Yurtdışına gitmek kurtuluş değil…

16.01.2023
A+
A-

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

Son iki yılın gündemde olan önemli bir konusu, genç insanlarımızın yurtdışına beyin göçüdür. Genç insanlarımız içinde de özellikle genç doktorların yurtdışına gitmesi çok konuşulur durumdadır. Tayyip Erdoğan bir konuşmasına kamu hastanelerinden ayrılan doktorlar için “giderlerse gitsinler, hastaneleri yeni mezun doktorlar ile idare ederiz”, demiştir. Son yıllarda yurtdışına giden doktor sayısı hızla artmıştır. Yurtdışına gitmek için iyi hal belgesi alan doktor sayısı 2021 yılında 1405, 2022 yılında 2685 olmuştur. (https://www.sozcu.com.tr/2023/saglik/yurt-disina-giden-doktor-sayisinda-patlama-7543435/)

Bu kadar çok doktorun yurtdışına gitmesinin ülkemizde doktor açığı yaratması kaçınılmazdır. Bin bir emekle yetişen doktorların, ekonomik ve sosyal kaygılarla yurtdışına çıktığı önemli bir gerçektir. “Bu ülkede yaşanmaz”, bu gençlerden çok sık duyduğumuz sözlerdir. Sıklıkla ana-babalar da çocukların yurtdışına gitmesini teşvik etmektedir.

Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı 1971 yılında yazdığı “Gençliğin Üç Alınyazısı” başlıklı yazıda bu konuyu işlemiştir. Bu yazıda,  Emperyalist anavatanlara giden geri kalmış ülke gençlerinin aşağılanmasını konu eder. Ülkemizde genç işsizliği de aşırı düzeydedir. Üniversiteli genç işsizlerin aşırı artması nedeniyle artık gençler üniversiteye gitmeyi de tercih etmemekte, kısa yoldan meslek sahibi olmak istemektedir. Her düzeyde genç insanımız artık bir şekilde yurtdışına kapağı atmak istemektedir. Kaçak yollarla Avrupa ülkelerine gidiş çok artmıştır.

Doktor ve yükseköğrenim görmüş genç insanların ülkemiz yerine, yurtdışında çalışmak istemesinin en önemli nedenlerinden biri de ülkemizde demokrasi, özgürlüklerin yaşanmaması olarak gösterilmektedir.

Ülkemizde gençlik hareketleri açısından dünyaya örnek pek çok olay vardır. 1908 Meşrutiyet Devrimi Jöntürk (Genç Türk) Devrimi olarak Tarihe geçmiştir. Kurtuluş Savaşı’mızda da yönetim Mustafa Kemal önderliğinde genç subaylardan oluşmuştur. 27 Mayıs Politik Devrimi’nde ve sonrasında 1960’larda ülkemizde gençlik, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı ciddi bir mücadele içinde olmuştur.

12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbeleri bir açıdan da gençliğin devrimci mücadelesini engellemek için yapılmıştır.

Özgürlüklerin kısıtlandığı, laik düzenin yaşanamaz olduğu, demokrasinin yaşanmadığı ülkemizde, gençliğimizin bu düzeni değiştirmek yerine yurtdışına gitmek istemesi, tüm halkımız için olumsuz bir durumdur. Aydın olmanın sorumluluğu, insanların ülkesine, halkına sahip çıkmasını gerektirir.

Avrupa ülkeleri hep insan hakları ve özgürlükler konusunda örnek gösterilir. Gerçek öyle değildir. Bugün Ortadoğu’da kendi halkına zulmeden şeyhler, krallar, sultanlar Avrupa ülkeleriyle sıkı fıkı dostturlar. Suudi Arabistan Prensi Salman İstanbul’da gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı katlettirdiği için tüm dünyada katil diye anılırken Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile fotoğraf çektirmiştir. Şimdi Salman’ın katil oluşunu herkes unutmuştur.

AB-D Emperyalizmi, 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbeleriyle ülkemizde demokratik düzene büyük darbe vurmuştur. Yandaş Ethem Sancak bile “AKP’yi ABD iktidara taşımıştır”, demiştir. Yani ülkemizde laik düzenin ortadan kaldırılmasından ve demokrasinin darbe almasından birinci derecede bu emperyalist ülkeler sorumludur. Ülkemizde, gençler için nefes alınamaz iklimi yaratanlar bunlardır. Durum böyle iken bizim gibi ülkelerden genç doktorların ABD ve AB ülkelerine gidişiyle bu ülkeler, doktor yetiştirme külfetinden de kurtulmaktadırlar.

Ülkemizde 12 Eylül Faşizmi sırasında bir Tıp Fakültesi öğrencisi idim.  O yıllarda bile gençlik hareketleri vardı. Bizler de bu hareketliliğin içindeydik. O yıllarda her türlü baskıya karşın öğrenci derneklerinin ilk örgütlenmesi içinde yer almıştık. Şimdi üniversite gençliğimiz kuzu gibi. En basit haklarını bile dillendiremiyorlar. AKP iktidarının getirdiği 4+4+4 Ortaçağcı medrese düzeni, öğrencileri kendi sorunlarını konuşamaz hale getirdi. Üniversitelerde son olarak rektörlük seçimlerinin de kaldırılmasıyla, öğretim üyelerinin özgürce kendilerini ifade etmeleri zorlaştı.

Tüm bu nedenlerle gençlik bu koşulları değiştirmek için mücadele etmek yerine yurtdışına gitmek istiyor. Oysa Kıvılcımlı Usta 52 yıl önce şöyle demiş:

“Aydın genç Antika çağın ezik, cahil köylüsü değildir. Aydın genç, hiçbir zulmün sindiremeyeceği modern İşçi Sınıfı gibi bir yenilmez devrimci özgücün müttefikidir. Üstelik, gençliğimizin tükenmez “Genç Türkler” devrimci geleneği vardır. Yıldırılamaz gençlik.” (https://www.hkp.org.tr/gencligin-uc-alinyazisi/)

Gençliğimizden halk olarak beklediğimiz budur.