Ah Güzel İstanbul…

06.05.2020
A+
A-

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

“Ah Güzel İstanbul”, bestesi Kadri Şençalar’a, güftesi Vecdi Bingöl’e ait olan bir şarkıdır.

İstanbul ülkemizin en kalabalık, en sıkışık şehri. 1950 yılından sonra köyden şehre göçle artan nüfus ve getirdiği sorunlar, son yirmi yılda daha da arttı. İstanbul’da 17 yıl kaldıktan sonra 2006’da Gaziantep’e gelmiştim.

O yıllarda trafik ve ulaşım sorunu ciddi boyutlarda idi. Belediye otobüsü ve dolmuşlarda çok yolculuk yaptım. Eskiden dolmuşla ayakta giderken başınızı eğmek zorunda kalırdınız. On dört kişilik dolmuşa 30 kişinin bindiği çok olurdu. Belediye otobüsleri hınca hınç dolu olur, inecek yolcuya izin vermek eziyet haline gelirdi.

İstanbul AKP’nin iktidar olduğu son on sekiz yılda önceki yıllara göre çok daha zor bir şehir haline geldi.  Aşırı yapılaşma şehri bitirdi. Sürekli imar planı değişikleriyle pek çok yer konut ve AVM alanı haline getirildi. Zeytinburnu, Ataköy bunun son örneklerinden. Kısaca adım atacak yer kalmadı. En son Üçüncü Havalimanı, Üçüncü Köprü şehrin son yeşil alanlarını da yok etti. Metrobüs, Metro ve Marmaray gibi toplu ulaşım araçları olmasına rağmen toplu ulaşım ve trafik 20 yıl öncesine göre çok daha sıkışık.

Bu Koronavirüs salgınında da vakaların çoğunluğu İstanbul’da. 1 Nisanda yapılan ilk açıklamada vakaların yüzde 60’ının İstanbul’da olduğu açıklanmıştı. Şu anda bu oranın daha da artması söz konusudur. 112 bin vakanın büyük olasılıkla yüzde 70’i yani 85 bini İstanbul’da olsa gerektir. Bu hesaba göre toplam 2900 vefatın da yüzde 70’i olan 2030’unun İstanbul’dan olması gerekir. Diğer ülkelerde Koronavirüs vakalarının olduğu yerleşim bölgeleri açık olarak belirtilir iken ülkemizde vakaların yerleri konusunda bilgi verilmemektedir.  Yine bütün ülkelerde vakaların çok görüldüğü şehirlerde özel önlemler alınır iken İstanbul’da bu önlemler alınmamaktadır.

Bu kadar çok vakanın olduğu İstanbul’da Sağlık Çalışanlarımızın durumu da zora girmektedir. Türk Tabipleri Birliği’nin raporuna göre tüm ülkeden bildirilen 3474 Covid-19 enfeksiyonu geçiren sağlık çalışanı olduğu, bunun 2005’inin İstanbul’da olduğu açıklanmıştır. Sağlık Çalışanını korumak, bu salgını önlemede ilk önce yapılması gereken iştir. Bu nedenle Sağlık Çalışanlarının kişisel koruyucu ekipman eksiği olmamalıdır. Oysa aynı raporda İstanbul’da sağlık çalışanlarının yüzde 40’ı tıbbî maskeye erişim konusunda sorun yaşadıklarını belirtmektedir.

28 Nisan itibarıyla diğer illerde Covid-19 ile ilgili önlemler daha kolay alınır iken İstanbul’da büyük zorluklar yaşanmaktadır. Salgının tepe noktasına ulaştığı, artık vakaların azalmaya başlayacağı söylenmektedir. Bu söylenince hemen AVM’lerin açılmasından söz edilmektedir.  Oysa kapalı AVM’ler yeterince havalandırılmadığı için salgının yayılmasında büyük bir risk oluşturmaktadır. Koronavirüs salgınının alacağımız en büyük derslerinden biri, şehirlerdeki yapılaşmalar ne kadar bozuk olursa, salgının o kadar büyük boyutlara kolayca ulaştığını görmektir. Koronavirüs enfeksiyonunu önlemenin birincil yolu kişiler arasındaki fiziksel mesafeyi korumaktır, denmektedir. Bu salgın sırasında en çok bu sözü duyuyoruz. Şehirlerimizi salgınlardan korumak için de binalar arasındaki mesafeyi açmamız gerekiyor. Başka yolu yok.

Başta İstanbul olmak üzere tüm şehirlerimiz bu salgından önemli dersler çıkarmak zorundadır. Salgından en çok emekçi halkımız ve sağlıkçılarımız etkilenmektedir. Emekçilerin haklarını gözeten bir iktidar, ancak salgından doğru dersler çıkarır bunu da unutmayalım.