Lozan’a dair

13.10.2020
A+
A-

ABD’li diplomat James Gerard: “Lozan’da Hıristiyan medeniyeti çarmıha gerilmiştir.”

İngiliz Başbakanı Lloyd George: “Türklerin başarısı, uygarlığın başarısızlığıdır.”

İngiliz Sir Andrew Ryan: “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu, en kötüsüdür.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Meis’i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan’a vermiş. Yanı başımızdaki adaları vermişiz, geçmişteki anlaşmaları büyük bir başarı öyküsü diye bize ders kitaplarında anlatmaya çalıştılar bizlere ama maalesef işte görüyoruz.”

Ne gariptir ki Lozan’ı kendi çıkarları açısından başarısızlık olarak gören emperyalist devletlerle aynı düşünceleri, aynı üzüntüyü paylaşıyor Mevlüt Çavuşoğlu ve temsil ettiği zihniyet. Bu sözleriyle taraflarını da belli ediyorlar aslında.

AKP’giller, kendi başarısızlıklarını gizlemek için sürekli Laik Cumhuriyet’e, onun kurucu değerlerine ve başarılarına saldırıyorlar. Yıllardır Yunanistan tarafından silahlandırılan, işgal edilen adalarımıza ses çıkarmayıp sanki bu durum kendi iktidarlarının değil de Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın sonunda Sevr paçavrasını çöpe gönderen ve bağımsızlığımızın simgesi olarak Tarihte yerini alan Lozan’ın suçuymuş gibi sürekli saldırıyorlar.

Peki gerçekten biz adaları Lozan’da mı kaybettik?

Bunun cevabını bulmak için tarihe kısa bir yolculuk yapalım:

Ege Adaları, ilk defa Yunanistan’ın 1830’da bağımsızlığını kazanması ile Osmanlı Devleti’nin elinden çıktı. Yunanistan’ın bir devlet olmasını kabul eden ve Londra’da Fransa, İngiltere ve Rusya arasında imzalanan Protokol ile Şeytan Adaları ve Skyro Adası ile Eğriboz Adası’nın tamamı Yunanistan’a bırakıldı.

  1. Yüzyıl’da Sanayi Devrimi ile İngiltere ve Fransa sömürgeler elde edince, siyasi birliğini tamamlayan İtalya, hem kendisine yakın hem de hasta adam Osmanlı Devleti’nin elinde olan Trablusgarp’a asker çıkararak; “sömürge yarışında ben de varım”, deme fırsatını yakaladı.

İtalya, Trablusgarp’ta beklemedikleri bir direnişle karşılaşınca, Osmanlı Devleti’ni Trablusgarp’tan çekilmeye zorlamak için 18 Nisan 1912’de Çanakkale Boğazı’nı bombalayarak Sisam Adası’na saldırdı. Daha sonra da Menteşe Adalarını yani en çok bilinen adıyla 12 Ada’yı işgal etti.

Bu sırada Balkan Savaşları’nın patlak vermesiyle de Osmanlı Devleti Trablusgarp Savaşı’nı 1912 yılında Uşi Antlaşması ile sonlandırmak zorunda kaldı. Bu antlaşmaya göre; Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi’deki askerlerini çekince, İtalya da adalardan çekilecekti. Fakat İtalya bu adalardan çekildiği taktirde Yunanistan’ın bu adaları işgal edebileceğini ileri sürünce, Osmanlı Devleti adaların Yunanistan’ın eline geçmesindense bir süre daha İtalya’da kalmasında sakınca görmedi.

Balkan Savaşı’ndan sonra imzalanan 1913 Londra Antlaşması ile Ege Adalarının geleceğinin saptanması emperyalist devletlere bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti, Ege Denizi üzerindeki egemenliğini dolaylı olarak kaybetti. Atina Antlaşması ile de Girit’in Yunanistan’a ait olduğunu resmen kabul etti.

1914 yılında alınan Büyükelçilik Konferansı kararlarına göre de; Meis Adası hariç 12 Ada İtalya’ya, Gökçeada ve Bozcaada dışındaki bütün Ege Adaları Yunanistan’a verildi. Bu karara Osmanlı Devleti, emperyalist devletlere bir nota göndererek itiraz etse de olumlu bir cevap alamadı. Ardından Birinci Dünya Savaşı da başlayınca Ege Adaları, İtalya ve Yunanistan’ın elinde kaldı.

1920 yılında Sevr Antlaşması’nın 84. ve 122. maddelerine göre de Gökçeada, Bozcaada dahil tüm Ege Adaları Yunanistan’a, 12 Ada İtalya’ya bırakıldı.

Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızı başarıyla kazandıktan sonra Türk heyeti Lozan Görüşmeleri’ne gittiğinde; 12 Ada, 1911 yılından itibaren İtalya’nın, Ege Adaları da 1913 yılından itibaren Yunanistan’ın elindeydi. Bizim elimizde ise hiçbir ada yoktu.

