Sat sat nereye kadar Bitti buraya kadar!

01.06.2015
A+
A-

Metal İşçisi, Türk Metal Sendikası’na tekmeyi vurdu

 

Her kötülüğün, her namussuzluğun, her satışın bir sonu vardır. Sürgit devam etmez hiçbir zaman. İnsan, isyan huyludur ve bir noktadan sonra isyan eder. Ayağa kalkar ve o kötülüğü, namussuzluğu yapanı alaşağı eder. Tarih bunun birçok örneğiyle doludur. Daha doğrusu Tarih hep böyle işler. Yoksa İnsanlık Nemrutlar ve Firavunlar Çağına takılır kalırdı.

Bunun somut bir örneğini yaşıyoruz şu günlerde ülkemizde. ABD ve onun casus örgütü CIA tarafından kurdurulmuş TÜRK-İŞ’e bağlı sarı gangster Türk Metal Sendikası, on yıllardır, daha doğrusu kurdurulduğu 1963 yılından beri İşçi Sınıfımızın metal işkolundaki bölümünü, yerli yabancı Parababalarına sattı. Türk Metal Sendikası yöneticileri (gelmiş geçmiş hepsi) bu işkolunda faaliyet yürüten işverenlerin, yerli yabancı Finans-Kapital şirketlerinin üye olduğu Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS)’le, al gülüm ver gülüm ilişkisi içinde Metal İşkolundaki toplusözleşmeleri işverenlerin istekleri, çıkarları doğrultusunda imzaladılar. Ama ne imzalama…

Her toplusözleşme, hep işverenlerin dayatmaları sonucunda imzalandı. İşçi sınıfımız hiçbir zaman istediği ücret ve sosyal haklara sahip olamadı. Ne kadar direnmeye, isteklerini dile getirmeye çalışsa da başta sarı gangster Türk Metal Yöneticileri tarafından engellendiler. Kimi zaman, göstermelik olarak, işçilerin argo deyişle gazını almak için eylemler, direnişler hatta zaman zaman grevler bile yapsalar, sonunda hep işverenlerin istekleri oldu. Türk Metal Yöneticileri işçileri hep sattılar.

Nereye kadar?

İşte buraya kadar! Bugüne kadar!

En son Nisan ayı içerisinde, Bursa’da bulunan Bosch işvereniyle imzalanan sözleşmeye kadar.

Türk Metal ve MESS, Aralık 2014’te bu işkolunda bulunan; Renault, Tofaş, Mako, Ford Otosan, Coşkunöz vb. büyük fabrikalarla. “Grup Sözleşmesi” imzaladılar bugüne kadar yaptıkları gibi. Ve Metal İşçilerini 3 yıllığına bir kez daha sattılar.

Sonra Nisan ayı içerisinde yine MESS’e bağlı Bosch fabrikasıyla ilgili toplu sözleşmeyi imzaladılar. Geçtiğimiz yıllarda Bosch İşçisi, Türk Metal’den istifa edip DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye olmuştu. Ancak, Birleşik Metal-İş’in basiretsizliği ve işçilere sahip çıkmayışı sonucu işçiler tekrar Türk Metal’e üye olmuşlardı.  Bu durumdan ötürü 36 aydır toplusözleşme imzalanamamış, dolayısıyla da Bosch İşçisi hiçbir ücret ve sosyal hak artışı alamamıştı. 36 aydır aynı ücretlerle kölece çalışıyordu.

Türk Metal Sendikası, Bosch İşçilerinin sözde hak kayıplarını gidermek için, gerçekte ise biriken öfkesi yatıştırmak için, diğer büyük fabrikalarla imzaladığı toplusözleşmelerden daha iyi haklara sahip bir sözleşme imzalamak zorunda kaldı. MESS de buna itiraz etmedi. Bosch İşçisinin tepkisinin dindirilmesi gerekiyordu…

Başta Renault İşçileri olmak üzere, Tofaş, Mako, Coşkunöz İşçileri, Bosch’la imzalanan toplusözleşmeyle Bosch İşçilerine sağlanan hakların kendilerine uygulanmasını, bir ek protokolle bunun sağlanmasını istediler Türk Metal Sendikası Yöneticilerinden. Ama Türk Metal Sendikası Yöneticileri, işçilerin bu haklı taleplerini hiç kale bile almadılar. Hiç umursamadılar, hiç önemsemediler. Çünkü şu ana kadar nasıl satmışlarsa, nasıl uyutmuşlarsa, tepkilerini nasıl dindirmişlerse yine öyle olacağını düşündüler. İşçiler bir iki mızıldanır, sonra boyun eğerlerdi. Bugüne kadar böyle olmuştu, bundan sonra da böyle olurdu. Böyle düşündüler Türk Metal Yöneticileri. Ki işverenler de zaten böyle bir talebe hiçbir zaman evet demezler, yeni bir hak vermeyi asla kabul etmezlerdi onlara göre. Dolayısıyla iki taraf da anlaşık bir vaziyette işçilerin taleplerine kulaklarını tıkadılar, duymazdan, görmezden geldiler.

