AKP’giller sadece Türkiye Halkına değil, tüm Müslümanlara, tüm dünya halklarına düşmandır!

02.04.2021
A+
A-

Gazetemizin önceki sayılarında da belirttiğimiz gibi ABD Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki bekçi köpeği İsrail, son zamanlarda Siyonist politikalarının bir uzantısı olarak, Filistin Davasına ihanet etmiş olan Amerikancı satılmış Arap Liderleriyle çeşitli “Normalleşme” adımları atmıştı.

Bu kapsamda, geçtiğimiz yılın Eylül ayında İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında, Başhaydut ABD’nin bir önceki faşist Devlet Başkanı Trump’ın hamiliğinde Beyaz Saray’da “Normalleşme” anlaşması yapılmıştı. Emperyalist Haydut ABD, Siyonist İsrail ve BAE’nin satılmış Dışişleri Bakanı Abdullah bin Ziyad, bir Arap devleti olarak BAE açısından Filistin Halkına ihanet anlamına gelen bu anlaşmaya utanıp sıkılmadan bir de Hz. İbrahim’e göndermeyle “İbrahim Mutabakatı” (Abraham Accords) adını vermişler; söz konusu anlaşma resmi kayıtlara bu isimle girmişti.

Aradan geçen süreçte Siyonist İsrail, “Normalleşme” adımlarını hızlandırdı. Suriye dışında bölgedeki Arap liderlerin sadık birer Amerikan piyonu ve işbirlikçisi olması sayesinde, Siyonist bebek katilleri için bu adımları atmak hiç de zor olmadı. Normalleşme kervanına resmi anlamda katılan son ülke ise Fas oldu:

“Fas İsrail’le normalleşme kervanına katılan 6. Arap ülkesi oldu

“Fas, Arap coğrafyasında son birkaç ay içinde İsrail ile normalleşme anlaşmasına varan dördüncü, 1979’dan bu yana ise altıncı ülke oldu.

“İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme süreci 42 yıl içinde Mısır ve Ürdün ile sınırlıydı. Bu yıl ise 4 ülke peş peşe benzer adımlar attı.

“Son olarak Fas, dün akşam İsrail ile ilişkilerinin “en yakın zamanda” normale döneceğini açıkladı. Böylece Fas; Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan’dan sonra İsrail ile normalleşmeyi kabul eden 6. Arap ülkesi oldu.” (https://www.aa.com.tr/tr/dunya/fas-israil-le-normallesme-kervanina-katilan-6-arap-ulkesi-oldu/2073725)

Tabiî burada bir noktanın altını bir kez daha çizmekte, bir yanlış anlaşılmadan kaçınmakta fayda var: “Normalleşme” sürecinin aktörleri olan devletlerin satılmış yönetimleri, aslında İsrail’le hiçbir zaman ilişkilerini kesmemişlerdir. Her alanda işbirliği yapmışlar, hatta bizzat İsrail’in Arap Halkına yönelik katliam politikalarına el altından istihbarat desteği sağlamışlardır. Bugünkü yaşanan süreç, bu kirli işbirliğinin dünya âleme deklare edilmesinden başka bir şey değildir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi “Normalleşme” adımlarında Arap Devletleriyle Siyonist İsrail’i bir araya getiren, Ortadoğu’daki çıkarları bunu gerektirdiği için, hep ABD Emperyalistleri oldu.

Durum böyle olunca ve ABD Çakalı, Siyonist İsrail aracılığıyla satılmış Arap Liderleriyle daha fazla iş tutmaya başlayınca Kaçak Saray’ın Sahte Müslümanı bundan geri kalabilir miydi?

Elbette kalamazdı. Kalmadı da…

Ne yaptı?

Her zamanki yaptığı şeyi yaptı… Yalan söyledi, göz boyadı, ikiyüzlülük yaptı. Sonunda da ABD Emperyalistlerine ve Siyonistlere bir kez daha diz çöktü…

Önce CIA-Pentagon Diniyle afyonladığı kitlelerin gözünü boyama çabasına girişerek, “Dünya Lideri” sıfatıyla Filistin Davasının kutsallığından dem vurdu, “izin vermeyiz” dedi. Sonrasındaysa tıpkı “one minute” olayında olduğu gibi, Mavi Marmara olayında olduğu gibi 180 derece döndü.

Söz konusu “Normalleşme” anlaşmasının taşlarının döşendiği; İsrail, satılmış Arap devletleri, hatta Yunanistan’ın (ki bu devletlerin tamamı Türkiye düşmanıdır) özellikle Doğu Akdeniz’de ittifaka giriştiği 2020’nin Ağustos ayında, Filistin Davasına sahip çıkar gibi gözükerek esti kükredi. Bir Cuma namazı çıkışı şunları söyledi:

“Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail arasındaki normalleşme anlaşmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, ‘İsrail’le şu anda gerek Mısır gerek Yunanistan arasındaki dayanışma, Filistin’e yönelik adım yenilir yutulur bir adım değil. Dışişleri Bakanı’ma talimat verdim, Abu Dabi’yle ilişkileri askıya alma ve büyükelçimizi çekme gibi adımlar atabiliriz. Filistin’i yedirmedik yedirmeyeceğiz’ dedi.” (https://bit.ly/3m0F2k7)

