ABD Taşeronu, Antika Tefeci-Bezirgan Sermayenin Temsilcisi, Piyon AKP’giller’in İşçi Düşmanı, Halk Düşmanı Tedbirlerle Kovid-19 Mücadelesi!

06.05.2020
A+
A-

Bildiğimiz üzere dünyadaki ülkelerin tamamına yakını baş belası Koronavirüs ile uğraşıyor. Çin’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan bu virüs ne yazık ki can almaya devam ediyor. Rakamları tam olarak doğru kabul etsek bile dünya genelinde 21.04.2020 itibarı ile kayıtlara geçen vaka sayısı 2 milyon 564 bin 327. Ölü sayısı ise 177 bin 521. Yine aynı tarih itibarıyla ülkemizde ise 95.591 vaka görüldüğü,  ölü sayısının 2259 olduğu söyleniyor. Bu tablo ne yazık ki dünyada ve ülkemizde gün geçtikçe kötüleşerek devam ediyor.

Umuyoruz ki bilimin ışığında bu belayı defedeceğiz ve en kısa zamanda normal yaşantımıza döneceğiz. Her zaman umudumuzu kaybetmeden, akılcı, bilimsel tedbirlerle hem Kovid-19’a karşı, hem de bu salgını fırsata çevirmeye çalışan ABD-AB Emperyalizmine, işbirlikçi iktidarlara, Parababalarına karşı mücadelemiz devam ediyor, edecek.

 

Virüs ayrım yapmıyor ama Tayyipgiller ayrımı körüklüyor

Salgının yayılması ile birlikte dünyadaki zenginler de, siyasetçiler de, starlar da bu virüse yakalanmaya başladılar.

Ancak bu ayrımı kapitalist sistem çok iyi yapıyor ve yapmaya da devam ediyor. Bütün dünyada bu virüsle baş etmeye çalışan ülkeler kendi sistemlerine göre tedbirler alıyor, halkına yönelik ekonomik paketler açıklıyor. Basında çıkan haberlere baktığımızda birçok ülke, vatandaşlarına para yardımı yapacağını (bizdeki asgari ücretin iki-üç katı kadar aylık ödemeler) ilan ediyor.

Ancak bir ülke var ki o, haraç-bağış topluyor vatandaşlarından.

Bildiğimiz gibi AKP’giller iktidarı yine milli duyguları coşturarak, “Biz Bize Yeteriz” diyerek “Milli Dayanışma Kampanyası” adı altında TV’lerden İBAN numaraları vererek halktan para istedi. Halkın bağışları ile virüsle mücadele edeceklerini, halka destek olacaklarını açıkladı. Çünkü devletin kasası tam takır bomboş. Böylelikle ülkemizdeki kodamanlar haraçlarını vermeye-bağışlarını yapmaya başladılar. Öğrendik ki yapılan ayni ve nakdi bağışların tamamını gelir vergisi matrahından düşüyorlarmış. Böylece devlet eliyle virüs vurgunu başlamış oldu.

Bu salgın felaketinde bile halka ihanet, soygun ve talanlarında hız kesmediler. Halk can derdindeyken onlar yine küplerini doldurma ve yandaşı doyurma peşinde; insanlıktan uzak, vicdansızca oyunlarına devam ediyorlar.

 

Virüs Ve İşçi Sınıfımız

Bütün bunlardan en fazla etkilenen, mağdur olanlar ise İşçi Sınıfımız, emekçilerimizdir.

18 yıldır olduğu gibi bu dönemde de AKP’giller’in yalan, talan ve ihanetlerini anlatmaya sayfalar yetmez. Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut, “Halkı ateşlere attığın bugünlerde bile vurgun, talan ve sömürü ve Kamu Malı Hırsızlığı işlerine hiç ara vermiyorsun” diyerek özetliyor durumu.

AKP’giller, virüsle mücadele için “Evde Kal Türkiye” derken işçileri bunun dışında tutular. Kaçak Saraylı Reis her defasında üretimin durmayacağını, devam edeceğini belirtiyor.

Oysaki Dünya Sağlık Örgütünün “Pandemi” olarak ilan ettiği Kovid-19 ile mücadelede en önemli çözümlerden biri, insanların evde kalması ve sosyal mesafeyi koruması. Hal böyleyken ülkede yüz binlerce insan işe giderken, otobüslerde, servislerde, yemekhanelerde, makinelerin başında, atölyelerde, maden ocaklarında, inşaatlarda, kargolarda, postanelerde işçiler dip dibeyken bu nasıl başarılacaktır?

Sosyal devlet anlayışına göre aslında acil ve zorunlu ihtiyaçların dışında üretimin geçici bir süre durdurulması ve bütün ekonomik kayıpları ve ihtiyaçları devletin karşılaması gerekir.

Ama ne yazık ki İşçi Sınıfı Kovid-19 salgınına kurban ediliyor. AKP’giller’in yönetemediği bu krizin faturası ne yazık ki yine İşçi Sınıfımıza kesildi. Tüm diğer krizlerde olduğu gibi… AKP’nin hazinesinden sorumlu damadın açıkladığı ekonomik paketler ve tedbirler de hep patronları koruyan, kayıran tedbir açıklamalarıydı.

