Türkiye’de Üretilmiş Muhalefet ve Kutsal Sınırları (4): Antikomünizm ve Sovyet Düşmanlığı

09.08.2025
2.419
A+
A-

Orhan Sur

Önceki bölümlerde de ifade ettiğimiz gibi Üretilmiş Muhalefetin belirleyici karakteristiği, iktidar sahiplerinden farklı bir görünüm sergileyerek onlarla temel konularda bire bir aynı görüş ve eylem birliği içinde olmasıdır. Basit bir benzetme yapacak olursak; Matematikte “Kesişim Kümeleri” vardır, bildiğimiz gibi. Hani öğrencilik yıllarımızdan hatırlarız; çemberle sembolize edilen iki kümenin iç içe geçmesiyle meydana gelen şeklin tam ortasındaki alan, her iki kümenin de ortak öğelerini içerir.

Tıpkı bunun gibi Burjuva Siyasetinde de iktidarla Üretilmiş Muhalefet, en can alıcı konularda kesişim kümeleri gibi iç içe geçmiştir ve birçok ortak öğe barındırır. İşte bu ortak öğelerden biri de amansız bir Sovyetler Birliği ve Komünizm düşmanlığı-antikomünistliktir. İktidarı da Üretilmiş Muhalefeti de ABD Emperyalist Haydudu oynattığı için bu durum son derece doğaldır.

Dolayısıyla aslında ABD Emperyalistleri tarafından 23 yıl önce iktidar koltuğuna oturtulan AKP’giller’in başını çektiği halk düşmanı “Cumhur İttifakı” ne kadar antikomünistse, Üretilmiş Muhalefet de en az o kadar Komünizm düşmanıdır. Her iki güruh da antikomünist ve antisovyetik histeride ortaklaşırlar, birbirleriyle yarışırlar.

Antikomünizm,
CIA Dincilerinin Alametifarikasıdır

Bilindiği gibi ABD Emperyalist Haydut Devleti, Sovyetler Birliği’ni yumuşak alt karnından kuşatmak, Sosyalizmin dünya halklarıyla daha fazla buluşmasını engellemek, kendi ifadeleriyle “Komünizmin önüne set çekmek” için 1950’li yıllardan itibaren “Yeşil Kuşak Projesi” adlı alçakça bir projeyi hayata geçirmiştir. Bu projenin bir amacı da  Ortadoğu ve Asya ülkelerindeki devrimci, ilerici ve yurtsever, antiemperyalist hareketleri boğmak, engellemek, bu ülke halklarını ideolojice karantinaya almaktır.

İşte bu emperyalist haydut, Türkiye’de Ortaçağcı hareketleri geliştirmek için bütün imkanlarını ve olanaklarını kullanmıştır. Haliyle bu proje kapsamında iktidara getirilmiş tüm Ortaçağcı halk düşmanlarının azılı birer antikomünist olmalarında şaşılacak bir durum yoktur çünkü bizzat bunu yapsınlar diye yetiştirilmişlerdir. Dolayısıyla Amerikan uşağı, ahlâk fukarası Menderes haininden beri dinci antikomünizm sürüp gelmektedir. Ve bu zincirin en son halkası da AKP’giller’dir, bildiğimiz gibi. Örneklendirelim…

En az Hocası Molla Necmettin kadar antikomünist olan Kaçak Saray’ın Sultanı Tayyip, Boğaziçi Üniversitesinde protesto gösterisi düzenleyen öğrenciler için aynen şu ifadeleri kullanıyor:

“İstanbul’da bir üniversitede, adını söylemeyeyim zaten siz anlarsınız, çıktılar orada imanlı yerli ve milli gençlik Afrin’le ilgili lokum dağıtıyordu. O gençlik burada lokum dağıtırken, o Komünist vatan haini gençler onların bu masalarını dağıtmaya yelteniyor. Bunlar terörist gençler. Bu terörist gençlerle ilgili her türlü çalışmayı yapıyoruz. Bunların eşkallerini belirlemek suretiyle bu gençlere üniversitelerde okuma hakkı vermeyeceğiz. Çünkü üniversite terörist gençlik yetiştirmez. Üniversite vatanına milletine, kendisine hizmet edecek nesil yetiştirir.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdogan-o-komunist-vatan-haini-terorist-genclere-okuma-hakki-vermeyecegiz-947894)

