“Şık” bir savunma mı, devrimci savunma mı?..

0
27

“Cumhuriyet Gazetesi Davası” olarak bilinen davanın en sansasyonel duruşması geçtiğimiz günlerde görüldü.

Gazeteci Ahmet Şık’ın, “Savunma yapmıyorum, itham ediyorum” dediği duruşma kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı. Sosyal medyada bir anda “Tarihi Savunma” başlığıyla Ahmet Şık’ın AKP’giller’i ve Pensilvanyalı İmam’ı “itham et”tiği savunmanın tam metni yayımlanmaya, paylaşılmaya başlandı. Ahmet Şık, bir anda AKP karşıtlarının kahramanı oluverdi.

Hakkını yemeyelim; aynı davadan yargılandığı ve tamamen teslimiyet bayrağını çeken diğer meslektaşlarına göre yaptığı savunma hem biçim olarak hem de içerik olarak farklıydı.

Biçimsel olarak baktığımızda Ahmet Şık, aslında yapılması gerekeni yaptı. Örneğin, Ergenekon, Balyoz vb. gibi CIA Operasyonlarında o anlı şanlı paşaların düştüğü hataya düşmedi. Hatırlanacağı gibi bu CIA operasyonlarının kurbanları, Partimizin ısrarlı uyarılarına rağmen tepeden tırnağa siyasi olan bu hukuk maskeli saldırılar karşısında sadece hukuki savunmalar yapmakla yetindiler. Sonuçta da “Yargıç” olarak kabul ettikleri tetikçiler tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırıldılar. Müebbet hapis cezası almayanların aldıkları cezalarsa toplamda yüzlerce yılı buluyordu. ABD Emperyalistleri ve AKP’giller iktidarı canla başla hukuki savunmalar yapmaya çalışan bu zavallıları tümüyle teslim aldığına kanaat getirdiği anda onları serbest bıraktı. Ancak geride sadece birer kişilik enkazı kalmıştı. Sadece kendileri diz çökmekle kalmadılar, aynı zamanda Türk Ordusu’nun bugün içine düşürüldüğü içler acısı trajedinin de en büyük günahkârlarından biri oldular.

Ahmet Şık, işte bu hataya düşmedi. Mahkeme salonunu bir propaganda alanı olarak kullanmayı bilecek kadar zeki olduğunu gösterdi. Ve bu davranışıyla da AKP tiranlığından bezmiş olan kitleler üzerinde belli bir etki yarattı.

Bu, işin biçimsel yönüydü…

Gelelim “Şık Savunma”nın içeriğine…

Ünlü Fransız Hukukçu Jacques Vergès, “Savunma Saldırıyor” şeklinde özetlediği “Kopuş Savunması” formülasyonunda şöyle diyor:

“Savunma politikasında her zaman iki yöntem olmuştur: Var olan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları (Dreyfus, Challe) ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları (Sokrates, Dimitrov). Birinciler kafalarını kurtarırken, ikinciler davalarını kazanmışlardır.”

Bizim iflah olmaz Sevr’ci Soytarı Sahte Solcular ve başka birtakım kesimler tarafından “Devrimci Savunma”, “Tarihi Savunma” olarak lanse edilen bu savunmayı içerik bakımından incelemek için biz de Vergès’in formülünden yola çıkalım isterseniz.

Vergès, yukarıdaki alıntıda bir “Kopuş”tan söz ediyor.  “Var olan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları”, diyor. Ve bu Kopuş Savunmaları için de Sokrates ve Dimitrov’u örnek gösteriyor.

Ahmet Şık’ın “Tarihi Savunma”sı bir Kopuş Savunması mıdır?

Kesinlikle hayır…

Biz Gerçek Devrimcilerin anladığı manada “Kopuş”, tamamıyla düzenden kopmak anlamına gelir. Bu sömürü, vurgun düzeninden, bu hayvancıl sistemden kopmak anlamına gelir. Dolayısıyla bir kopuş savunmasında teşhir edilmesi gereken, mahkûm edilmesi gereken unsurlar; bu sömürü ve vurgun düzeninin sahipleri olmalıdır.

