Türkiye’nin güzel Mayıs ve Haziranlar

ı

Baharın sonlanıp yaza doğru geçildiği aylardır Mayıs ve Haziran. Bu coğrafyanın en güzel aylarıdır. Doğa binbir güzellik koyar önümüze. İklim de hoştur.

Bu aylar tarihimiz açısından da müthiş zengindir: 27 Mayıs Devrimi, 15-16 Haziran İşçi Hareketi ve iki yıl önce yaşadığımız Gezi İsyanı.

Bu üç hareketin de ortak noktası büyüklükleri, kitlesel oluşları ve ilericilikleridir. Diğer vurgulanması gereken bir ortak noktaları, kendiliğinden gelişen hareketler olmalarıdır.  27 Mayıs ve Gezi İsyanı bir gençlik hareketi niteliğindedir. 15-16 Haziran Hareketi bir işçi hareketi olmakla birlikte, kaçınılmaz olarak devrimci gençliğimizi de içine çekmiştir.

Bu üç kitle hareketi de halkımızın büyük sempatisini kazanmıştır. Çünkü ülkemizin önünü açan hareketlerdir.

27 Mayıs Devrimi, köhnemiş Demokrat Parti diktasını alaşağı etmiştir. Ülkeye nispi de olsa demokrasi getirmiş, emekçilerin örgütlenmesinin önünü açmıştır. Sosyalist kültür yaygınlaşmıştır. Bu anlamda 15-16 Haziran hareketi de 27 Mayıs’ın ürünüdür. Bu yüzden gericiler 27 Mayıs’tan öcü görmüşçesine korkarlar.

15-16 Haziran hareketi ise İşçi Sınıfımızı silkeleyerek kendine getirmiş, İşçi Sınıfımızın “kendi kendine” bir sınıf değil, “kendisi için” bir sınıf olduğunu kanıtlamıştır. Sosyalistler içinde bile söylenegelen “Türkiye’de işçi sınıfı yoktur” sözü, söylenemez olmuştur. Kuşkusuz, İşçi Sınıfımızın elde ettiği haklar, tüm halkımıuzın, tüm emekçilerimizin refahına katkı anlamına gelir. Bu sayede gerici Adalet Partisi iktidarı sallanmıştır. CIA-Kontrgerilla provokasyonlarıyla 12 Mart Faşizmi devreye sokulmuşsa da, Haziran Hareketi sayesinde  DİSK faşizme rağmen güçlenebilmiş, kitleler sosyalizme yakınlaşmıştır.

Bugünlerde Şanlı Gezi İsyanı’mızın başlayışının ikinci yıldönümünü kutluyoruz. Gezi İsyanı’mız bugüne dek halkımızın gördüğü en uzun soluklu, en kitlesel, en yaygın hareket oldu. Gezi de kendiliğinden gelişen, esas olarak gençliğin başını çektiği bir hareketti. Ama önemli bir etki doğurdu. En önemlisi, Tayyipgil’in yüreğine öyle bir korku saldı ki, atlatmaları mümkün değil. Bu belki çok görünür bir etki değil ama en azından söylemlerine yansıyor Tayyipgil’in. Ayrıca, sarayların yapılması, 1500 kişilik koruma ordusu, artan polis baskısı, sansür vb., hep bu korkunun gittikçe artması yüzünden. Gezi’nin diğer önemli etkisi Tayyipgil-Fetogil domuz topunun yarılması oldu. Tayyipgil’in de Fetogil’in de pislikleri böylece açığa çıktı, kanıtlar ortaya döküldü, 17-25 Aralık böyle gelişti, Ergenekon-Balyoz tutukluları böyle kurtuldu. Emperyalizm, Tayyip’in yıprandığını böyle gördü ve hafiften uzak durmaya başladı, yeni arayışlara girdi.

Böyle günlerde sapla saman ayrılır. Gezi’nin bir etkisi de bu oldu. Türkiye Solu’nun önemli bir kesimini, özellikle Sevrci Sol’u peşinden sürükleyen Amerikancı Kürt Hareketi’nin maskesi Gezi günlerinde düştü. Bugün bezirgân partilerin çapsızlığı ve Tayyipgil’in yıprandığı mevcut durumda iç ve dış desteklerle, özellikle medya desteğiyle parlatılan, hatta kurtarıcı haline getirilen Selahattin Demirtaş, Gezi’nin en görkemli günlerinde şu sözleri edebilmişti:

“Gezi Parkı’nda yaşananları barış müzakerelerinin karşıtlığına çevrilmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü biz onlarla hareket etmiyoruz. Tabanımız kesinlikle ırkçı ve faşistlerle aynı etkinlikler içinde olmayız. Bizim tabanımız ne yapacağını bilir.” (Milliyet, 1 Haziran 2013)

Böylece masum Gezi direnişçileri ırkçı ve faşist yapılmıştı. Bugünkü HDP çıkışı, Amerikancı Kürt Hareketi’nin yüzüne takılan ikinci bir maskedir.

