Kurtuluş Partili Kadınlar olarak, 29 Ekim Kadınları Derneği’nin düzenlediği “Demokrasi İçin Laiklik, Laiklik İçin Kadın Hareketi Ne Yapmalı?” Sempozyumuna katıldık

07.11.2021
A+
A-

Kurtuluş Partili Kadınlar olarak, 29 Ekim Kadınları Derneği tarafından 27.10.2021 tarihinde, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen “Demokrasi İçin Laiklik, Laiklik İçin Kadın Hareketi Ne Yapmalı?” konulu sempozyuma davetleri üzerine katıldık.

Sempozyum’un öğleden sonraki forum bölümünde aşağıdaki metnimizle öncelikle kadınlarımızın bilinçlerindeki bulanıklığı gidermek ve doğru mücadele hattında yol almak için laikliğin ne olduğunu, laiklik olmazsa neden demokrasinin olamayacağını, Burjuva Demokratik Devrimlerle Batı’da din devleti tehlikesinin ortadan nasıl tamamen kaldırıldığını, bizde ise din devleti yani Siyasal İslam Devleti tehlikesinin neden can alıcı bir gerçekliğimiz olarak durduğunu anlattık.

Laiklik mücadelesinin özü itibarıyla bir iktidar meselesi olduğunu açıkladık. Bu iktidarı ancak İşçi Sınıfımız önderliğinde kurabileceğimizi ve tam laikliği tüm toplumsal hayatta uygulanır duruma getireceğimizi söyledik. Dolayısıyla, ölüm döşeğine yatmış kapitalizm yani emperyalizm çağında, kadınların kurtuluşunun İşçi Sınıfının kurtuluşundan bağımsız olmadığını vurguladık!

Forum bölümünde Ankara İl Yöneticimiz ve Ankara Kadın-Çocuk Komitesi üyemiz Reycan Cantaş Çakır’ın yaptığı konuşma metnini aşağıda aynen yayımlıyoruz.

 

“Demokrasi için Laiklik, Laiklik için Kadın Hareketi Ne Yapmalı?”

29 Ekim Kadınları Derneği’ni ve siz değerli katılımcılarını saygıyla selamlarım. Böylesine önemli bir çalışma yaptıkları için kutlarım.

Konuşmama sempozyumun konu başlığındaki “Ne Yapmalı?” sorusuna cevap vererek başlamak isterim:

 

Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Dolayısıyla; gece gündüz demeden örümcek ağlarını ören, durmaksızın halkımızın temiz din duygularını sömürerek, din kisvesi altında dünya çıkarı sağlayan, Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin günümüzdeki siyasi temsilcisi olan, ABD ve AB Emperyalistlerinin Yeni Sevr Projesi BOP’un Eşbaşkanlığını yürüten Ortaçağcı AKPgiller Gericiliğine bir daha geri gelmemecesine son verebilmek ve laikliği yurdumuzda tam anlamıyla uygulanır duruma getirebilmek için izleyeceğimiz yol da aynı olmalıdır!

 

Tam Laiklik mücadelesi, İşçi Sınıfı mücadelesinden bağımsız düşünülemez!

Bu içi boş bir slogan değildir! Tam tersine, dünya gezegeninde yaşayan bizler için ay ve güneş ne kadar gerçekse, gerçek laiklik mücadelesinin İşçi Sınıfı mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği de Tarihsel Maddeciliğin önümüze kesin olarak koyduğu bir hakikattir. Biz Gerçek Devrimciler, öncelikle diyalektik materyalist yöntemle ister doğada ister toplumda olsun karşımıza çıkan olaylar, durumlar ne iseler öylece görüp; olay, durum uydurmadan ortaya koyarız. Böylece yüz yüze olduğumuz olayların, durumların işleyiş kanunlarını ne iseler öylece, tüm çıplaklığıyla anlarız. Burada da ilk olarak bunu yapmamız gerekir.

 

Bin derdimize deva olacak biricik şey nedir?

