Site rengi

Tasarım

Tayyip, korkuyorsun, çünkü günahın çok büyük!

04.08.2023
497
A+
A-

Hüseyin Ali

Tayyip, günahın çok büyük. Korkun da bundan kaynaklanıyor. Son deprem felaketi korkunun nasıl had safhada olduğunu gösterdi.

Askeri, deprem bölgesine sokmadın, üniversiteleri kapattın, yurtları boşalttın, maçları seyircisiz oynatıyorsun.

Ülkeyi, Cumhuriyet’in tüm kurumlarını dağıttın. Ekonomiyi çökerttin. Şu anda halkımız Dünyanın en büyük enflasyonuyla karşı karşıya. Bununla bağıntılı olarak devletin tüm üretim yapan kamu kuruluşlarını üç paraya soygunculara okuttun. Tarımı, tarımsal üretmenleri bitirdin. Eğitimi ve sağlığı, aynı şekilde dağıttın. Amerikan uşaklığında tüm dünyanın gericilerini geride bıraktın. Ülkemize milyonlarca ne idüğü belli olmayan kişiyi soktun. (Bunları belki gizli -bizce gizli değil- emellerin için kullanacaksın da). Rant uğruna kentlerimizin tüm estetiğini bozdun, betona gömdün. Açgözlülüğün öylesine büyüktü ki, “altı katın üstündeki kupon arazi” inşaat projelerinin bile peşine düştün. Günahın büyük!

Üstyapıda ise ülkenin iki organize gücü olan yargı ve orduyu tümüyle kendine bağladın. Senden komut almayınca bağımsız hareket edemez hale getirdin. Günahın büyük!

Depremde bunun acısını on binlerce kayıp ile gördü halkımız. Günahın büyük!

Deprem, evet büyük felaketti. Ardı ardına iki büyük deprem yaşandı. Ama on binlerce insanımız kurtulabilirdi. Askerin müdahalesini durdurarak büyük suç işledin. Günahın büyük!

Deprem büyüktü ve ona göre de hızlı ve organize davranmak gerekiyordu. Yabancılar bile daha ilk günden durumu görmüşlerdi. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı daha 24 saat geçmeden ne yapılması gerektiğini belirtiyordu:

“Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, depremden 23 milyon insan etkilenebilir. DSÖ genel direktörü PhD Tedros Adhanom Ghebreyesus 7 Şubatta ‘Zamana karşı bir yarış. Her geçen dakika, her geçen saat hayatta kalanları bulma şansı daha da düşüyor’, dedi.” (https://www.medscape.com/viewarticle/988429?ecd=mkm_ret_230225_mscpmrk-OUS_IntStories&uac=2351AZ&impID=5186883&faf=1#vp_3)

Kırk kat yabancı bile durumu tespit edip ne yapılması gerektiğini belirtiyordu. Zamana karşı bir yarış olmalıydı; dakikalar bile önemliydi. Depremzedelerin kurtarılması için özellikle ilk saatler çok mu çok önemliydi.

Türkiye 1999 Gölcük Depremi’nde bunu yapabilmişti. Aytunç Erkin’in Sözcü Gazetesi’nde yazdığı gibi:

 

***

Kocaeli’de 15. Kolordu Komutanlığı saat 03.20’de, Sakarya bölgesinden 1. Tugay Komutanlığı saat 03.20’de ve İstanbul’da 3. Kolordu Komutanlığı saat 03.30’da harekete geçti. Bölgelerindeki ilk hasar durumunu Kara Kuvvetleri’ne ulaştırmaya başladılar.

Sabah 05.00’te de KKK’nda personel harekete geçti ve “Tabii Afet Koordinasyon ve Değerlendirme Merkezi” kuruldu. Aynı dakikalarda pilotlar kışlalarına çağrıldı. Askeri hastane personeline celp emri verildi.

Sabah 06.00’da, Kara Kuvvetleri İstihkam Dairesi Başkanlığı komutasındaki bir heyet, deprem bölgesine gönderildi. Çünkü; durum tespiti yapılması gerekiyordu.

Sabah 06.30’da, Org. Çevik Bir ve 1. Ordu Hava Alay Komutanı Kurmay Albay Tamer Büyükkantarcıoğlu helikopterle bölgeyi dolaştı. Helikopter Gölcük’e indi.

Bu arada bir not: Tüm haberleşme sistemi çökmüştü. Donanma Komutanlığı’na bağlı bir savaş gemisinden KKK’na bilgiler verildi. Önceden bir plan yapılmıştı ama depremin büyüklüğü yeni önlemler alınmasına neden oldu. Yapılacak kurtarma faaliyetleri için çok sayıda iş makinesi ihtiyacı belirlendi. Dört istihkam bölüğü hemen deprem bölgesine intikal etti.