Gördüğümüz gibi mensubu ve temsilcisi olduğu din bezirgânı Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının yapısı gereği vatana, ulusa, “yerli ve milli” olmaya dair en ufak bir değer taşımayan zat, Komünistleri vatan hainliğiyle suçluyor. Kaldı ki söz konusu olayda, 2018’de Afrin’de katledilen Türk Askerleri için sözüm ona lokum dağıtan meczuplara müdahale edenler de, en az AKP’giller kadar antikomünist olan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin üniversitelerdeki yapılanmasına dahil olan gençler. Tayyip, aslında bu gerçekliği de adı gibi bilmesine rağmen Komünizme ve Komünistlere saldırabileceği hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Bir başka konuşmasında ise damadı Selçuk Bayraktar’ı eleştirenlere aynen şunları söylüyor:

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, beraberinde BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi’nde iftar programına katıldı. İftardan sonra konuşan Erdoğan, damadı ve Baykar yöneticisi Selçuk Bayraktar’a ilişkin eleştiri ve yorumlara, televizyon programları ve konuklarını hedef alarak yanıt verdi: ‘Ne kadar imansız, kitapsız Komünist varsa bunları TV’lerde konuşturuyorlar. Elinize dizinize dursun.’” (https://www.gazeteduvar.com.tr/erdogan-ne-kadar-imansiz-kitapsiz-komunist-varsa-konusturuyorlar-haber-1614150)

Tayyip burada da bir taraftan antikomünist kinini kusarken diğer taraftan en iyi yaptığı şeyi yaparak bir kez daha din sömürüsüne başvuruyor. Ve de her zamanki gibi yalan söylüyor.

Ne diyor?

“Ne kadar imansız, kitapsız Komünist varsa bunları TV’lerde konuşturuyorlar.”

Oysa çok iyi biliyoruz ki yüzde 95’ini AKP’giller’in Havuz Medyasının oluşturduğu Medyanın geriye kalan yüzde 5’lik bölümü bile Gerçek Komünistlere yani HKP’lilere ağır bir sansür uygulamaktadır. Yani muhalif geçinen medyada Gerçek Komünistlerin ne sureti gözükür ne de sesi duyulur. İşin bu yönünü geçelim…

CIA Milliyetçileri ve

Antikomünizm

Tıpkı CIA Dinciliği gibi CIA Milliyetçiliğinin özü de takıntılı bir Komünizm ve Sovyet düşmanlığıdır. Halk düşmanı Cumhur İttifakının ikinci büyük bileşeni, yani Kontrgerilla’nın paramiliter katil örgütü MHP, bilindiği gibi ABD Emperyalist Haydudu tarafından bizzat devrimci, ilerici hareketlerin önünü kessin diye kurdurulmuştur. Dolayısıyla aslında bu cürüm ve katliam örgütünün antikomünizmini kanıtlamaya gerek bile yoktur. Ancak biz sadece, bu katil örgütün kurucusu A. Türkeş’in “Dokuz Işık” adlı deli saçması tezlerinden kısa bir bölüm aktaralım:

“Komünist rejim (SSCB Yönetimini kast ediyor hain – Orhan Sur) insanların mülkiyetlerini ellerinden alırken şeref ve hürriyetini de almış, milyonlarca insanı esarete mahkûm etmiştir.” (A. Türkeş, Dokuz Işık, Kutluğ Yayınları, İstanbul, 1975, s. 87)

“Türk milletinin ve Türk vatanının en büyük düşmanı Komünizmdir, dedim. Bunun en canlı örnekleri son yıllarda ülkemizde cereyan eden olaylardır. (…) Biz bunun için Komünizmi en büyük tehlike ve düşman ilan ettik.” (agy, s. 114)

Çok iyi biliyoruz:

HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin tespitiyle “3 bini biz Devrimcilerden, 2 bini de milli duyguları istismar edilerek kandırılmış Ülkücülerden oluşan 5 bin gencin eli kanlı katili Türkeş”in “son yıllarda cereyan eden olaylar” dediği olaylar; 27 Mayıs Politik Devrimi’nin getirdiği sınırlı da olsa özgürlük ortamında genelde Halkımızın, özelde ise Gençliğimizin sola, Sosyalizme yönelmesinden dehşete kapılan ABD Emperyalist Haydudunun ve onun emrindeki Amerikanofil halk düşmanlarının 12 Mart Faşist Diktatörlüğünün hemen öncesinde devrimcileri, demokratları, ilerici güçleri terörize edip onları nefis savunmasına zorlamasından başka bir şey değildi.

İşte A. Türkeş isimli eli kanlı katil ve onun “Ülkü Ocakları” denen cinayet örgütü, ABD Emperyalistleri tarafından bu misyonu yerine getirmek için bir araç olarak kullanıldı. Dolayısıyla antikomünizm, Kontrgerilla’nın MHP adlı aşağılık katliam örgütünün en belirleyici karakteristiklerinden biridir ve bu misyonu şu anda, Kaçak Saray’ın Kaset Tutsağı Devlet Bahçeli sürdürmektedir.

