Din-Siyaset-Ticaret üçgeninde AKP’giller, tarikat ve cemaatler arasındaki organik bağ

13.10.2020
A+
A-

Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu tip yapılar batırdığı için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”

Mustafa Kemal, 93 yıl önce bizleri böyle uyarmıştı. 17 Aralık 1927’de Mecliste yaptığı konuşmada Tekke ve Zaviyelerin niçin kapatılması gerektiğini yukarıdaki sözlerle anlatmıştı.

30 Kasım 1925’te yürürlüğe giren kanunla, çeşitli unvanlar kullanarak dini istismar edenlerin faaliyetleri yasaklanmış, cami ve mescitlerin dışındaki Tekke ve Zaviyeler kapatılmıştı.  Söz konusu yasa bugün hâlâ yürürlükte olsa da pek çok tarikat ve cemaat devlet kadrolarını ele geçirmiş durumda ve AKP eliyle iktidarlarının altın çağını yaşıyorlar. Şeyhlerin açıkça televizyon ekranlarında boy gösterip düşüncelerine başvurulduğu, tarikat liderlerinin devletin üst kademelerinde kabul gördüğü, AKP’giller’in Reisi başta olmak üzere her bakanın bir tarikatla organik ilişkisinin olduğu günleri yaşıyoruz. Devlet çatısı altında ve devlet korumasında varlıklarını sürdüren bu yapılar, din-siyaset-ticaret sacayağında ülkede eğitim, sağlık ve yargı alanı başta olmak üzere işgal etmedikleri alan bırakmadılar.

Birçok cemaat ve tarikatın kendine ait şirketi, hastanesi ve okulları bulunuyor. Buna, bugünlerde adından en çok söz edilen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı örnek verebiliriz. Salgın nedeniyle servetine servet katan, kimilerinin öve öve bitiremediği Bakanın yükselmesinin tek bir sebebi var: kopmaz tarikat bağlantısı. Erdoğan ailesinin “aile hekimi” olarak ünlenen Koca, Nakşibendi Tarikatının İskenderpaşa Cemaatine yakınlığı ile tanınıyor  (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yeni-bakanin-tarikat-baglantisi-1023074).

Tıpkı Kaçak Saray’da oturan Reisi gibi. Ne çok ortak yönleri var değil mi?.. Ama bitmedi. Kendine ait özel üniversite ve hastanesi bulunan Bakana kamu malları birer birer peşkeş çekildi. Hatırlanacağı üzere Tarihi Ankara Garı alanı içinde yer alan TCDD Misafirhanesi ve TCDD Müzesi ile AOÇ (Atatürk Orman Çiftliği) arazisi içinde bir alanın Koca’nın sahibi olduğu Ankara Medipol Üniversitesine verildiği ortaya çıkmıştı. Üstelik Bakanlık kadrolarını tarikat mensuplarıyla doldurması da cabası.

AKP’nin ısrarla din üzerinden siyaset yapmasının arkasındaki yalın gerçek bu. Zenginleşmenin tek anahtarı iman ticareti yapmaktan geçiyor. Sağlık alanında yaşananlar böyle.

Peki eğitim sistemimiz farklı mı?

Tabiî ki hayır.

Müfredatı dinsel içerikle donatılan, okulları imam-hatipleştirilerek birer medreseye dönüştürülen ve özelleştirme saldırıları altında günden güne kan kaybeden eğitim sisteminin başında özel okul sahibi Ziya Selçuk var. Bazılarının eğitim sistemini düzelteceğine dair hakkında çok ümitli olduğu Selçuk; göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimin, cemaat ve tarikatlara devredilmesinde büyük rol oynadı. Son olarak da kurduğu EBA (Eğitim Bilişim Ağı) çöktü. Böylece MEB’in özelleştirmeden sorumlu Bakanı Selçuk, uzaktan eğitim sisteminin altında kaldı.

Göreve geldiği ilk günden beri bir yandan eğitimi ticarileştirmek adına sayısız adım atarken diğer yandan da çeşitli cemaat ve dinci vakıflarla MEB arasında köprü görevini üstlenmiş durumda. Örneğin; Karaman’da 45 çocuğa tecavüz edilen Ensar Vakfı ile MEB arasında protokoller imzalandı. İlim Yayma Cemiyeti, TÜGVA, TÜRGEV, Hayrat Vakfı ve Birlik Vakfı gibi birçok dinci vakıfla MEB arasında imzalanan protokollere ilişkin “kamu yararı gözetilerek” imzalandığı savunmasını getiren  Ziya Selçuk sayesinde, eğitim sistemi hem gericileştiriliyor hem de özelleştirmeye kurban  ediliyor (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ziya-selcuk-iktidara-yakin-vakiflarla-imzalanan-protokollerin-sayisini-aciklamadi-258708h.htm ).

