Neden Bin Kalıplılar?

01.06.2015
A+
A-

 

HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un kaleme aldığı “Bin Kalıplılar Doğu Perinçek ve PDA Avanesi’nin İhanete Karmış Hazin Siyasi Serüvenine Dair…” kitabı Derleniş Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitabın kısa tanıtımı anlamına gelmek üzere “Önsöz”ünü yayımlıyoruz.

 

ÖNSÖZ

Hikmet Kıvılcımlı 1954 yılında kaleme aldığı, 1957’de yayımlayabildiği Vatan Partisi Programı’nın Gerekçesi olan kitabına “Kuvayimilliyeciliğimiz” adını vermişti. Bu ad, adlardan bir ad olsun diye konulmamıştı. Orada, daha “Önsöz”ün ilk paragrafında şöyle der Hikmet Kıvılcımlı:

“Bu kitapçık 1954 yılı, pratik bir maksatla kaleme alındı: Maksat: Birinci Kuvayimilliye hareketinden çıkacak derslerle ikinci iktisadî Kuvayimilliye lüzumunu belirtmekti. Birinci Kuvayimilliye Seferi: Toplumumuzu boğan iç ve dış tesirli TEFECİ-BEZİRGÂN kâbusuna karşıydı. İkinci Kuvayimilliye Seferi: Aynı kâbusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde, modern halk teşebbüs [girişim], teşkilat [örgüt] ve kontrolü altında, ekonomik, toplumsal kalkınmamızı millete mal etmekti…” (Hikmet Kıvılcımlı, Kuvayimilliyeciliğimiz (Gerekçe), Vatan Partisi Yayınları: No. II, İstanbul, 1957)

Mustafa Kemal önderliğinde gerçekleşen Birinci Kurtuluş Savaşı’mız ulusal bağımsızlığımızı sağlamış fakat sınıfsal sömürüyü kaldıramamıştır. Bu yüzden kısa sürede Finans-Kapitalistler (Modern Parababaları), Tefeci-Bezirgânlıkla (Antika Parababalarıyla) ittifak kurarak iktidarı ele geçirmiştir. Ve hızla Kurtuluş Savaşı’mızla ülkemizden kovduğumuz emperyalistlerle işbirliğine girmişler ve onlara uşak olmuşlardır.

Bu süreç, Türkiye’nin İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası  Dünya Emperyalist Cephesinin yeni jandarması ABD’nin yörüngesine girmesiyle sonuçlanmıştır. 1950’de başlayan, liderliğini Celal Bayar ve Adnan Menderes’in yaptığı Demokrat Parti (DP) iktidarı döneminde zirve yapmıştır bu uşakça bağımlılık. Ağababası ABD olan NATO’ya girebilmek, bu sayede emperyalist dünya ile tam entegre olmak için, Meclis kararı bile alınmadan Mehmetçik tâ Kore’ye gönderilmiş, ABD birliklerinin zayiatlarının önüne geçmek için Mehmetçik kurban edilmiştir.

ABD’ye bağımlılık; siyasi, ekonomik, kültürel, askeri vb. bakımlardan tam bir uydu ülkeye dönüştürmüştür Türkiye’yi. Bu öylesine bir uyduluğa dönüştür ki, Menderes, Dışişleri Bakanlığına atayacağı kişiyi bile ABD’nin Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla Beyaz Saray’ın onayına sunmak, oradan onay aldıktan sonra atamayı yapmak zorunluluğunda hisseder kendini.

Tek bu örnek bile dünyadaki ilk başarılı Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı sonrasında kazandığımız bağımsızlığımızın Parababaları eliyle emperyalistlere nasıl peşkeş çekildiğini göstermeye yeter.

İşte bütün bunlardan dolayı etle tırnak gibi birbirinin içine geçmiş yerli-yabancı modern Parababalarına (Finans-Kapitalizme-emperyalizme) ve onların müttefiki Antika Parababalarına (Tefeci-Bezirgânlığa) karşı İkinci Bir Kurtuluş Savaşı ekmek kadar, su kadar elzem olmuştur.

Hikmet Kıvılcımlı önderliğindeki Vatan Partisi 1954’te kurulurken bu kutsal görevi yerine getirmeyi amaçlamıştır. Vatan Partisi Programı da, Programın Gerekçesi de bunu anlatır.

Derken, ülkemizin bağımsızlığını kaybetmesine ve ABD Emperyalizminin ülkemizi askeri üslerle donatmasına ve her yönlü tahakkümüne sebep olan DP iktidarının bu vatan haini uygulamalarına katlanamayan Üniversite Gençliğimiz 27-28 Nisan 1960’ta meydanlara çıkarak isyan etmiş, şehitler vermiştir. Ordu Gençliğimiz ise 27 Mayıs 1960’ta Politik bir Devrimle sıfır numara emperyalist uşağı Celal Bayar, Adnan Menderes iktidarını alaşağı etmiştir.

Bu Politik Devrimin halka getirdiği birçok kazanımın ve görece demokratik Anayasasının yanı sıra önemli bir katkısı da Sosyalizmi serbest bırakması olmuştur. O güne kadar yeraltında büyük bedeller ödenerek verilen sosyalist mücadele yerüstüne çıkmıştır. Özellikle Gençlikte muazzam bir antiemperyalist uyanış ve sosyalizme yöneliş başlamıştır.

