Yaa Tayyip! Adama böyle diz çöktürürler! Tükürdüğünü böyle yalatırlar…

16.01.2023
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Tayyip darda. İçeride ve dışarıda darda. Hem de çok darda…

Bu yıl içeride Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Milletvekilliği Seçimleri var.

Ancak son yıllarda, özellikle son 2 yıldır, ekonominin içine girdiği kriz, Tayyip’in yönetebilirliğini aldı götürdü. Artık yaptıklarının-söylemlerinin halk nezdinde bir karşılığı olmuyor.

“Yol yaptı”, “Köprü yaptı, “Hastane yaptı” vb. argümanlar yaşanan kriz karşısında kitleleri kandırmaya yetmiyor artık. Üstelik ne o yapılan köprülerden, ne yapılan yollardan, ne de yapılan hastanelerden yararlanamıyor halk. Yüksek geçiş ücretleri yüzünden bırakalım köprülerden, yollardan geçmeyi, hastanelerden randevu bile alamıyor. Durum o kadar vahim…

Artık “Allah’la aldatma” dönemi de son buluyor Tayyip’in. Çünkü yaptıklarının sonucunda Halkımız uyanıyor.

O zaman ne yapmaya çalışıyor Tayyip?

Ekonomide sözde kesenin ağzını açıyor. Asgari Ücreti yükselttim, diyor. Emeklilikte Yaşa Takılanlar sorununu çözdüm, diyor. İşçiyi, memuru enflasyona ezdirmedim, diyor. Ancak, ücret artışlarını, TÜİK’inin yalan enflasyon rakamları üzerinden belirliyor. Oysa gerçeklik bambaşka, çok daha vahim. Bunu tüm halkımız görüyor ve etinde kemiğinde yaşayarak hissediyor. O yüzden artık bu yalanlara da inanmıyor.

Mezarda Emeklilik Yasası,

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT’liler)

 ve Tayyip’in zikzakları…

Daha düne kadar; “Tutturmuş bir EYT, erken emeklilik. İskandinav ülkelerinin hepsi bu sistemle battı. Bizim ülkenin başına da bu erken emekliliği dolayanlar bunun bedelini ödediler. Niçin erken emeklilik? Bırakalım ne zaman emekli olması gerekiyorsa o zaman emekli olsun ve parasını alsın. Erken emekli olduğu zaman ideal ücreti alamayacak hem de ikinci bir iş aramak suretiyle ikinci iş ile işsizliğe öncü olacak. (…)

“Biz bunu yapmayacağız. (…) Arkadaşlarıma söylüyorum. Beni bu yola asla teşvik etmeyin. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum”, diyordu Tayyip.

Alacağı emekli ücretiyle geçinemeyen ve bu yüzden çalışmak zorunda kalan emeklilere hakaret ediyordu; “Ne olacak, emekli olacak diğer taraftan başka işte çalışmaya devam edecek. Yani çift dikiş. Böyle bir şey olamaz. Buna hak, adalet denmez.”, diyerek.

“Çift dikiş”i en iyi kendisi biliyor. Çünkü kendisi “Çift dikiş” de değil, belki on dikiş sahibi.

Ya yandaş bürokratları?

Onlar da beş, on, on beş (Tayyip’in söylemiyle) dikiş alıyorlar hatta…

Şimdi EYT Sorunu’nu çözen adam rolünü oynuyor: “28 Aralık’ta EYT düzenlemesini kamuoyuyla paylaştık. Milyonlarca vatandaşımızın sorunlarını herhangi bir sınırlamaya gitmeksizin çözüme kavuşturacak çalışmayı yakında TBMM’nin takdirine sunuyoruz.”, diyor.

Madem “Milyonlarca vatandaşımızın sorunları” vardı niye çözmedin şimdiye kadar?

Madem “Milletimizin zararına” idi, şimdi niye çözüyor görünüyorsun?

Seçim yaklaşınca oy uğruna yapıyorsun değil mi?

Hâlâ da ha bugün ha yarın deyip oyalayıp duruyorsun milyonlarca insanı… Üstelik de yine haklarını gasp ediyorsun EYT’lilerin.

Tabiî bu sorunun çözümünde EYT’li işçilerimizin, emekçilerimizin mücadelesini de görmezden gelemeyiz. Örgütlendiler mücadele ettiler, haklarını savundular. Mitingler, toplantılar yaptılar. Ve en sonunda eksik de olsa, yeterli olmasa da haklarına kavuşacaklar.

Çünkü bu yasa zaten adil değildi. Zaten İşçi Sınıfımızın ve Emekçi Halkımızın kazanılmış haklarının açıkça gaspıydı. Zaten IMF-Dünya Bankası’nın emriydi.

Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş 1999 yılında İktidarda olan MHP-ANAP-DSP Koalisyon Hükümetinin Başbakanı Ecevit tarafından, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın emirleri doğrultusunda Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak atandı. Görevi; Türkiye ekonomisinin köküne kibrit suyu dökecek olan “15 Günde 15 Yasa”yı çıkartmaktı. Ve bu yasalar çıkartıldı.

Bunların ardından çıkan yasalardan biri de İşçi Sınıfımızın “Mezarda Emeklilik Yasası” diye adlandırdığı yasaydı. O da 8 Eylül 1999’da çıkartıldı. 8 Eylül öncesinde yasaya göre; 5000 gün prim ödemek şartıyla Kadınlar 20, Erkekler 25 yıl çalıştıklarında emekli olabiliyorlardı. Herhangi bir yaş sınırı da yoktu emekli olabilmek için. Yeni yasayla birlikte emekli olabilmek için Kadınlarda 58, Erkeklerde 65 yaş sınırı getirildi. Ödenmesi gereken prim gün sayısı da 7000 güne kadar çıkartıldı. Dolayısıyla İşçi Sınıfımızın EYT’liler Sorunu başlamış oldu. O günkü yasalara göre emeklilik hakkını kazanmış milyonlarca insan bir gece yarısından itibaren emekli olmak için artan prim gün sayısını tamamlayabilmek için yeniden çalışmaya başladılar, primleri tamam olanlar da yaşlarının dolmasını beklemeye başladılar.

Sonuç olarak, EYT’lilerin tepkisi, yaklaşan seçim vb. derken Tayyip geri adım atmak zorunda kaldı. “Çift Dikiş” diyerek alaya aldığı konuyu, “müjde” diye sunarak tükürdüğünü yaladı.

Tayyip’in dış politikadaki zikzakları

ya da tükürdüklerini yalamaları…

Tayyip’in özellikle dış politikadaki zikzakları, geri dönüşleri, tükürdüğünü yalamaları bitmiyor. Kaç zamandır, kaç yıldır “katil”, “cani”, “diktatör”, “terörist” diye yaftaladığı ülkelerin liderleriyle bir bir görüşmeye başladı bugünlerde.

Birleşik Arap Emirliği (BAE) ile başladı, Suudilerle-Prens Selman’la, Mısır’la-Sisi’yle devam etti ve en sonunda da, Rusya’nın da aktif zorlamasıyla, Suriye lideri Beşşar Esad’la görüşme noktasına kadar geldi…

Çünkü seçim var, çünkü uyguladığı politikalarla hiçbir başarı elde edemiyor, Tayyip. Tam aksine, uyguladığı politikalar yüzünden hem ekonomik hem askeri hem de siyasi olarak dara düşüyor. Hem Türkiye halkı nezdinde hem uluslararası kamuoyunda. Uluslararası kamuoyunda hiçbir güvenilirliği yok. Yine tam aksine, kesinlikle sözüne güvenilmez, ciddiye alınmaz birisi olarak değerlendiriliyor. Bunun için komşularla ve Batılı ülkelerle ilişkilerindeki sorunları çözüyor görünmek istiyor.

Tayyip’in şu ana kadar uyguladığı ekonomik ve siyasi politikaları esas olarak kendisi belirlemedi. Özellikle dış politikada kendisine söylenenleri daha doğrusu ABD ve AB Emperyalistleri tarafından emredilenleri yaptığı için artık sonuçları katlanılamaz oldu.

Bu yüzden de ne yapacağını bilemiyor. Deli dana gibi bir oraya bir buraya saldırıp duruyor. Kendince çözümler üretmeye çalışıyor ama ne yapsa başarılı olamıyor.

ABD Emperyalistlerinin emri üzerine ülkemizi soktuğu Suriye batağından çıkmaya çalışıyor. Üstelik bunu da, yine kendi iradesiyle yapmıyor. Suriye olayında, Rusya’nın isteği, zorlaması ve başka çaresinin kalmaması ve Türkiye kamuoyunda oluşan Suriyeli göçmenler konusundaki tepki yüzünden yapıyor. ABD, Türkiye’yi-Tayyip’i kullandı ve attı. Suriye’yi fiilen 2’ye hatta geçici de olsa 3’e böldü. BOP’unu hayata geçirdi ABD Suriye’de. Tabiî buna şimdilik, diyoruz. Suriye halkı ve rejimi, liderliği topraklarını tekrar birleştirecek. Kürt Halkıyla birlikte yaşayarak (bunun bir şekilde yolunu bularak) ABD Emperyalistlerinin BOP oyununu bozacak. Buna inanıyoruz.