Türk heyeti Lozan’a giderken temel ilke Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmekti. Adalarla ilgili olarak da İsmet Paşa’ya Çanakkale’ye yakın adaların istenmesi ile ilgili talimat verilmişti. 25 Kasım 1922 tarihinde Lozan Görüşmeleri’nde İsmet Paşa, Anadolu’nun huzuru ve güvenliği için Çanakkale’ye yakın olan adaları istedi. İsmet Paşa 1913 Londra Antlaşması ve 1914 Büyükelçilik Konferansı kararlarına göre Gökçeada ve Bozcaada’nın Türkiye’ye geri verilmesini istedi. Türk heyeti ayrıca Bozcaada’ya bağlı olan Tavşan Adalarını da istedi.  Yunanistan ve İngiltere Gökçeada ve Bozcaada’nın Türkiye’ye geri verilmemesi için çok direndilerse de Türk heyeti Gökçeada ve Bozcaada’yı ve ona bağlı olan Tavşan Adalarını fiilen geri aldı. Türk heyeti ayrıca daha önce Yunanistan’a bırakılan Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Nikerya Adalarının genel barış için askerden arındırılmasını talep etti.

1914 Büyükelçilik Konferansı kararlarına göre Türkiye’ye bırakılan Meis, hiçbir zaman Türkiye’ye verilmedi. Meis konusunda Türk heyetinin 31 Ocak 1923 tarihinde Lozan’da sunduğu teklifte Meis Adası Türk egemenliğinde kalacaktır, denildi. Meis konusunda İngiltere, İtalya ve Fransa birlikte hareket ettiler. Türk heyetinin Meis ısrarı üzerine Fransızlar Meriç sınırını tartışmaya açarken, İtalyanlar müttefik tazminatlarını gündeme getirince İsmet Paşa Meis ısrarından vazgeçmek zorunda kaldı. Yani Lozan’ı karalamak isteyenlerin söylediği gibi Meis verilmedi. Sadece geri alınamadı.

Yani Türkiye Lozan’da hiçbir adayı Yunanistan’a vermedi. 12 Ada ve Ege Adaları bizim elimizde değildi. Lozan’da elimizde olmayan adalardan Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adalarını ve Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta olan adalar ile kayalıkları geri aldık. Ayrıca Yunanistan’ın elinde olan birçok adanın silahsızlanması kararının alınması sağladık.

Günümüze baktığımızda ise Yunanistan uluslararası hukuka aykırı olarak bize ait olan 18 Adamızı ve 1 kayalığımızı işgal etmiş durumda. Yunanistan, Türkiye karasularında balıkçı teknelerimize saldırmakta, vatandaşlarımızın ölümüne sebep olmakta, yakaladıklarını da kendi adalarına götürüp hapse atmaktadır. Yunanistan yıllardır adalarımıza Yunan bayrağı çekip, buralara Rum vatandaşlarını ve namlularının kıyılarımıza dönük olduğu toplarını yerleştirmekte. Bu duruma ses çıkarmayanlar, göz yumanlar vatan topraklarını resmen peşkeş çekiyorlar. Ayrıca yaptıkları bu hainliklerini halktan gizlemek için adaların Lozan’da kaybedildiği yalanını söyleyerek halkımızı uyutmaya çalışıyorlar.

Biz Halkın Kurtuluş Partisi olarak yıllardır işgal edilen adalarımızla ilgili basın açıklamaları yaparak ve AKP’giller’in vatan hainliği hakkında suç duyurularında bulunarak; hem halkımızı bilgilendirmeye hem de devrimciliğimizin getirdiği sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu mücadelemizden de asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Hikmet Kıvılcımlı’nın; “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek daha iyidir!”, sözü, bizim vazgeçilmez şiarımızdır.

Ayrıca Lozan ile ilgili yalan haber yapanlara ve bu haberleri yayanlara da bir çift lafımız var elbet. Ya tarihi bilemeyecek kadar gafilsiniz ya da tüm bunlara göz yumacak kadar hain.

 

Malatya’dan Bir Yoldaş

 

Kaynakça:

Meydan, S., (2018), Yüzyılın Kitabı. İnkılap Yayınevi

Dr. Uçarol, R., (2005), Siyasi Tarih (1789-1994). Filiz Kitabevi

Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları – I, 90. Yılında Lozan Ve Türkiye Cumhuriyeti Uluslararası Sempozyumu (13-15 Kasım 2013, Ankara) , Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/sinan-meydan/lozanda-kurtarilan-adalar-ve-meis-6047077/

https://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/3-Lozan13-357.pdf

https://www.ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/11-Usi_Baris_Andlasmasi.pdf

Tayyipçi Kardeş! Şu videoyu bir izle ya da tapesini bir oku!..