ABD-Trump cephesinde yeni bir şey yok…

28.02.2017
A+
A-

ABD-Trump cephesinde yeni bir şey yok…

Suriye’de Obama politikalarına devam…

ABD’nin yeni Başkanı Trump ve ekibi, Ortadoğu’ya ilişkin düşüncelerini açıklamaya, davranışa geçmeye devam ediyorlar. Onlar bu düşüncelerini açıkladıkça ve uygulamaya geçtikçe bizim AKP’giller ve yandaş medyanın Trumpçıları ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çünkü onlar, Trump’tan çok şey bekliyorlardı Suriye’yle ilgili olarak.

Onlara göre, Obama, Kürtleri destekliyordu Suriye’de. Onları güçlendiriyordu. Suriye’de PYD-YPG güçlerini ve onların oluşturduğu SDG’yi “yerel ortağımız”, “sahadaki güçlerimiz” olarak adlandırıyor, onlara Esad ve IŞİD’e karşı savaşta son teknolojiye sahip silahları veriyordu. Onları askeri danışmanlarıyla eğitiyor, koalisyon uçakları onların düşmanlarını vuruyor ve PYD’liler hızla mevziler kazanıyordu Suriye’de. AKP’giller de Sizin stratejik ortağınız biz miyiz yoksa PYD-YPG mi diyorlardı, Obama’ya.

Oysa Trump ve ekibi, bunun tam tersi politika izleyecekti. Kürtleri, (PYD-YPG’yi) dışlayacak, AKP’giller’le iş tutacaktı Suriye’de. Öyle umuyorlardı, öyle istiyorlardı. Bunu da açıkça dile getiriyorlardı.

Diyorlardı da… ABD’nin yeni ekibini hiç ırgalamıyordu bu sözler, bu yalvarmalar, bu sitemler. Hep söylediğimiz gibi ABD’liler pragmatisttir. Realisttir. Politikalarının esasını, dostluk ya da ahbaplık değil, onların ekonomik ve siyasi çıkarları belirler. Bütün politikalarını buna göre oluştururlar. Eski dostmuş, müttefikmiş, stratejik ortakmış, bunlar boş sözlerdir, kandırmaya, aldatmaya yönelik sözlerdir.

Yine bildiğimiz gibi, ABD’nin iki temel stratejik ortağı vardır: İngiltere ve İsrail.

Onun dışındaki bütün ortaklıklar çıkarlara dayalı ortaklıklardır. Her zaman bozulabilirler. Değişebilirler. Ama yukarıdaki ikisi için böyle bir şey söz konusu olmaz. Çünkü, İngiliz Emperyalizmi el vermiştir ABD’ye. Bilgilerini aktarmıştır. Deneylerini aktarmıştır. Kendisinin artık yerine getiremediği dünyanın jandarmalığı görevini yerine getirmesi için. İsrail’se, ABD demektir. Her zaman ve her yerde böyledir. İsrail’in kılına dokunan, ABD’ye dokunmuş demektir. Ve misliyle karşılığını almalıdır. Bütün politikaları bunun üzerine şekillenmiştir ABD’nin. Çünkü İsrail, Ortadoğu’da Arap Halkının bağrına saplanmış bir kamadır emperyalistler açısından. O kama sürekli olarak Arap halkını kanatmalı, can evinden vurmalıdır.

Ya Türkiye? Ya Türk Halkı?

Onlar için tâ 1950’lerde binlerce kilometre ötelerde, Kore’de canlarını veren Mehmetçikler nedir? Onların ordularını hezimetten kurtaran Türk Ordusu’nun önemi nedir?

Ya da dünyanın başka bölgelerinde ABD Emperyalistlerinin çıkarları için savaşan Türk Ordusu’nun önemi nedir?

Ancak satranç oyunundaki piyon kadardır.

Yani Yanki ölmesin diye ne kadar Mehmetçik ölmüşse değeri de işte o kadardır.

Onlar için Türk Ordusu, sömürge ordusu olmalıdır ve onların çıkarlarının savaşçılığını yapmalıdır. ABD Yankileri ölmemelidir. Ölecekse Mehmetçikler ölmelidir.