Türkiye’ninse vatan ve halk düşmanı Suriyeliler için yaptığı harcamalar nereden baksanız 200 milyar doları buldu. Bu rakama, Suriye’de tutulan Türk Ordusu’nun giderleri ve hiçbir zaman kendi söyledikleri amaçlara ulaşamayan askeri harekâtlar yüzünden yapılan giderler dahil değil. Üstelik Arap ve Kürt Halkıyla da aramıza duvarlar örülmesine neden oldu, AKP’giller’in Suriye politikaları. Kan davaları soktu. Ama halklar kim gerçek dost, kim gerçek düşman bunu bilir. Dolayısıyla da bu kan davaları sonsuza kadar sürmez. Hele de bizim Halk İktidarımızda bu kan davalarını çok kolay bir şekilde aramızda hallederiz…

Konumuza dönersek, Tayyip Suriye Lideri yiğit Beşşar Esad için şöyle söylüyordu bir zamanlar:

“Suriye’de Esed’le yürümek kesinlikle mümkün değildir. Ne için? 1 milyona yakın vatandaşını öldürmüş olan bir Suriye’nin başkanıyla nasıl olacak da geleceği kucaklayacağız? Suriye’nin halkı böyle birisini başında görmek ister mi?

“Çünkü Esed, kesinlikle açık ve net söylüyorum, devlet terörü estirmiş aslında bir teröristtir. Böyle birisine bu işi o götürebilir diyemeyiz. Öldürülmüş insanlara haksızlık olur bu. Suriye’de hâlâ kan gövdeyi götürüyor.” (https://m.bianet.org/kurdi/siyaset/192802-erdogan-esad-a-terorist-dedi)

Tayyip! Ne oldu şimdi? Kim söyledi yukarıdaki sözleri?

Ya da aşağıdaki şu sözleri?

“Şu an itibariyle böyle bir şey söz konusu değil. Ama ‘Mümkün değildir’ ifadesini kullanmam da, alışılmış bir siyasetçi değilim. Dolayısıyla vakti saati geldiğinde biz Suriye’nin başkanıyla da görüşme yoluna da gidebiliriz.”

“Rusya-Türkiye-Suriye olarak bir süreç başlattık. Dışişleri bakanlarımızı bir araya getirecek daha sonra gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz”

E o zaman “Eyy Katil Esed” höykürüşü nerede kaldı Tayyip?

Şimdi Demirelcisin değil mi?

“Dün dündür, bugün bugündür”, öyle mi?..

Sizin için öyle.

Çünkü sizde onur yok. Ahlâk yok. Sizde insani değerler yok.

Siz busunuz!

Sadece Suriye Halkının yiğit önderi Beşşar Esad karşısında mı diz çöktün sen?

Hayır. Mısır Devlet Başkanı Sisi karşısında da diz çöktün.

Ona da olmadık hakaretler etmiştin.

“Katil Sisi”, diyordun. “Sisi darbecidir, katildir, zalimdir”, diyordun. “Ey Sisi bunun hesabını nasıl vereceksin?”, diyordun.

Ne oldu şimdi?

Ya da Türkiye düşmanı Suudiler karşısında nasıl diz çöktün? Nasıl teslim oldun zavallıca?

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, insanlık dışı bir şekilde öldürülmesinin ardından şöyle diyordun:

“Kendi istihbarat şefi bile ‘Bu bir felaket, bu adam uyuşturulmuş, böyle bir şey yapılamaz’ diyor. Adam açık açık ‘Ben kesmesini iyi bilirim’ diyor. Niye? Çünkü bir morg mensubu. Bu adam asker, üst düzey. Bunların hepsi kayıtlarda var. Veliaht Prens dedi ki, ‘Cemal Kaşıkçı başkonsolosluktan çıktı’ Ya Cemal Kaşıkçı çocuk mu? Dışarıda nişanlısı var. Onu alıp ayrılmaz mıydı? Bunlar dünyayı enayi zannediyor. Bu millet enayi değil hesabı sormasını bilir.”

Böyle diyordun bir zamanlar, sonra diz çöktün Suudiler karşısında. “Katil” dediğin Prens Selman’la hiç utanıp sıkılmadan el sıkıştın.

Ya İsrail’e teslim oluşuna ne demeli? İsrail tarafından “Mavi Marmara” gemisinde açıkça katledilenleri satmana ne demeli?..

Satmalarını yazmaya kalksak sayfalar yetmez, biliyorsun sen de bunu.

Sen kendi adamlarını da satıyorsun. Hem de bir an bile düşünmeden… Ki onlar seni savunuyorlar, senin söylediklerini söylüyorlar ama sen onları da bir kalemde satıp geçip gidiyorsun çıkarına gelmediği anda.

Bak, yukarıda da yazdığımız gibi, en son kimi sattın?