Yapmamız gereken ilk iş: güzel vatanımızın, cefakâr halkımızın, kadınlarımızın, çocuklarımızın neden bu duruma düştüğünü açıkça, netçe, olanı olduğu gibi ortaya koyarak, gerçeklik ne ise öylece anlamak, açığa çıkarmaktır. Bunun için insanlık tarihinin geçmişine gitmek ve bugün ile arasındaki bağları, neden-sonuç ilişkilerini bilimin ışığıyla aydınlatmak gerekir. Aydınlattıktan sonra ise vatanımızın, halkımızın yararına değiştirmek için doğru hatta yılmadan mücadele etmek olmalıdır izleyeceğimiz yol!

 

Öyleyse iki can alıcı soruyu sorarak açıklayalım:

Avrupa’da yani Batı’da Ortaçağcı Gericilik ve Din Devleti (yani Klerikalizm) tehlikesi neden yoktur?

Bizde ise Ortaçağcı Gericilik ve Şeriat tehlikesi neden dipdiri durmaktadır?

Toplumun işleyiş yasalarını belirleyen öz ilişki, üretim ilişkisidir. Bunun üzerinde yükselen kültür, ahlâk, sanat, din, felsefe ve kadın-erkek ilişkilerini belirleyen kural ve adetler de bütünüyle altyapıyı oluşturan ekonomik sistemle uyum içindedir. Bunların içeriğini ve biçimini üretim ilişkileri belirler. Dolayısıyla toplumda varlığını sürdüren her ideoloji, bir üretim biçimine ve onun sosyal sınıflarına dayanır. Bir başka deyişle herhangi bir üretim yordamına yarar sağlamayan, onun sosyal sınıflarının çıkarına olmayan bir ideoloji varlığını devam ettiremez. Destekçi bulamaz. Olsa olsa bir nostalji, bir dilek olarak kalabilir. Ortaçağ’da tüm dünyaya baskıcılığı, zalimliği ile nam salmış Klerikalizm olarak ifade edilen din devletlerinin, Avrupa’da yeniden kurulması tehlikesi yoktur.

 

Neden?

Çünkü Burjuvazi (İşveren Sınıfı), 14. Yüzyıl’ın sonlarında ilk olarak Avrupa’nın en batısındaki ada ülkesi İngiltere’de başarılı ve aşamalı bir Sosyal Devrimle iktidara geldi. Bu, insanlığı, “tarih tekerrür eder” ezberinden yani binlerce yılllık Antika Tarih bataklığından kurtaran, çığır açan bir devrimdi. Yani burada tüm Antika Tarih boyunca olduğu gibi Tarihçil Devrim olamadı, bir Medeniyet tümden batıp, yeni bir Medeniyet doğmadı. Tarihte ilk defa iktidardaki sömürücü sosyal sınıf alaşağı edilerek onun yerine yeni bir sömürücü sınıf iktidara geldi. Buna bilimde Sosyal Devrim diyoruz. Bu tarihte ilk kez İngiltere’de oldu. Oradan da bütün kıta Avrupa’sına yayıldı ve Avrupa ülkelerinde art arda burjuva devrimleri patlak verdi.

Burjuvazi, Demokratik Devrimlerini, insanlığın Sınıflı Topluma yani Medeniyete geçişinden beri olduğu gibi, Ortaçağ’da da egemen sınıf olan Tefeci-Bezirgân Sermayeye karşı amansız bir savaş açarak gerçekleştirdi. Bu devrimler ile Burjuvazi, kendinden önce egemen olan üretim ilişkilerine, yani toprağa dayalı üretim ilişkilerine ve üretimin nasıl yapıldığıyla, tekniğiyle vb. hiç ilgilenmeyen, yalnızca aracılık ederek edindiği kâra, faize bakan asalak, vurguncu Tefeci-Bezirgân Sınıfının iktidardaki varlığına tamamen son verdi. İktidarını onlarla paylaşma yoluna gitmedi. Tek başına kendi iktidarını ilan etti. Yani burjuva ekonomik düzenini yani kapitalist ekonomiye dayanan toplum biçimini bütünüyle egemen kıldı; Antika yani Ortaçağ kalıntısı sınıf ve tabakaları kazıyarak onların ekonomik hayattaki varlıklarına son verdi.