İşte bu bakış açısına, bu görüşe sahip ABD’liler, Suriye’de bu politikalarını günbegün hayata geçiriyorlar. Olaylar o kadar hızlı akıyor, açıklamalar o kadar peş peşe geliyor ki insan nasıl takip edeceğini şaşırıyor. Ama bütün bu gelişmeler hep bir noktada toplanıyor:

ABD’nin yeni Başkanı ve ekibi, Suriye’de SDG adıyla örgütlenmiş, büyük çoğunluğunu ve omurgasını, stratejisini belirleyen PYD’yle iş tutuyor.

Yeni ekipten kim bir açıklama yapsa, bu gerçeği bir kez daha dile getiriyor.

Örneğin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Adrian Rankine Galloway, 24 Şubat’ta El Hurra televizyonuna verdiği röportajda aynen şunları söylüyor:

“Politikamız değişmedi. Şu anda toprakları IŞİD’in kontrolünden kurtaran Suriye Demokratik Güçleri’ni destekliyoruz” diye konuştu.

“Bu desteğin hava saldırılarının yanı sıra, grubun sahadaki komutanlarına tavsiyeler yoluyla olduğunu ifade eden Galloway, bunun yanında Rakka’ya doğru ilerleyen Suriye Arap Koalisyonu’na da mühimmat, araçlar ve diğer türden malzeme ile askeri eğitim gibi unsurlarla destek sağladıklarını kaydetti.”

Ya Türkiye’nin bu süreçteki rolü, ya da Türkiye’yle ilişkiler?

“Bir soru üzerine, NATO müttefiki Türkiye’ye çok büyük değer verdiklerini belirten Galloway, “(Türkiye) Onlar Suriye’nin kuzey sınırının güvenceye alınması ve böylece IŞİD savaşçılarının Suriye’nin içi ve dışına hareketini azaltmada çok önemli bir rol oynadılar” dedi.” (http://www.amerikaninsesi.com/a/suriye-demokratik-guclerine-destegimiz-devam-ediyor/3737367.html)

Yani Türk Ordusu, bizim sahadaki ortağımızın harekât alanını temizledi, onların işini kolaylaştırdı, diyor ABD’li yetkili açıkça. Türk Ordusu’nun görevini netçe söylemiş oluyor. Bizimkiler ise bambaşka bir havadalar. Onlar çok büyük bir iş başardıklarını sanıyorlar. Gerçek bu iken bizimkiler ABD’ye yalvar yakar Rakka’ya biz gidelim; senin Yankilerine herhangi bir şey olmasın, diyorlar. Yani sırf ABD’ye yaranmak, bu sayede iktidarda kalmak için binlerce Mehmetçiği gözlerini kırpmadan feda etmeye hazırlar. Çünkü Rakka’ya gitmek ya da Suriye’nin şu kadarını ÖSO gericileriyle birlikte ele geçirmek Türkiye’ye ve Türkiye Halklarına felaketten başka hiçbir şey getirmez. Suriye topraklarında ilerlediğimiz her metrenin anlamı, Türk-Arap, Türk-Kürt, Kürt-Arap savaşını kışkırtmaktan, bu halkları kan revan içinde boğazlaşmaya itmekten başka bir anlam taşımaz.

Tabiî bu arada Galloway, cümlesinin başında AKP’giller’in ağzına bir parmak bal çalmayı da ihmal etmiyor: “NATO müttefiki Türkiye’ye çok büyük değer verdiklerini belirt”iyor…

Milyar Ali, 18 Şubat’ta Almanya’ya giderken uçakta yaptığı konuşmada, IŞİD’in başkenti(!) Rakka’ya yapılması planlanan operasyon için şöyle diyordu:

“‘ABD YPG İLE RAKKA’YA GİRERSE İLİŞKİLERDE CİDDİ SORUN OLUR’

“El Bab’dan sonra Rakka’nın DEAŞ’tan kurtarılması konusunda bir teklifimiz oldu biliyorsunuz. PKK’nın uzantısı PYD-YPG ile hareket etmelerinin doğru olmadığını, bir terör örgütünün başka bir terör örgütüne karşı kullanılamayacağını söyledik. Bu, dostluğa sığmaz. ABD’nin yeni yönetimi, bu değerlendirmeleri zannediyorum dikkate alacak. Merkel’e de Almanya’yı da bu operasyona dahil edebileceğimizi söyledim.