Ve Hikmet Kıvılcımlı’nın önerdiği İkinci Kurtuluş Savaşı tezi tüm devrimci akımların ana düşüncesi olmuş, ona yönelik davranışlar hayata geçirilmiştir.

Olaylar, Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye üzerine tahlilleri doğrultusunda gelişiyor, başta gençlik olmak üzere işçiler, köylüler ayaklanıyordu. Türkiye için İkinci Kurtuluş Savaşı süreci başlamıştı.

Bunun üzerine bu büyük uyanışın Hikmet Kıvılcımlı önderliğinde gerçek mecrasından akmaması, başarıya ulaşmaması için sağlı-sollu her türlü provokasyon yürürlüğe konur. Hikmet Kıvılcımlı (ki bu Türkiye’nin Eneski sosyalist akımıdır, Gerçek TKP’dir) önce yok sayılmaya, o tutmayınca “Deli Hikmet” denilerek yaftalanmaya çalışılmıştır, hem de sağlı-sollu olarak. Gençliğin O’nun etrafında toparlanmasına, Gerçek Proletarya Partisi’nin Reorganizasyonuna (Yeniden Örgütlenmesine) engel olunmak istenmiştir.

Bu provokasyonların “sol”dan en bilineni Doğu Perinçek önderliğinde oluşturulan Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) Hareketidir. Başta Doğu Perinçek olmak üzere Hikmet Kıvılcımlı’ya olmadık iftiralarla saldırır bu ekip. Bu saldırıların neler olduğunu burada uzun uzun anlatmaya gerek yoktur çünkü kitapta ayrıntılıca görülecektir.

Bugüne gelirsek;

Tayyipgiller iktidarı, emperyalizme hizmette Menderes’i, Özal’ı kat be kat aşmıştır. Bu da kaçınılmazca antiemperyalist bir uyanışa neden olmuştur. Bu aşamada sağda MHP (CIA’nın Süper NATO’sunun yaratığıdır) “milliyetçilik” edebiyatıyla bu uyanışı köreltmek, yeniden emperyalizmin kanallarına akıtmak görevini yerine getiriyor.

Solda ise, İP, şimdiki adıyla Yeni Sahte Vatan Partisi (YSVP) “ulusalcılık” diyerek aynı görevi yerine getirmeye çalışıyor.

Amaç bellidir:

Bu yeni aşamada antiemperyalist uyanışın Eneski Sosyalist Akım’la, Gerçek Proletarya Sosyalistleri’yle (Bugünkü adıyla HKP ile) buluşmasını ne yapıp edip önlemek.

Bu amaca ulaşmak için Hikmet Kıvılcımlı’nın Vatan Partisi’nin adını bile çalma kurnazlığına girişebiliyor Bin Kalıplı Doğu Perinçek ve Avanesi.

Bu hainleri kulaklarından tutup Türkiye Halklarına göstermek ve ihanetlerini teşhir etmek, ertelenemez bir görev olmuştur. Bu kitabın amacı da budur.

Ayrıca,

Geçmişte “Maoculuk” yaparak Hikmet Kıvılcımlı’nın önünü kesmek istemişti bu güruh. Ve tabiî dolayısıyla da Türkiye Devrimi’nin önünü…

Biz, 1977 yılında çıkardığımız Devrimci Derleniş Dergisi’nde “İki Süper Oportünizm” başlıklı bir eleştiri serisi yayımlamıştık. Daha sonra bu eleştirimizi kitap haline de getirdik. Orada da bu Bin Kalıplılar konu edilmekle birlikte baş hedef onların da şeyhi olan Mao ve onun ideolojisi olan Maoculuktur. Yani Doğu Perinçek’i ve Avanesi’ni baş hedef olarak koymak yerine o zaman capcanlı olan “Maoculuğu” ve onun yaratıcısı olan Mao’yu eleştirmiştik. Halkımızın deyişiyle efendisi dururken uşağı ile uğraşılmamıştır. Aslı (Mao) dururken onun Türkiye’deki karikatürü bile olamayacak Doğu Perinçek’i uzun uzun eleştirmek gerekmemiştir.

Fakat günümüzde Maoculuğu çoktan terk etmiş olan Doğu Perinçek’i ve Avanesi’ni, yeni girdiği kalıbı içinde, ne iseler o olarak, Türkiye Halklarının önüne koymak kaçınılmaz bir görev olmuştur. Tabiî son kalıbı dedikse şimdilik kaydını da koymak gerekir. Bundan sonra hangi kalıplara gireceğini kadim dostu Yalçın Küçük bile (kesinlikle değişeceğine emin olmakla birlikte) bilememektedir. Bilemediğini zaten yazıp çizmektedir. Yani biz de adımız gibi eminiz ki Allah ömür verirse Doğu Perinçek’in bu son kalıbı, sondur ama, en son kalıbı değildir…

Onun görevi, antiemperyalist uyanışı her dönemde evirip çevirerek yine emperyalizmin kanalları içine akıtıp buharlaştırarak yok etmektir.

Buna izin verilemezdi.

Kitap okununca görülecektir:

İzin verilmemiştir…