 

Peki Avrupa’da Burjuvazi’nin iktidarını tek başına ilan edebilmesinin ana unsuru neydi?

Laiklik!

Laiklik: Toprak üretimine dayalı Derebeyliğe yani Tefeci-Bezirgân Sermayeye ve onun siyasi ideolojisi olan dine-şeriata, din devleti biçimine karşı sosyal devrimler çağını açan Burjuvazinin (İşveren Sınıfının), kendi sınıf iktidarını kurabilmesi için gerekli temel ögedir. Yani Burjuva Demokrasisini (esasında Burjuva Diktatörlüğünü) tesis edebilmesinin temel taşı laiklik ilkesidir. Çünkü özellikle kara Avrupa’sında Burjuvazi 15. ve 19. Yüzyıllar arasında sosyal devrimler çağına ön ayak olurken, İşçi Sınıfı ve Köylülüğü de yanına yedekleyip, Ortaçağ’ın acımasız din derebeyliğine karşı iktidar savaşı açmıştır. Kendi sınıf iktidarını hem ekonomik hem siyasi olarak kurabilmek için; siyasal ideolojisi din olan, dini kurallara göre yönetilen devlet biçimine karşıt olarak, din işleri ile devlet işlerinin tamamen ayrıldığı laiklik ideolojisini, ilkesini getirmiştir. Bu ideoloji, kendi sınıf iktidarını var edebilmesinin ana unsurudur. Kendinden önceki Tefeci-Bezirgân Sermaye iktidarının ilahi kutsallık peçesini ancak böyle kaldırabilirdi ve her alanda bunu yapmıştır.

Yeri gelmişken bir parantez açalım ve belirtmeden geçmeyelim: Komünist Manifesto’da net olarak belirtildiği gibi; burjuvazi, dinsel ve siyasal gözbağlarıyla üstü örtülü sömürünün yerine, apaçık, utanmaz, dolaysız, çıplak sömürüyü geçirmiştir. Bugüne dek üstün değer verilen ve sofuca bir ürküntüyle bakılan ne kadar eylem varsa burjuvazi bunların hepsinin üstündeki kutsallık örtüsünü çekip atmıştır. Doktoru da, hukukçuyu da, rahibi de, şairi de, iktisatçıyı da, kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir. Aynı zamanda kol emeği daha az ustalık ve daha az güç kuvvet ister duruma geçtikçe, yani modern sanayi geliştikçe, kadın emeği de erkek emeğini o kadar geriye itmiştir.

Kapitalizm, tam da bu nedenle Ortaçağ’ın Din Derebeyliğinde namus adlı uçkur etiketiyle damgalanmış, ev kölesi, toprakbent, tarla paryası durumundaki toplumda adı okunmayan kadını da işgücünü satarak üretime katılan, böylece de artıdeğer yaratan “özgür” birey haline getirmiştir. Yani burjuva toplumu, kadın erkek ilişkilerinin ya da aile ilişkilerinin üzerindeki kutsal peçeyi kaldırıp atmış ve bu ilişkileri de salt çıkar ilişkilerine indirgemiştir. Kapitalist ekonominin doğası bunu emretmektedir. İşçi Sınıfı için cinsiyet ve yaş farklarının toplumsal bir geçerliliği yoktur artık.

İşte bu kurallar, anlayış, kültür ve dünya görüşü çerçevesinde sürmektedir Batı’nın burjuva toplumlarında kadın erkek ilişkileri. Bu sebeple de kadına yönelik katliamlar, tecavüzler pek görülmemektedir oralarda. Bu parantezi kapatalım ve laikliği açıklamaya devam edelim.