“Amerika-Türkiye ile birlikte yerel güçlerle, sivil direnişçilerle, ÖSO ile ve diğer milislerle bir olarak, onlar önde, biz de arkada…. ABD’nin de Türkiye’nin de askeri varlığı olacak. Doğrudan operasyona girmeyeceğiz, taktik destek vereceğiz, prensipte anlaşılırsa tabiî. İmkan ve kabiliyetler gözden geçiriliyor.

“(Rakka Operasyonu) Amerika’nın her halükarda bir operasyon planı var. Bu planın nasıl uygulanacağını konuşuyoruz.

“(ABD’nin Rakka’ya YPG ile girmesi) Ümit ediyoruz öyle bir karar vermezler. Olursa ABD ile ilişkilerde ciddi sorun olur.” (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201702181027280693-basbakan-yildirim-almanyada-abd-nin-rakkada-pyd-ypg-ile-hareket-etmesi-dogru-olmaz/)

Yine 24 Şubat 2017 günü AB Bakanı Ömer Çelik, aynı konuyla ilgili olarak şöyle yakınıyordu Hürriyet Gazetesi’nden Serkan Demirtaş’ın haberine göre:

“‘O silahlar muhaliflere verilse DEAŞ kalmazdı’

“AB Bakanı Ömer Çelik, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumun PYD/YPG’yi Suriye’deki tek “kara gücü” olarak tanımlayıp silah desteğinde bulunmasının terörle mücadelede en önemli sorunlardan birini oluşturduğunu belirterek, “YPG’ye verdikleri ağır silahları, zırhlı taşıyıcıları muhaliflere verselerdi ne DEAŞ sorunu kalırdı ne de terör örgütüyle işbirliği yapmak zorunda kalırlardı” dedi.” (http://www.hurriyet.com.tr/o-silahlar-muhaliflere-verilse-deas-kalmazdi-40375861)

Aradan sadece bir hafta geçti. Ama ABD, sahada kendi bildiğini okumaya devam etti. 25 Şubat’ta şu haberi okuyoruz:

“ABD’nin YPG’ye zırhlı araç sevkiyatı görüntülendi

“Suriye’nin Haseke kenti yakınlarında ABD’nin YPG’ye gönderdiği zırhlı araçlar görüntülendi.

“ABD’nin IŞİD’in başkent ilan ettiği Rakka’yı kuşatan YPG’nin de dahil olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yaptığı zırhlı araç sevkiyatı görüntülendi.

“Reuters haber ajansının Haseke yakınlarında çektiği fotoğrafta, bir TIR’a yüklenmiş zırhlı aracın cepheye götürüldüğü görülüyor.” (https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201702251027387577-abd-ypg-zirhli-arac-sevkiyati/)

Ne oldu şimdi Milyar Ali?

Yani ABD’nin yeni Başkanı da, yeni ekibi de Suriye konusunda tutum değişikliği içinde değiller. Obama Yönetimi ne yaptıysa onlar da onu yapıyorlar. Bu gerçeği de görmek isteyen herkes görüyor. Örneğin, “İsrail istihbaratı Mossad’a yakınlığı ile bilinen Debka sitesi, (…) Trump Yönetiminin Rakka operasyonunda “Türk ordusunu istemediği” iddiasına da yer verdi.” (http://odatv.com/mossadin-sitesinden-turkiye-analizi-2602171200.html)

İşte Suriye’deki durum böylesine net: ABD, sahadaki yerel ortağı PYD/YPG’lilerle iş tutuyor. Hatta 26 Şubat’ta Kanal D’nin akşam haberlerinde şöyle bir haber vardı.

ABD askerleri, 20 günlük eğitim verdikleri YPG Güçlerine üstelik 100 dolar da ücret veriyormuş.

