Malum Kişi’nin destekçileri ve paramiliter silahlanma

28.02.2017
A+
A-

Malum Kişi, bu sıra pek dile getirmese de, daha önce kendisinin “BOP Eşbaşkanı” olarak bir görevi bulunduğunu defalarca söylemişti. BOP’un ise Türkiye için İkinci Sevr olduğunu biliyoruz. Bunun en önemli adımını ise emperyalist uşağı kukla bir Kürt Devleti yaratmak oluşturuyor.

Malum Kişi, şimdi bu görevini yerine getirmenin başka bir aşamasında. Başkan olma peşinde. Aklınca hem görevini daha rahat yerine getirecek, hem de kendini “kaydı hayatla” sağlama alacak.

Bu konuda emperyalizm de arkasında. Çünkü Malum Kişi’nin açığı çok büyük. İplerse emperyalistlerin ellerinde. Başkanlık yetkileriyle donanınca Malum Kişi’yi istedikleri gibi yönlendireceklerini biliyorlar. Geçen yıl, başkanlık niyeti gerçeğe binene kadar Batı Basını Malum Kişi’yi diktatörlükle suçluyor, yerden yere vuruyordu. Ne zaman ki Mecliste başkanlık görüşmeleri başladı, o gün bugündür, Batı basınında neredeyse “tık” yok. Bu emperyalizmin Malum Kişi’nin başkanlığını sinsice desteklediğinin açık göstergesi.

Malum Kişi’yi içeride de destekleyen çok. Aslında destekleyen ilk kişi Abdullah Öcalan oldu. Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Altan Tan’dan oluşan HDP heyetiyle İmralı’da 23 Şubat 2013 tarihinde yapılan görüşmenin tutanaklarında Apo’nun şunları dediği kayıtlı:

“Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi.” (http://t24.com.tr/haber/iste-imralidaki-gorusmenin-tutanaklari,224711)

Bu sözlerden; daha bu derece gündemde değilken bile, Malum Kişi’nin başkanlığının 2013 yılı başlarında Apo tarafından dillendirildiğini ve desteklendiğini görüyoruz. Yok ABD gibi olacakmış, yok Rusya’daki Duma gibi olabilir vb. bunlar işin gargarası…

İşin özü Malum Kişi’nin başkanlığının desteklenmesidir.

Neden?

Çünkü Apo da aynı görevi üstlenmiş ve CIA tarafından böyle yönlendirilmiştir. Emperyalist uşağı Kürt devletinin kurulmasını kolaylaştıracaktır başkanlık.

Başkanlığı destekleyen diğer bir “solcu” ise, Kurtuluş Partisi Başkanı Nurullah Ankut’un deyişiyle “Bin Kalıplı Perinçek”. Perinçek tabiî sinsice başkanlığı destekliyor. Güya “Hayırcı” Perinçek taifesi de… Ama işin özü farklı… Hayır derken evet diyorlar aslında başkanlığa. Şöyle diyor Perinçek bu konudaki açıklamasında (12 Ocak 2017):

“Bugün AKP, geleceğini İkinci İstiklâl Savaşının başarısına bağlamıştır. Bu anlamda kendi geleceğini Türkiye’nin geleceği ile birleştirmiştir.

“Varolan koşullarda Türkiye için de, AKP için de birinci mesele, İkinci İstiklâl Savaşından zaferle çıkmaktır. Ülke içinde ve sınırlarımızın ötesinde Bölücü ve Yobaz Terörüne karşı mücadelede kesin sonuç almak belirleyici önemdedir. Her şey, bu başarıya bağlıdır. O nedenle her atılacak adım, bu açıdan doğrudur ya da yanlıştır. Vatan Savaşının başarısına hizmet eden her uygulama doğrudur, zarar veren her davranış yanlıştır. Denek taşı, vatan savaşıdır.” (http://odatv.com/akpnin-gelecegi-ile-turkiyenin-gelecegi-birlesti-1201171200.html)

Ne diyor Perinçek?

AKP ikinci istiklal savaşı veriyor. Türkiye’nin kaderi ile AKP’nin kaderi birleşmiştir. Türkiye’nin önündeki birinci mesele bu ikinci istiklal savaşından zaferle çıkmaktır.