Suriye’deki Ortaçağcı yandaşlarını…

Ama yaptığın satışlar içinde belki de en olumlusu bu olacak.  Tabiî bunu istediğin için yapmıyorsun. Yapmak zorunda kaldığın için yapıyorsun.

Sen ki, ABD’nin emri üzerine Türkiye-Suriye sınırlarının yolgeçen hanına çevrilmesine onay vererek, dünyanın dört bir yanından gelmiş binlerce Ortaçağcının Suriye Halkına saldırmasına, onun topraklarını işgal etmesine izin verdin. Onlar için kamplar kurdun, her türlü lojistik desteği sağladın. Eğittin Donattın. Bir kısmını maaşa bağladın. Bir kısmını (on binlercesini) vatandaş yaptın. Kaldı ki sen de Türk Ordusu’nu o topraklara gönderdin, oralarda üsler kurdurdun. Harekâtlar yaptırdın… Yüzlerce Mehmetçiğin canını yitirmesine neden oldun. Yüzlercesi de sakat kaldı askerlerimizin. Dolayısıyla yüzlerce ailenin ocağı karardı.

Ne için?

Sözde “terörü önleme” bahanesiyle. Gerçekte ise ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”u uğruna. Böylece de senin iktidarda biraz daha kalabilmen uğruna… Vurgunlarını, talanlarını sürdürebilmen uğruna…

Sonuç?

Yenildin Tayyip!

Hem de utanç verici bir biçimde yenildin.

Bak, besleyip büyüttüğün kargalar; Ortaçağcı çeteler, ÖSO-SMO’lar, “Bizi sattın”, diyerek İdlib’de ve başka yerlerde sana karşı, senin aleyhinde eylemler yapıyorlar…

“Suudi Arabistan merkezli Şarkul Avsat gazetesinin bildirdiğine göre İdlib ve Halep kırsalında ‘muhaliflerin kontrolündeki’ tüm şehir ve kasabalarda, Türkiye’nin Suriye rejimine yönelik son tutumu ve onunla yakınlaşmasını kınamak için kitlesel halk gösterileri düzenlendi.

“Gazete; İdlib, Cisr eş-Şuğur, Eriha, Binniş, Maarat Misrin, Haram, Salkin, Sarmada, el-Bab, Cerablus, Azez, Suran, Mare, Ahterin, Efrin, Cinderes, Çobanbey, Atarib ve kuzeydeki ilçelerde “Öleceğiz ancak Esad ile barışmayacağız” başlığı altında çok sayıda protestonun yapıldığını dile getirdi.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/01012023)

Bu haber, 1 Ocak günlüydü. Şimdi de 6 Ocak günlü haberi okuyalım:

***

Efrin ve İdlib’de Şam ile Ankara’nın yakınlaşması protesto edildi

06-01-2023

Erbil (Rûdaw) – Türkiye destekli grupların kontrolündeki Bab, Cerablus, İdlib ve Efrin’de Ankara ile Şam arasındaki yakınlaşma süreci protesto edildi. Protestolarda, “Erdoğan dinle!” ve “Şehitlerin kanı satılamaz” sloganları atıldı.

Türkiye ile Suriye hükümeti arasındaki resmi görüşmelerin başlamasına tepki göstermek amacıyla bugün Suriye muhalefetinin kontrolündeki 22 şehir ve kasabada protestolar düzenlendi.

Rojava’nın Efrin bölgesinde çoğunluğu Araplardan oluşan yüzlerce kişi Efrin merkez, Mabate, Cindires ve Raco ilçelerinde meydanlara çıkarak iki ülke arasındaki uzlaşma çabalarını kınadı.

TSK’nın “Fırat Kalkanı” bölgeleri içerisinde yer alan Halep’in Bab, Cerablus ve Kabasin ilçelerinde protestolar düzenlendi.

İdlib merkez ile birçok köy ve kasabada da büyük gösteriler düzenlendi.

Türkiye’nin desteklediği Suriye muhalif silahlı grupların kontrolündeki İdlib ve Bab’da da protestolar düzenlendi. Sınırda toplanan protestocuların, “Erdoğan dinle!” ve Şehitlerin kanı satılamaz” sloganları attığı görüldü.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/06012023)

***

Yani sizin dünyanız tümüyle alma satma dünyası. Kim kimi satabilirse, ne kadar satabilirse o kadar satıyor… Alıyor satıyor, alıyor satıyor…

Ortaçağcı çeteler, eylemler yapmakla kalmıyorlar. Tehditler de savuruyorlar sana. Bak, ne diyorlarmış:

***

Suriyeli ‘muhalif’ler, Türkiye-Suriye görüşmesini hedef aldı

Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları arasında toplantıyı protesto eden Suriyeli ‘muhalif’ gruplar, Türkiye’nin Suriye ile ‘normalleşme’ adımlarına tepki gösterdi.