Bir halk sözümüz vardır: kimin ekmeğini yersen onun kılıcını çalarsın, diye.

İşte YPG’liler de açıkça, netçe ABD’nin kılıcını çalıyorlar.

Hem de kime karşı?

ABD, AB Emperyalistlerine ve onların bölgedeki yerli taşeronlarına, işbirlikçilerine karşı yiğitçe, kararlıca direnen Suriye’nin Beşşar Esad liderliğindeki meşru yönetimine karşı…

Hatta artık oyunu o kadar aleni oynuyorlar ki, ABD bayraklarını asıyorlar ele geçirdikleri topraklara. Bunu yapmakta da hiçbir beis görmüyorlar.

Hatta daha da ötesi, bizzat PKK’nin lideri Cemil Bayık ne demişti, hatırlayalım:

“Cemil Bayık, Trump’ı tebrik etti: ABD’nin Kürtleri de göz önünde bulunduracağını umuyoruz”, dedi.

“Cemil Bayık, ABD’nin yeni başkanı seçilen Donald Trump’ı tebrik ederek Trump’ın kendi halkının ve insanlığın çıkarına politikalar geliştireceğini umduklarını, ABD politikalarının Kürdistan da dahil olmak üzere tüm dünyayı etkilediğini belirtti.

“(…)

“Sterk TV’ye konuşan Bayık “Ortadoğu’da sürmekte olan büyük bir savaş var, değişimler ortaya çıkabilir ve yeni dengeler kurulabilir. ABD, Rusya ve diğer güçler bu savaşın içinde. Biz de Ortadoğu’nun bir parçasıyız ve Kürdistan Ortadoğu’nun belkemiğidir. Ortadoğu’daki tüm politikalar Kürtler ve PKK üzerine de etkiye sahip. PKK’nin politikalarının da tüm Kürdistan ve bölgeye etkileri söz konusu” dedi.

“Bayık “ABD’nin Ortadoğu politikalarında Kürtleri de göz önünde bulundurmasını umuyoruz. ABD’nin Kürtlere karşı adaletsizliği, vahşeti ve soykırımcı politikaları ve Kürtlerin bu saldırganlığa karşı mücadelesini göreceğine inanıyorum” dedi. (…)” (http://www.abcgazetesi.com/cemil-bayik-trumpi-tebrik-etti-abdnin-kurtleri-de-goz-o-nunde-bulunduracagini-umuyoruz-36039h.htm)

 

Önce alışveriş sonra fiş

ABD’lilerin YPG’yle iş tuttuğuna, onunla işbirliği yaptığına ve politikalarını onların görüşlerini alarak, onları da dinleyerek, onlarla konuşarak belirlediklerine ilişkin onlarca örnek var. Biz sadece ikisini aktarmak istiyoruz.

24 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki haber şöyle:

“Senatör McCain Ankara’dan önce Kobani’ye gitmiş.”

Üstelik de gizlice. Ama sızmış bu ziyaret haberi(!)

“ABD siyasetinin etkin isimlerinden olan Arizona Senatörü John McCain’in pazartesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşme öncesi PYD’nin konrolündeki Kobani’ye gitti bildirildi.”

Bu gizli(!) ziyaretin perde arkasını ise Kürt haber ajansı peyamakurd’dan okuyalım. Okuyalım ve neler konuşulduğunu, neler planlandığını, ABD’nin Rakka operasyonu ile ilgili olarak kimlerle işbirliği yaptığını görelim:

“Cumhuriyetçi Senatör McCain Ankara’dan önce Kobani’ye uğramış!

“Demokratik Suriye Güçleri kaynaklarından edinilen bilgilere göre, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör John McCain, PYD, YPG ve Demokratik Suriye Güçleri yetkilileri ile geçen hafta Kobani’de bir görüşme gerçekleştirmiş.

“Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Demokratik Suriye Güçleri’nden bir komutan, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in 4 gün önce Kobani’ye geldiğini belirterek, şöyle konuştu: “John McCain, Rakka operasyonu kapsamında görev alan ve bizlere danışmanlık yapan ABD askerlerini ziyaret etmek, onlara moral vermek ve bizlerle görüşmek amacıyla Kobani güneyine yani Rakka’nın kuzeyine geldi. Senatör ABD’ye ait askeri bir helikopterle Kobani güneyindeki Ğerapışk köyü yakınlarındaki ABD askerlerine ait üsse geldi. Gelişi öncesi bize de haber verildi. Biz de üssün çevresinde gerekli önlemleri aldık.

“Söz konusu komutan açıklamasını şöyle sürdürdü, “ABD’ye bağlı askeri üste senatör önce ABD askerleri ile görüştü, daha sonra bizlerle görüştü. Görüşmede IŞİD ile mücadelede ABD’den daha fazla silah ve destek talebinde bulunduk. Özellikle ağır silahlar istedik. Kendisi silahlı kuvvetlerden sorumludur aynı zamanda. Kendileri de destek vereceklerinin sözünü verdi. Görüşmede ayrıca, ‘Türkiye’nin Menbic’e saldırırız’ tehdidini de konuştuk. Rakka operasyonunda gelinen son durumu kendilerine aktardık. Ayrıca Deyr ez Zor operasyonunu da konuştuk. Kendisi bize Deyr ez Zor’un IŞİD’den alınması durumunda, örgütün maddi kaynaklarının kurutulacağını aktardı. Görüşme gayet olumlu geçti. Bizleri ziyaret ettiği için kendisine teşekkür ettik. Mc Cain, Kobani’de bir gün kaldı, sonrasında Kobani’den ayrıldı.” (http://peyamakurd.com/tr/2017/02/23/cumhuriyetci-senator-mccain-ankaradan-once-kobaniye-ugramis/)

İşte somut gerçekler bunlar. Siz hayalhanenizde ne kurarsanız kurun, ne kadar yalvarırsanız yalvarın bu hayallerinizin gerçekleşmesi için, boş bir çaba içine girmiş olursunuz. Siz bir piyonsunuz ve öyle kalacaksınız. Kendi halkına, bölge halklarına ihanet edenleri kimse sevmez. Kimse onlarla stratejik işbirliği yapmaz. Kendi halkını, bölge halkını satan yarın çıkarını orada görürse (ki o çıkar, ya da çıkarlar kişicil çıkarlarıdır), beni de satar, diye düşünürler.

Ve bakın Amerikancı Kürt hareketi PYD’nin/YPG’nin komutanlarının söylediklerine: “Görüşme gayet olumlu geçti. Bizleri ziyaret ettiği için kendisine teşekkür ettik.”

Artık onlar için ABD’ye teşekkür zamanı. Bu tutumun devrimcilikle, sosyalistlikle, onu da geçtik antiemperyalistlikle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Kimse ne kendini ne de halklarımızı kandırmaya kalkmasın.

En azından Antiemperyalist olmak için

Hani nerede; “Katil Amerika Ortadoğu’dan Defol!” haykırışımız?

Hani nerede Che’nin söylediği; “Dünyanın başhaydut devleti ABD!” haykırışı?

Nerede, “Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş narasıdır.” diyen Kahraman Gerilla Che’nin Tricontinental’e (Üç kıta) Konferansı’na gönderdiği mektuptaki çağrı?

Yok. Hiçbiri yok! Boşuna aramayın, bulamazsınız.

Çünkü onlar artık kaderlerini ABD’nin ellerine teslim ettiler. Onunla etle tırnak gibi kaynaştılar. Onların petrol bekçisi durumuna düştüler. Onların Ortadoğu’daki ikinci İsrail’i oldular.

Bakın bu konuyla ilgili ikinci bölüm haberlerimizin birincisi 25 Şubat tarihli Milliyet Gazetesi’nden:

“ABD’li komutan YPG’nin ayağına gitti!

“ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel’in, Suriye’ye yaptığı gizli ziyaretle PKK’nın Suriye kolu YPG’li yöneticilerle görüştüğü ortaya çıktı.” (http://www.milliyet.com.tr/abd-li-komutan-ypg-nin-ayagina-dunya-2403220/)

Aynı konuyla ilgili ikinci haberimiz ise 26 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi’nden:

“‘SDG’ye ağır silah sözü verildi’ iddiası

“ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel’in Kobani ziyaretinde YPG’nin ana parçasını oluşturduğu SDG’ye ağır silah sözü verdiği iddia edildi. DEAŞ operasyonlarını yürüten ABD’li General Townsend de “SDG’nin ek savaş gücüne ihtiyacı olduğunu” söyledi.” (http://www.hurriyet.com.tr/sdgye-agir-silah-sozu-verildi-iddiasi-40377780)

Ne oluyor gördüğümüz gibi?

Bütün ABD yetkilileri Kürt Hareketini ziyaret etmeden Türkiye’ye gelmiyorlar. Hem de hepsi.

Laz hikâyesindeki gibi yani: ne birisü hepisü, hepisü…

Önce YPG, sonra Türkiye. Önce SGD sonra Türkiye…

Hani bir zamanlar Maliye Bakanlığının sözde vergi kaçağını önlemek için yaptığı bir reklam repliği vardı. “Önce alışveriş, sonra fiş” diye. Burada da aynısı oluyor. ABD’liler önce Amerikancı Kürt hareketi PYD’yle alışverişlerini yapıyorlar, işi bitiriyorlar sonra fişi, yani faturayı Türkiye’ye kesiyorlar.

O fatura, kanlı bir fatura oysa. Türk ve Kürt Halklarını, Kürt ve Arap Halklarını, Türk ve Arap Halklarını birbirine düşürme, Kanlı boğazlaşmalara yol açma, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirme ve nihayetinde ABD’nin “Bin devletli bir dünya” projesinin “Büyük Ortadoğu Projesi”nin hayata geçirilmesi faturası. Ülkemizin üçe bölünmesinin faturası. Ama AKP’giller de sırf makam ve küplerini doldurma karşılığında zaten buna dünden teşne.

Haa, yalnız bunu söylerken AKP’giller’in de bu işe teşne olduklarını, Reis’lerinin BOP’un Eşbaşkanıyım diye meydanlarda övünmesini de unutmayalım. Yani burada da bir alışveriş var. Ver koltuğu, al ülkeyi. Ver makamı, böl ülkeyi. Ver, ver, al al. Yani bir bakıma kazan kazan durumu.

Ama bu böyle gitmez. Sorulur bunun hesabı. Amerikancılık hiç kimseye hiçbir yarar getirmez uzun vadede. Kısa vadede ise sadece kan davalarını, katliamları, ölümleri, yıkımları getirir. Dış göçleri ve iç göçleri getirir. Aylan Bebekleri getirir…

 

ABD’liler böyle de Ruslar farklı mı?

Hayır. Onlar da aynı ABD’liler gibi gerçekçiler. Onlar da bu düşüncelerini gizleme gereği duymuyorlar. Ve kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Okuyalım 23 Şubat tarihli sputniknews.com/rusya’dan:

“Riyad merkezli Suriyeli muhalif grubun, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın derhal istifa etmesine yönelik talebinin saçma olduğunu söyleyen Rusya’nın BM Cenevre Ofisi Daimi Temsilcisi Aleksey Borodavkin, Kürtlerin Cenevre görüşmelerine katılımı konusunda ısrarcı olduklarını belirtti.

“(…)

“‘KÜRTLERİN KATILIMI KONUSUNDAKİ ISRARIMIZ SÜRÜYOR’

“Öte yandan Borodavkin, Rusya’nın Kürtlerin Cenevre’deki görüşmelere katılması konusundaki ısrarını sürdürdüğünü ifade etti.

“Borodovkin, "Suriyeli Kürtler, büyük bir azınlık, önemli bir siyasi ve askeri güç. En nihayetinde Kürtler Suriye vatandaşı ve ülkelerinin kaderinin belirlenmesinde pay sahibi olmaya hakları var" diye konuştu.” (https://tr.sputniknews.com/rusya/201702231027361077-borodavkin-esad-derhal-istifa-esin-talebi-sacma/)

İşte böyle!