Elbette ki A. Türkeş yetiştirmesi Kontrgerilla artıklarının MHP’den ayrılarak kurduğu tüm partiler de aynı oranda antikomünisttir. Örneğin Üretilmiş Muhalefetin şu günlerde en çok parlatılan bileşenlerinden biri olan Zafer Partisi, bir yandan AKP’giller’in ülkemizi felakete sürüklemesine karşıymış gibi gözükürken diğer yandan kendi tabanındaki kandırılmış gençlere antikomünizm zehrini enjekte etmekten geri durmamaktadır. Sadece bir örnekle yetinelim:

Tayyip tarafından 148 gün cezaevinde tutularak süngüsü düşürülen, diz çöktürülen ZP Lideri Ümit Özdağ, mahkemede yaptığı savunmada bile Sovyetler’e saldırarak antikomünist obsesyonunu sergilemekten geri kalmamış, aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

“Sovyetler zamanında iktidar önce suçluyu tespit eder sonra suçlamaları oluştururdu. 2025 Türkiye’sinde de benim için durum aynen budur!” (https://x.com/ajans_muhbir/status/1934893298881327481)

Şu günlerde rol icabı Amerikancı hainlerin BOP açılımına karşıymış gibi gözüken bir başka MHP artığı Müsavat Dervişoğlu ve İYİP’i de doğal olarak antikomünisttir. M. Dervişoğlu’nun siyasi kariyerinin harcı, MHP denen katliam örgütü ve onun kurucu şefi Türkeş tarafından karılmıştır. Bu azılı antikomünist 1978’de Fatsa Ülkücü Gençlik Derneği Başkanlığı, 1987-1989 yılları arasında ise Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmıştır. Böyle bir geçmişe sahip bir partinin liderliğini sürdüren kişi, eşyanın tabiatı gereği antikomünizmle inmeli olacaktır.

Babil Artığı Bu Topraklarda

Sol Geçinenler Bile Antikomünisttir

Yukarıda anılan tüm örgüt ve kişiler neyseler odurlar aslında. Üretilmiş Muhalefetin bileşenlerinden İYİP, ZP ya da Saadet, Yeniden Refah gibi Molla Necmettin türevi partiler antikomünist kimliklerini gizlemeye gerek duymamaktadır.

Asıl facia; devrimciyi, demokratı, solcuyu, ilericiyi, hatta Sosyalisti ve Komünisti oynayan sahtekârların da aynı karaktere sahip olmalarıdır. Ve bunlar, yukarıda andığımız tüm kişi ve örgütlerden çok daha tehlikelidir. Bir taraftan ilerici, devrimci değerleri savunuyor gibi gözükerek insanlarımızın gözünü boyarken diğer taraftan kimi zaman açıktan, kimi zaman da sinsice, aşağılık bir şekilde Sosyalizme, Komünizme ve SSCB’ye saldırırlar.

Örneğin Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK’nin şefi Abdullah Öcalan, “Perspektif” başlıklı, tam da kendi karanlık, karmaşık ve histerik ruh dünyasını yansıtan “çözümleme”sinde Marksizm-Leninizme ve Sovyetler Birliği’ne yönelik “eleştiri” adı altında kinini kusar. ABD-AB Emperyalizminden bir kere olsun söz etmeyen bu kriminal psikopat, yaşanan sorunların ana kaynağının Marks-Engels-Lenin Usta’ların ortaya koyduğu teoriden kaynaklandığını kendince ispatlamak için büyük bir çaba harcar.

Neden?

Sahibinin yani ABD Emperyalist Alçağının sesidir de ondan.

Belirtmeden geçmeyelim: Bu karanlık figürün PKK’sinin ve onun legal plandaki siyasi partisi DEM’in yörüngesinden kopamayan Sevrci Soytarı Sahte Solcular da en az bunlar kadar Komünizm ve Sovyet düşmanıdır çünkü PKK’den bağımsız en ufak bir görüş savunamazlar, en ufak bir eylemde bulunamazlar. İsimlerinde “Sosyalist”, “Komünist” ibareleri geçmesi kimseyi aldatmasın…

