Site rengi

Tasarım

AKP İktidarı Bir Halk Sağlığı Sorunudur

14.01.2024
314
A+
A-

Dr. Mustafa Şahbaz

Dünya sağlık Örgütü (DSÖ) ya da İngilizce adıyla World Health Organization (WHO) Sağlığı şöyle tanımlar:

“Sağlık, insanın Bedensel, Ruhsal ve Toplumsal tam bir iyilik halidir.”

Bedensel olarak “tam iyilik hali”, bu tanımlama içinde en kolay anlaşılacak olanıdır. Yani insanın bedeninde, onun yaşam kalitesini düşürecek, yaşama sevincini gölgeleyecek herhangi bir rahatsızlığın ya da engelin olmaması halidir, bedensel sağlık. Hani halkımız der ya; “İnsanın neresi ağrıyorsa canı oradadır”, diye. Yani bedenimizde bize ağrı veren ya da normalde rahatça yapabildiğimiz etkinlikleri, eylemleri yapmamızı engelleyen bir durum varsa sağlığımız bozulmuş demektir.

Halkımızın bilgece dile getirdiği gibi ağrılar, bedenimizin o bölgesinde hatta bazen tüm bedenimizde bir şeylerin yanlış gittiğini, sağlığımızın tehlikede olduğunu, bu tehlikeyi gidermek için bir şeyler yapmamız gerektiğini bize duyuran alarmlardır.

Örneğin, Akut apandisitte insan dayanılmaz bir karın ağrısıyla karşı karşıyadır. Karın kaslarının kasılmasına bağlı olarak karında sertlik de bir başka dikkat çekici belirtidir. Bu ve diğer belirtiler, bizi doktora, hastaneye gitmeye yönlendirir, zorlar. Bu sayede, yani bu ağrıların uyarması sayesinde, doktora başvurmamız, tanı konulmasını sağlar. Tanı akut apandisit olunca acilen cerrahi müdahale gerekir. Acilen ameliyata alınırız. Böylece hayatımız kurtulur. Aksi durumda apandisit patlar, karın iç duvarını saran periton dediğimiz zarın iltihabı (peritonit) sonucu ölür insan.

Örneğin, idrar yollarının son bölümü olan üretra bir taş ya da tümör-ur (örneğin prostat büyümesi) sonucu tıkanırsa duyacağımız ağrıya ek olarak, idrar çıkaramadığımız için idrar, idrar kesesinde normalden fazla birikir. Glob Vezikal dediğimiz durum oluşur. Yani idrar torbası, normalde hacminin alabileceğinden daha fazla idrarla dolar; çıplak gözle bile karında bir şişlik biçiminde görünür hale gelir. Ve kişide dayanılmaz ağrılara neden olur. Bu alarmlar da bizi doktora, hastaneye gitmeye zorlar. Hastanede önce tanı konur, sonra tedavi başlar: Yolu tıkayan taş ise bir girişimle ya da ameliyatla taş alınır. Tümöral bir tıkanma varsa önce idrarı boşaltmak için sonda ya da katater takılarak biriken idrar bertaraf edilir, boşaltılır. Sonra ameliyat ile bu iyi ya da kötü huylu ur alınır. Hastalığımız, dolayısıyla ağrılarımız yok olur, sağlığımıza kavuşmuş oluruz. Böylece hem hastalık yapan neden bünyemizden atılmış olur hem de idrarın böbreklere doğru birikerek baskı yapması sonucunda oluşacak böbrek hasarı ve giderek böbrek yetmezliğinden de kurtulmuş oluruz.

Amacımız, tıp dersi vermek değil. O yüzden örnekleri çoğaltmaya gerek yok.

Yani demek istediğimiz “bedenin tam bir iyilik hali” biraz kolayca anlaşılabilir.

Ama kazın ayağı öyle değildir.

Çünkü bedence tam bir iyilik hali, insanın kendisinin hissedebileceği ağrıların ve rutin eylemlerini engelleyici arazların (örneğin körlük, sağırlık, bedensel engellilik vb.) olmamasından, bulunmamasından çok öte bir durumdur.

Beslenmede Aslolan
Yeterli ve Dengeli Beslenmedir

Örneğin, kişide yukarıda zikrettiğimiz tarzda bir bulgu yoktur. Ama Yeterli ve Dengeli Beslenme sağlanamadığı için çok daha derin sağlık sorunları yaşıyor olabilir.