31.12.2022

Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları arasında Moskova’da gerçekleşen toplantının ardından Suriyeli ‘muhalif’ler harekete geçti.

Gruplar, İdlib ve Afrin gibi bazı bölgelerde Türkiye-Suriye ilişkilerinin ‘normalleşme’ olasılığı üzerine protesto gösterilerinde bulundu.

Orient News’in aktardığına göre meydanlarda toplanan öfkeli kalabalık “Şehitlerin kanını unutmayın”, “Konumunuzu gözden geçirin, aksi takdirde bizim için bir hedefsiniz” gibi sloganlar atarak, liderlerine ve Türkiye’ye tepki dolu mesajlar gönderdi.

Suriye devleti ile normalleşmeyi reddeden protestocular, ellerinde “Suriye Devrimi” bayraklarıyla Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı slogan attılar.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/suriye-muhalifler-turkiye-suriye-gorusmesini-hedef-aldi-2017208)

***

Gördün mü Tayyip! Bak, sana ne diyorlar:

“Konumunuzu gözden geçirin, aksi takdirde bizim için bir hedefsiniz!”

İşte böyle Tayyip!

Vatanını satan insanlardan kime fayda gelmiş ki sana fayda gelsin.

Ki sen de aynen onlar gibisin. Sen de sattın vatanını. Laik Cumhuriyet’in ortaya koyduğu tüm Kamu Mallarını sattın. Cennet ülkemizin dağlarını, ovalarını, denizlerini sattın. Sularını sattın. Mavi Vatan’ı sattın… Satmadığın ne kaldı senin?

“Dava” arkadaşlarını, başta seni yetiştiren Hoca’nı sattın sen. Satarsın sen, satarsın…

Çünkü siz sadece almayı ve satmayı bilen Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisisiniz. Sizin dünyanız alma-satma üzerine kurulu bir dünyadır.

Peki Rusya’nın zorlamasıyla ve Suriye rejiminin kabul etmesiyle Moskova’daki 3’lü görüşmelerde neyi kabul ettin Tayyip? Ama kıvırtmadan, yalan söylemeden söyle, yapabilirsen…

Ama yapamazsın tabiî. Sen, yemek yer, su içer gibi yalan söylemeye alışmışsın bir kere. Hele de aleyhinde olan bir konuda doğruları söyleyebilir misin?

Elbette söyleyemezsin.

Üstelik, bu konuda doğruları söylediğin anda Suriye’de kaybettiğimiz o Mehmetçiklerin ailelerine nasıl hesap vereceksin? “Allah’la aldattığın” meczuplarını nasıl ikna edeceksin, hem de seçim sürecinde?

O yüzden yine yalanlar söyleyeceksin, gargaralar, demagojiler yapacaksın.

Ama nafile!

Bak, Suriye medyası ne diyor yaptığınız görüşmelere ilişkin. Üstelik bunu yazan sadece Suriye medyası da değil, bütün uluslararası medya aynı haberi geçiyor:

***

‘Türkiye Suriye’den çekilmeyi kabul etti’

31-12-2022

Haber Merkezi – Suriye medyası, Ankara ile Şam arasında yıllar sonra gerçekleşen ilk görüşmenin ardından Türkiye’nin Suriye topraklarında bulunan askerlerini geri çekmeyi kabul ettiğini yazdı.

Suriye’de Beşar Esad yönetimine yakınlığı ile bilinen Al-Watan gazetesinin haberine göre, Türkiye, bu hafta başlarında Moskova, Ankara ve Şam’ın yer aldığı üçlü görüşmelerin ardından Suriye’nin kuzeyinden askerlerini tamamen çekmeyi kabul etti.

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, 2011’de Suriye’deki iç savaşın patlak vermesinden bu yana gerçekleşen ilk toplantı için çarşamba günü Moskova’da bir araya gelmişti.

“Türkiye askerleri çekmeye razı”

Gazete, Moskova’da Rusya’nın himayesinde gerçekleştirilen üçlü görüşmenin atmosferinin, daha önce Türkiye ve Suriye’deki istihbarat servisleri arasında yapılan birkaç görüşmenin sonucu olduğunu ve “Şam’ın çıkarlarına ve şartlarına uygun bir şekilde gerçekleştiğini” ayrıca iki taraf arasında birçok noktada “mutabakata varıldığını” yazdı.

Gazetenin Şam’daki kaynağına göre, müzakereler “Türkiye’nin, ülkenin kuzeyinde işgal ettiği Suriye topraklarından askerlerini tamamen çekmesine rıza göstermesi” ile sonuçlandı.

Kaynak, tarafların Suriye’nin kuzeyindeki M4 otoyoluna ilişkin 2020’de imzalanan anlaşmanın uygulanmasını da görüştüklerini kaydetti.