Büyük Marmara depreminin ilk günü, TSK’ya bağlı 37 helikopter saat 08.00’den itibaren çalışmalara başladı. Mevki Hastanesi acil yardım ekibi ve malzemeler bu helikopterlerle Sakarya, Gölcük, Yalova ve Düzce’ye gönderildi.

Aynı güne devam edelim…

15 general ve 33 bin 199 erbaş ve er…

18 Ağustos 1999 sabahı…

Yaralılar bölgeden çıkarılmaya başlandı. O gün 270 saat uçuş yapıldı. İki bin yaralı tahliye edildi. Bölgedeki görevli birliklere destek olarak bir tugay, iki sahra hizmet bölüğü, iki seyyar cerrahi hastane deprem bölgesine gönderildi. Askeri helikopterler, 41 doktor, 24 hemşire ve 7 sağlık astsubayını o gün bölgeye taşıdı.

Bitmedi…

480 büyük çadır, 4 seyyar fırın, 4 seyyar mutfak, 22 su tankeri, 7 jeneratör, 2 bin 900 battaniye, 40 bin ekmek, köpek timi, kan, plazma ve serum deprem bölgesine o gün gönderildi.

Depremin ilk günü özel telefon hatları yoktu! TSK, saat 13.00’te bölgeye üç iridyum uydu cep telefonu ve iki adet uydu yer terminali gönderdi.

Bitmedi…

İstanbul, İzmit, Adapazarı, Gölcük ve Yalova’da beş lojistik destek koordinasyon merkezi açıldı. İllerdeki tüm yardım faaliyetleri, Tabii Afet Bölge Komutanlıkları ile kriz yönetim merkezleri tarafından koordine edildi. Çünkü; sivil otoritenin yardım istekleri hemen giderilmeliydi!

KKK brifinginde yer alan bilgilere göre: Deprem bölgesinde KKK bünyesinde 15 general, 1392 subay, 1896 astsubay ve 33 bin 199 erbaş ve er görev yaptı. Bir bilgi daha: Genelkurmay Başkanlığı Tabii Afetler Direktifi’ne göre Türkiye, 17 bölgeye ayrılmıştı.

Bu brifingi neden sizlerle paylaştım?

Askeri tasfiye edenler “asker nerede” dedi.

17 Ağustos 1999 depremini Avcılar’da yaşadım üç gün sonra ise memleketim, Sakarya’ya gittim. Şehir yerle bir olmuştu, dostlarım nefessiz kalmış, sevdiklerimi kaybetmiştim. Muhabirdim ve yaklaşık dört ay çadırda yaşadım, enkaz kaldırdım, temizlik yaptım, haber yaptım ve yaşananları tüm çıplaklığıyla gördüm. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahaleleri, İçişleri Bakanlığı’nın (Sadettin Tantan o dönem İçişleri Bakanıydı) üstün gayretiyle toparlanmalar başlamıştı…

Çadır kentler kurulmaya başlandığında ilk gördüğüm askerin disipliniydi ve halkın da güvendiği kuruma yakınlığıydı…

Resmen şehir inşa ediyordu subaylar ve erler! Yağmurdan etkilenilmemesi için ilk önce çakıl taşlarıyla alan kaplanıyor sonra da askeri çadırlar yerleştiriliyordu. Hatta…

Çadır kentlerde mahalleler oluşturulmuş ve isimler bile verilmişti! “Papatya sokak”, “Karanfil sokak” vs… Kimse kaybolmasın diye özellikle çocuklar.

Bugün “asker nerede” diye bağıranlara bakıyorum ve şaşırıyorum! Siz değil misiniz o askerin tasfiye edilmesini sağlayan? Emniyet-Asayiş-Yardımlaşma ifadelerinin kısaltılmışı olan ve 7 Temmuz 1997’de imzalanan EMASYA Protokolü kaldırılsın diye “bağıran”! 4 Şubat 2010’da kaldırmayı başaran. Ne oldu? Bugün “devlet” diyenler TSK’nın da devlet kurumu olduğunu unuttu ve Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Sözde Şike, Odatv gibi davalarla yurtsever subay-sivili tasfiye etti.” (Sözcü Gazetesi, 9 Şubat 2023, https://www.sozcu.com.tr/2023/yazarlar/aytunc-erkin/17-agustos-1999-buyuk-marmara-depremi-03-02de-oldu-tsk-sabah-06-00da-5-merkez-olusturdu-7585257/)

***

 

Bu depremdeki yıkım çok daha geniş bir bölgedeydi. Zarar çok daha büyüktü. Kış şartları da işi zorlaştırıyordu. Dolayısıyla, Gölcük Depremi’ndekinden en az 3 katı fazla askeri gücün bölgeye gönderilmesi gerekti.