Salgın döneminde eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin mimarı olarak adını unutmayacağımız Selçuk, yetersizliklerinin sebebi olarak da öğretmen maaşlarının yük olduğunu, bu yüzden aksaklıkların oluştuğunu söyleyiverdi. Her türlü cemaate kucak açıp kaynak aktaran AKP, sonunda öğretmen maaşlarına göz dikti. Bu da yetmedi. Salgını doğru düzgün yönetemeyip, yeterli önlem almayarak okulların tamamını açamayan MEB; faturayı yine öğretmene kesti. Uzaktan eğitimin sorumlusu öğretmenmiş gibi ek ders ödememek için arka arkaya birbirini tutmayan açıklamalar yaparak kırk takla atıyor. Sağlık sisteminde olduğu gibi eğitim de çökmüş durumda.

Mustafa Kemal, öngörüsü ile Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı vererek kurduğu Laik Cumhuriyet’in varlığını sürdürebilmesi adına Tekke ve Zaviyeleri kapatmıştı. Nutuk’ta neden kapatılması gerektiğini şöyle açıklıyor:

Efendiler, tekke ve zaviyelerle, türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük ve türbedarlık vb. birtakım unvanların kaldırılması ve yasaklanması da takrir-i sukun kanunu yürürlükte iken yapılmıştır. Bu konularla ilgili yürütme ve uygulamaların, toplumumuzun hurafelere inanan, ilkel bir kavim olmadığını göstermek bakımından ne kadar gerekli olduğu takdir olunur.”  

Tarikat ve cemaatlerin ortak ürünü olan AKP’giller’in misyonu ise Türkiye’yi çağdaş dünyadan uzaklaştırıp Ortadoğu cehennemine mahkûm etmek.

Mustafa Kemal’in Laik Cumhuriyet’i kurarken yaşam ve insanlık düşmanı böylesi karanlık yuvaların her zaman için nasıl tehlike oluşturabileceğine ilişkin yaptığı uyarının bugün ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz. Laikliği vazgeçilmez bir ilke olarak miras bırakan Mustafa Kemal’e sahip çıkmak ve Antiemperyalist, bağımsızlıkçı ve Laik yönünü savunmak bugün için sadece Halkın Kurtuluş Partisi’nin ödün vermez İkinci Kurtuluş Savaşçılarına kalmış durumda.

AKP döneminde çok daha yaygın ve etkin bir şekilde örgütlenmelerini sürdüren tarikat ve cemaatlerin sayısı geçmişe göre hızlı bir tırmanış gösteriyor. Taciz ve tecavüz haberleriyle gündemden hiç düşmeyen tarikatların ortaya saçtığı pislik öylesine büyük boyutlara ulaştı ki, Sakarya’da 12 yaşındaki küçük kız çocuğunun Uşşaki Tarikatı şeyhi Fatih Nurullah tarafından cinsel istismara uğraması, çocuklarımızın nasıl büyük bir tehlike altında olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı’nın Türkiye’de tarikatların varlığını ve gücünü araştırdığı raporun sonuçları çok çarpıcı. “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği” konulu araştırmasıyla hakkında soruşturma açılan Balcı’nın hazırladığı rapora göre bir milyon çocuk tarikatların elinde!

(https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/10-bin-ozel-okulun-ucte-biri-tarikatlarla-iliskili-1519650)

Araştırmanın sonuçları ürkütücü boyutta. Buna göre ülke çapında belli başlı 30 tarikat ve bunlara bağlı 400 kol bulunuyor. Sadece İstanbul’da 445 tekkenin açıkça faaliyet gösterdiği belirtilen raporda 2.6 milyon insanın ise bu yapılarla bağlantısının olduğu ortaya çıkmış. Kimi yerde apartman dairelerinde faaliyet gösteren küçük hücre örgütlenmelerine tanık olduğumuz tarikat ve cemaatler, bazen de kocaman araziler üzerine kurulmuş devasa yapılarla holdingleşmiş bir şekilde karşımıza çıkıyorlar. Özellikle büyük şehirlerde merdiven altı şeklinde tabir edilen “apartman medreselerinin” sayısı ise bilinmiyor.

Rapora göre, çoğunluğu İstanbul, Siirt, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman, Hakkâri, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis ve Gaziantep’te 800’ün üzerinde medrese bulunuyor. Medreselere kayıt olma yaşının bazı illerde 3 yaşa kadar düştüğü belirtiliyor. Bu nedenle bu bölgelerdeki okul öncesi eğitim Türkiye ortalamasının altında. MEB verilerine göre Türkiye’deki özel okul sayısı 13 bin 870.

Yine rapora göre, bu okulların üçte biri tarikatlarla bağlantısı olan okullar. Çeşitli tarikat ve cemaatlere bağlı olan bu 4 bine yakın özel okulda okuyan öğrenci sayısı ise 210 bin civarında. AKP eğitimi özelleştirme adına 2014 yılında yasa değişikliği yaparak özel okullarda okuyan öğrencilerin desteklenmesi için öğrenci başına 2 bin 500 lira 3 bin lira arasında para dağıttı. Rapora göre, devlet bu yolla tarikat ve cemaatlere bağlı özel okullara toplam 898 milyon 800 bin lira ödedi.