Bu şanlı Mayıs-Haziran hareketlerinin en büyük eksikliği, örgütsüz oluşlarından kaynaklanıyordu. Bu yüzden başarıya ulaşamadılar. 27 Mayıs, DP iktidarını düşürse de, tepeden vurulan ilerici bir vuruş olarak kaldı. Gerçek halk iktidarı ile taçlanamadı. Eğer halkımız örgütlü olsaydı, devrim önlenemezdi. 15-16 Haziran ve Gezi önemli değişikliklere yol açsa da, sonuçta gericilik yeniden azıttı. Hele bugün durum daha da vahim. Çünkü Tayyip, koltuğunu kaybetmemek için her türlü riski alabilecek ölçüde zıvanadan çıkmış durumda. Tayyipgil’in açmazını gören emperyalizm, bu vatan satıcılığ sonuna kadar kullanacaktır.  Kürt sorunu için Amerikan planını uygulamaktaki iştahlılık, Suriye’de gönüllü emperyalist piyonluğu, “Eğit-Donat” hainliği, hep bunun göstergesi.

Bugün seçim arifesindeyiz. Bezirgân partiler kayıkçı dövüşü yapıyorlar. Seçimden sonra bu dövüşler, verilen sözler suya yazılmış yazı gibi olacaktır. AKP belki oy kaybedecektir ancak, HDP barajı aşarsa, emperyalizmin yönlendirmesiyle çok kolay AKP ile ittifak yapacaktır. Hoş, diğer düzen partileri de farklı durumda değildir. Dolayısıyla pislikleri, hainlikleri Tayyipgil’in yanına kalacaktır. Bu yüzden seçimden hayır ummak nafiledir.

Sonuç olarak Tayyipgil’i devirecek olan, pisliklerinin hesabını soracak olan kitlesel hareketler olacaktır. İkinci bir Gezi İsyanı mayalanmaktadır. İşçi Sınıfımız da uyanmaktadır. Devrimciler yakındaki bu günlere hazır olmalıdır.

Yazımızı, 27 Mayıs’ı yaşayan, o günlerde yedeksubay olan ünlü şairimiz Cemal Süreya’nın bir şiiri ile bitirelim. Şiir 27 Mayıs için yazılmış olsa da, tüm kitle hareketlerine yakışıyor.

 

555K*

Şimdi Bursada ipek çeken kızlar

Bir karasevda halinde söylemektedir:

Görmeğe alıştığımız nice yazlar

Kimleri alıp götürdüler ama kimleri

Karanfil bıyıklı genç teğmenleri

Ak saçlı profesörleri, öğrencileri

Adları şuramıza işlemektedir

Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler

Bir karasevda halinde söylemektedir

Şimdi Bursada ipek çeken kızlar

Şimdi Erzurumda çift sürenlerin

Geçit vermez kaşlarının altında

Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri

Sabanın demiri girdikçe toprağa

Hınçlarını gömmektedir içine yerin.

Çünkü millet hayınları Ankaralarda

Çünkü İzmirlerde, çünkü İstanbullarda

Çünkü başka yerlerinde memleketin

Kanına girdiler masum gençlerin

İşte onun için karanlıktır gözleri

Şimdi Erzurumda çift sürenlerin.

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar

Şimdi acının ve hüznün göklerinde

Umudun yıldızı sarı yıldız mavi yıldız

Uykumuzun bir ucunda bombalar

Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar

İngiliz usulü piyade tüfekleriyle

İnsanca yaşamanın onuru arasında

Milletcek bir gidip bir geliyoruz

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

Şimdi ay doğar bulutlar arasından

Kavat derebeyleri, yüreksiz Bolu beyleri

Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri

Cebren ve hile ile haklarımızı alan

Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçgen

Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi

Türküleri duyuyor musunuz nice derin

Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda

Karanlığı tutuşturup bir köşesinden

Geceyi gündüze çevirenlerin

Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya

Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya

Anamız çay demliyor ya güzel günlere

Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa

Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız

Bu, böyle gidecek demek değil bu işler

Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz

Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını

İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.

 

Cemal Süreya, 1960

 

*555k: 5. ayın, 5. günü, saat 5’de Kızılay’da anlamına gelen şifredir. Bu şifreyle devrimci asker-sivil gençlik 5 Mayıs 1960’da Kızılay’da yürüyüş yapmış, DP diktatölüğünü sallamıştır.