Habere göre, Ankara ve Şam yönetimleri ayrıca, YPG’nin “İsrail ve ABD ajanları olduğu ve hem Türkiye hem de Suriye için ciddi bir tehdit oluşturduğu” konusunda ortak bir görüş ifade etti.

Al-Vatan’ın bildirdiğine göre, Moskova’da varılan anlaşmalara uyulmasını sağlamak için Rusya, Türkiye ve Suriye tarafından özel bir üçlü komisyon oluşturulacak.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/31122022)

***

Gördüğün gibi, “Türkiye Suriye’den çekilmeyi kabul etti”, deniyor.

Peki başka türlüsü mümkün müydü? Olabilir miydi? En küçük bir olasılık bile var mıydı Suriye’ye yerleşmenin? Emevi Camii’nde namaz kılmanın?

Hayır yoktu. Olması da mümkün değildi.

Çünkü sen, tüm alanlarda olduğu gibi, bu alanda da salıncak politikası güttün. Bir ABD’ye yanaştın, bir Rusya’ya. Aynen ataların olan Osmanlı’nın son dönem yöneticileri gibi yaptın, yapıyorsun. Ama Osmanlı o politikalar sonucu battı. Nihayetinde Tarih sahnesinden çekilmek zorunda kaldı.

Sen de Tarih sahnesinden çekileceksin. Ufkumuzdan, hatırlanmamak üzere kaybolup gideceksin.

Rusya-Putin şu anda sana her istediklerini yaptırıyor. Bir yandan S-400 füzeleri satıyorlar, bir yandan SU-57 uçakları satmaya çalışıyorlar, bir yandan nükleer santral kuruyorlar, bir yandan doğalgaz boru hatları döşüyorlar, terminalleri kuruyorlar.

Ve seni sürekli anlaşmaya teşvik ediyorlar. Çünkü onlar açısından da en olumlu durum bu. Onların çıkarı da bunu gerektiriyor. Hele de Ukrayna’daki gelişmelerden sonra… Bir an önce Suriye işini sonuçlandırıp, Ukrayna’ya yoğunlaşmak istiyorlar.

***

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi: Erdoğan ve Esad görüşmesi için çalışıyoruz

02-12-2022

Erbil (Rûdaw) – Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Moskova’nın Beşar Esad ve Recep Tayyip Erdoğan arasında bir görüşme ayarlamak için çalıştığını söyledi.

Al-Arabiya’ya konuşan Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Esad arasında olası bir görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rus yetkili, Ankara ile Şam arasında istihbarat düzeyinde toprak egemenliği ve sınırlarla ilgili bazı sorunların çözülmesine ilişkin sürekli temasların olduğunu söyledi.

Vladimir Putin’in özel elçisi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye topraklarındaki varlığı ve Ankara’nın kuzeybatı Suriye’de kendilerine “muhalefet” adını veren silahlı gruplara yaptığı yardımların Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşma önündeki iki temel engel olduğunu söyledi.

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev “Zamanlama ve yakınlaşma arzusunda bir sorun yok.  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi arzusunda olduğu yönünde işaretler geldiğini görmekteyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Rus yetkili, Erdoğan ve Esad arasında “her zaman” bir görüşme fırsatı olduğunu sözlerine ekledi.

Lavrentyev, “Türkiye bu konuyu düşünmeli. Böyle bir görüşmenin genel olarak iki taraf için olumlu ve faydalı olacağına inanıyoruz. Biz de bu yönde çalışıyoruz” dedi. (https://www.rudaw.net/turkish/world/021220224)

***

Ve seni, Suriye’den kademe kademe; Astana Antlaşması, Moskova Antlaşması, Soçi Görüşmeleri vb. yollarla çıkartıyorlar; Esad’la görüştürüyorlar. Ve sonuç olarak Suriye’den elinizi eteğinizi çektiriyorlar. Bugün yarın bu iş gerçekleşecek. Ve sen yaptıklarınla, ödediğin bedellerle kalacaksın. Tükürdüğünü yalayan birisi olarak anılacaksın…

Suriye’deki gelişmeler karşısında ABD ne diyor? Yani Rusya-Suriye-Türkiye görüşmeleri için ne diyor ABD yetkilileri?

“ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, Türkiye ile Suriye arasında gerçekleşen görüşmelere ilişkin ‘Söyleyebileceğim tek şey politikamız değişmedi. Acımasız diktatör Beşar Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz’ açıklamasını yaptı.” (https://www.rudaw.net/turkish/world/04012023)

ABD, her zaman ülkelerde karışıklık çıkarır, işgal eder, böler parçalar ve bundan nemalanır. Suriye’de de aynı tutum içinde. BOP’u hayata geçirmesi için Suriye’yi bölmesi gerekiyor. Amerikancı Kürt hareketlerine bir tutam ot göstermesi gerekiyor ki onları kendi politikalarına bağlasın. Onları “kara gücü” olarak kullanabilsin. O yüzden de Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve rejimini korumasını istemiyor. Ancak diplomatik dilde bu kadarını söyleyebiliyor. Geri planda mutlaka çok büyük baskılar yapıyordur…

Ama dedik ya Tayyip, salıncaktasın sallanıyorsun. Bir o yana, bir bu yana…

Allah yardımcın olsun mu diyelim sana, ne diyelim?..

Haydutluğun böylesi

ve AKP’giller’in zavallılığı…

ABD Emperyalistleri, haydutluğu o kadar ileri boyutlara vardırdılar ki, insanın aklı havsalası almıyor. Ya da daha doğrusu AKP’giller’in zavallılığını bir türlü kabullenemiyor.

ABD şimdi ne istiyor, biliyor musunuz?

Parçalarının bir kısmını ülkemizde yaptığımız, parasının bir kısmını peşin ödediğimiz ve ABD’de alay-ı valayla teslim törenlerinin düzenlendiği, bayrak çekildiği F-35 savaş uçaklarını vermediği gibi, Türkiye’yi üretim sürecinden de attı, ABD. Uçaklar da hangardaydı. Şimdi depo parasını istiyor ABD. Hiç utanmıyor, hiç ahlâki değil, demiyor. Hiç, ya bunu nasıl isterim, adamların uçaklarına el koydum, vermiyorum, şimdi de depo parası istenir mi demiyor.

Niye desin?

O hep alacaklıdır çünkü.

Çünkü seni iktidara o getirdi, iktidardan da o götürür. O bunu biliyor, sen de bunu biliyorsun. O zaman niye istemesin?..

İstiyor işte…

Peki yanıt ne? Bir tepki? Bir eylem? Bir tavır?

Yok; koca bir hiç!..

F-35’i vermedin, bari F-16 ver diye yalvar yakar oluyorlar… Bunun için ABD’li “Lobi” şirketlerini tutup bir de onlara para veriyorlar. Güler misin ağlar mısın?..

Pekiyi bunca çabadan sonra ABD’liler F-16’ları bari olsun veriyorlar mı?

Hayır. Onu da vermiyorlar. Oyalıyorlar, sürece yayıyorlar…

Tayyipgiller’in Türkiye’yi düşürdüğü durumlar…

AKP’giller, tümüyle kendilerine ve yandaşlarına küp doldurmayı sağlayan akıl ve bilim dışı ekonomi politikalarıyla Türkiye ekonomisini yerle yeksan ettiler. Birinci Kuvayimilliye yadigârı Kamu Mallarını tümüyle özelleştirme adı altında yerli yabancı Parababalarına peşkeş çektiler. Özel sektörün elindeki bankalar, sanayi şirketleri, gıda şirketleri, taşımacılık hizmetleri vb.leri de dövizin uçuşa geçerek yükselmesi ve Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi (ki şu anda dünyada dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimidir Türk lirası) sonucu yine yok pahasına yabancı Parababalarının eline geçiyor. Ülkemizin kuruluşları batan geminin malları, yağma Hasan’ın böreği konumunda. Kapanın elinde kalıyor.

Türk Lirası öylesine değersizleşti, yabancı paralar öylesine değer kazandı ki aşağıdaki haberler gibi çok haberle karşılaşıyoruz:

***

İngiliz gazete: Türkiye’ye uçmak hindi almaktan daha ucuz

Skandal ve magazinel haberleri ile öne çıkan İngiliz The Sun gazetesi Türkiye uçuşu ile hindi (turkey) fiyatını kıyasladı.

İngiliz The Sun gazetesi, bir markette Noel öncesi satılan hindilerin pahalılığını haberleştirirken Türkiye’nin eskiden kullandığı İngilizce “Turkey” ifadesine yer verdi. “Türkiye’ye uçuş bir hindi (turkey) satın almaktan daha ucuz” (It is cheaper flying off Turkey than buying one) ifadesini kullanan gazete markette bir hindinin 136,6 pounda satıldığını, Türkiye’ye 26 Aralık tarihli bir uçuşun ise 104 pound olduğunu aktardı.

Bu yıldan itibaren “Türkiye” markasını güçlendirme çalışmaları kapsamında, başta diğer devletler ve uluslararası kurum, kuruluşlarla resmi ilişkilerde olmak üzere, her türlü faaliyet ve yazışmalarda, “Turkey”, “Turkei”, “Turquie” ve benzeri ibareler yerine, “Türkiye” ibaresi kullanılıyor.” (https://www.turizmguncel.com/haber/ingiliz-gazete-turkiyeye-ucmak-hindi-almaktan-daha-ucuz)

***

Şuna bakın! Ülkemizin düşürüldüğü duruma bakın…

Hiç mi utanmıyorsunuz, diye sormanın mantıklı olmadığını da biliyoruz. Hiç ama hiç utanma, sıkılma yok sizde. Çünkü siz Vatan ve Halk düşmanısınız.