Bu sözler Malum Kişi’nin aklanması hatta desteklenmesi anlamına gelmiyor mu? Vatanı satanlar ne zaman yurtsever oldu?

Laik Cumhuriyetin tüm kazanımları bu gerici güruh tarafından yok edilmiş, halkımızın alın teriyle kazanılmış bütün ekonomik zenginlikler çar çur edilmiş, doğal zenginliklerimiz yok edilmiş, tepeden tırnağa eğitimin içine edilmiş, iç ve dış borç halkımızı boğacak noktaya gelmiş, işsizlik ve pahalılık almış yürümüş, halkımızın masum dini duyguları sömürülmüş, tarikatların ortalıkta cirit atması sağlanmış ve devlet mekanizması Ortaçağcı Din Bezirganlarına teslim edilmiş, yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma son aşamaya getirilmiş, hukuk ayaklar altına alınmış, bütün bunlar yetmezmiş gibi halkımız “benden”, “benden değil” denerek bölünmüş.

Kim tarafından?

Malum kişi ve çevresi tarafından!

Bütün bunların yurtseverlik neresinde? İkinci istiklal savaşı neresinde?

Evet, Türkiye’nin bir İkinci Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var. Ama günümüzdeki iktidar bunu önleyen, buna zarar veren en büyük güç. Türkiye bu emperyalist uşaklarının iktidarından kurtulduğu ölçüde İkinci Kurtuluş Savaşı’nda başarılı olabilir. Bu iktidarı destekleyerek değil. Hem bu iktidarı destekleyip, hem Hayırcı olmak mümkün değildir.

AKP’nin yaptığı bir kandırmacadır. Kendi geleceğini Türkiye’nin geleceği ile bir gibi göstermesi bir kandırmacadır. Perinçekgil’in yapmaya çalıştığı da farklı değildir. Hatta daha haincedir. Çünkü muhalif görünüp destek verilmektedir, Malum Kişi’ye ve süregiden emperyalist oyuna.

 

MHP’ye ve Bahçeli’ye gelince…

Bunlar oldum olası Amerikan uşağıdır. Ortalıkta farklı bir ekonomik ve politik sıkıntı yokken, 3 Kasım 2002 seçimlerini dile getirerek AKP’yi iktidara taşıyan Bahçeli olmuştur. Daha sonra en kritik noktalarda en büyük AKP destekçisi de hep Bahçeli olmuştur: Gül’ün cumhurbaşkanlığı, türbanın yaygınlaştırılması, Meclis’te ve devlet kadrolarında AKP ile ittifak, 4+4+4 oyunu, Suriye-Irak bataklığına giriş, Kürt Sorunu’nda halkları uzaklaştıran anlayış, Cumhurbaşkanlığı seçimi, 7 Haziran seçimleri sonrasında Malum Kişi’yi çok rahatlatan erken seçim çağrısı, Meclis Başkanlığı seçimi ve şimdi de Malum Kişi’nin başkanlığının açıktan desteklenmesi.

Normaldir… Çünkü MHP Kontrgerilla partisidir, NATO partisidir, Gladio partisidir.

Kuruluşundan beri böyledir. MHP, emperyalizmin 20’nci Yüzyılın başlarındaki Pantürkizm–Panislamizm oyununun II. Emperyalist Savaş sonrasındaki biçimidir. Pantürkizm–Panislamizm oyunu I. Emperyalist Savaş öncesi ve sonrasında İngiliz ve Alman emperyalistleri, Sovyet Devrimi sonrasında tüm emperyalistler, II. Emperyalist Savaş öncesi ve savaş sırasında özellikle Alman Emperyalizmi ve II. Emperyalist Savaş sonrasında da özellikle Amerikan Emperyalizmi tarafından kullanıldı, kullanılıyor. İşte MHP bu emperyalist girişimlerin elle tutulur ürünüdür.