Ancak hiç beklenmedik, hiç hesapta olmayan, hiç akla hayale gelmeyecek bir şey oldu: Metal İşçileri ayaklandı. Gerçek anlamda ayaklandı.

Bu ayaklanma, askeri bir ayaklanma değildi elbette. Ama Metal İşçileri, kendi yordamlarınca, önce işyerinde yemek boykotu, iş yavaşlatma gibi eylemlere başvurdular. Ve böylece taleplerini hem işverenlere hem de sendikacılara duyurdular. Ama iki kesimden de tık çıkmadı. Bunun üzerine ilk önce Renault İşçileri Türk Metal sendikası Yöneticilerine, taleplerimizi dinlemez ve gereğini yerine getirmezseniz sendikadan istifa edeceğiz, dediler. Ve Bursa Kent Meydanı’nda bir eylem düzenlediler ilk kez olarak. Ama gangster Türk Metal yöneticileri, gangsterliklerini bir kez daha gösterdiler ve işçilere çakallarını saldırttılar eylemi kırmak için.

İşte bu, Metal İşçileri açısından bardağı taşıran son damla oldu. İşçiler birikmiş büyük öfkelerini zincirlerinden boşalttılar ve Türk Metal’den istifaya başladılar. Sadece bununla da kalmadılar. İşyerlerinde oluşturdukları işçi komiteleri aracılığıyla da işverenlere taleplerini ilettiler ve işverenlerin; Sendikayı ve MESS’i devre dışı bırakarak bizzat kendileriyle görüşmesini istediler.

İşverenler de Türk metal yöneticileriyle aynı anlayışta oldukları için bu talepleri hiç önemsemediler ve eski düzenin süreceğini beklediler. Ama dediğimiz gibi Metal İşçileri açısından bıçak kemiğe dayanmıştı.

Başta Renault İşçileri olmak üzere, vardiyaları dolayısıyla işyerinde bulunan işçiler işyerlerini işgal ettiler. İşyerinden çıkmadılar. Dışarıda bulunan işçiler de işyerlerinin önüne gelerek beklemeye başladılar. Ve eylem çığ gibi yayıldı. Renault, Coşkunöz, Mako, derken Tofaş’a sıçradı. Ototrim’e, Er Metal’e sıçradı. Ve Bursa’daki bütün büyük fabrikalara bir anda eylem yerine döndü.

Ve tam bu aşamada Türk Metal Sendikası Genel başkanı Pevul Kavlak, tarihi bir hata yaptı ve Eskişehir1 Nolu Şubesi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, işçilerin eylemini yasadışı ilan etti. İşverenlerin işçileri tazminatsız olarak işten çıkarma hakkı doğmuştur, dedi. İşçilerin, bu yasadışı işgal eylemini sonlandırmaları, taleplerinden vazgeçmeleri ve işverenlerin verecekleri kararları beklemeleri, gerekir, dedi. İşçilerle bir anlamda, hiç istemeden, hiç başka sonuçlara yol açacağını düşünmeden, geçmişte olduğu gibi olacağını, işçilerin boyun eğeceğini düşünerek bu konuşmayı yaptı.

Bu konuşma, bu açıklama, bu tehdit, bu teslimiyet, bu satış konuşması her şeyi bitirdi. Artık ok yaydan çıkmıştı. Ve binlerce işçi Türk Metal Sendikası’ndan istifa etti. Türk Metal Bursa’da bir anda sıfırlandı. Yok hükmüne indi. Bunun üzerine Türk Metal Sendikası Yöneticileri iyice çirkefleştiler, iğrenç içyüzlerini gizleyemez bir halde işçilere her türlü aracı, yolu, ahlaksızlığı, namussuzluğu kullanarak saldırmaya, karalamaya, başladılar. Yok işçiler kandırılmış, yok işçilerin arasında teröristler varmış. İşçi komitelerindeki işçiler kendi çıkarlarını düşünüyorlarmış vb. vb… Akla hayale gelmeyecek yol ve yöntemlerle azgınca saldırdılar, saldırdıkça da bittiler…