Eğitimi kuşatan örgütlü gericiliğin hedefinde bir de öğrenci yurtları bulunuyor. Türkiye’de bulunan 4 binin üzerindeki öğrenci yurdunun 2 bin 480’i cemaat ve tarikatların elinde.

Bilimsel araştırma verileri ortada. Konuyla ilgili güncel haberler de sayısız. Bürokrasiden iş dünyasına kadar devletin tüm kurumlarını ele geçiren tarikat ve cemaatlerin başlıcaları şunlar:

1- Nakşibendilik,

2- Nurcular,

3- Kadiri tarikatı,

4- Halfeti tarikatı,

5- Rufai tarikatı,

6- Melami tarikatı (Bayrami),

7- Sühverdiyye tarikatı,

8- Çeşti tarikatı,

9- Şazeliye tarikatı,

10- Mevlevi tarikatı.

Bunların arasında siyaset arenasında en etkili olan ve en çok kolu ve müridi bulunan tarikat Nakşibendi tarikatıdır. En büyük kitlesel tarikatların başında yer alan Nakşibendiliğin en güçlü kollarının başında Menzilciler grubu (Sağlık Bakanlığı, Jandarma ve Emniyet teşkilatında örgütlü) geliyor. İkinci sıradaki İskenderpaşa Cemaati ise daha çok yargıda örgütlenmiş durumda (https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyede-%C5%9Firketle%C5%9Fen-tarikat-ve-cemaatler/a-49885320).

 

CHP’nin, AKP’lilere olan bitmez sevgisi!

Asıl hedefleri Laik Cumhuriyet’i yıkmak olan bu karanlık yapıların siyasi plandaki temsilciliğini 2002 yılından itibaren AKP üstlenmiş durumda. İktidara taşındıkları 3 Kasım 2002’de Abdullah Gül başkanlığında kurulan ilk AKP hükümetinde 25 Bakandan 19’unun tarikatlarla yakın ilişkileri mevcuttu. AKP’nin kurucuları arasında yer alan Gül, Cumhurbaşkanlığı yaptığı sırada sudan sebeplerle ulusal bayramlara düzenli olarak katılmamıştı. Hani şimdilerde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ismi geçen Gül’ün kim olduğunu unutanlara hatırlatalım istedik. Sol gösterip sağdan yol almayı parti politikası sanan Yeni CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, açıkça AKP’nin kurucularından Gül’den rahatsız olmadıklarını belirterek; “Soru şu: Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?” dedi.” (https://www.birgun.net/haber/kilicdaroglu-gul-den-neden-bu-kadar-korkuyorlar-312237)

AKP’giller tayfasının tarikat ve cemaatlerle olan içli dışlı ilişkisi, kurulduğu ilk günden beri tescillenmiş bir gerçek ve bu örgütler bugün de devletin tüm kurumlarını ele geçirerek güçlenmeye devam ediyorlar. Türkiye’nin Cumhuriyet’le birlikte kazandığı maddi ve manevi ne kadar kazanım varsa tarikatlar iktidarı AKP eliyle yok ediliyor, ey Kılıçdaroğlu.

Kılıçdaroğlu, Mustafa Kemal’in kurduğu partinin genel başkanı olduğunun farkında mı acaba?

Kaset operasyonuyla CHP’nin başına oturtulan Sorosçu Kemal, Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’in temelini atarken 1927’de tarikat ve cemaatlere ilişkin yaptığı uyarıyı görmezden geliyor.

Gül ya da başka bir AKP’li fark etmez. Hepsinin siyasal geçmişleri ortada. Amaçları belli.

Peki Sorosçunun amacı ne?..

CHP’yi kullanarak AKP’ye kol kanat gerip Cumhuriyet’in yok edilmesine aracılık etmek.

Siyaseten şunu görmezden gelemeyiz: Ülkenin kanını emen tarikat ve cemaatlerin iktidardaki görünen yüzü AKP ise onların temsilcilerine ses çıkarmayan ve tehlikeli görmeyen Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi de en az onlar kadar suça ortak olmuş durumda.

AKP ve Yeni CHP arasında kurulan bu gizli ortaklık aslında yeni değil. Bilinen bir gerçek. Tayyip Erdoğan’ın Kaçak Saray’a çıkmasının köşe taşlarını yine Yeni CHP’nin ekibi döşemişti. 2014’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Siyasal İslamcı gelenekten gelen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP’nin çatı adayı olmasıyla ilgili; “tıpış tıpış gideceksiniz”, dayatması sonucunda bugünlere geldik.

Kurtuluşun tek adresi:

Gericiliğe hiçbir zaman, hiçbir şekilde geçit vermeyen;

Laikliği, ödünsüz şekilde temel ilkesi kabul eden;

Şeriat Ortaçağ’dır diye haykıran;

Mustafa Kemal’in kurduğu Laik Cumhuriyet’i savunan,

Örgütleyecekleri İkinci Kurtuluş Savaşı’yla Halkın İktidarını kuracak,

Antiemperyalist-Antişovenist-Antifeodal,

Halksever, Yurtsever; Halkın Kurtuluş Partisi’dir.

 

Ankara’dan Bir Yoldaş