Metin Feyzioğlu neyin peşinde?

10.09.2019
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Metin Feyzioğlu neyin peşinde?

Tutulduğu ve esiri olduğu Kariyerizm hastalığı yüzünden, ne yapıp edip bir yerlere “baş” olmak istiyor.

Siyaset arenasında çaldığı onca kapı yüzüne kapanıp umduğunu bulamadı, şimdi de Barolar Birliği Başkanlığı sıfatını kişicil hırslarına alet ediyor.

Danıştay kuruluş töreninde yaptığı konuşma sırasında AKP’giller’in Reisi tarafından kendisine “edepsiz” denilerek hakaret edilmesine ve konuşması devam ederken salonun boşaltılmasına karşı hiçbir tepki vermediği gibi, kendisini aşağılayan, hakaret eden ve üzerine yürüyen kişinin ayağına gitmekte bir beis görmüyor.

(Bu arada söylemeden geçmeyelim; onun şahsında tüm avukatlık mesleğine yapılmış olan bu hakarete karşı, iki gün sonra, Halkçı Hukukçular olarak suç duyurusunda bulunduk.)

Ancak kendisi bu fırçayı, aşağılanmayı sineye çekmeyi uygun buldu.

Feyzioğlu bununla da yetinmiyor; temsil ettiği avukat kitlesinin iradesini hiçe sayıyor.

Kendisine iletilen uyarıları-eleştirileri görmezden geliyor.

Tamamen avukatlardan oluşan kitlesel toplantıya bile koruma ordusu ile gelerek, uzun ve içeriksiz konuşmasını dinleme işkencesine katlanan meslektaşlarının, kendisine yönelik eleştirilerini dinleme zahmetine katlanamadığı gibi, meslektaşlarına kiralık çakallarını saldırtıyor, fiziki müdahalede bulunduruyor.

Ülkede AKP’giller tarafından yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılıyor, hukuk ayaklar altına alınıyor, onca Anayasayı ihlal suçu işleniyor, Laiklik fiilen olmamışa çevriliyor, OHAL hukuku olağan hale getiriliyor, avukatlar yargının asli unsuru olmaktan çıkartılıyor, ama savunmayı temsil eden hukuk kurumu başkanı bu arkadaştan tek ses yok.

O, Adalet Bakanı ile yaptığı görüşmelerle maçı idare edip, torbadan “Yargı Reformu” paketleri çıkartmakla meşgul.

Yaptığı açıklamalarla, paketin; “özgürlükler manzumesi olduğunu, avukatlar için ciddi kazanımlar içerdiğini”, pazarlamaya çalışıyor. Ama Meclis tatile girmeden çıkartılacağı ilan edilen paket, bir başka bahara ya da “çıkmaz ayın son çarşambası”na erteleniveriyor.

Kaldı ki, açıklanan paketin içeriğinde avukatlara yeşil pasaport verileceği, basit yargılama ve tehdit suçlarının şikâyete bağlanacağı, noterliğin meslek olacağı, alternatif çözüm yollarının çoğaltılacağı (yani mahkemelerdeki dosya sayısını azaltmak için insanların hak arama özgürlüklerini arabuluculara ya da uzlaştırmacılara havale edileceği) gibi konular dışında somut bir düzenleme de yok.

Tutuklamaya ilişkin olanların ise hiçbir inandırıcılığı ve gerçekliği bulunmamaktadır.

Diğer yandan, siyasi iktidarın hiçbir hukuk kuralı tanımadan, ülkemizin madenlerini, yeraltı-yerüstü zenginliklerini yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekmesine, ormanlarımız acımasızca katledilirken yangın söndürme uçaklarını kullanmamasına, acımasızca yapılan çevre ve doğa tahribatlarına karşı da en küçük bir itirazda bulunmamakta.

Meslektaşlarımızın bizzat Tayyip Erdoğan’ın korumaları tarafından acımasızca darp edilmesi, gözaltına alınması ve tutuklamaya sevk edilerek adli kontrolle serbest bırakılması karşısında bile, ilk gün;“alnıma tabanca dayasanız da bu işin peşini bırakmayacağım”, şeklinde göstermelik bir tepki verirken, aylar sonunda saldırganlar hakkında yargılama izni verilmemesini sessizce geçiştirmekte.