Aslında Daniele Ganser adlı İsviçreli akademisyenin doktora tezi olan ama daha sonra kitap haline getirilen “NATO’nun Gizli Orduları–Batı Avrupa’da Gladio Operasyonları ve Terörizm” (NATO’s Secret Armies – Gladio Operations and Terrorism in Western Europe)” adlı kitapta MHP kurucusu diyebileceğimiz Alpaslan Türkeş hakkında şunlar yazılı:

“Türkiye İkinci Dünya Savaşı boyunca resmi olarak tarafsız kalmış ve ancak 1945’de kazananların tarafında yer alarak Almanya’ya savaş ilan etmiş olsa da, Pantürkizm hareketi içinde Hitler ve Mussolini’yi destekleyen pek çok milliyetçi vardı. Almanya’daki faşist hareketin ırkçı ideolojisi etkisi altında kalan Pantürkizm, Türk insanlarının ortak ırki bağlarını gittikçe daha çok vurgulamaya ve ırkçı üstünlük doktrini savunmaya başladı! Almanya’nın 1941’de Sovyetler’e saldırması, Pantürkizm hareketi tarafından açıkça desteklendi. Ve 1942’de Stalingrad’ın düşeceği beklentisiyle, Pantürkizm örgütleri, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü kolaylaştırmak amacıyla Kafkas sınırına birlikler yerleştirdi.

“(…)

“İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birleşik Devletler’in Türkiye’yle ilgili ilk işi, ülkeyi Batılı antikomünist savunma sistemine entegre etmek oldu. Coğrafi konumu nedeniyle, Türkiye çok değerli stratejik bir bölgeydi.

“(…)

“Birleşik Devletler, Türkiye’yi NATO’ya entegre etmek için, baskın olan ve şiddet yanlısı Pantürkizm hareketini kullandı. Pantürkizm hareketinin de kendi çıkarları için kullanacağı bu süreçte, aşırı sağcı Kurmay Albay Alpaslan Türkeş merkezi rol oynadı. Türkeş, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Naziler’in Türkiye’deki bağlantısıydı. Ülke çapında ismini ilk kez 1944’te, antikomünist bir gösteriye katılma suçundan yanındaki 30 kişiyle birlikte tutuklandığında duyurdu. Genel olarak ırk üstünlüğü teorisine, özel olarak Türkler’in üstünlüğüne inanan Albay Türkeş, kariyeri boyunca Hitler’in Mein Kamp! (Kavgam) kitabından alıntılar yapmıştır. Savaş sonrasında, 1948’de CIA ile bağlantıya geçer ve bu süre boyunca, CIA emirleri doğrultusunda Türkiye’de gizli bir ordu kurma çalışmalarına katılır. Birleşik Devletler ile işbirliği güçlendikçe, karizmatik lider Albay Türkeş ülkesiyle Birleşik Devletler arasında mekik dokumaya başlar, Pentagon ve CIA’yla sıkı bağlar kurar. NATO Türk Askeri Misyonu’nda 1955’den 1958’e kadar Washington’da görev yapar.

“Türkiye 4 Nisan 1952’de NATO’ya girdiğinde, Albay Türkeş’in de katkılarıyla ülkede bir gizli ordu kurulmuştur bile. Karargahın adı Seferberlik Tetkik Kurulu’dur (STK, Tactical Mobilization Group). STK ve Amerikan Askeri Yardım Heyeti (JUSMATT) Ankara Bahçelievler’de aynı binada faaliyet gösterirler. STK, 1965’de yeniden yapılandırılır ve Özel Harekat Dairesi (ÖHD) adını alır, 1990’daki Gladio açıklamaları, gizli askerlerin bu komuta merkezine bağlı olduğunu ortaya koyar…

“Paris’te bulunan Intelligence Newsletter 1990’da "Türkiye’de Gladio’nun Kökenleri" başlığı altında, Batı Avrupa’daki “geride kal” (stay behind) ya da "Gladio" ağlarını oluşturan yeni orijinal strateji belgelerinden birinin elde edildiğii belirtiliyordu: "ABD Ordusu Genelkurmay Başkanlığı, Çok Gizli, 28 Mart 1949, Kapsamlı Stratejik Görüşler." Bu dokümanın JSPC 891/6 sayılı ekinin "B Bendi"nde, Türkiye’de Pantürkizm hareketinin stratejik olarak Birleşik Devletler tarafından nasıl kullanılabileceği ele alınıyordu.” (NATO’s Secret Armies, s. 224-226)

Bizim yıllardan beri her fırsatta söyleyegeldiğimiz bu gerçeklerin, bağımsız bir kaynak tarafından doğrulanmasıdır bu aktardıklarımız. MHP = Kontrgerilla Partisi!

