak, inovasyonu sürekli hayata geçirerek vb. yollarla) gerçekleşen büyümedir. İnorganik büyüme ise başka şirketlerle birleşme ve satın almalarla gerçekleşir. Hem üretimin büyümesi hem de birleşme ve satın almalar sonucu, bir holdinge, bir gruba bağlı şirketler devasa boyutlarda üretim yaparlar. Ve artık ürettikleri malları, ürünleri sadece kendi pazarlarında değil dünya çapında pazarlamak, satmak isterler. Bu da dünya pazarlarının ele geçirilmesi savaşı demektir. Ve bu savaş şirketlerin, holdinglerin, grupların kendi başlarına yapacakları bir şey değildir. Bunun için arkalarında devletlerinin gücünün olması gerekir. Ve işe devletler karışır. Ordular karışır. Bir an gelir ki, bir şirketin, bir holdingin çıkarlarını korumak için bile devletler arasında savaş çıkar. Ve bütün olarak devletler arasındaki savaşların büyük bir çoğunluğu (bütünü değil, çünkü bunlar haksız savaşlardır. Bir de haklı savaşlar vardır ki, bu bir diğer adıyla devrimci savaşlardır. Ulusal Kurtuluş Savaşları, Sosyal Kurtuluş Savaşları gibi) bunun için çıkar. Yani devletlerin, emperyalist aşamaya ulaşmış tekelci şirketlerinin çıkarlarını, pazarlarını korumak ya da yeni pazarlar ele geçirmelerini sağlamak için yapılan savaşlara dönüşür.

Ve böylece dünya nüfuz bölgelerine bölünmüş, emperyalist devletler arasında paylaşılmış olur. Bu paylaşımda da en büyük pay, tabiî ki en güçlü ekonomiye, en güçlü orduya ve en güçlü paraya sahip olan devletlerin daha doğrusu tekelci şirketlerin olur.

Bu, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda nasıl böyle olmuşsa, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında da aynen öyle olmuştur. Bu iki savaşın niteliği, emperyalist devletlerin ya pazarlarını koruma ya da yeni pazarlar ele geçirme savaşı olmalarıdır. Ve Emperyalizm sürdüğü müddetçe de savaşlar kaçınılmazca olacaktır. Bunu önlemenin biricik yolu, bu sisteme son vermektir. Yani insanın insanı ezdiği, sömürdüğü, zulmettiği, işgücünün artıdeğer sömürüsüne dayanan sistemin yıkılmasıdır bununu biricik çözümü.

Tekelci şirketler öylesine büyürler ki, kimi bir tek şirket bir ülkenin, beş-on ülkenin toplamından daha büyük üretim ve satış rakamlarına, kârlarına erişir. Örneğin bir ABD şirketi olan Wallmart gibi şirketler onlarca devletin üretim rakamlarının toplamını bile katlarlar. (Bunu gazetemizin değişik sayılarında yayımladığımız yazılarda somutça ortaya koymuştuk. Gazetemiz arşivine bakılabilir bu konuyla ilgili olarak.)

Biz şimdi kimi rakamlar vererek Tekelci şirketlerin büyüklükleri, güçleri hakkında ve birleşme ve satın almalarla bir tek tekelci şirketin dünya üzerinde tek başına nasıl hâkimiyet kurduğunu gösterelim.

“Sağlıkta Ventas-Ardent birleşmesi

“Satın alma bedeli 1 milyar 800 milyon dolar

“Sağlık sektörü devi Ventas 1 milyar 800 milyon dolara Ardent’i bünyesine kattı.

“Yazılım firması Informatica satıldı

“Satın alma bedeli 5 milyar 300 milyon dolar

“Özel sermaye fonu şirketi Permira ile Kanada Pension Plan 5 milyar 300 milyon dolar karşılığında yazılım firması Informatica’yı satın aldı.

“Myland’dan dev teklif

“Teklif bedeli 28 milyar 900 milyon dolar

“Dünya ilaç sektöründe dengeleri değiştirecek hamle Myland’dan geldi. İlaç üreticisi Myland, Dublin merkezli ilaç firması Perrigo’yu satın almak için 28 milyar 900 milyon dolarlık teklif yaptı. 

“Royal Dutch Shell BG Group’u yuttu

“Satın alma bedeli 70 milyar dolar 

“Enerji’de son yılların en büyük birleşmesi Royal Dutch Shell’in İngiliz BG Group’u 70 milyar dolara bünyesine katmasıyla yaşandı.” (http://www.dunya.com/2015e-damgasini-vuran-dev-birlesmeler-1624g.htm)

“Bu yıl yapılan küresel satın alma ve birleşme anlaşmalarının büyüklüğü 3 trilyon doları aştı. Bugüne kadar sadece beşinci kez 3 trilyon dolarlık büyüklük yakalanırken, geçtiğimiz yıla göre anlaşmaların tutarında yüzde 50 artış kaydedildi. Satın almalardaki bu hareketlilik Wall Street’e yaradı. Hafta başında sadece bir günde imza atılan 100 milyar dolarlık anlaşma New York’ta Standard and Poor’s 500 endeksini rekora taşıdı. Uzmanlara göre, satın alma aktiviteleri devam edecek ve 2015’te borsaların yükselmesine yardımcı olacak. 