Tıpkı AKP’gillerin ve Reislerinin Batılı Emperyalistler karşısında çıkarttıkları kuru gürültüler gibi, Feyzioğlu da aynı taktikleri izlemekte. Yani olayların sıcaklığında bir iki şovla maçı idare ettikten sonra, sonuç almaya dönük takipten vazgeçip, tepki gösterdikleriyle el ele kol kola görünmeye pek hevesli…

Ve o; bunu hep yapıyor…

Danıştay törenlerinde maruz kaldığı hakaretlere rağmen, 2016’dan beri Adli Yıl açılışlarının Kaçak Saray’da yapılmasının önünü açan da;

Atatürk Orman Çiftliği arazisi içine 5659 sayılı Kanuna aykırı olarak kondurulan bu Kaçak Saray’la ilgili Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca yürütmeyi durdurma kararı verilmesine karşın; “Güçleri yetiyorsa yıksınlar, yürütmeyi durdurdular ama binayı durduramayacaklar, açılışını yapacağım, içine de girip oturacağım”, diyerek meydan okuyan (Bu yılki Adli Yıl açılış töreni için Yargıtay’ın yaptığı çağrıya uymayacağı yanıtını veren elli iki baronun hiçbirinin red gerekçeleri arasında bu hukuksuzluk bulunmamaktadır, ne yazık ki… Zira buraya tek başına yürütmenin mekânı demek yeterli değildir. Çünkü burası Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı olarak mahkeme kararlarına meydan okuyarak yapılmıştır ve bu gerçek hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır.) ve sarayında “ihtişam içinde”  oturmaya devam eden bir siyasi parti genel başkanını, yanındaki yüksek yargıçlarla birlikte üç yıldır ayakta alkışlayan da kendisidir.

Yaptığı bu dalkavukluğu ilk günden eleştirenleri; şezlonglarında denizi seyrederken, serinlemeden önce bir çakayım da ondan sonra denize gireyim”, diyenler diye küçümserken, bu yıl, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü vurgusuyla Kaçak Saray’da yapılacak Adli Yıl açılışına karşı çıkan Baroların yaptığı açıklamaları da “tuzu kurular” diye geçiştirmekte, yanlışında ısrar etmekte…

Adli Yıl açılışına 52 Baro ve Birlik yönetiminden altı üye katılmazken, kendisi diğer yüksek yargıçlarla birlikte üzerini aratarak girdiği Kaçak Saray’da AKP’giller’in Reisine selam durmayı içine sindirdi. Bununla da yetinmedi, iktidara en küçük bir eleştiri getirmeden dalkavukça yaptığı konuşmasında, “biz hiçbir partinin yanında ve karşısında değiliz, söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyerek hamaset yaptı. Oysa elli iki tane Baro’nun itirazına rağmen gittiği ve önünde selam durduğu kişi AKP genel başkanı.

Şimdi kim kimin yanında oluyor, hafız?..

Bu adamın, bir Hukuk Profesörü olarak; “yargının bağımsız olmakla birlikte bağımsız da görünmek zorunda”, olduğu ilkesini bilmemesi mümkün değil elbette…

Bugün ülkemizde, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin kalmadığını, yapılan Anayasa değişiklikleriyle kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırıldığını, tüm güçlerin tek kişide toplandığını, eğitimin, sağlığın, emniyetin cemaatlerin/tarikatların eline teslim edildiğini, ülkenin hızla bir din devletine dönüştürüldüğünü, ülkenin kurucu önderlerinin yok sayıldığını görmemesi mümkün mü?

Elbette değil…

O; sözde “Türkiye’yi koruma” kılıfı içine soktuğu bu hareketlerinin tamamını bilinçlice yapmakta. AB-D Emperyalizminin uygulamaya koyduğu “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”un eşbaşkanı ile birlikte ülkemizi en az üç parçaya bölmek isteyenlerin amacına hizmet etmekten çekinmemekte.

Böylece Kaçak Saray’a daha da yakınlaştığını göstererek, ilk genel kurulda altından kayacağını gördüğü Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı koltuğunu Bakanlık koltuğu ile değiştirme hevesini ele vermekte…

Tabiî böylesi hevesler bazen sahibinin kursağında kalır.

Bizden söylemesi…