Geçmişi böyle kirli olan MHP bugün de kirlidir ve Amerikan Emperyalizmi tarafından kullanılmaktadır.

Şimdi MHP’nin bu kirli geçmişi, Din Bezirgânları tarafından da benimsenmektedir. Ülkü Ocakları’na benzer Osmanlı Ocakları örgütlenmesi veya başka paramiliter örgütlenmelerin olduğu basına sızmaktadır. Zaten 15 Temmuz gecesi yaşananlar da bunun parçasıdır. Devletin resmi gücü konumundaki Özel Harekat Polisi de kirli operasyonlarda kullanılma potansiyeline sahiptir. SADAT (Arapça Reis anlamına gelir) adlı özel kontrgerilla kuruluşunun patronu konumundaki emekli özel harpçi Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin Malum Kişi’ye danışman yapılması da aynı çabanın ürünüdür: Silahlanma ve Paramiliter Örgütlenme!

MHP’li olduğundan bu işleri bilmesi muhtemel Sinan Oğan’ın aşağıdaki gerçeğe dikkat çekmesi de bu bakımdan önemlidir:

“Özellikle bu 15 Temmuz sonrasında normalde fırıncı, berber ya da bakkal olan sivillerin zaman zaman kamplara alınıp eğitildikleri, silah kullanmanın öğretildiğini biliyoruz. Bu yarı milis gücü ha dediklerinde sokağa çıkarıp toplumun diğer kesiminin üzerine salacak bir çalışma içerisindeler.” (Cumhuriyet, 15 Şubat 2017)

Benzer şekilde, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı konumundaki Mehmet Uçum’un İzmir’de bir toplantıda söyledikleri de bu bakımdan ilginçtir. Sözcü yazarı Necati Doğru’nun aktardığı kadarıyla:

“Yeni anayasanın “halk ile devlet ilişkisini sağlam temeller üzerine oturtmak” için hazırlandığını anlatan konuşmasında sözü 15 Temmuz kalkışmasına getirdi ve “o gün 51 şehrimizde 30 milyon vatandaş sokağa döküldü, 30 milyonun yüzde 10’unda silah vardı” dedi.” (Sözcü, 25 Şubat 2017)

Demek bir silahlı örgütlenme var. Bu bir itiraf. Medyaya yansıyan görüntü ve haberlerle uyuşuyor.

Bir başka örnekse Malum Kişi’nin dünürü Orhan Uzuner’in ettiği sözlerdir. Daha sonra yalanlamakla birlikte, o da şunları söylüyor, “Kardeş Kal Türkiye” adlı örgütün toplantısında:

“En küçük cihazımız düdük. Arabamda megafon var. Gerektiği zaman kullanacağımız silah var. Böyle hazırlıkları yapmamız lazım" (http://odatv.com/silah-mi-dedi-siren-mi-dedi-2102171200.html, 21 Şubat 2017)

Bütün bunlar, Din Bezirgânlarının halk içinde silahlı örgütlenme çabalarını gösteriyor. Silahlı güç deyince IŞİD, ÖSO militan ve sempatizanlarını da yabana atmayalım. Bunların da yönetimdeki Din Bezirgânları için iyi bir güç olduğu açık…

Hepsini toplayınca, IŞİD + ÖSO + MHP ve AKP paramiliter güçleri + Özel Harekat vb.,  AKP’nin ve dolayısıyla emperyalizmin nasıl vahşi ve tehlikeli bir oyunun içinde olduğu anlaşılıyor. Ancak, bütün bunlar aynı zamanda Din Bezirgânlarının ne kadar çaresiz ve kökü dışarıda olduğunun göstergedir. Bir süre sonra halkımızı Allah ile kandırma oyunu da etkisiz kalacaktır. Din Bezirganlarının tabanı gittikçe daralacaktır. Paramiliter silahlanma, tabanının daraldığının ve korkunun göstergesidir.

Halkımız eninde sonunda bu gerçekleri görecek ve ateşle oynayan vatan hainlerine gereken dersi verecektir.

Ne diyelim?

“Rüzgar eken fırtına biçer!”