Kalpazanlığın kitabını yazanlar!

05.12.2021
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Bulunduğu makama oturabilmesi için gerekli Anayasal koşul olan Diploması olmayan birisi; “evelallah ekonominin kitabını biz yazdık biz, yazmaya da devam ediyoruz” diye desteksiz sıkıyor.

Fakat son süreçteki gelişmelere bakınca ekonominin değil “Kalpazanlığın Kitabı”nı yazdıkları iyice belli oluyor.

Artık bankamatiklerden ardışık sayılar içeren gıcır banknotlar çekilmeye başlandı!

Cüzdanda az yer kaplayan tertemiz paraları harcamak ne güzel değil mi?

Şaka bir yana, ülkede üretimin, yatırımın, olmadığı; kamu mallarının ve kaynaklarının yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekildiği, Kapitalist ekonominin para-faiz politikasının yerle bir edildiği bir ortamda kalp para basmanın hangi akla mantığa sığar yönü olabilir ki?

Klasik Burjuva iktisadına göre; merkez bankalarının bastığı her para için karşılığında bir şey göstermesi gerekiyor. Yani devletler para basma karşılığında genel olarak bir rezerv(*) göstermek zorundadır. Rezerv için genel olarak altın gösterilse de; tahvil ya da vergi gösterildiği de olur.

Özetle, AKP’giller mantığıyla 20 liralık rezerv karşılığında 200 lira basayım, halkım da refah içinde yaşasın diye bir kural ya da uygulama yok. Dolayısıyla 20 lira değerinde bir altın rezervi varken 200 liralık para basmanın tek sonucu hiperenflasyon yaratmaktır.

Yani 1 lira olan ekmeğin fiyatının 10 lira olması gibi…

Bazı TV kanallarındaki; “Herbokolog”ların “Merkez Bankası’nın dolar alıp satmasının ekonomiyi yükselteceği, TL’nin değerinin düşük tutulmasıyla ihracatın artacağı”, türünden yalanlarına bakmayın siz. Marifet çok para ile çok ürün değil, az para ile çok ürün alabilmektedir. Yine ihracatı artırıp ithalatı görece azaltmaktır, olması gereken. Bu ise ancak güçlü ve düzenli bir ekonomik sistemle, bilimsel-teknolojik yeniliklerle, güven veren bir yargı mekanizması vb. ile pahalı ve lüks devlet yerine ucuz devlet, bilinçli ticaret, büyük sanayileşme ve tarımsal atılımlarla mümkün olabilir.

Kendilerini iktidara taşıyan emperyalizme bağımlı Ortaçağcı AKP’giller’in yaptığı gibi; geçiş garantili yol ve köprüler, hasta garantili hastaneler ve yolcu garantili havaalanları ile güçlü ülke olunmaz.

Bu iş; “garanti” verilen yerlerin “yap-işlet-devret” mantığıyla yapılırken normal değerinin en az 10 katı daha pahalıya mal edilmesiyle olmaz. Buraların ihalelerinin kendi para birimimizle değil de döviz cinsinden yapılması ve güncel kurdan ödeme zorunluluğunun getirilmesi ile hiç olmaz.

Şimdi kâğıt paranın ne olduğunu ya da ne olması gerektiğini bir de Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın veciz anlatımından görelim:

Hepimiz pek iyi biliyoruz: Kâğıt paranın kendine has bir kıymeti yoktur. Kâğıt para bir kıymetin ifadesidir. Ve mecburi olduğumuz, onu elden ele geçirmeğe mecbur olduğumuz için, tedavülü zorunlu olan bir nesne olduğu için kıymetli gibi görünür bize.

“Gerçekte o kâğıt para: Mecburi elden ele geçecek diye bir devlet zoru olmasa, onu sokağa atsanız kimse dönüp bakmaz bile, pis bir kâğıttır. Üzerine mikrop bulaşmıştır. Hatta ele alınır kâğıt değildir.

“Kullanılmış kâğıt parçasını kim eğilir de yerden alır?

“Ne çare ki, mecburiyet hepimizi bu kâğıdı almaya sevk eder.

“Sahici paranın kıymeti onun üzerine harcanmış emekle ölçülür. İnsan emeği ne kadarsa paranın üstünde, o kadar değeri yüksek olur.

“Nitekim altın böyle, üzerine fazla insan emeği harcanmış büyük değerde bir nesnedir. Ve kıymetli para altındır.” (Eyüp Konuşması, Derleniş Yayınları s. 10)

Peki, merkez bankasında rezerv bulunmadan, karşılıksız para basan ülkeler yok mudur?

Vardır elbet.

Uluslararası Finans-Kapital’in egemenliğindeki ekonomik sistemde karşılıksız para basma “imtiyazı”(!) sadece ABD Emperyalizminindir.