Yine Usta’mızın deyişiyle: realpolitika gözüm realpolitika!

 

Güvenli Bölge kime?

Yine ABD’liler Suriye içinde “Güvenli Bölge” kavramını kullanmaya devam ediyorlar. Ama kime güvenli bölge? Kime karşı güvenli bölge?

Bu soruların ucu açık. Bir de sahadaki gerçekliği, olabilirliği nedir bunun?

Yok gibi. Çünkü bunu Suriye’nin meşru yönetimi kabul etmediği gibi, Rusya da bu konuda (net bir tavır koymasa da, açıklamasa da) temkinli yaklaşıyor. Ve bu konuya meşru yönetimin onay vermesi gerektiğini söylüyor:

“Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, güvenli bölge önerisi konusunda ABD’den detaylı bilgi beklediklerini, böyle bir şeyin hayata geçmesi için Suriye hükümetinin de onayının alınması gerektiğini söyledi.

“(…)

“ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson ile Almanya’nın Bonn kentinde yaptıkları görüşmede, Trump’ın güvenli bölge önerisini konuştuklarını belirten Lavrov, “Tillerson, bu kavram üzerindeki çalışmaların sürdüğünü söyledi. ABD’den daha fazla detay bekleyeceğiz. Ancak ilkesel olarak, bu tür inisiyatiflerin, hem birçok aktörün bulunduğu sahadaki hem de havadaki gerçek durumu gözetmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

“‘SURİYE HÜKÜMETİNİN ONAYI ALINMALI’

Suriye hükümetinin onayının alınması gerektiğini de kaydeden Lavrov, aksi takdirde bu ve benzeri adımları gerçekleştirmenin çok kolay olmayacağına işaret etti.” (https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201702221027340302-lavrov-trump-guvenli-bolge-detayli-bilgi-bekliyoruz/)

Yani AKP’giller’in yıllardır savundukları, Başkan Trump ve ekibinin bunu dillendirmesiyle de mal bulmuş Mağribi gibi üstüne atladıkları “Güvenli Bölge” hiç de güvenli değil, gördüğümüz gibi. Hem ABD hem de Rusya, bu konuda kendi çıkarlarına göre düşünüp davranıyorlar doğal olarak.

 

Ülkemizde ve bölgemizde kardeşliği sağlayacağız

Sözü uzatmayalım…

AKP’giller, ABD Emperyalistlerinin hayati çıkarları için kan gölüne çevirdikleri bölgemizde; başta Halklara, sonra “kardeşim” dedikleri yurtsever, antiemperyalist yiğit önderlere ihanet ettiler. Sattılar onları ABD’nin çıkarları için. Hem de bir kalemde. Hem de hiç düşünmeden. Asla utanma duygusuna kapılmadan. Sattılar ve geçtiler…

Ama bu böyle gitmez. Birinci Kuvayimilliyeyle vatanlarını emperyalist işgalden kurtarmış biz Türk ve Kürt Halkları, kardeşçe bağlar kuracağımız Arap Halkıyla birlikte bölgemizi ABD Emperyalistlerinin yağma ve talanından, işgalinden kurtaracağız.

“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” anlayışının savunucusu ve uygulayıcısı Mustafa Kemal’lerin ideallerini gerçekleştireceğiz. Önce ülkemizde Kürt kardeşlerimizle el ele yıkılmaz, emperyalizme karşı çelikten bir set olacak Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti’ni, Demokratik Halk iktidarını kuracağız, sonra da bölgemizden ABD Emperyalistlerini ve diğer bütün emperyalistleri defedeceğiz.

Sosyalist bir aile olarak gerçek eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde bir arada yaşayacağız.

Gerçekleştireceğiz bunu!

Ve Küba Halkının büyük kahramanı, Küba Devrimi’nin öncülerinden Jose Marti’nin sözünü hayata geçireceğiz ülkemizde ve bölgemizde. Ve daha sonra tüm dünyada. İnanıyoruz buna. Hem de bütün yüreğimizle:

“Şimdi akkor zamanıdır ve yakında yalnız ışık görülecektir.”