CHP’nin Antikomünizminin

Kökü Derinlerdedir

Gelelim CHP’ye ve Yeni CHP’ye…

Üretilmiş Muhalefetin en çok kitle tabanına sahip partisi olan Yeni CHP de antikomünizm konusunda ne yazık ki diğerlerinden geri kalmamaktadır. CHP’yi inmeli hale getiren bu tutumun kökleri 1920’lere kadar uzanır. Lafı biraz uzatmak pahasına bu köklere kısaca değinmeden geçmeyelim.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın zaferinde Lenin’in ve Sovyetler Birliği’nin katkısı çok büyüktür. Bu büyük yardımı zamanında Mustafa Kemal de net bir şekilde ifade etmiştir. Daha önce Gazetemizin sayfalarında defalarca aktardık ancak Mustafa Kemal’in konuyla ilgili şu sözlerini ne kadar hatırlatsak, ne kadar göze batırsak azdır:

“Eğer Rusya’nın (kast edilen tabiî ki Genç Sovyetler’dir – O. S.) yardımı olmasaydı Yeni Türkiye’nin İngiliz-Fransız ve Yunan Müdahalecilere karşı zaferi ya bugünküyle karşılaştırılamaz ölçüde büyük kurbanlar pahasına elde edilirdi ya da hatta büsbütün olanaksız olurdu. Rusya Türkiye’ye hem manevi hem maddi bakımdan yardım etti. Ulusumuzun bu yardımı unutması bir suç olur.” (Yeni Rusya ve Yeni Türkiye İşbirliğinin İlk Adımları, Rusya Federasyonu’nun Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği, s. 3.)

Mustafa Kemal’in bu tespitinde en ufak bir abartı söz konusu değildir. Öyle ki Lenin’in Genç Sovyetler Birliği’nin Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza yardımları, sadece o dönemin askeri ve siyasi önderleri tarafından değil, yoksul Anadolu Köylüsü tarafından bile bilinmekte ve büyük bir takdirle karşılanmaktadır. Bakın, bu gerçekliği, 1-7 Eylül 1920 tarihleri arasında yani Kurtuluş Savaşı’mızın en kritik dönemlerinde Bakü’de Komintern tarafından düzenlenen Birinci Doğu Halkları Kurultayı’nda Kurultay Başkanı Alexander Zinovyev ne kadar çarpıcı bir örnekle anlatıyor:

“Türkiye’de, İran’da, köylülerin olduğu her yerde Bolşevizmin ne olduğu anlaşılmaya başlanıyor.

“Geçen gün kendisine liberal diyen bir Türk politika adamına, Türk köylüsünün Bolşevizm kelimesinden ne anladığını sordum. Bu politika adamı bana ‘Biz genellikle bu kelimeyi İngiltere’ye karşı mücadele etmek ve bize de yardım etmek isteyen kişiler için kullanırız’ diye cevap verdi.” (Birinci Doğu Halkları Kurultayı, Bakü 1920-Belgeler, Kaynak Yayınları, 3. Baskı, s. 45)

Demek ki o yıllarda sıradan Türk Köylüsü bile, “Bolşevizm” kelimesinden, ülkesini işgal etmek isteyen İngiliz Emperyalistlerine karşı mücadele eden ve kendilerine yardım eden kişileri anlıyormuş. Yani Lenin’in ülkesi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın en büyük, hatta tek müttefikiymiş. Zinovyev’in aktardığı bu çarpıcı diyalog, bu gerçekliği bir kez daha net bir şekilde kanıtlamaktadır.

Ancak Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kesin zaferinden sonra, Anadolu Burjuvazisinin iktidarı bütünüyle ele geçirmesiyle, sonrasında ise Finans-Kapital aşamasına sıçrayarak Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıyla ittifaka girmesiyle birlikte; Mustafa Kemal’in; “Ulusumuzun bu yardımı unutması bir suç olur”, dediği Sovyetler Birliği’nin bu fedakârlığı, başta bizzat Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyet’in ilk yönetici kadroları tarafından kerte kerte unutulmuştur. Tek parti döneminde antikomünist uygulamaların geçmişi ne yazık ki Mustafa Kemal’in hayatta olduğu zamanlara dek uzanmaktadır. Aralarında Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın da bulunduğu Komünistlere yönelik 1925, 1927, 1929, 1937, 1938 Tevkifatları hep Mustafa Kemal’in sağlığında tertiplenmiştir. İşte o günlerden bugüne, HKP Genel Başkanı Nurullah Efe’nin veciz ifadesiyle Türkiye’de “Sola Soluk Aldırmama Politikası” uygulanagelmektedir. Başımıza gelen felaketlerin önemli bir nedeni de Mustafa Kemal’in ve CHP’sinin de günah sahibi olduğu işte bu politikadır.