Yeterli ve dengeli beslenme her yaştaki insan için önemlidir. Fakat özellikle çocuklar ve gebe anne adayları, hastalar, yaşlılar ve ağır işte çalışan insanlar için çok daha önemlidir.

Nedir yeterli ve dengeli beslenme?

Bedenimizin sağlıklı olması için gereken besinler beş gruptur:

1- Bedenin yapı taşı olan Proteinler: Et, süt, peynir, yoğurt, yumurta…

2- Bedenin enerji ihtiyacını karşılayan Karbonhidratlar: Ekmek, makarna, pirinç, şekerli gıdalar…

3- Yine bedenimizin enerji ihtiyacı için tüketilen Yağlar: Bitkisel ve hayvansal yağlar…

4- Vitaminler,

5- Mineraller.

İşte tüm bu besin gruplarından yaşa, cinsiyete, yapılan işe göre yeterli ve dengeli miktarda besinin bedenimize girmesi gerekir.

Yeterliden kasıt iki yönlüdür:

1- Bedenin gereksiniminden az olmayacak,

2- Bedenin gereksinim duyduğundan fazla da olmayacak.

Yani günde 2500 kaloriye ihtiyacı olan bir kişi, 1500 kalorilik besin alırsa bu yeterli bir beslenme olmaz. Aynı kişi 4000 kalori değerinde besin alırsa bu da sağlıklı olmak için yeterli-uygun bir durum (ya da iyi bir durum) yaratmaz. Yeter miktarın üzerinde alınan besin yağa dönüştürülerek depolanır, obeziteye (kilolanmaya) neden olur. Sağlığı bozar.

Alınan besin, kalori bakımından yeterli olabilir ama aynı zamanda dengeli de olmalıdır. Alınan besinde yukarıda sözünü ettiğimiz 5 grup gıda, dengeli bir biçimde yer almalıdır. Yani sadece ekmek yiyerek gereken kaloriyi almak mümkündür ama bu iyi bir beslenme biçimi değildir. Aynı miktar kaloriyi proteinden ya da yağdan almak da sağlıklı bir beslenme değildir. Vitaminler ve mineraller ise kalori bakımından bir ağırlık taşımazlar. Onlar, aldığımız besinlerin bedenimize yararlı hale gelmesi ve bedensel varlığımızın devam etmesi için gereken metabolik olaylarda ve günlük aktivitelerimizin yerine getirilebilmesi için gereken enerjiyi sağlamakta katalizör (işlemin olmasını sağlayıcı ve hızlandırıcı) rol oynarlar ve ayrıca ölen hücrelerimizin yerine yenilerinin yapılması gibi yaşamsal süreçler için mutlaka bulunması gereken yardımcı unsurlardır.

Yeterli ve dengeli bir beslenmeden söz edebilmek için demek ki hem kalori bakımından yeterli bir besin alacağız hem de bu besinde proteinler, karbonhidratlar ve yağlar belirli oranda yer alacak. Tabiî bu besin, vitaminleri ve mineralleri de içerecek. Bu oranlar da genel bir yaklaşımla şöyledir:

– Yüzde 25 protein,

– Yüzde 25 yağ,

– Yüzde 50 karbonhidrat.

Bir günlük kalori ihtiyacını kadınlar için 2000, erkekler için 2500 kabul etmek pratik bir yaklaşımdır. Bu rakamlar doğrultusunda bakarsak kadınlar ve erkekler için hesap şudur:

Besin Gruplarına Göre Kadınlar ve Erkekler İçin Gereken Günlük Kalori ve Gram Hesabı
Cinsiyet Besin Grubu Kalori Gram
Kadın

2000 Kalori

Protein 500 125
Yağ 500 55
Karbonhidrat 1000 250
Erkek

2500 Kalori

Protein 625 156
Yağ 625 70
Karbonhidrat 1250 312
Protein ve karbonhidratların bir gramında 4, yağların bir gramında ise 9 kalori vardır.