“Satın alma hacmi yüzde 27 büyüdü 

“19 Kasım itibariyle küresel satın alma ve birleşme hacmi son yedi yılın en yüksek seviyesine çıktı. Yılbaşından bu yana anlaşmaların büyüklüğü 3.2 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam, 2013 yılının aynı dönemindeki 2.54 trilyon dolarlık anlaşmaya göre yüzde 27 artışa işaret ediyor. 2007’deki 4.08 trilyon dolardan bu yana ise en büyük yıllık anlaşma yapıldı. En çok hedef alınan sektör sağlık oldu ve 437.4 milyar dolarla sektördeki anlaşmalar rekor hacme ulaştı. Bu sektörü 363.4 milyar dolarla telekom ve 328.7 milyar dolarla gayrimenkul izledi.

“Çimentonun bir ve iki numarası birleşiyor

“40 milyar dolarlık dev anlaşma

“Holcim ve Lafarge çimento devi oluşturmak üzere anlaştı

“İsviçreli çimento üreticisi Holcim HOLN.VX Fransız Lafarge’ın LAFP.PA satın alınmasına ilişkin anlaşmayı bugün açıkladı. Taraflar arasında sağlanan anlaşmayla ortaya çıkacak dünyanın en büyük çimento üreticisinin toplam satışları 32 milyar euroyu bulacak.”

“(…) Amerikalı bilgisayar üreticisi Dell veri toplama ve analiz etme şirketi EMC’yi 67 milyar dolara satın alarak teknoloji tarihinin en büyük birleşmesine imza attığını açıkladı.” (http://www.businessht.com.tr/guncel/haber/1139585-dunyada-rekor-kiran-satin-alma-ve-birlesmeler-turkiyede-hiz-kesiyor)

“BİRANIN EFENDİSİ!

“Dünya bira devi Belçikalı Anheuser-Busch InBev’in, İngiliz bira üreticisi SABMiller’ı 106 milyar dolara satın almasıyla ortaya çıkan dev yapı yılda 65 milyar litre bira üreterek, dünya bira üretiminin yüzde 30’unu tek başına gerçekleştirecek.

“80 ülkede faaliyet gösteriyor

“106 Milyar dolara Belçikalı Anheuser-Busch InBev’e satılan İngiliz SABMiller, dünyada 80 ülkede faaliyet gösteriyor. Yıllık 26 milyar dolarlık ciroya ulaşan şirket bünyesinde 70 bin kişiyi istihdam ediyor. Belçikalı Anheuser-Busch InBev’in cirosu ise 50 milyar dolara yaklaşıyor. Şirket 155 bin kişiyi istihdam ediyor. İki şirketin birleşmesiyle birlikte dünya bira pazarında da tüm dengelerin değişmesi bekleniyor.” (http://www.hurriyet.com.tr/biranin-efendisi-30306267)

“ABD’nin en büyük iki kimya devi DuPont ve Dow Chemical birleşme kararı aldı. Dev birleşme sonucunda ortaya 130 milyar dolar değerinde dünyanın en büyük kimya şirketi çıkacak. Yeni şirketin isminin DowDuPont olacağı açıklandı. (…) Dow Chemical CEO’su Andrew Liveris, birleşme hakkında “Bu birleşme kimya sektöründe oyunun kurallarını kökünden değiştirecek. Yeni oluşum hem sektör adına hem de şirket adına önemli bir çalışma olacak” dedi.” (http://www.hurriyet.com.tr/dowdupont-oldu-40026357) 

Sözü uzatmayalım. Yeterince uzattık zaten.

Gördüğümüz gibi tekelci dev şirketler, bir yandan organik büyümeyle bir yandan inorganik (yani birleşme ve satın almalarla) büyümeyle dünya pazarlarına hükmediyorlar. Bir tek Tekelci dev şirkette 300.000-500.000 kişi çalışıyor. Dünya üzerindeki devletlerin neredeyse tamamında satış yapıyorlar. Tabiî aynı zamanda da kârlarına kârlar katıyorlar.

Bir avuç Batılı büyük emperyalist tekelci şirket, holding dünya üzerindeki egemenliklerini pekiştiriyorlar ve halkları kendilerine bağımlı hale getiriyorlar.

Birleşme, satın alma, organik büyüme rakamları trilyon dolarlarla ifade ediliyor artık.