Tefeci-Bezirgân Sermaye, iktidarını; Ortaçağ’da koşulsuz şartsız ilahi bir güç, Tanrı hâkimiyeti örtüsüyle gizleyerek sürdürmüştü. Burjuvazinin ihtiyacı olansa iktidarı dünyevileştirmekti. Bu nedenle kutsallık peçesini yırtıp atmış, siyasi iktidarı dünyevileştirmiş, cisimleştirmiş, Tanrı hâkimiyeti yerine milletin hâkimiyetini getirmiştir. Burjuvazi o ilerici olduğu dönemde, devlet örgütlenmesinin akla ve bilime dayalı olması gerekliliğini savunmuştur ve derebeyliği devirince, devlet işleyişinde dinin egemenliği yerine aklın ve bilimin egemenliğini hayata geçirmiştir. Çünkü bu yeni üretim biçimi-kapitalizm, geniş yeniden üretimdir ve kendinden önceki basit yeniden üretim yerine daha önce hiç görülmemiş bir ürün bolluğu, teknolojisi ve çeşitliliği getirmiştir.

Burjuvazi üretimle direkt ilişkilidir. Burjuvazinin hem sınıf olarak iktidarını sürdürebilmesi hem de tek tek burjuvaların kendi aralarındaki rekabetten galip çıkabilmeleri için kapitalist üretim yordamının tekniğini sürekli ilerletmeleri gerekir. Bunu yapacak yani üretim araçlarının hammaddelerini bulacak, tasarlayacak, geliştirecek, üretecek işgücüne ihtiyacı vardır. Dolayısıyla diğer bütün üstyapı ilişkileri kapitalist üretim ilişkisiyle uyumlu olmalıdır. Kapitalist üretimde kullanılan araç ve gereçlerin üretimi için gerekli bilgiler kutsal kitaplarda yazmadığı için din devletinde sınırlı insanın aldığı dini eğitim, onun işine yaramamıştır. Çünkü kapitalist üretim yordamı, ancak bilimsel akılcılık ve düşünce özgürlüğüyle gelişebilmiştir.  Bu nedenle eğitimi laikleştirmesi, toplumsallaştırması, süreç içerisinde kadınlara eğitim hakkı vermesi, bilimsel çalışmaların önünü açması gerekmiştir. Zaten bu süreçler Avrupa’da burjuvazi bir sınıf olarak var olmaya başladığında, çürümüş din devletlerinde gerçekleşen Reform ve Rönesans hareketleriyle kendisini çoktan göstermiştir. İşte bu nedenlerle kapitalistlerin işine yarayan, önlerini açan ilke öncelikle laiklik olmuştur.

Yine Demokrasi için Laiklik şiarı vardı sempozyumun konu başlığında. Bizce de çok doğru bir tespit bu! Çünkü eylemlerimizde her zaman haykırdığımız gibi: Laiklik Yoksa Demokrasi, Bilim, Özgürlük Yoktur!  Özgür akıl ve inanç özgürlüğü demokrasinin kökenidir. Partimizin Programı’nda “Hürriyet ve Demokrasi” başlıklarında şöyle deriz:

“(…) Demokrasi Halka inanmakla başlar.

“(…) Düşünceye saygı ve halka refahla gelişir.

“(…) Birincisi, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

“(…) İkincisi, Demokraside olgunlaşmak için de, demokrasiyi bütünü ile kullanmaktan başka yöntem henüz keşfedilmemiştir.

“(…) Egemenliğin gerçekten milletin olabilmesi için ilk şart:

“Düşüncenin özgür olması, yani düşünceye saygı, düşünceyi düşünceyle karşılamaktır.

Demokrasi budur. Öyleyse bu özgürlüğü sağlayacak hava kadar, su kadar yaşamsal biricik unsur nedir?

Laikliktir!