Demek ki, bedenimizin yapı taşını, ana yapım maddesini oluşturan proteinlerden günlük olarak kadınlar için 125 gram, erkekler için 156 gram alınmalıdır. Ve proteinler vücutta depo edilemezler. Günlük olarak alınmaları gerekir. Yukarıda da değindiğimiz gibi protein kaynakları genellikle hayvansal gıdalardır. Bitkisel gıdalarda da protein bulunur fakat günlük olarak en az 50-60 gramı hayvansal besinlerden alınmalıdır. Çünkü bedenimizdeki proteinler 20 adet aminoasit molekülünden sentezleştirilir. Bu 20 amino asitten 12’sini bedenimiz bitkisel proteinlerden de sentezler. Fakat 8 tanesini sentezleyemez. Ve bu 8 amino asidin (ki bunlara esansiyel-temel amino asitler denir) dışarıdan hazır alınmaları gerekir ve bu amino asitler bitkisel proteinlerde bulunmaz. Yani bu yapıtaşları için günlük olarak hayvansal besinlerden yeterli miktarda almamız gerekir; böylesine önem taşır beslenmede hayvansal gıdalar.

Fazla detaya boğmamak için özetçe anlatmaya çalıştığımız Yeterli ve Dengeli Beslenme bu iken halkımız beslenme konusunda ne durumdadır?

Bırakalım hayvansal besinleri, bitkisel besinlerin bile yanına yaklaşamamaktadır emekçi halklarımız. Örneğin pazarların kapanmasını beklemekte insanlarımız ki, atılan meyve ve sebzelerden çocuklarına yedirebileceği bir şeyler bulup evine götürebilsin. Örneğin kendisine uzatılan mikrofona bir kasap vatandaşımız şöyle diyor: “İnsanlar, artık 10 liralık tavuk eti istiyor. İçim sızlıyor.” Röportajı yapan muhabir; “10 liralık tavuk eti ne kadardır?”, diye sorunca da terazide tartarak gösteriyor: Bir avuç bile gelmeyecek kadar bir miktar…

Halkımızın hayat pahalılığı karşısındaki bu içler acısı durumunu uzun uzun anlatmak gerekmiyor; hepimiz her gün bu gerçekliği, iliğimize kadar yaşıyoruz.

Bu mahrumiyet nelere sebep oluyor?

 Çocuklarımız Bedence ve Zekaca
Bodur Kalıyor AKP İktidarında

Şimdi de ona bakalım:

Birgün Gazetesi’nden Sibel Bahçetepe’nin haberi:

“Giderek derinleşen ekonomik kriz, gıda fiyatlarındaki ciddi artış özellikle dar gelirli aileleri vuruyor. Bu durum sağlıklı ve dengeli beslenmeyi de etkiliyor, çocuklarda yetersiz beslenme yaygınlaşıyor. Hekimler, yetersiz beslenmenin çocukların fiziki ve bilişsel gelişimini bozduğunu, bodurluğu giderek artırdığını belirterek ‘Çocuklarda son yıllarda demir eksikliği, obezite, protein eksikliğinden kaynaklanan malnütrisyon dediğimiz beslenme bozuklukları daha çok görülmeye başladı. Sık enfeksiyona yakalanıyorlar, hastalıklarla boğuşuyorlar. Bunun temelinde sağlıksız ve yetersiz beslenme yatıyor’ dedi.

“Özellikle okul çağındaki çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi çok önemli. Bu nedenle ‘Okullarda bir öğün ücretsiz yemek’ kampanyaları düzenlendi, çocukluk çağı sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekildi. Son olarak AKP’nin seçim öncesinde vaat ettiği okul öncesi ve yatılı okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verme uygulamasını kaldırması da tepkileri artırdı.” (https://www.birgun.net/haber/beslenme-yetersiz-cocuklar-bodur-469590)

Pekiyi halklarımız niye bu durumdadır? Bu beklenmedik, sürpriz bir durum mudur?

Halkımız der ya; “Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim”, diye. O hesap; “Kimi iktidara getirdiğini söyle, başına neler geleceğini söyleyeyim.”

