Bir AKP-MHP ideolojisi olarak Ceza İnfaz Paketi

06.05.2020
A+
A-

Av. Doğan Erkan

Bir hukukpolitik inceleme olarak Meclisten geçen haliyle paketi -ancak önemli noktaları ayıklayarak- ele almaya çalıştık.

İfade etmeliyiz ki, kapatarak cezalandırma, çağdaş ceza hukuku felsefesinde ve ileri insan hakları tartışmalarında tartışmalı görülmektedir.

  1. Yüzyıl Kara Avrupası hukukunun Toplumsal Ceza Hukuku kuram kurucularından Filippo Gramatica şöyle der:

“Gerçeği gören ve insanları bilen en yetkin toplumsal insan adaletinin değişmez amacı içinde, her şeyden önce cezaevlerini kaldıralım.” (Gramatica, Toplumsal Savunma İlkeleri, s. 434)

Elbette, Türkiye siyasal/sosyolojik gerçeğinde bu bize çok uzak bir moment. Ne iktidar, toplumsal muhalefete ve toplumsal sorunlardan kaynak alan suçlara karşı böylesi bir insani hukuk perspektifine sahip; ne de demokratik bir ülke kurulana kadar halka ve ülkeye karşı işlenmiş suçların ve kökenlerinin ortadan kaldırılmasına kadar elimizde başka bir araç var.

Bu bağlamı kısa tutarak, gerçek bir penolojide tek cezalandırma yönteminin kapatarak cezalandırma olmadığını söyleyerek şimdilik geçelim.

Bu bağlam bize başka bir denklemin olanağını kurar: kısmi/özel/genel bir af ya da af sonucunu doğuracak düzenleme olacaksa, toplumsalcı ceza hukukçuları açısından bizler bireylere karşı işlenmiş suçlara değil, devlete karşı işlendiği varsayılan suçlarda -ceza hukuku politikasında siyasi suçlar dediğimiz suçlara- af ya da indirim talep etmek açısını tercih ederiz. Ve buradan Türkiye İnsan Hakları mücadelesi 30 yıllık bir formül çıkarmıştır: Devlet, yurttaşlara karşı işlenmiş suçları affedemez, ancak kendisine karşı işlenmiş suçları affedebilir.
Elbette bu iyimser bir talep. Bizleri, kendi dizgemizde durma üzerinden sınırlayan -olumlu anlamda- bir tutum noktasıdır bu.

AKP+MHP ittifakı, bu tutumun tam tersinden bir paket hazırladılar ve Meclisten geçirdiler.
Tüm adli suçların infazında özel af niteliğinde infaz indirimleri getirdiler, ancak “terör” dedikleri ve kapsamıyla uygulamasını istedikleri anda toplumsal muhalefetin herhangi bir bileşenini içerecek oranda geliştirdikleri “suç” eylemlerinin infazına ise fiili ağırlaştırma.

Bu dahi bir ideolojik gösterge olmaya yeterli.

Paketin en tepki çeken ideolojik göstergeci ise, cinsel suçlara getirilen infaz indirimi.

Bu ideolojinin kadını ve hatta kız çocuklarını cinsel meta olarak gören ve bunu meşrulaştırmaya dönük gerici algısı artık tüm toplumun malumu. Kız çocukları bir an önce evlendirilecek, erkeğin cinsel kölesi, ev işlerinin kölesi, tabiiyet altındaki cinsiyet olacak ve bunu “ibadet” sayacak. Çünkü din kuralları böyle emrediyor!
Kadın sorununun sosyolojik boyutuna da bu yazının kategorik sınırları açısından giremiyoruz. Lakin iktidarın kadın/çocuk algısına dair bu tespiti yapmadan pakete giriş yapmayı mümkün görmedik.

Bir Tespit: Gerekçesinde Penolojiden çokça bahsedip Viktimolojiden hiç bahsetmeyen İnfaz Paketi.

Penoloji: Suçluların cezalandırması ve ardından topluma kazandırılması yöntemlerini araştıran bir suç bilimi dalıdır. Paket gerekçesinde sık sık atıf yapılmış.

Viktimoloji: Mağduru inceleyen bilim dalı (mağdur bilim). Bu da sosyal bilimlerde ceza biliminin bir diğer kolu. Paket gerekçesinde hiçbir atıf yok. Yani pakette mağdurlar gözetilmemiş

 

Önemli maddelere bakalım:

Paket 1. Madde ile; infaz hâkimliklerine dair görev alanı kapsamı genişletiliyor.