Laiklik yoksa yani devlet bir din devleti ise tüm devlet örgütlenmesini dini kurallar; değiştirilemez, sorgulanamaz dini dogmalar belirliyorsa orada halkın özgür akıl ve iradesinden söz edilemez. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Akılcılığa ve bilimsel ilerlemeye, kendi yok oluşunu gördüğü için düşman kesilen Tefeci-Bezirgân Sermaye ve onun gerici hukuku engizisyon mahkemelerinin, bilimsel gerçekliğe ölümü pahasına korkusuzca sahip çıkarak geri adım atmayan onurlu Giardono Bruno’yu acımasızca diri diri yakarak katletmesi bunun en bilinen örneğidir. Yani katı dini kanunlar karşısında, din devletinin tüm zalimliği ve zorbalığı, katliamları karşısında ne özgür akıldan ne bilimden ne halkın egemenliğinden söz edilemez! Bu nedenle bujuvazi de aynı zamanda gelişimine ve güçlenmesine neden olduğu özgür akıl ve bilimi, kendi sınıf iktidarını kurabilmek için din ideolojisi yerine rehber edinmek zorunda kalmıştır. Bu, ilahi bir gücün perdesi ardına saklanmış Tefeci-Bezirgân Sermaye iktidarı yerine, Burjuvazinin tamamen açıktan kendi iktidarını ilan edebilmesininin tarihi bir zorunluluğudur! Maddenin doğası gereğidir.

 

Peki Batı’da böyle gelişen ve gerçekleşen Burjuva Demokratik Devrimleri bizde nasıl olmuştur?

Batı toplumları, burjuva devrimlerini 15’le 19’uncu Yüzyıl arasında yapıp kesin sonuçlara ulaşmışlardır. Yani burjuva ekonomik düzenini yani kapitalist ekonomiye dayanan toplum biçimini bütünüyle egemen kılmışlar, Antika, Ortaçağ kalıntısı sınıf ve tabakaları kazıyarak onların ekonomik hayattaki varlıklarına son vermişlerdir, dedik.

Tefeci-Bezirgân Antika Medeniyetler gibi, Modern Kapitalist Medeniyetinin de bir öyle ilerici gençlik çağı, bir gerici yaşlılık ve çöküş çağı vardır. Kapitalizm 1850’lerden itibaren serbest rekabetçi ilerici gençlik çağını tüketip, 1900’lü yılların başında tekelci aşamaya ulaşmış, yeni sömürgecilik arayışına girmiş, devrimci barutunu ve tüm olumlu özelliklerini yitirerek gerici, yaşlılık ve çöküş çağına girmiştir.  Bize yani Osmanlı Türkiyesi’ne de, tam da bu gerici çağında gelmiştir. Batılı Emperyalistler, Kırım Savaşı sonrası  “Düyun-u Umumiye İdaresi”  adlı bir örgüt kurarak Osmanlı’nın ekonomisine bütünüyle el koymuşlardır.

Emperyalizm çağında burjuvazinin, sermaye sınıfının ekonomide ve iktidarda belirleyici olan bölüğü Finans-Kapital Zümresidir. İlk çıkışında laikliği benimseyerek iktidarını kuran burjuvazinin, sömürgeleştirmeye gittiği topraklarda buna ihtiyacı kalmamıştır. Tam tersine misyonerlikle din bezirgânlığı yapar yahut sömürgeleştirmek istediği yerdeki en gerici sınıflarla ittifaka girer. Sadece kendi çıkarları için dinsel, mezhepsel ayrılıklarla o toplumu bölerek, parçalayarak kendi hâkimiyetini sağlamakta bir sakınca görmez.

İşte biz de Anadolu’da Sümerler Çağından itibaren binlerce yıldır kök salmış Tefeci-Bezirgân Sınıfın azgınlığı nedeniyle, kapitalizme kendi sınıf ilişki ve çelişkilerimizle bir burjuva demokratik devrimiyle geçemediğimiz için, gericileşmiş Batılı Emperyalistler kendi anavatanlarında iktidara gelirken, düşman bellediği ve iktidara gelirken ekonomik ve siyasi varlığına son verdiği Tefeci-Bezirgân Sermayeyle bizde canciğer, kuzu sarması olmuştur.