Ve bu tekelci şirketler, sadece mallarıyla değil aynı zamanda Tekelci Kapitalizmin mabedi olan Bankalar aracılığıyla sermaye de ihraç ederek ekonominin tümünü, hem kendi ülkelerinde hem de dünyanın bütün ülkelerinde, ellerine geçiriyorlar.

Artık böylesine büyümüş tekelci şirketler dünyasında neredeyse onlardan izinsiz kuş uçmaz oluyor. Ekonomiye hakim olan bu tekelci şirketler aynı zamanda politikaya, hukuka, dine, ahlâka vd.lerine de egemen oluyorlar.

Dünyanın neredeyse hemen her ülkesinde onların istedikleri, onların belirledikleri partiler ve liderler iktidara geliyor ya da gidiyor. Getiriliyor ya da götürülüyor bir başka söyleyişle. Onlardan bağımsız bir karar alamıyor hükümetler, devletler…

Bu süreç bizim ülkemizde de böyle mi işliyor?

Evet, aynen öyle işliyor. Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı, 1935 yılında yayımladığı (Lenin’den 19 yıl sonra) “Emperyalizm-Geberen Kapitalizm” adlı anıt eseriyle Türkiye’deki bu süreci açığa çıkarıyordu.

Aynen Lenin’in yaptığı gibi somut olgularla ve rakamlarla ülkemizdeki Finans-Kapitalizmin, Tekelci Kapitalizmin nasıl ekonomiye ve politikaya hakim olduğunu gösteriyor, kanıtlıyordu.

O günden bu yana geçen 81 yılda, bu süreç yukarıda anlattığımız şekilde gelişti ve bizim ülkemizde de birkaç Tekelci Şirket, Holding büyüdü, palazlandı, sadece Türkiye’de değil, gücü oranında, kediye göre budu, pay kapma yarışına katıldı. Ama çok küçük paylar alarak. Fakat aynı mekanizma, aynı niteliklerle…

İşte geçtiğimiz günlerde ölen M. Koç’un Koç’u da bunun somut örneklerinden birisidir. Koç Holding de Türkiye’nin en büyük, en güçlü Finans-Kapitalist grubudur. O da Çin’den Mısır’a, Arnavuluk’a kadar birçok yerde üretim ve yatırım yapmakta, ürünlerini satmakta ve tabiî ki o da kârlarına kârlar katmaktadır.

 

***

Yazımızın başında da söylediğimiz gibi, dünyanın en (süper, hiper artık ne derseniz deyin) zengin yüzde 1’lik kesimin servetinin toplamı, kalan yüzde 99’ununkine eşitmiş.

O en zengin yüzde 1’lik kesimin içinden de (beyazın da beyazının olduğu gibi) sadece 62’sinin serveti, dünya nüfusunun yüzde 50’lik kesiminin toplamına eşitmiş.

Bu nasıl bir dünyadır? Bu nasıl bir adaletsizliktir? Bu nasıl bir eşitsizliktir? Bu nasıl bir vicdansızlıktır?

Ve bu adaletsizlik, eşitsizlik sürgit böyle devam edebilir mi?

Etmez. Etmemeli. Edemez!

Lenin Usta’nın bundan tam 100 yıl önce görüp gösterdiği ve kendi ülkesinde de bu eşitsizliği, adaletsizliği giderdiği gibi biz de kendi ülkemizde bu zalim düzene son vereceğiz

Bugün Sovyetler Birliği’nin yıkılmış olması, orada da yeniden emperyalist bir devletin kurulmuş ve süper, hiper zenginlerinin, Tekelci Şirketlerinin doğmuş olması bu gerçekliği değiştirmez. Sadece gerekli dersleri çıkarmamızı sağlar bu süreç. Başka bir şey değil. Teorik olarak bu her gün, her saat kanıtlanan bir gerçekliktir çünkü ve bu tekelci dev şirketler aynı zamanda kendi mezar kazıcıları olan İşçi Sınıflarının gücünü de birleştirmiş oluyorlar. Üretimin bu kadar büyük oranda sosyalize olması, toplumsallaşması, bir avuç kişinin (62 kişiciğin) elinde toplanması, özel mülkiyetin de anlamsızlığını kanıtlamaktadır her gün.

Bu düzen, kahrolası Emperyalist düzen, toplumsal eşitsizliği katlanılmaz boyutlara getirmektedir her gün. Ve Dünya Halklarının öfkesinin, nefretinin birikmesine, mücadele azminin bilenmesine neden olmaktadır. Ve bu öfke, bu kızgınlık, bu dayanılmazlık bir gün, ama mutlaka bir gün patlayacak ve o zalim Tekelci şirketlerin hâkim olduğu Emperyalist Batılı devletlerin hâkimiyetini yıkacaktır. O zaman emperyalizm, kendi anavatanlarında da kendi proletaryaları tarafından tarihin çöplüğüne atılacaktır. Bundan adımız gibi eminiz.

Onlar da bundan adları gibi emin olsunlar.

Lenin Usta Ölümsüzdür!