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin verdiği kararlara yönelik şikâyetleri incelemek; ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin hâkim veya mahkeme tarafından verilmesi gerekli kararları almak (örneğin müddetname itirazları, infaz aşamasındaki içtima hesabına itiraz vb. son karar mahkemesinde yapılıyordu. Kanun infaz hâkimliğini bir uzmanlık hâkimliği olarak geliştirmek ve infaza dair her hususu infaz hâkimliği kapsamına almayı amaçlıyor. 1. Madde gerekçesinde de bu söylenmiş) bu mahkemenin görev alanına sokuluyor.

  1. Madde de buna paralel olarak infaz hâkimliklerinin görevleri sayılırken aynı ekleme yapılmış ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin mahsup, ceza zamanaşımı ve hükümlünün ölümü hallerinde verilecek kararlar da dahil olmak üzere hâkim/mahkemece verilecek kararların alınması görevini infaz hakimliğine vermiş TÜM MADDELER BUNA UYARLANMIŞ. Çoğu teknik değişiklik bu sebeple. Bunları tek tek sıralamıyorum.

Paketin 10. Maddesiyle CMK 53’de bir değişiklik yapılıyor.

  1. Madde, hapis cezası infazı tamamlanıncaya kadar belli sosyal/kamusal hakların kullanılmasını kısıtlayan madde. Değişiklikte Hapis cezasının fiili cezaevinde geçen süreden sonra uygulanan denetimli serbestlik/veya koşullu salıverme sürecinde bu kısıtlılıkların uygulanmayacağı düzenleniyor. Böylece hükümlünün cezaevinden çıkınca toplumsal hayata adaptasyonu sağlanması amaçlanıyor.

Tek başına olumlu düzenleme, ancak hükümlü çalışma/çalıştırma düzenlemelerinde toplumun kaygılarını giderecek düzenlemelerle desteklenmesi, hükümlü çalıştırma zorunluluklarının sosyalleştirilmesi, değişikliğe uygun infaz ya da infazın tamamlanmış sayılması hallerine paralel olarak adli sicil kanununda da değişiklik yapılması gerekir.

Paketin 11. Maddesiyle TCK 86 (kasten yaralama suçu)’nda değişiklik yapılıyor ve “canavarca saikle” yaralama hali -bir ağırlaştırıcı sebep olarak- getiriliyor. Diğer yaralama ağırlaştırıcılarından farklı olarak ceza iki katına çıkarılıyor. (Diğer ağırlaştırıcı haller yarısı oranında arttırma.)

Paketin 13. Maddesiyle TCK 220 (suç işlemek için örgüt kurma) suçunun cezası “dört yıldan sekiz yıla” şeklinde arttırılıyor. (Mevcut hali 2 yıldan 6 yıla kadardı.)

Aynı maddedeki 2. Fıkra ise örgüte üye olmayı düzenliyordu. O da “2 yıldan 4 yıla” haddinde arttırılıyor. (Mevcut hali 1 yıldan 3 yıla kadardı.)

Bu alanda iki temel sorun var:

i- Örgütlü suçlar ya da örgüt isnadı siyasi iktidarın keyfine kalabiliyor. Nitekim bu yorumun benzerini -iktidardan müstesna da olsa- Yolsuzluk Soruşturmasında iktidar üyeleri lehine takipsizlik kararı veren savcının KYOK kararında da görebiliyoruz. Toplu işlenen/işlendiği iddia edilen suçlarda adli olaylarda da “suç örgütü” isnadı yapmak, ama daha önemlisi siyasi olaylarda daha meyyal olarak hemen “örgüt” isnadı yapmak alışkanlığı görülüyor. Bu sözler bizzat o savcıya ait.

ii- Yine bir toplumsal muhalefet etkinliğine/eylemine, yasal toplumsal örgütlenmelere de terör örgütü isnadı yapma meyyali yukarıda söylediklerimize paraleldir. TMK ise TCK 220 üzerinden arttırım yaptığı için, örneğin Gezi eylemlerinden yargılanan yurttaşlara buradan başlatılacak bir terör soruşturmasıyla, salt bir eyleme katılmaktan terör örgütü bağlamı kurmak ve 6 yıla kadar hapis cezası vermenin önü açılacak.