Çünkü ABD Emperyalizmi dünyayı Para-Casus-Ordu gücüyle yönetmektedir. O nedenle Ordu gücüyle geri ülkeler başta olmak üzere tüm Dünya devletlerini Dolarla ticaret yapmaya zorlar. Buna karşı gelen, bağımsızlıkçı bir tavır alan siyasileri ise ya CIA eliyle darbeler tezgâhlayarak ya da açık işgaller yoluyla iktidardan uzaklaştırır.

Kendisine uydu liderleri yönetimlerin başına getirir.

Geri ülkelerin ise böyle bir para basma özgürlükleri yoktur.

Bizim gibi geri ülkelerin karşılıksız para basmalarının sonuçlarının ne olacağını yukarıda özetçe anlatmaya çalıştık.

AKP iktidarı önceden; “serbest piyasa ekonomisine, uluslararası ekonomi kurallarına bağlıyız”, gibi güvenceler veriyordu ağababalarına.

Ama son süreçte, kendini ülkede ekonomi dahil her şeyin sahibi sanan Tayyip tarafından; “ben ekonomistim”, “faiz sebep enflasyon sonuç”, saçma teziyle kapitalist ekonominin tüm kuralları hiçe sayılmaya başlandı. Oysa bu tezde bile politika faiz oranında ancak yüzde bir indirime gidebiliyorlar.

Ekonominin kitabını yazdığını söyleyen bu kişi; “Biz faiz belasını milletimizin sırtından kaldıracağız. Faize milletimize ezdirmeyeceğiz. Ben görevde olduğum sürece faizle mücadelemi sürdüreceğim.”, derken, tüm işleyişi modern tefecilik, dolayısıyla faize endeksli olan bankacılık sistemini ortadan kaldırabiliyor mu?

Emekçi halka verdiği kredilerden aldığı faizden vazgeçebiliyor mu?

Kamu alacaklarına faiz yürütülmesine son verebiliyor mu?

Tarım Kredi Kooperatiflerine faiz ödemekten belini doğrultamayan Köylümüzü rahatlatabiliyor mu?

Elbette hayır!

Çünkü faiz, Kapitalist sömürü ve soygun düzeninin temel taşlarından birisidir.

Öyleyse Kur’an’daki faize ilişkin ayetleri diline dolayarak popülizm yapmanın âlemi yok.

Kaldı ki, aynı Kur’an’da başta Bakara suresi olmak üzere onlarca yerde geçen İNFAK; bunların elini yakıyor.

Hiç ona değinen yok…

Mesela;

“Helal kazancınızın kendinizin ve bakmakla yükümlü olduklarınızın zaruri ihtiyaçlarına yetecek kadarını alıkoyun, gerisini dağıtın.”, yani ihtiyaç sahiplerine verin diyen Bakara Suresi’nin 219’uncu Ayetinden fersah fersah uzak dururlar.

Yine; “Allah rızık alanında bir bölümünüzü diğerlerinizden üstün kıldı. Üstün konumdakiler rızıklarını, buyrukları altındaki yoksullarla paylaşmıyorlar ki, herkes eşit geçim düzeyine kavuşsun.”, diyen Nahl Suresi, 71. Ayetinin yanına yaklaşmazlar.

Çünkü İnfak ve Rızıkda Eşitlik bunların küplediği malı-mülkü azaltır.

Çünkü bunlar; herkesin eşit geçim düzeyine kavuşmasını istemezler.

Tek amaçları var:

O da lanet olası sadaka düzenlerine biat eden zavallılar olsun, vurgun düzenleri biraz daha devam etsin.

Ancak Dünyayı hegemonyası altına alan Evrensel Finans-Kapital ve onun ülkemizdeki Şubesi yerli Finans-Kapitalistler, AKP’giller’in reisinin, “hülooğğ”cularına coşku vermekten başka hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan kof açıklamalarına gülüp geçiyorlar.

Çünkü onlar efendi bunlar kul…

Tam da burada Hikmet Kıvılcımlı Usta’ya bir kez daha kulak vermek gerek:

Olanlar, evrensel yabancı Finans-Kapitalin, küçük kapitalist uydularındaki yerli Finans-Kapital şubelerince her saat başı oynattığı oyundur. … Ara sıra, kartlar eskidikçe, aktörler yenileştirilir. Amerikan dolarının şakası yoktur. Kulsan, yüzde yüz her şeyini teslim edeceksin.” (Hikmet Kıvılcımlı, Ya Birleşmek Ya Ölüm, Türk Solu Dergisi, Sayı: 67, 25 Şubat 1969)

Bu işin başka lamı cimi yok Tayyip!

Sana kimse ekonominin yönetimini bırakmadığı gibi, kitabını da hiç yazdırmazlar.

Kaldı ki, sende o çap da yok.

 

(*) Rezerv; ilerde kullanılmak üzere artırılmış, biriktirilmiş, saklanmış şey.