Parababaları düzeninde yaşıyoruz. Kim iktidara gelse emekçi halklarımızın ürettiği değerleri, devlet denilen zor makinasını kullanarak halkın elinden alacak, Modern (Finans-Kapital) ve Antika (Tefeci-Bezirgân) Parababalarına aktaracak. Fakat bu Parababaları düzeninin dümeni, ulusal ve uluslararası Finans-Kapitalin rahle-i tedrisatından geçmiş elemanların elinde olunca bu sömürü çarkı biraz daha inceltilmiş olarak uygulanır. Finans-Kapital sömürüsü de çok acımasız bir sömürüdür. Fakat kitlelerin tahammül gücünü, iyi kötü hesaba katmak becerisini gösterir. Fakat dümende Tefeci-Bezirgân Sermayenin temsilcisi Ortaçağcılar olunca sömürü çarkı iyice pervasızlaşır. Çünkü Tefeci-Bezirgân Sermaye ve onun temsilcisi siyasiler, Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın deyişiyle; “Burnunun ucunu şalgam diye ısırmaya ve bindiği dalı her zaman keyif için kesmeye hazır” olacak kadar öngörüsüz; hele konu sömürü, kasa-kese, küp doldurmak olunca hiçbir şey görmeyecek kadar gözü dönen vurgunculardır.

Ne demek istediğimizi kestirmeden rakamlar söylesin:

2023 yılının 31 Aralık gününe kadar;

– Asgari ücret: 11.402 TL,

– En Düşük Emekli Maaşı: 7500 TL,

– Engelli Maaşı: Yüzde 40-69 Engelli ise: 2.348 TL; Yüzde 70 ve Üzeri Engelli ise; 2.811 TL’dir.

Rakamları daha fazla uzatmayalım. Bu kadarı bile halkımızın hal-i pür-melalini göstermeye yeter de artar.

Pekiyi emekçi halkımız kendi ürettiği değerin bu kadar azını (devede kulak) alırken geriye kalanını (deveyi hamuduyla) yutanlar kimlerdir?

Başta Tayyip ve ailesi, sonra da üçlü, beşli onlu çeteleri ve kademe kademe AKP’gillerdir; Finans-Kapital + Tefeci-Bezirgân Sermayedir. Tabiî söylemeye hacet bile yok, aslan payını da Uluslararası Parababaları, Emperyalistler götürmektedir.

 Konutsuzluk (Barınamama) Sorunu,
AKP İktidarında Katmerlenmiştir

AKP iktidarlarında giderek kangrenleşen Konut Sorunu’na da kısaca bir göz atalım. Daha doğrusu halkımızın yukarıda sözünü ettiğimiz geliriyle karşılamak zorunda olduğu konuta nasıl ulaşabileceğini görelim. Sağlıklı, hijyenik bir konutta oturmak her insanın hakkıdır. Kaldı ki, sağlıklı olmak ve sağlıklı kalabilmek için sağlıklı bir konutta barınıyor olmak gerekir. Sağlıklı konut nasıl olmalıdır, sorusunun cevabına girerek sözü uzatmayalım. Türkiye gerçekliğine bakalım:

“Barınma sorunu her geçen gün artıyor. Satılık ve kiralık konut fiyatları özellikle büyükşehirlerde uçtu. İstanbul’da ortalama konut kirası 17 bin lirayı geçti. Yani bir asgari ücretli, maaşıyla kirasının sadece yüzde 67’sini karşılayabiliyor.” (https://www.haberturk.com/istanbul-da-ortalama-kira-17-bin-lirayi-gecti-3638745)

Hani bir Nasreddin Hoca fıkrası vardır:

Hoca’nın canı bir gün ciğer yahnisi çekmiş. Eve kasabın çırağıyla 2 okka ciğer göndermiş. Hanımına da akşama pişirmesini iletmiş, kasabın çırağı aracılığıyla. Hanımı ciğeri pişirirken komşularıyla lafa dalmış; ciğerlerin ateşin üzerinde olduğunu unutmuş. Haliyle ciğerler yanmış. Akşam Hoca, ciğer yiyeceği düşüncesi ve iştahıyla sofraya oturmuş; hanımı önüne bulgur pilavı koyunca Hoca; “Hanım ciğer nerede?”, diye sormuş. Hanımı da mahcubiyetten yalana başvurmuş. “Hoca, ciğeri bizim bu pis kedi yedi.”, demiş. Hoca, hemen kediyi alıp el kantarıyla tartmış. Hanımına dönerek; “Hanım, bu kedi iki okka geldi. Bu kediyse ciğer nerde, bu ciğerse kedi nerde?”, demiş.

Yahu senin verdiğin asgari ücret, kiranın ancak yüzde 67’sini karşılıyor, hadi diyelim ki bu asgari ücret, işçi semtlerinde kirayı karşılıyor olsun; pekiyi bir ay boyunca dört kişilik bir ailenin geçimini sağlayacak gelir nerede?