Bizim Burjuva Demokratik Devrimimiz, 1923’te dışarıda doymak, kanmak nedir bilmeyen azgın emperyalizme ve içeride Ortaçağ artığı, ayrık otu gibi kök salmış Tefeci-Bezirgânlığın saltanatına karşı verdiğimiz Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın bitiminde Cumhuriyet’imizin ilanı ile başlar. Sosyal Devrimler Çağı, sınıflar savaşımı çağıdır ve her sosyal devrim bir sınıfa dayanır. Cumhuriyet Devrimimizin dayandığı cılız Anadolu Burjuvazisi, İş Bankası’nın 1924’te kuruluşuyla Finans-Kapitalistleşmeye girişmiş, kendinden önce egemen asalak, vurguncu Tefeci-Bezirgân Sınıfının ekonomik ve siyasi varlığına son vermeyi aklından bile geçirmemiştir. Aksine onları hem ekonomik hem siyasi iktidarına ortak etmiştir. Dolayısıyla bizim gibi burjuva devrimini 20’nci Yüzyıl’da yani kapitalizmin dünya çapında devrimci barutunu tükettiği gerici emperyalizm çağında yapan Doğu Toplumları, devrimlerini hep yarım bırakmışlardır. Yani Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfların egemen olmamakla birlikte toplumda tüm dişleri ve tırnaklarıyla kanlı canlı biçimde varlığını sürdürmesine göz yummuşlardır, hatta bunun da ötesinde onunla ittifaka girmişlerdir. Demek ki ekonomide ve iktidarda belirleyici olan Finans-Kapital Zümresi, onun yedek gücü ise Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı olmuştur.

Bunu İkinci Kurtuluş Savaşımızın önderi Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı, “Üretim Nedir?” adlı eserinde çok güzel açıklar:

“(…) 20. Yüzyıl’da kapitalizmin derebeyileşmesi demek olan Finans-Kapital ile Tefeci-Bezirgânlığın derebeyileşmesi demek olan Osmanlı toplumu hemen cancana, başbaşa kuzu sarması oldular. Ve bu eşleşmeden bizim “KARMA EKONOMİ” dediğimiz sistem dünyaya geldi.

“O anormal evlenmenin sonucu ortaya ne doğdu?

“Bugünkü kısır düzen. Düzeninin kısırlığını anlatmak için doğadan örnek alabiliriz. Atla eşeğin çiftleşmesinden katır doğar. Katır belki attan ve eşekten dayanıklıdır. Ama doğurması kıyamet alâmeti sayılır. Çünkü doğuramaz.

“Bugünkü sıkıntılarımız: hep doğuramayışın sancılarında, yaratamayışının mutsuzluğunda toplanıyor…

“(…) Yurdumuz (yarım) yüzyıl önce kan dökerek kazandığı bağımsızlığını: Amerikan mandası taraflarlarına karşı nasıl savunabileceğini kestiremiyor.

“İşte, Türkiye’deki toplumun bilincine çıkarılması gereken kördüğüm bu kısır katırlıktır…” (age., s. 62)

İşte bu sebeple de ne laiklik tam anlamıyla devlet işleyişini belirlemiştir, ne de kadın, bizde ve bizim gibi toplumlarda işgücünü dilediğince satan ve kapitaliste artıdeğer yaratan “özgür birey” olmuştur tam olarak. Kapitalizm öncesi toplumlarda olduğu gibi kadın, erkeğin malı durumundadır bir anlamda. Dolayısıyla da erkeğe tabi olmalıdır, erkeğin emrinden çıkmamalıdır, eğer çıkar ise o zaman büyük suç işlemiş sayılır, şiddete uğrar ve hatta öldürülür…

Laik Cumhuriyet’e düşman, ABD ve AB Emperyalizminin uşağı AKP’giller iktidarı ile de 19 yıldır, kerte kerte ikili bir devlet mekanizması oluşturulmuştur. Ülkemiz Ortaçağ karanlıklarına mahkûm edilmekte, Faşist Din Devletine doğru koşar adım götürülmektedir ne yazık ki!

Ne demiştik konuşmamızın başında:

Sınıfsal tabanı olmayan bir ideoloji varlığını sürdüremez.

Burjuva Demokratik Devrimlerini tamamlayarak Tefeci-Bezirgân Sermayenin hem ekonomik hem siyasi varlığına son veren Avrupa toplumları için bu doğrudur ve orada din devleti, Klerikalizm tehlikesi yoktur.