Tayyip ise harekete geçmeye çalışan orduyu kışlasına geri döndürüyordu. Ordu deprem bölgesine ancak üçüncü gün gitti. O da cılız bir şekilde. Bu zafiyet hâlâ sürüyor.

Peki neden?

Amaç halk ile askerin kaynaşmasını önlemekti. Ordunun, askerin, halk içinde güvenilir bir kurum olarak görülmesini önlemekti.

Tayyip her yetkiyi AFAD’a vermiş, ordunun kendiliğinden hareketini önlemişti. Hulusi, bu durumu dolaylı olarak ifade etti. Güya askerin ilk günden deprem bölgesinde olduğunu kanıtlamaya çalışırken, “ceride” adlı kayıtlarda kullanılan ifadeler sürekli “Hazır ol emri verildi”, “raporlar alınmaya başladı”, “Acil Durum Kriz Merkezi kuruldu”, “AFAD ile koordinasyona geçildi”, “Askeri ambulans uçağı harekete hazır hale geldi”, “Bayraktar ve Sancaktar gemilerine seyre hazır emri verildi”, “İnsani Yardım Tugayı Etimesgut Havaalanında harekete hazır hale geldi”, “AFAD’dan gelen talep üzerine…” gibi davranıştan uzak ifadeler.

Hulusi daha sonraki açıklamasında da ordunun yetersiz kalışını başka sözlerle ifade etti:

“Birisi diyor ki: ‘Ben buraya geldim, burada asker yoktu.’ Her yerde aynı anda olmak mümkün mü? Bu bir koordinasyon ve organizasyon meselesi. TSK; AFAD ve valiliklerce belirlenen görev ve sorumluluk sahalarında depremin ilk anından itibaren yer aldı, almaya da devam ediyor…

“(…) Uzaktan böyle ahkâm kesmekle olmuyor. Hududu kim koruyacak, Suriye’de kim kalacak? Suriye’yi mi boşaltacağız, Irak’ı mı boşaltacağız?”

(https://www.gazeteduvar.com.tr/akardan-asker-gec-kaldi-elestirisine-yanit-hududu-kim-koruyacak-haber-1605951)

Özetle, Hulusi eksiklikleri kabul ediyor. Bölgenin çok büyük olduğunu, bunun “bir koordinasyon ve organizasyon meselesi” olduğunu açıkça söylüyor.

Oysa bu savaş hali gibi bir durumdur. Askerin otomatik olarak organize bir şekilde Gölcük’te olandan çok daha büyük bir güçle bölgeye sevki gerekiyordu. Arama kurtarma, güvenlik, barınma, gıda, temizlik ve askeri disiplin içinde organizasyon için.

Evet, askerin müdahalesini önlediniz. Oysa asker hiçbir yerden talimat beklemeden davranışa geçebilirdi. Ama ordunun bu yeteneği de köreltilmişti. Çünkü bütün yetkiler AFAD denilen tepeden tırnağa dincilerle donatılmış Tayyip organizasyonuna bırakılmıştı. Ne bilgisi, ne deneyimi olan bu dinci güruh ise apışıp kaldı. Hulusi’nin de dediği gibi koordinasyon ve organizasyon yoktu.

Ertuğrul Özkök yazdı, 7 Şubatta çekilmiş bir fotoğrafı da paylaşarak (Resim 1). Amerikan yardım ekibi bile bizim askerden önce deprem bölgesine vardı.

“Yanlış 1: Dikkat, ekip Türkiye’den 24 saat önce yola çıkıyor

Fotoğrafın çekildiği tarihe bir kere daha bakalım.

Fotoğraf 8 Şubat günü servis edildi, ama 7 Şubat günü çekildi.

Kahramanmaraş depremi 6 Şubat sabahı saat 04.17’de meydana geldi.

Bu fotoğraftaki ekip Amerika Birleşik Devletleri’nin Dover’daki askeri havaalanından hareket etti.

Dover ABD’nin Doğu sahilinde. Türkiye ile arasında 8 saat fark var…

Yani Türkiye’de deprem olduğu saatte orada gün 5 Şubat ve saat 20.17 idi…

Demek ki 6 Şubat gününe sadece 4 saat kalmıştı.

Haberin duyulması ve harekete geçilmesi için en az 3-4 saat gerektiğini düşünürsek şu sonuca varırız.

ABD yönetimi haberi öğrenir öğrenmez 6 Şubat günü harekete geçmiş demektir.