Eğer bu 4 kişilik bir ailenin geçimini sağlayacak gelir ise kira nerede?

Bakmayın Nasreddin Hoca fıkrası benzetmemize. Durum Nasreddin Hoca’nın dediğinin de ötesindedir. Çünkü asgari ücret, hiç kira vermeyen bir işçi ailesinin bile geçimine yetmemektedir. Ve bilindiği gibi asgari ücret, artık ortalama ücret olmuştur. Çalışanlarımızın yüzde ellisinden fazlası asgari ücretle çalışmaktadır. Türk-İş’in araştırmasına göre; Açlık Sınırı 14 bin 431 TL’dir. Yani 11.402 TL olan asgari ücret, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırında yaşamasına bile yetmemektedir. Nasreddin Hoca fıkrasında hiç değilse kediyle ciğerin ağırlığı birbirine eşitti. Tayyip’in hırsız kedileri sadece ciğeri yemekle yetinmiyorlar, kilerde ne bulurlarsa onu da alıp-çalıp götürüyorlar.

Daha da felaketi var. Bilindiği gibi emekli insanlarımıza reva görülen maaş 7500 TL’dir. Bu da sakın bizi aldatmasın. Eğer emekli yaşıyorsa, maaşını bizzat kendisi alıyorsa bu maaşı alabiliyor. Eğer emekli ölmüşse, emekli vatandaşın eşi ya da çocuğu bu maaşı alıyorsa eşe yüzde 50, çocuğuna yüzde 25 veriliyor. Bozdur bozdur harca…

Yetti mi?

Daha da beteri var:

Yukarıda değindik; Engelli Maaşı: Yüzde 40-69 Engelli ise 2.348 TL; Yüzde 70 ve Üzeri Engelli ise 2.811 TL’dir.

Sözün bittiği yer denir ya… İşte tam oradayız…

Özetçe AKP iktidarları bedence sağlıklı olmamızın önündeki en büyük engeldir.

Ülkemiz Parababaları ve AKP Tarafından
Bir Tımarhaneye Dönüştürülmüştür

Gördüğümüz gibi, AKP iktidarları “Bedensel Sağlığımız”a düşmandır.

Pekiyi, “Ruhsal Sağlığımız”la dost mudur AKP iktidarları?

Ne gezer…

Örneğin:

“Türkiye’de antidepresan kullanımı artıyor.

“Sağlık Bakanlığı’nın verileri, 2020’ye kadarki 11 yılda antidepresan kullanım miktarının yaklaşık yüzde 70 arttığını gösteriyor.

“Bakanlığın, 2020 yılına ait son sağlık istatistiklerine göre, 2009 yılında 1000 kişi başına günlük 29 antideprasan ilacı düşerken, bu oran 2020’de 49’a çıktı.” (https://www.bbc.com/turkce/articles/ckd1ql4q8v1o)

Antidepresan, depresyonu tedavi eden ilaçlara verilen genel addır. Antidepresan ilaçların kullanımı arttı demek, toplumda depresyon denen ruhsal-psikiyatrik hastalıktan muzdarip insan sayısı arttı demektir.

Pekiyi depresyon nedir?

Depresyon (majör depresif bozukluk): Yaşama sevincini düşüren, kendini sürekli kötü hissetme duygusuyla birlikte yürüyen; düşünceyi ve davranışı olumsuz yönde etkileyen, süreğen ama tedavi edilebilir ciddi bir ruhsal hastalıktır. Hastalar, sürekli üzüntü halindedir ve zevk veren durumlardan bile keyif alamazlar.

“Depresyon, bireylerin kendini psikolojik olarak iyi hissetmediği, çok uzun süreler devam edebilen ve günlük hayatı etkileyen psikolojik bir rahatsızlıktır. Sözcük anlamı “çökkünlük” olan depresyon kendine özgü belirtileri olan; kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz etkileyerek ilişkilerini, mesleki ve sosyal becerilerini, fiziksel sağlığını bozan önemli bir duygu durum bozukluğudur.” (https://www.guven.com.tr/saglik-rehberi/depresyon-nedir-depresyon-belirtileri-nelerdir)

Pekiyi insanlar hangi nedenlerle depresyona girer?

“Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Psikolojik, biyolojik ve sosyal faktörlerin her biri depresyona neden olabilir.” (Medikal Park internet sitesi)

 Halkımıza
Ölümlerden Ölüm Beğendirilmektedir

Halkımız bu geçim sıkıntıları içinde depresyona giriyor. Antidepresanlara sığınıyor. Depresyon tanısı doktor tarafından konulmuş ve antideprasanlar doktor reçetesiyle alınmışsa bu hastalık bilimsel yöntemle tedavi ediliyor demektir. Ve bu bilimsel yöntemle depresyon tedavi edilebilir. Fakat depresyonu yaratan nedenler ortadan kaldırılmadığı sürece bu tedaviyle iyileşen insanlar, tekrar tekrar tedaviye ihtiyaç duyacaklardır. Örneğin atanamayan bir öğretmen, hemşire, mühendis vb. atanmadığı sürece tedavilere rağmen tekrar tekrar depresyona girebilir. İşin acıklı yönü de budur. Ama işin daha da acıklı bir yönü daha vardır:

Hacılar hocalar, fal bakıcılar, üfürükçü, muskacı, cinci, cin kovucu, cin kesici şaklabanlar, astrolog denen düzenbazlar da halkımızın bu çaresizliğinden kendilerine maddi manevi çıkar sağlamakta yarışa girerler. Finans-Kapital + Tefeci-Bezirgân Sermaye Düzeni, bu madrabazlardan pek memnundur. Varsın bunlar halkı afyonlasın, kafadan silahsızlandırsın; hak aramayı, örgütlenmeyi düşüneceğine böylesi yollarla bunalımdan çıkacağına inansın ister bu düzen.

Bütün bunlardan daha acı olanı ise; insanlarımızın bu çaresizlik sonucu hayatlarına kıymak zorunda kalabilmeleridir. Yani içine düşürüldükleri çaresizlik sonucunda intihar ediyor insanlarımız.

İşte Türkiye’nin intihar gerçeğini gösteren özet tablo.

Görüldüğü gibi bu AKP iktidarları boyunca intiharlar sürekli artış göstermiştir. Kaldı ki, bu rakamların da gerçeği tam yansıttığına inanmamız mümkün değildir. Çünkü bu rakamlar TÜİK’in rakamlarıdır. TÜİK’in rakamlarına da halkımızın ezici çoğunluğunun hiç güvenmediği yapılan anketlerde bile ortadadır. En başta da yaptığı enflasyon hesabının gerçeklikle hiçbir bağının olmadığını, halkımız iliğinde, kemiğinde hissederek görüyor, anlıyor, biliyor. Dolayısıyla bu rakamları da tam gerçeği yansıtıyor sayamayız. Ama bu rakamlar bile halkımızın nasıl bir çaresizlik içinde kaldığını, hayatına kıyacak kadar çıkmaza düştüğünü gözler önüne seriyor. Hepimiz hep duyuyoruz; Atanamayan Öğretmen intiharlarını, ailesini geçindiremediği için hem kendini hem (benden sonra el âleme muhtaç olmasınlar, başlarına gelecek tüm kötülüklerden kurtulsunlar) gerekçesiyle; eşini, çocuklarını öldüren babaların çaresizliğini, okuyoruz, görüyoruz. Bu vurgun düzeninde bunlar üçüncü sayfa haberleridir. Yazılıp geçilir. Tepki bundan ibarettir. Oysaki her bir hikâyenin altında bu vurgun düzeninin, bu kanser düzenin yarattığı çok acıklı, trajik yaşamlar vardır.

Halkımızı canından bezdirecek kadar ve hayatına, yaşamına son vermesine sebep olacak kadar yaşamdan koparan bu kahrolası Parababaları düzenidir. Bu Parababaları düzenini (bu vurgun ve talanı daha da katmerlendirerek) AKP, daha dayanılamaz hale getirmiştir. Halkımızın çıkmazlarına çıkmaz katmıştır. Bilindiği gibi, bir de cemaatlerin eline düşüp oralarda suiistimale uğrayan, tecavüz edilen, baskı altına alınan, hayatlarını yaşamalarına imkân verilmeyen gençlerimizin hatta çocuklarımızın intiharları var.