Ankara’da halen Gezi eylemlerine katılan yurttaşlara açılan ve terör suçlamasıyla sürdürülen bir dava olduğunu hatırlatalım. Toplumsal muhalefet temsilcilerine, gazetecilere, belediye başkanlarına, öğrencilere, Deniz Gezmiş’i ve Mahir Çayan’ı anan gençlere, havaalanı işçilerine terör propagandasından iddianame düzenlendiğini göz önüne alarak değerlendirelim.

Paketin 15. Maddesiyle CMK 109’da düzenlenen Adli kontrol müessesesine ek yapılarak, ağır hasta ya da engelli olması sebebiyle bu durumu Adli Tıp raporuyla ortaya koyanlar ve bu nedenlerle tek başına yaşayamayacak olanlar ile, hamile olanların veya doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde olanların tutuklanmak yerine adli kontrol altına alınması imkanı getiriliyor.

Bu kişilerin dosyası İstinaf veya Yargıtay aşamasındaysa da ilk derece mahkemesi UYAP üzerinden tutuklama kararını kaldırıp adli kontrol verebiliyor.

Esasen bu durumda olanları da kapsayacak şekilde tutuklanmasının zaten ölçüsüz olmaması gerektiği, ölçüsüz olacaksa adli kontrol verilmesi yönünde hüküm var CMK’de. Tutuklama bir istisna tedbir olmalı, katalog suçlar düzenlemesi (CMK 100/3) kaldırılmalı, tutuklama gerçekten istisna olacak şekilde düzenlenmeli ve soruşturmayı tehlikeye düşürmeye dönük eylemselliği mutlaka aramalı.

Paketin 17. Maddesi ile CMK 272. Maddesine değişiklik önerilerek, istinaf yolu kapalı olan hükümlerin infazında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına sebep olmaması öngörülüyor.

Paketin 18. Maddesiyle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİK) madde 14’de değişiklik önerilerek, 3 yıl ve altında kalan hapis cezalarının (kasta dayanan suçlardan) doğrudan açık cezaevlerine infaz edilmesi kuralı getiriliyor. Örgüt suçları, terör suçları, cinsel suçlar, mükerrer cezalar ve bozulan şartlı tahliyeler hariç olmak üzere.

Aynı madde, taksirli suçlarda doğrudan açık ceza infaz kurumunda infazı ise 5 yıla kadar olan hapis cezalarına çıkarıyor.

İcra ve İflas kanunundan doğan suçların da doğrudan açık ceza infaz kurumunda çektirilmesi düzenleniyor.

Adli para cezasından hapis cezasına çevrilen suçların infazı da aynı maddeyle doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınıyor.

Toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar, terör suçları, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, uyuşturucu ticareti suçlarının kapalı infaz sürelerinin sonunda açık cezaevine nakilleri ise:

i- Cezaevi gözlem kurulu kararına

ii- Ve bu kararın infaz hâkiminin onaylamasına bağlı hale geliyor.

Firar edenler, başka suçtan tutuklananlar, kınamadan cezasından daha ağır disiplin cezası olanlar açık cezaevinden tekrar kapalıya gönderilebiliyor.

Mevcut halde hamile veya doğumdan sonraki 6 ay içinde bulunan kadın hükümlülerde infazın ertelenmesi mümkünken, paketin 19. Maddesi, CGTİK 16. maddesindeki bu süreyi doğumdan sonraki 1 yıl 6 ay olarak değiştiriyor. Böylece hamile ya da bebekli annelerin bebekleri 1 buçuk yaşına gelene kadar infaz ertelenebilecek.

CGTİK 17. Madde mevcut halde hükümlünün hastalığının sürekli tedaviyi gerektirmesi halinde hükümlünün isteğiyle infazın ertelenmesini düzenliyordu. Paketin 20. Maddesi ile hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları halinde de infazın ertelenmesi düzenleniyor. Ve her iki durumda da infazın ertelenme süresi 6 aydan 1 yıla çıkarılıyor.

Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin kamu kurum ve kuruluşlarının iş alanlarında çalıştırılabileceği, bu sürenin infaz süresinden sayılacağı imkânı geliyor. Bu şekilde çalıştırılan hükümlülere uygulanacak kısıtlayıcı hükümlerin cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülüyor.

BU MADDE GÜVENCESİZ ÇALIŞTIRMA, ANGARYA YASAĞI İHLALİ YARATMAYA ÇOK AÇIK.