Bunun anlamı da şu:

Aradan daha 24 saat geçmeden, 7 Şubat günü ABD’nin yardım için göndereceği uzman ekipler uçağa binmiş durumdaydı.

Bu uçakların menzilleri 4480 kilometre.

Türkiye’de inecekleri havaalanına mesafeleri ise 8800 km.

Demek ki yolda bir de yakıt ikmali yapması gerekiyor.

Buna rağmen ilk 24 saatte havalanmış durumdalar…

Bizdeki birinci yanlışa gelince…

Aynı saatlerde Ankara’da ana karar mercilerinde ise herhangi bir hareket yoktu.

Devletin harekete geçmesi ise 48 saat alacaktı.

 

Yanlış 2: Amerikan askeri, Türk askerinden 48 saat önce sahaya iniyor

Bu uçak Dover askeri havaalanından hareket ediyor.

Servis edilen öteki fotoğraflara baktığınızda, yardım ve arama malzemesini yükleyenler askerler.

Ayrıca uçağın içinde bereli askerler de var.

Bu demektir ki, Amerikan askeri Türk askerinden neredeyse 72 saat önce sahaya inme kararı almış.

İlk 12 saat içinde harekete geçmiş.

Bizdeki ikinci yanlış;

O sırada Türkiye’de deprem bölgesinde bulunan ikinci orduda bir hareket yok.” (https://t24.com.tr/haber/ertugrul-ozkok-7-subat-2023-bu-fotografta-uc-yanlis-iki-dogru-var-bulun,1093448)

Ertuğrul her zamanki Amerikan hayranlığı ile mi böyle yazıyor, yoksa gerçekler mi böyle? Tayyip orduyu kışlaya sokunca böyle oldu tabiî ki…

Askerin yardıma gidememesinin nedeninin Tayyip’ten onay alınamamasından kaynaklandığı açık. Tayyip askerle halkın iletişiminden, etkileşiminden ölümü görmüşçesine korkuyor.

Tayyip aynı nedenle hiçbir akılcı gerekçe yokken üniversiteleri de kapattı. Amacı öğrencilerin etkileşimden uzak kalması, kitlelerin bir araya gelmesinin önlenmesiydi. Yurtları alelacele boşalttırdı. Çünkü, öğrenci gençlik, üniversite gençliği, bütün dinci çabalara rağmen aydındır. Gerçekleri görür. Ve kanı kaynar. Gördüğü manzara, halkın acısı, yetkililerin beceriksizliği karşısında tepki gösterebilir. Tayyip’in gerekçesiz üniversiteleri kapatmasının, öğrenci yurtlarını boşaltmasının nedeni budur. Koca Türkiye’de yüzlerce, binlerce lojman, misafirhane, otel var. Bu imkânlar organize edilebilirdi.

Sonuç?

Binlerce insanımız enkaz altında donarak öldü. Bunun baş sorumlusu Tayyip ve yakın çevresindeki yardakçılarıdır.

Tayyip mi?

O da “Ulan ne güzel, bölgeyi yeniden yapacağız, gelsin yeni inşaatlar”, diye ellerini ovuşturuyor. Hemen, daha acılar sürerken, enkaz altında canlı varken enkaz kaldırma çalışmalarını başlattı. Nitekim enkaz kaldırma çalışmaları sırasında az sayıda depremzede canlı kurtarıldı. Bu yanlış ve insani olmayan karar karşısında, yabancı arama kurtarma ekipleri tepki olarak çalışmaları bırakarak ülkelerine döndüler.

Ayrıca bir de 126 No’lu Kararnameyi çıkardı Tayyip. Buna göre, “resen” (herhangi bir nedene bağlı olmaksızın) ormanlar ve meralar katledilebilecek (Resim 2).

Millet can derdinde, bunlarsa rant!

Hesabı sorulacak!

Deprem sırasındaki günahları çok büyük. Ama deprem öncesindeki günahları da bir o kadar büyük. Bunu da başka bir yazımıza bırakalım.

Yazımızı, 19. Yüzyıl ozanlarımızdan Serdari’nin dizeleriyle bitirelim:

 

Nesini söyleyim canım efendim

Gayri düzen tutmaz telimiz bizim

Arzuhâl eylesem deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

 

Benim bu gidişe aklım ermiyor                     

Fukara hâlini kimse sormuyor

Padişah sikkesi selâm vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

 

Zenginin sözüne belî diyorlar

Fukara söylese deli diyorlar

Zemane Şeyh’ine Veli diyorlar

Gittikçe çoğalır delimiz bizim

                                      Serdari

Not: Belî (evet).

5 Mart 2023