Türkiye kilitlenmiş bir şekilde karantina ve sokağa çıkma yasağı beklerken AKP’giller bir torba yasa ile bir gecede yine patronlara kıyak geçen, işçilere emekçilere ise ölümlerden ölüm beğen diyen yasalar çıkarttılar. İşçiler, emekçiler işe gitmek zorunda. Ya iş kazasında ya da Kovid-19 nedeni ile öleceksin; ya da işsizlik pahalılık cehenneminde yanacaksın.

AKP’giller tedbirler kapsamında önce 65 yaş üstü vatandaşlara ve kronik hastalığı olanlara sokağa çıkma yasağı getirdiler. Daha sonra 20 yaş altındakilere dışarı çıkma yasağı getirildi. Ancak burada da yine çalışmak zorunda olan gençler bunu belgelediklerinde sokağa çıkabilecekler. Yani çocuk ve gençler üretimdeyse, yasak yok, Kovid-19 salgını yok.

Salgını fırsata çeviren patronlar, işçi çıkarttılar. Binlerce işçi işsizlik cehennemine atıldı. Hiçbir güvenceleri olmadan, haklarını alamadan ortada kaldılar. Tüm sektörlerde çalışan işçilerin etkilendiği bu süreçte patronlar kısa çalışma ödeneği ile maliyetlerini azaltabilecekler. Ayrıca borçları, ödemeleri, vergileri vb. ertelendi. En önemlisi ise medyada üç ay işçi çıkartılmayacak reklamı ile arada yasalaştırdıkları “ücretsiz izin” oldu.

Gördük ki AKP’giller bir taşla iki kuş vurarak bu krizde yine TOBB ve TİSK’in taleplerini yerine getirdiler. Çünkü bu uygulama ile görünüşte üç ay işçi çıkartmak yasak ancak işveren, işçileri ücretsiz izne çıkartabilecek. Yani ücretsiz izin kullanımı 4857 Sayılı Yasada işçinin onayına bağlı iken bu düzenleme ile ortadan kaldırılmış oldu. Bunun karşılığında ise İşsizlik Fonundan işçiye ayda 1.168,00 lira ödenecek. Asgari ücret zaten bir sefalet ücretiydi, bu onun da altında kalan bir ücret oldu. Yani işçilere yine işsizlik, açlık ve sefalet reva görüldü.

AKP’giller böylece ücretsiz izne çıkarma adı altında işten çıkartmaları yasalaştırarak meşrulaştırdılar. AKP’giller ayrıca bir vurgun daha yapıyorlar. Bu ücretsiz izin uygulaması ile işsizlik sigortası ödeneği ve kısa çalışma ödeneği başvurularını da asgari düzeye indirmiş oldu. Çünkü işverenler daha çok ücretsiz izin yöntemini tercih ediyorlar.

AKP’giller’in bir diğer işçi düşmanlığı ise devam eden toplu iş sözleşmelerini askıya alması ve yeni yapılacak örgütlenmelerde yetki belgelerini bu salgın süresince göndermemesi oldu.

17 Nisan da Resmi Gazetede yayımlanan karar şu şekilde:

“18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamındaki yetki tespitlerinin verilmesi, toplu iş sözleşmelerinin yapılması, toplu iş uyuşmazlıklarının çözümü ile grev ve lokavta ilişkin süreler bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle uzatılmıştır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç aylık süreyi bitiminden itibaren üç aya kadar uzatmaya yetkilidir.”

Yeri gelmişken belirtelim:

İşçileri üretim durmasın diye bu can alıcı salgında işyerlerine gönderen AKP’giller’in, toplu iş sözleşmeleri konu olunca toplantıları riskli bularak üç ay süre ile ertelemesine Nakliyat-İş yaptığı eylemlerle tepkisini gösterirken, dava açacağını ilan ederken; diğer sendikaların sessiz kalması sarı sendikacılığın geldiği son noktayı bir kez daha göstermiş oldu.

Keza, çarpıcı olması açısından bir hatırlatma daha yapalım.

Bu yasadan hemen önce bir genelge yayınlamıştı AKP’giller hükümeti. Aşağı yukarı aynı maddeler vardı genelgede.

Genelgeyle ilgili, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Devam eden TİS süreçlerinde salgın nedeniyle görüşmeler yapılamıyordu. Biz yeri geliyor TİS için 2000 işçi ile toplantılar yapıyoruz. Belli prosedürlerin yerine getirilememesinin ve sürecin uzamasının hak kaybı yaratmaması için Bakanlığa taleplerimizi iletmiştik. Bu doğrultuda da düzenleme yapıldı. Düzenlemenin işçiler açısından hiçbir hak kaybına yol açmadan hayata geçirilmesi gerekiyor” diyerek bu düzenlemede kendi paylarının olduğunu dile getirdi açık bir şekilde.