İhracat rakamları tamam da

ya İthalat rakamları nerede?

Diyoruz ya, yemek yer, su içer gibi yalan söylüyorsunuz diye, iftira atmıyoruz size. Bakın kanıtlayalım.

“İhracat rekor kırdı”, diyorsunuz:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan: 2022’de ihracat 254 milyar dolarla rekor kırdı

“Cumhurbaşkanı Erdoğan 2022 ihracat rakamını açıkladı. Erdoğan, ihracatın geçen yıl yüzde 12,9 artarak 254,2 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığını söyledi.” (“https://www.ntv.com.tr/turkiye/cumhurbaskani-erdogan-2022de-ihracat-254-milyar-dolarla-rekorkirdi,RoSCFJNZGEi8oiMWPYe8YA)

Peki ihracat rakamını açıkladın. Anladık. Öğrendik…

Ya İthalat rakamı nedir? Onu anlayamadık. Onu öğrenemedik.

Çünkü onu söylemedin-söylemiyorsun!

Çünkü bir hırsızın hırsızlık yaptığı yerden sessizce kaçması gibi sen de bir türlü İthalat rakamlarına gelmiyorsun-gelemiyorsun.

Onu da biz yazalım o zaman:

“2022 yılı Ocak-Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre;

İhracat, %13,9 oranında artarak 231 milyar 248 milyon dolar,

İthalat, %36,6 oranında artarak 331 milyar 98 milyon dolar,

Dış ticaret hacmi, %26,3 oranında artarak 562 milyar 347 milyon dolar olarak gerçekleşti.” (https://ticaret.gov.tr/haberler/2022-yili-kasim-ayi-dis-ticaret-verileri)

İthalat 331 milyar 98 milyon dolar, ihracat 231 milyar 248 milyon dolar.

Yani aradaki fark ne kadar?

99 milyar 85 milyon dolar!

Bu da bir rekor. Hem de Cumhuriyet tarihinin rekoru… Hem de Ticaret Bakanlığının kendi verilerine göre…

Eh bu da size nasip oldu…

Gelelim bir diğer yalanınıza ya da aldatmanıza.

İhracat niye artıyor?

Sanayi-teknoloji vb.nde Katma Değeri yüksek ürünler üretip sattığımız için değil. Türk lirasının değeri düşük de ondan artıyor! Ürünlerimizi yok pahasına alıyor diğer ülkeler de ondan artıyor görünüyor, ihracatımız. Halkımızın alınterinden çok daha fazlasını satarak çok az miktarda ihracat artışı sağlıyoruz. Kahredici gerçek budur.

“Türk Lirası, 2022’de dolar karşısında en çok değer kaybeden üçüncü para birimi oldu.” (https://t24.com.tr/haber/turk-lirasi-2022-de-dolar-karsisinda-en-cok-deger-kaybeden-ucuncu-para-birimi-oldu,1085059)

Niye almasın yabancılar ürünlerimizi. Alırlar tabiî. Bak, durum neymiş:

“TL dolar karşısında ilk kez bu seviyeyi gördü: 1978’ten bu yana bir ilk!

“2021 Kasım ayından bu yana Türk Lirası karşısında hızla değer kazanan dolar, 2022 yılını 18,71 liradan kapattı. 1978 yılından 2022 yılına kadar olan süreçte Türk Lirası’ndaki en büyük banknotların değerine bakıldığında bir ilk görüldü. 200 lira 2010 yılında 144,05 dolar ederken günümüzde ise 200 liranın 10,70 dolar ettiği anlaşıldı.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/tl-dolar-karsisinda-ilk-kez-bu-seviyeyi-gordu-1978ten-bu-yana-bir-ilk-2017206)

Gazetemizin geçen sayılarında da yazdığımız makalelerde sınır komşularımızın; Bulgarların, Yunanların, Gürcülerin alışveriş yapmak için nasıl binlerle ülkemize geldiğini anlatmıştık. “Gelin gelin” diye o ülke vatandaşlarını Türkiye’ye alışverişe çağırdıklarını göstermiştik…

Sözü uzatmayalım.

Eyy Tayyip!

Bütün siyasi ömrün hep başkalarının elini eteğini öpmekle, dizinin dibine çökmekle geçti. Ondan bundan medet ummakla geçti.

Ancak artık bütün çabaların, bütün çırpınmaların boş. Senin için yolun sonu göründü. Gidebileceğin yol kalmadı…

13.01.2023