Oysa bizde tek başına iktidar olduğu Ortaçağ’da ideolojisi şeriat olan Tefeci-Bezirgân Sermayenin ne ekonomik ne siyasi varlığına son verememiştir Anadolu Burjuvazisi. Dolayısıyla dipdiri durmaktadır Tefeci-Bezirgân Sermaye. İşte tam da bu nedenle bizde Ortaçağ’ın karanlıklarına sürüklenmek bir nostalji değildir.

Siyasal İslam ve Şeriat Devleti en büyük tehlike olarak Demokles’in kılıcı gibi kadınlarımızın başında sallanmaktadır. Bu nedenle en önce kadınlarımız uyanmalıdır! Kadınlarımız, anlattığımız bu tarihsel gerçekliğin bilincine varmalı, asla aklından çıkarmamalı ve Ortaçağcı Gericiliğe geçit vermemelidir!

Kadınlarımız; ABD Emperyalizmine göbeğinden bağlı Ortaçağcı Taliban Gericiliğinin, Afganistan’da kadınları toplumsal hayattan silen, Ortaçağ karanlıklarına hapseden “zaferine”, adından başka bir yerinde Cumhuriyetçiliği kalmamış “Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği” gibi alkış tutmamalı, böyle örgütlenmelerin tuzağına düşmemelidir!

Sonuç olarak konuşmamın başından beri anlattığım üzere Laiklik mücadelesi bir İktidar Mücadelesidir! Bizde ise yarım kalmış Burjuva Demokratik Devrimi’ni nihai sonucuna ulaştırma meselesidir!

Emperyalizm çağında ölüm döşeğine yatmış, gerici Finans-Kapital ve Tefeci- Bezirgân ittifakından beklenemez! Yarım bırakılmış burjuva demokratik devrimi, tarihin en devrimci sınıfı İşçi Sınıfımızın önderliğinde bizler yani İkinci Kuvayimilliyeciler tarafından tamamlanacaktır. O yüzden İşçi Sınıfımız önderliğinde gerçekleştireceğimiz bu devrimin adı Demokratik Halk Devrimidir ve Demokratik Halk İktidarıyla tamamlanacaktır. Toprak sorununu tamamen biz çözeceğiz ve Tefeci-Bezirgân Sermayenin ekonomik ve siyasi varlığına son vereceğiz. Böylece Şeriat tehlikesini tamamen kaldıracağız. Devlet yönetiminin her aşamasında manevi her türlü sömürüye son vererek, tam bir laiklik anlayışını egemen kılacağız. Eğitimin biçimi ve içeriğini tamamen laikleştireceğiz.

Kadınlarımızın, Ortadoğu ve Doğu’daki emperyalizm uşağı Tefeci-Bezirgân din devletlerindeki kadınlar gibi, kuşlar gibi kafese kapatılmaması için, toplumun yarısı olan biz kadınlara düşen ana görev, öncelikle Laik Cumhuriyetimize hep birlikte sahip çıkarak İşçi Sınıfı mücadelesinde, doğru yerde yerini almaktır!

Feminizm bir burjuva akımıdır ve kadınların kurtuluşunu asla sağlayamaz! Kadınların gerçek kurtuluşuna giden yolu açacak biricik yol da ancak İşçi Sınıfının yoludur! Parti Programı’mızda açık ve net olarak belirtildiği üzere:

Kafaları en çağdaş bilimle, demokratik ve laik kültürle donatılan Kadınlarımız, elbette sosyal hayatın her alanında aktif bir biçimde çalışmak isteyecek ve toplumda hak ettikleri yeri alacaklardır. Tabiî bu iş siyaset yapmayı da kendiliğinden içerir. Doğaldır ki bu alanda da erkeklerle yarışacaklardır. Böylelikle kurtarılmayı, yardım edilmeyi bekleyen ve uman; zayıf, güvensiz insanlar olmaktan çıkacaklar, en insancıl ideoloji sahibi kurtarıcılar, topluma yön vericiler de olacaklardır.

 

Şeriat Ortaçağdır!

Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!

Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

27.10.2021

 

Kurtuluş Partili Kadınlar