Temel bir hak olan Zorla Çalıştırma Yasağı (AİHS 4. Madde) sayılabilecek kısıtlamalara açık. Ayrıca temel hak ve hürriyetlere ilişkin kısıtlama Anayasa 13 uyarınca ancak kanunla getirilebilir. Bunu Cumhurbaşkanı yönetmeliğine bırakmak, Anayasanın 13. Maddesi ile güvence altına alınan kanunilik ilkesine de aykırıdır.

Paketin 33. Maddesiyle CGTİK 66. Maddede değişiklik yapılarak salgın hastalık halinde hükümlüye, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılarak ailesine ulaşma hakkı öngörülüyor.

Paketin 36. Maddesiyle CGTİK 89. Maddeye DENETİMLİ SERBESTLİK DE DAHİL KOŞULLU SALIVERME KOŞULU OLMAK ÜZERE ve CEZAEVİNDE GEÇİRİLEN TÜM SÜRECİ ELE ALACAK BİR “İYİ HAL” DEĞERLENDİRMESİ GELİYOR.

Olağan durumda toplumsal iyileşme, hükümlünün infazının tamamlandığı anda aranması gerekirken, madde infaz sürecinin tamamında iyi hal arıyor.

Bu halde çektirilen infaz neyin infazı? İnfaz sürecinin kendisi ve toplamının toplumsal iyileştirme yaratması beklenmez mi? Başlangıçta “suçlu”dan hangi iyi hali bekliyoruz?

Kapsamı öyle geniş ki, madde gerekçesinde, cezaevi yönetimine, hükümlünün cezaevine girmeden önceki sürecine dair bilgi ve belge toplamak da öneriliyor. Suç eylemi öncesine dair Kişisel verilerin kaydedilmesinin hukukiliği tartışması yanı sıra, süjenin bütün bir yaşam sürecine, normlarına ve formlarına dair bir kalıplaştırma tehlikesi, İktidarın keyfiliğine çok açık, nesnel kriterlerin de olmadığı ideolojik eğilimli bir iyihal ölçütü görünüyor. Suçlunun topluma kazandırılması, onunla toplumsal kural ihlalini ve bunun sebeplerinin süje üzerindeki etkilerinin esas olarak müeyyide ve ödüller (infaz kanununda geçen ödüller) yoluyla ortadan kaldırılması demek, onu bir iktidar/idare kalıbına dökmek demek değildir. Yasa ve gerekçesinin önerdiği bu durumun adı TREDMAN’dır. Bu kabul edilebilir değil.

Maddenin 7. Fıkrasının İdare ve Gözlem Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tâbi tutulma süreleri yönetmeliğe bırakması da, kanunilik ölçütüyle bağdaşmayacak ve idari keyfilik üzerine bir idari ihdas keyfiliği daha katacaktır.

Paketin 45. Maddesiyle, hükümlünün kamuya yararlı bir çalıştırma durumuna en azından saat bakımından sınırlama getiriliyor. Kamuya yararlı bir işte çalıştırma; Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde düzenleniyor.

Paketin 46. Maddesiyle, CGTİK 105/A değiştirtilerek, denetimli serbestlik uygulaması şartlarından biri olan, cezasının son 6 ayını açık cezaevinde geçirmiş olma şartı kaldırılıyor. Denetimli serbestlik süresinin kapsamı genişliyor.

Ancak iyihal koşulu korunuyor ve iyi hal değerlendirmesinin kapsam ve keyfiliğinin arttırılmasına dair yukarıda yazdıklarımızla birlikte düşünülmelidir.

Cezaevinde infaz süresinin 4/5’i dolduktan sonra denetimli serbestliğe çıkan şeklindeki paketin ilk halindeki değişiklik geri çekildi ve koşullu salıvermeye bir yıl kala denetimli serbestliğe dönme maddesine -önceki hale- geri dönüldü.

Denetimli serbestlik içindeki süjeye, bu süre içinde alt sınırı 1 yıl veya daha fazla bir suçtan dolayı kovuşturma başlaması halinde denetimli serbestlik kaldırılıyor. Kanaatimizce bu sebep “kovuşturma” değil “hüküm” olmalı. Zira Masumiyet karinesi hüküm kesinleşene kadar korunan bir karinedir.

PAKET 48. MADDE: KOŞULLU SALIVERİLME

(CGTİK 107 değişikliği): Öneriye göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmi dört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilecekler.