Öyle ki eylem bir anda İzmit’e, Ford Otosan fabrikasına sıçradı. Dytech Automotive’e sıçradı. Orada kalmadı Eskişehir’deki Arçelik’e sıçradı. Ankara’da Türk Traktör’e. İzmir’de CMS Jant fabrikasına sıçradı. Eylem yayıldıkça yayılıyordu. Kıvılcım ateş olmuştu. Her yönden parlıyordu…

Öyle ki eylemin etkisi sadece Türkiye’yle sınırlı kalmadı. İtalya’da, Almanya’da vb. ülkelerde de üretim durdu. Çünkü o ülkelerdeki fabrikalarda da Türkiye’de üretilen ürünler, malzemeler, yedek parçalar kullanılıyordu. Türkiye’de üretimin durması oralarda da üretimin durmasına neden oldu.

Yani sermaye nasıl küreselleşmişse, İşçi Sınıfının mücadelesi ve etkisi de küreselleşmişti.

Bu gerçekliği Lenin Usta bundan 100 yıl önce görmüş ve somutça göstermişti: “Emperyalizm” adlı anıt eserinde.

İşte işverenler, Finans-Kapitalistler tam bu aşamada ayıktılar. Sınıf içgüdüleri, sınıf bilinçleri ağır bastı. Türk Metal’i ve MESS’i devre dışı bırakmazlar, işçilerin taleplerine kulak tıkamaya devam ederlerse sonlarının hiç de iyi olmayacağını, bu işin burada kalmayacağını gördüler, kavradılar. İşçilerin taleplerine boyun eğdiler.

Yani; işçilerin baştan beri söyledikleri şu talepleri kabul ettiler:

1- Eylemden, işgalden dolayı hiçbir işçi işten çıkarılmayacak.

2- Sendika muhatap olmaktan çıkmıştır. Artık işçilerin kendilerinin kurdukları İşçi Komiteleri muhatap alınacaktır.

3- İşyerlerindeki insanlıkdışı uygulamalar son bulacaktır.

4- Bosch’la yapılan toplusözleşmedeki haklar kendilerine de teşmil edilecektir, uygulanacaktır.

 

Sonsöz

Bursa’da başlayan Metal İşçilerinin eylemi, İzmit’e, Ankara’ya, Eskişehir’e, İzmir’e ulaştı. Yani Metal İşçilerinin yoğun olarak bulundukları tüm şehirler eylem yerine döndü. Ve sonuç olarak metal işçileri, işverenlere haklı, meşru taleplerinin kabul ettirdiler. Bu çok önemli bir gelişmedir. Tarihsel bir öneme sahiptir.

İşçi Sınıfı 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi sonrasındaki en büyük eylemlerinden birini gerçekleştirmiş ve haklarını (şimdilik de olsa) kazanmıştır.

Bu eylemler, İşçi Sınıfının, Türkiye Devrimi’nin Özgücü olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlamıştır böylece. Bu iki kere iki dört ederce kesin gerçekliği, kendisini görmek istemeyen her kesimin gözüne bir kez daha batırmıştır İşçi Sınıfı.

Ancak, Metal İşçilerini ve Türkiye İşçi Sınıfını bir tehlike beklemektedir. Bu da şudur: Türk Metal’den kurtulmak çok güzel, çok iyi, çok doğru ama sendikasızlık da bir o kadar kötüdür.

Başta Metal İşçileri olmak üzere Türkiye İşçi Sınıfı, DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası dışındaki sendikalara karşı tepkilidir, güvensizdir. Bu doğrudur da, gerçektir de. Ama sendikasızlık, işyeri komiteleri biçimi gelgeç örgütlenmeler, İşçi Sınıfının, işverenler karşısında güçsüz olmasını getirir, hak arama mücadelesinin uzun vadede yetersiz kalmasını getirir. Bu bakımdan bu tehlikeyi önlemek gerekir.

Bu arada birkaç söz de kendimize söylersek: Evet ne yazık ki biz de bu süreçte İşçi Sınıfına öncülük edemedik, onu olumlu, doğru yönde etkileyemedik. Bu bizim büyük bir eksikliğimizdir. Ve biz bu eksikliğimizi gidermek, bu olaydan gerekli dersleri çıkarmakla yükümlüyüz. Bunu da başaracağız, olumsuzluğumuzu olumluluğa dönüştüreceğiz. İşçi Sınıfımıza öncülük edeceğiz.