Kimdir bu sömürü ve soygun düzeninin sahipleri?

ABD-AB Emperyalistleri…

Ya şu anda emperyalistlerin icazetiyle iktidarlarını sürdüren AKP’giller, yerli işbirlikçiler?

Onların tek işlevi bu hayvancıl düzenin bekçiliğini yapmaktır. AB-D Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki aşağılık, halk düşmanı politikalarının hayata geçirmek için en satılmış unsurlardan derlediği siyasi parti görünümlü suç örgütüdür onlar. 1950’lerde Menderes’leri, 60’larda-70’lerde Morrison Sülü’leri, daha sonra Özal’ları, Çiller’leri, Molla Necmettin’leri çıkarlarına bekçilik yaptıran ABD-AB Emperyalistleri son 15 yıldır bu işi AKP’giller’e yaptırmaktadır. Bunlar içinde en uzun süre iktidarda kalanı AKP’giller’dir çünkü satılmışlıkta, halk düşmanlığında, Amerikan uşaklığında öncüllerini fersah fersah geçmişlerdir.

Ahmet Şık’ın savunmasında, bırakalım kendisini, emperyalizm olgusunun iması dahi bulunmamaktadır. 

Oysa sayfalarca “Tarihi Savunma” döktüren Ahmet Şık emperyalizmi bilmez mi?

Bilir…

Ne diyor “itham et”tiği savunmasında?

“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati’nin birlikteliği ve yancı desteğiyle sürdürülen, adına iktidar denilen kanalizasyon patladı. ‘Yeni Türkiye’ denilen garabeti inşa eden, amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu Makyavelist bir anlayışın hâkim olduğu iki güç; AKP ve Cemaat ayrıştı.” (https://goo.gl/e2UXyB)

“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati”, öyle mi?

Peki, bu “iki güç”ü yaratan, palazlandıran, bu vatan hainlerine kendi amaçları doğrultusunda el ele, kol kola Laik Cumuhuriyet’i yıktıran, ülkemizi bu halk düşmanları eliyle parçalanmanın eşiğine getiren başka bir güç yok mu?

Var: ABD-AB Emperyalistleri…

Ahmet Şık bunu bilmez mi?

Bilir, bunu da bilir… Bilir de yüreği yetmez…

Eğer zülfüyâre dokunursa, yani ABD Emperyalistlerine laf ederse başına neler geleceğini de bilir. Çünkü zekidir. Ve bu zekâsının karşılığında Batı’nın köklü, ajan yayın organlarından Times’ın övgülerine mazhar olur:

“İngiliz Times gazetesi bugünkü sayısında Cumhuriyet davasında tutuklu yargılanan sanıklardan Ahmet Şık’ın Çarşamba günkü savunmasına sayfalarında yer verdi.

“Times, gazeteci Ahmet Şık’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetini çok sert bir dille eleştirdiğini yazdı.

“Gazetenin İstanbul’daki Türkiye muhabiri Hannah Lucinda Smith’in imzasını taşıyan haberin başlığı, “Yargılanan gazeteci, Erdoğan’ın ‘kirli hanedanlığını’ eleştirdi.” (http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-40749007)

Gördüğümüz gibi, Ahmet Şık’ın sadece yerli işbirlikçileri kendi ifadesiyle “itham et”tiği savunması bir kopuş savunması, bir devrimci savunma değildir. Bu haliyle tamamen düzen içi-sistem içi bir savunmadır.

Peki, bugünün koşullarında Kopuş Savunması ya da Devrimci Savunma nasıl yapılır?