Nakliyat-İş ise “DİSK Başkanı ve Yönetim Kurulu, 12 Eylül Faşist generallerinin dahi cesaret edemediği, Sendikal Faaliyeti, Toplu İş Sözleşme Sürecini askıya alan, işçileri aynı ücretle çalışmaya mahkûm eden, yasal olmayan Genelgeye evet diyor. Bu DİSK’in İşçi Sınıfı Mücadelesinin inkârıdır, kabul edilemez.” diyerek bu genelgenin  “6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa uygun olarak çıkarılmadığı ve hukuki olmadığı” yönündeki tavrını koyup eylemler gerçekleştirmişti.

Sarı sendikacılığın geldiği noktaya şimdilik neyse diyelim…

Bizler de HKP’li işçiler olarak Toplu Pazarlık sürecini erteleyen, sendikal örgütlenmeleri askıya alan, yetki başvurularını, toplu sözleşme görüşmelerini en önemlisi de işçinin hak alma mücadelesinde en etkili silahı olan grev hakkını erteleyen bu yasayı tanımıyoruz. Bu yasayı savunan sendikaları da şiddetle eleştiriyoruz.

Ayrıca işten çıkartmaları yasakladık diyorlar. Ama yasaya aykırı olarak işçiyi işten çıkartan işverene sadece aylık brüt asgari ücret tutarında (2.945,00 TL) idari para cezası verileceğini, böylece işten çıkartmanın yasak olmadığını, cezayı ödeyen işverenin istediği işçiyi işten çıkartabileceğini de belirtiyor aynı yasa maddesi.

Ayrıca Kovid-19 salgını nedeni ile iş yükü artan market, PTT, kargo, dağıtım işçilerinin patronlar tarafından maliyeti artırma korkusu ile gerekli sağlık önlemlerinin (maske, eldiven vb) alınmadığını biliyoruz. Artan talebi karşılamak için üretim sektöründe çalışan işçilere yoğun baskıların yapıldığını biliyoruz. Bu işçilerin sosyal mesafeden uzak bir şekilde yan yana çalıştıklarını, yemekhanede yemek yediklerini, servis araçları ile işe gittiklerini biliyoruz.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bir aylık Kovid-19 raporunu açıkladı. Açıklanan rapor; 11 Mart-10 Nisan tarihleri arasında en az 159 işyerinden 855 işçinin testlerinin pozitif çıktığını tespit ettiklerini, Salgının başından bu yana, Kovid-19 vakası çıkmasına rağmen üretimin/hizmetin devam ettirildiğini, bazı işyerlerinde ise pozitif vakaların gizlendiğini, ya da bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmadığını, karantinadaki işçilereyse çoğunlukla ücretsiz izin verildiğini belirtiyor. Raporda Türkiye’de salgının ilk bir ayında kayıtlara geçen ve tespit edilebilen Kovid-19 nedenli en az 52 iş cinayetinin yaşandığı ifade ediliyor.

AKP’giller’in tamamen patronları, sermaye sınıfını koruyan Kovid-19 tedbirleri ne yazık ki İşçi Sınıfını, emekçileri ölümün kucağına atmıştır. Vicdanın, merhametin olmadığı bu Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi temsilcisi iktidar, ne yazık ki halkımıza zulüm etmeye devam ediyor ve iktidarda kaldığı sürece de ihanetlerine devam edecektir.

Ayrıca ABD emperyalizmi de bu salgınla bir kez daha çuvalladı. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ABD’de insana, kendi halkına değer vermediği için sağlık sistemi çöktü. Şu anda dünyada salgından en fazla etkilenen ülkelerin başında geliyor.

Oysaki sosyalist Küba kendi ülkesindeki salgını ev ev gezerek tespit ediyor, yeterli sağlık sistemi ve doktor sayısı ile kontrol altına alıyor, en önemlisi de başka ülkelere yardım elini uzatarak doktor gönderiyor.

Birgün Gazetesi’nin bir haberine göre “Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, Küba’da 10 bin kişiye düşen doktor sayısı ABD’de 10 bin kişi başına düşen doktor sayısının 3 katından fazla. Sosyalist Küba’da 10 bin kişiye 82 doktor düşerken, bu sayı Rusya’da 40, ABD’de 26, Çin’de ise 18 düzeyinde.” (03.04.2020). Ayrıca Küba, Kovid-19 salgını ile ilgili de ilaç geliştirdiğini ve ülkelerle paylaşacağını belirtti.

Bizler AKP’giller’in ruhunu bildiğimiz için bunlardan halk için, vatan için iyi bir şey yapacaklarına dair bir beklentimiz yok. Onlar da uşaklık ettikleri ağababaları, insan soyunu baş düşmanı ABD emperyalizmi gibi davranmaya devam edecekler. Yani halk düşmanı uygulamalarla halka zulüm etmeye, kasalarını doldurmaya devam edecekler.

Bizler İşçi Sınıfımızı, emekçi halkımızı bilinçlendirerek, örgütleyerek bir an önce Halk İktidarını kurmak ve bu asalaklardan, vatan hainlerinden, halk düşmanlarından kurtulmak istiyoruz. Tüm çabamız, enerjimiz, umudumuz bunun içindir.

Halkız Haklıyız Yeneceğiz !

22.04.2020

İstanbul‘dan Bir İşçi Yoldaş