Ancak bugün, o CHP’den bile artık eser kalmamıştır, bildiğimiz gibi. ABD uşağı Sorosçu Kemal, bu gerçekliği; “Biz 30’ların-40’ların CHP’si değiliz”, diyerek açıkça ortaya koymuştur. Geçmişte emperyalist politikalara en azından direnmeye çalışan CHP’nin yerini artık gönüllü bir şekilde emperyalist haydutlara kulluk etmek için AKP’giller’le yarışan Yeni CHP almıştır. CHP değişmiş, tersyüz edilmiş, ancak antikomünizm baki kalmıştır.

ABD’nin bir kaset operasyonuyla CHP’nin başına getirdiği ve 13 yıl boyunca bu görevde tuttuğu Sorosçu Kemal’in, sanki tek adam rejimine gerçekten karşıymış gibi güya AKP’giller’i eleştirdiği şu aşağılık sözlerini hatırlayalım:

“CHP lideri, yeni sistemin partili cumhurbaşkanıyla bir tür parti devleti yaratacağını belirtirken bunu da eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) benzetti.

“Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: ‘Ben size işin özetini sayayım. Bu anayasa değişikliği Türkiye’ye parti devletini getirmek istiyor. Ne demek parti devleti? Eski Rusya’yı düşünün, Romanya’yı, Bulgaristan’ı düşünün. Ne vardı? Komünist yönetim vardı. Cumhurbaşkanı Komünist partinin üyesiydi. Bakanlar Komünist partisi üyesiydi, herkes, valisi, kaymakamı herkes partinin üyesiydi. O rejim yürüdü mü? Yürümedi. Değişim yaşandı. Bütün o rejimler demokrasiye doğru evrildi. İnsan haklarına doğru evrildi. Bu referandumda ne yapmak istiyorlar? Geçerse o rejimlerin bir benzerini Türkiye’ye getirmek istiyorlar.’” (https://www.diken.com.tr/kilicdaroglu-sovyetleri-hatirlatti-lideri-komunist-parti-uyesiydi-o-rejim-yurudu-mu/)

SSCB’ye, Sosyalizme, dolayısıyla da Komünizme saldırıda diğerleriyle ne kadar da benzeşiyor değil mi bu insan sefaleti hain…

Her fırsatta 68 Kuşağının mücadelesinden geldiği palavrasını yumurtlayan bu Amerikan uşağına göre Sovyetler Birliği’yle AKP’giller’in inşa etmekte olduğu Ortaçağcı Faşist Din Devleti arasında hiçbir fark yok. Sovyetler’de demokrasi de yok, insan hakları da yok. Yani Tayyip ya da D. Bahçeli, onun şefi A. Türkeş Sovyetler’i ve Sosyalizmi, Komünizmi ne kadar canavarlaştırmaya çalışıyorsa, bu hain de en az o kadar bu yönde çaba sarf ediyor. Tabiî bunun yetiştirmesi olan Özgür Özel ve şu günlerde Silivri’den azılı antikomünist, halk düşmanı Devlet Bahçeli’ye övgüler düzmekle meşgul olan Ekrem İmamoğlu’nun da bundan bir farkı yok.

Gördüğümüz gibi söz konusu Sovyetler Birliği ve Komünizme saldırı olunca, İktidar ve Üretilmiş Muhalefet arasındaki bütün farklılıklar ortadan kalkıyor. Aslında tek başına bu gerçeklik bile, Sosyalist bir toplum inşa edip oradan kesintisiz biçimde insanlığın bir anadan doğma kankardeşler gibi eşit ve özgür biçimde yaşayacağı, sosyal sınıfların, her türlü eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırılacağı Komünizm aşamasına geçmesinin ne kadar elzem bir görev olduğunu ortaya koyuyor.

İnsanlığın kaçınılmaz olarak varacağı bu toplum biçiminin ülkemiz özgünlüğündeki güncel aşamasının yüklediği görev, Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurmaktır. 1920 Gerçek TKP’sinin Tek Gerçek Devamcısı olan Halkın Kurtuluş Partisi, işte bu bilinçle, bu teoriyle, bu inançla mücadele etmektedir. Ve eninde sonunda bu mücadeleyi zafere ulaştıracaktır.

Sakın ola ki ülkemize emperyalist haydutlar ve yerli işbirlikçileri tarafından yaşatılan zifiri karanlık günler halkımızı umutsuzluğa, yılgınlığa, bezginliğe düşürmesin.

Ne diyordu Nazım?

Sen bakma havanın durgunluğuna,

Derya dediğin uyur uyur uyanır…

05 Ağustos 2025

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.