AKP böylesine bir cehenneme dönüştürdü güzelim ülkemizi. Yani insanlarımıza ölümlerden ölüm beğen demektedir. Ya bu düzenin içinde bu çarkların içinde ezilerek yaşamaya devam et ya da bunu başaramıyorsan çek git hayattan.

AKP iktidarı işte böylesine insan sağlığına karşıdır. Bir halk sağlığı sorunudur, bir kez daha gördüğümüz gibi.

 İş Cinayetleri de
AKP İktidarlarında Artmıştır

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) açıklıyor:

“Aralık ayında 154, 2023 yılında ise en az 1929 işçi hayatını kaybetti” (https://isigmeclisi.org/20956-aralik-ayinda-154-2023-yilinda-en-az-1929-isci-hayatini-kaybetti)

Hepsi de gerekli önlemler alınsa önlenebilecek ölümlerdir. O yüzden her biri bir iş cinayetidir. Bu rakamlar da gerçeği tam olarak vermekten uzaktır. Ama 1929 rakamını doğru kabul etsek bile bu düzen, bir yıl içinde 1929 kişiyi katletmiş, en az 1929 eve ateş düşürmüştür. Ölen her işçinin ailesi, yakınları, arkadaşları göz önüne alındığında acının bu rakamın çok üstünde olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliriz.

Gördüğümüz gibi AKP, yalnızca bir halk sağlığı sorunu değil, aynı zamanda bir hayat memat sorunudur da.

Kadın Cinayetleri,
AKP Cinayetlerine Dönüşmüştür

Türkiye’nin bir diğer felaketi ise Kadın Cinayetleridir. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2023 Yılı Raporu açıklıyor: 2023 yılında 315 kadın cinayeti, 248 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Toplamda 563 Kadın ölümü… Şüpheli kadın ölümlerinin de büyük çoğunluğu bilelim ki doğrudan ya da dolaylı olarak Kadın Cinayetidir. Doğrudan cinayet olanlar, ya nedeni tespit edilememiş ya da bir ucu bir AKP’liye dokunduğu için tespit edilmemiş, üstü kapatılmış, dosyası rafa kaldırılmış cinayettir. Bu ölümlerin bir kısmı ise intiharlardır. Onlar da dolaylı olarak düzenin, AKP iktidarlarının yarattığı maddi manevi cehennemden kurtulmak için kadınlarımızın başvurduğu trajik yoldur.

Bakın Platform Raporu’nda neler söyleniyor:

“2023 Yıllık Veri Raporu*

“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak 2008 yılından itibaren kadın cinayeti verisini kayıt altına alıyoruz. Geçen bu 15 yılda kadın cinayetlerinin azaldığı tek yıl İstanbul Sözleşmesi’ne imzanın atıldığı 2011 yılıdır (altını biz çizdik). İstanbul Sözleşmesi hakkında tartışmalar başladığından bu yana kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerde artış yaşandı. İstanbul Sözleşmesiz geçirdiğimiz bu yılda da kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinde büyük bir artış gerçekleşti. İstanbul Sözleşmesi etkin olarak uygulandığında birçok kadının hayatta kaldığı bu kadar açıkken siyasi iktidar İstanbul Sözleşmesinden imza çekti.” (https://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/veriler/3088/2023-yillik-veri-raporu)

Durum bu iken Tayyip bir gecede İstanbul Sözleşmesi’ni iptal ediverdi bildiğimiz gibi. Oysa böyle bir yetkisi yoktu. Uluslararası Sözleşmeler Meclis kararıyla yürürlüğe girer, yürürlükten kalkması da bir Meclis kararıyla olur. Ama Tayyip’in Faşist Din Devletinde bu kuralların hiçbir anlamı yoktur. O, tıpkı İslam inancında Bakara Suresi 117’nci Ayetinde Allah’ın tüm evreni yaratışı anlatılırken dile getirilen; “kün fe yekün (ol der ve olur)”, ifadesindeki gibi “kün fe yekün”dür. O “ol” deyince “olur”. “İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırdım” deyince “kalkar”.