Mevcut durumda yasa: müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet bakımından aynı sürelere tabi. Ancak diğer suçlarda infaz süresi 2/3 idi. Öneriye göre bu 1/2 olacak. 15 temmuz sonrası 2016 yılından önce gerçekleşen suç eylemlerine dönük ceza infazlarında da aynı rejim OHAL KHK’si ile getirilmişti. Bu kez kalıcı olarak infaz süreleri 1/2’ye indiriliyor.

İstisna olan (2/3 infaz oranı olan) suçlar ise şunlar:

* kasten öldürme,

* neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra iki, bent d- mağdurun yüzünde sürekli değişikliğe sebep olacak şekilde yaralama),

* işkence ve eziyet,

* özel hayata ve hayatın gizli alanına ilişkin suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138),

* devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçu,

* örgüt suçları (terör dışındaki suç örgütü suçları),

* cinsel suçların bir bölümü ( TCK’da nispeten hafif olanları-102/1, 104/1).

Cinsel suçlarda 3/4 rejiminde kalmaya devam eden -mevcuttaki gibi- nitelikli haller ise şunlar:

* organ veya cisim sokarak cinsel saldırı (TCK 102/2),

* evlenme yasağı bulunduğu halde çocuğun cinsel istismarı (TCK 104/2, ve 104/3: aile içi çocuk tecavüzleri ve evlat edinilene tecavüz dahil),

Bunlar yine 3/4 infaz rejiminde bırakılıyor.

ÖNEMLİ SORUN: Cebir ve şiddet olmasa da 15-18 yaş arasındaki çocukla cinsel ilişki kuranın cezasının (TCK 104/ 1) infazı 3/4’den 2/3’e düşürülüyor. Bu düzenleme ile ÇOCUK GELİN olgusu meşrulaştırılıyor. Bu kabul edilemez!

MAĞDURUN GÖZETİLMEDİĞİ, VİKTİMOLOJİ BİLİMİNİN GÖZARDI EDİLDİĞİ KISIMLAR BURALAR. İktidarın bu konudaki gerici ideolojisi, Bilime yer vermiyor…

Terör suçları ise 3/4 infaz süresini koruyor.

Uyuşturucu imal ve ticareti suçlarında da infaz süresi 3/4’ü koruyor.

Aynı maddede denetimli serbestlik süresi 2 yıla çıkarılıyor. Ancak bu yetki infaz hâkimine veriliyor. İyihal değerlendirmesi burada da geçerli.,

KİMLER ÇIKIYOR?

ÖZEL AF NİTELİĞİ SONUCU DOĞURACAK MADDE GEÇİCİ 6. MADDE

30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, 105. Maddedeki “koşullu salıverme süresine 1 yıl kalanların denetimli serbestliğe ayrılabilecekleri” düzenlemesindeki bir yıl, 3 yıla çıkarılıyor. Koşullu salıverilmesine (yani cezaevinde infaz süresi tamamlanmasına) 3 yıl kalanlar çıkacak. Bunun istisnası da;

– kasten öldürme,

– üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu, (madde 87, fıkra iki, bent d) (BURDA ÖNCEKİ CÜMLEYE DİKKAT ETMEDEN CÜMLE TEKRARI VAR-İkinci değişiklik sebebiyle),

– işkence ve eziyet suçları,

– cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105 tamamı),

– özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,

– Devletin Güvenliğine karşı suçlar, Anayasal Düzene Karşı suçlar, Milli Savunmaya Karşı Suçlar,

– Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar.

Bunlar eskisi gibi, infazlarının tamamlanmasına ancak bir yıl kala denetimli serbestliğe çıkabilecekler.

Koşullu salıverilenin denetimli serbestlik süresi, mevcut durumda, kalan infaz süresinin yarısı kadarı. Aynı maddeyle (paket 46, CGTİK 107) koşullu salıverilenin (infaz süresi tamamlananın) denetimli serbestlik süresi kalan infaz süresinin tamamı haline çıkarılıyor.

Paketin Meclisten çıkan halinde iktidarın açık tercihleri görünüyor. Ve bu tercihlerin nereden/kimden/hangi suçtan yana olduğu, iktidarın ideolojisini açıkça ortaya koyuyor.

Cinsel istismar ve taciz suçlarına, gasp ve benzer nitelikte adi suçlara infaz indirimi gelirken, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan hâlâ içerde. Başkaca söze gerek kalmadığını sanıyoruz…

14.04.2020