Gelin bunu da MİT TIR’ları Davasında HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un AB-D Emperyalistlerini ve yerli uşaklarını kelimenin gerçek anlamıyla yargıladığı, “itham etme”nin ötesinde onları mahkûm ettiği savunmalarını içeren “MİT TIR’ları Davası” kitabından birkaç bölüm aktararak gösterelim:

“Hırsızlar İmparatorluğunun kodamanları bizi korkutup yıldırabileceklerini sanıyorlar. Bizi Meclisteki ibiş muhalefetle karıştırıyorlar. Bilmiyorlar ki bizi dünyada hiçbir güç yıldıramaz, korkutamaz, kararlılığımızı, yiğitliğimizi sınayamaz.

“Biz Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken, daha 17 yaşında emperyalist Yunan Ordusu’na karşı, Ege’de savaşmak üzere Yörük Ali Efe Çetesi’nde kavgaya giren Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri ve yoldaşlarıyız. Dünyanın ve tarihin en meşru kavgasını, mücadelesini, davasını sürdürüyoruz. Eninde sonunda ABD Emperyalistlerinin, insan soyunun başdüşmanlarının Ortadoğu’daki ve ülkemizdeki işbirlikçisi olan bu iktidarı yıkacağız. Onlar yargılanmaktan ve bu adliyede suçlarının hesabını bir bir vermekten asla kurtulamayacaklar. Bundan kaçışları yok.

En halkçı halife olan Hz. Ali’nin deyişiyle; “Doğruyla savaşan yenilir.” Eninde sonunda yenilecekler. Bunların tamamı Anayasa dışına düşmüş mücrimlerdir, hesap vermekten kaçamayacaklar.” (Nurullah Ankut, MİT TIR’ları Davası, s. 129)

“Bu iktidar, Türkiye’nin felaketi olmuştur. Çünkü bu iktidarın büyük ve küçük patronları ABD’nin BOP’unun eşbaşkanlarından bir tanesi olduklarını defalarca dile getirmişlerdir kürsülerden, televizyon ekranlarından. Türkiye’ye bu rolü oynatmışlardır. Ve ne yazık ki o hainane projenin hayata geçirilmesinde ABD Emperyalistlerince kendilerine verilen rolü eksiksiz oynamışlardır, oynamaya da devam etmektedirler.

“Meclisteki 4 Amerikancı Parti de yani AKP de, CHP de, MHP de, HDP de; IŞİD de, ÖSO da, El Kaide de, El Nusra da, Fetih Ordusu da; PKK de, PYD de, YPG de ABD’nin değişik enstrümanlarıdır, oyuncularıdır, piyonlarıdır. ABD bunları oynatır, birbiriyle kapıştırır, kimisini şeytanlaştırır, kimisini melekleştirir, süreç içinde bu şeytan ve meleklere yer değiştirtir, rol değiştirtir, oyunun sonunda da amacına, en azından büyük ölçüde ulaşır. İşte bunu yapıyor 25 yıldan bu yana Ortadoğu’daki kanlı savaşlarıyla.” (age, s. 149)

İşte sömürü ve vurgun düzeninden, bu düzenin bir aracı olan, egemen sınıfların “adalet” mekanizmasından kopuş budur. Devrimci Savunma, Tarihi Savunma budur…

Şunu da belirtmeden bitirmeyelim; burada söz konusu olan, bir kişinin yaptığı savunmanın eleştirisi değildir. Bu bir yaklaşım meselesidir. Her zaman ifade ettiğimiz gibi günümüzde devrimciliğin, demokratlığın, ilericiliğin en başta gelen kriteri antiemperyalist olup olmamaktır. Emperyalizmden bağımsız, bu gerçeğe değinmeyen her iktidar eleştirisi “şık” olabilir ancak kesinlikle doğru ve çözüm getirici olmaz. Aksine, AKP zulmünden bunalmış halkımız nezdinde gerçek suçlular teşhir edilmemiş, gizlenmiş, hatta korunmuş olur. Ve kimilerinin gafilliğinden, kimilerininse hainliğinden dolayı ülkemizde yaşanan aydın sefaletinin sebebi budur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here