Burada şunu da belirtmek gerekiyor: Birçok aydın, yazarçizer; “Tayyip cemaatlere şirin görünmek için bunu yaptı”, şeklinde bir yaklaşımda bulundu, bulunuyor. Bu yaklaşımı, birçok konuda da duyuyoruz: Yok Tayyip’i kandırdılar, yok Tayyip’i oyuna getirdiler, yok Tayyip iyi ama çevresi kötü vb. vb… Bunların hepsi safsata. Bir kere Tayyip’in kendisi de bir tarikatın mensubu. Bizzat kendi söylemiyle laikliğe karşı olan Şeriat özlemiyle yanıp tutuşan bir kişi. Afganistan Talibanı’yla bir farkımız yok, diyen kişi. Ve etrafındakilerden çok daha önce ve yetki bakımından hepsinden önde gelen, ABD’nin BOP’unu hayata geçirmekle görevli bir Ortaçağcıdır. Yani CIA’nın projesi olan BOP’u ve onun uzantısı olarak Türkiye’yi “Ilımlı İslam” ülkesine dönüştürme amacını hayata geçirmek görevi bakımından hiç kimse onun eline su dökemez.

Böylesine Şeriat arzusu içinde olunca AKP’giller, 1400 yıl öncesinin kadını yok sayan Arap geleneklerini 21’inci Yüzyıl’da hayata geçirmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır. O yüzden Tayyip’in kadını koruyan “İstanbul Sözleşmesi”ni bir imzayla ortadan kaldırmasında şaşılacak bir yön yoktur.

Nitekim bir başka Ortaçağcı Fatih Erbakan, “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu”nun da derhal kaldırılmasını istemektedir. Tayyip, bu kanunu da bir gecede kaldırırsa sakın; “Erbakan istedi, o yüzden Tayyip kanunu kaldırdı”, yanılgısına düşülmesin. Bilinmelidir ki, bu konuda şartların olgunlaştığına CIA icazet vermiş, Tayyip de uygulamıştır. Malum Tayyip, “BOP’un eşbaşkanlarından bir tanesidir ve bu görevi yapmak”tadır. E, BOP da Türkiye’nin “Ilımlı bir İslam Ülkesi” olmasını öngörmektedir. Siz o “Ilımlı” lafına da boş verin. Bu siyasi İslamcıların hepsi Ortaçağcı gericilerdir. Hepsinin IŞİD’den ve Afganistan Taliban’ından zerre kadar farkı yoktur. Aralarındaki farkı belirleyen şey, Ortaçağçı ideolojilerini hayata geçirmek için ellerine ne kadar fırsat geçtiğidir. 

Çocuğuna Simit Alamayan Babanın,
Beslenme Çantasına
Bir Meyve Bile Koyamayan Annenin
Toplumsal Bakımdan
Sağlıklı Olması Mümkün Olabilir mi? 

Sağlıklı bir evde barınamayan, sağlıklı bir semtte, şehirde, kasabada, köyde yaşayamayan insanların toplumsal bakımdan sağlıklı oldukları söylenemez. Ailesiyle birlikte geçimini sağlayacak kadar geliri olmayan, mutfağına yeterli besin maddelerini koyamayan, mevsimine uygun, sağlıklı giysi, ayakkabı alamayan, aynı ihtiyaçları çocuklarına sağlayamayan, çocuklarına yeterli eğitim olanakları sunamayan bir annenin, bir babanın toplumsal bakımdan sağlıklı olmasına imkân yoktur. Kendisinin ya da eşinin, çocuklarının başına bir hastalık ya da kaza geldiğinde her türlü olanağın kendisine sunulacağından emin olmayan bir kişinin toplumsal bakımdan sağlıklı olması beklenemez. Vb. vb.

Ezcümle: AKP İktidarları, insanlarımızın “bedensel, ruhsal ve toplumsal tam bir iyilik hali”nde olmasının yani kısaca söylersek, sağlıklı olmasının önündeki en büyük engeldir. AKP’nin iktidarda olduğu her gün, her ay, her yıl, halkımız için sağlığının daha da bozulacağı anlamına gelir.

Önümüzdeki 31 Mart Yerel Seçimleri, bu Ortaçağcı, şeriat özlemcisi güruhu geriletmek için bir fırsattır. Ama daha da önemlisi her gün, her saat halklarımızın başına bir ABD, İngiltere ve İsrail Projesi olarak musallat edilmiş bu Hırsızlar İmparatorluğundan, Faşist Din Devletinden kurtulmak için durmadan, usanmadan kararlı bir mücadeleyi yürütmektir.

Tarihin Çarkı Ortaçağ’a doğru döndürülemez. Bazen öyleymiş gibi görünse bile…