Anlaşmanın yapıldığı 15 Eylül 2020 tarihinde ise konuyla ilgili haberler şu minvaldeydi:

“AB ülkeleri, Ürdün, Mısır gibi ülkeler ABD’nin arabuluculuğunda varılan anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, Türkiye ise İran’la birlikte hem İsrail ve BAE hem de Bahreyn arasındaki normalleşme anlaşmasına tepki gösteren ülkeler arasında yer aldı. Ankara, anlaşmanın Filistin davasının savunulması çabalarına yeni bir darbe vuracağını savundu.” (https://bit.ly/3u32xvB)

Tayyip’in konuyla ilgili ilk açıklamalarının ardından yaklaşık 8 ay geçti, Müslümanlar 30’dan fazla Cuma namazı kıldı. Ne “Dışişleri Bakanım” dediği şahsa verdiğini iddia ettiği talimat yerine getirildi ne de bu süreci önlemeye yönelik ciddi, somut bir adım atıldı…

Peki, ne oldu?

İç kamuoyunda Mazlum Filistin Halkı üzerinden din istismarını elden bırakmayan, “Filistin’i yedirmeyiz”, diye höyküren Kaçak Saraylı, muhtemelen ABD’nin de kulağını çekmesiyle birlikte “Normalleşme” kervanına katıldı. Ortada ne Filistin Davası kaldı ne de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarları. Daha birkaç hafta önce, 11 Mart 2021’de Siyonist İsrail’in Başbakanı Netanyahu bu gerçekliği net bir şekilde dillendirdi:

“Netanyahu: Türkiye ile görüşüyoruz

“İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Türkiye ile normalleşme sürecinde görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

“Bat-Yam kentinde seçim kampanyası programı çerçevesinde seçmenleriyle bir araya gelen Netanyahu, Türkiye ile normalleşme sürecine ilişkin sorulan bir soru üzerine ‘Evet Türkiye ile de görüşüyoruz, bu iyi bir gelişmedir’ dedi.” (https://bit.ly/3d9H1i4)

Aslına bakılırsa tıpkı satılmış Arap Liderleri gibi, Yahudi Cesaret Madalyası sahibi olan bizdeki satılmışın da İsrail’le ilişkileri hiçbir zaman “anormal” olmadı. Siyonist İsrail Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te, Ramallah’ta, Nablus’ta, El Halil’de ve işgal ettiği tüm bölgelerde kadın erkek, genç yaşlı demeden Filistinlileri katlederken; sahilde top oynayan çocukların başına bombalar yağdırırken; uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayarak aralarında çocukların ve kadınların da bulunduğu yaklaşık 4.400 Filistinliyi haksız-hukuksuz bir şekilde, insanlık dışı koşullardaki zindanlarında alıkoyarken; AKP’giller hükümetleriyle ve Kaçak Saraylı’yla İsrail arasındaki ilişkiler hiçbir zaman kesintiye uğramadı, aksine sürekli gelişti.

AKP’giller’in ABD Emperyalistleri ve Siyonist İsrail tarafından iktidara taşındığı 2002 yılında İsrail ile Türkiye arasında 1.4 milyar dolar olan ticaret hacmi, tam dört kat artarak 2014 yılında 5.8 milyar dolara yükseldi. ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıdığı ve “Yahudi Ulus Devlet Yasası”nın İsrail Parlamentosunda kabul edildiği 2018 yılında ise Tayyip’in iç kamuoyundaki İsrail karşıtı tüm höykürmelerine rağmen dış ticaret hacmi 6 milyar dolara yaklaşarak rekor kırdı.

2016 yılının Mayıs ayında, 28 ülkeden oluşan NATO’da, üyeliği olmayan İsrail’e, AKP’giller sayesinde NATO Genel Merkezinde daimi bir ofis tahsis edildi. NATO elbette ki ABD Emperyalistlerinin güdümündeki bir katliam örgütüdür, Türkiye’nin derhal NATO’dan çekilmesi, NATO’nun dağıtılması gerekir. Bu örneği sadece AKP’giller’le Siyonist İsrail arasındaki kirli ilişkiyi gözler önüne sermek için verme ihtiyacı duyuyoruz.

AKP’giller iktidarına kadar Türkiye’deki hiçbir iktidar, İsrail’in OECD’ye üye olmasına “evet” oyu kullanmamıştı. AKP’giller, konuyla ilgili 2010 yılında Paris’te yapılan oylamada “evet” oyu kullanarak İsrail’in OECD üyesi olmasının önünü açtı. AKP’giller’in İsrail’le ekonomik ve siyasi anlamdaki açık ve gizli ilişkileriyle ilgili çok sayıda başka örnek vermek mümkündür.

Tüm bunlar olurken bir taraftan da Kaçak Saraylı din simsarı, meydanlarda, ekranlarda riyakârca, ikiyüzlüce, utanıp sıkılmadan prompterlardan şu cümleleri okuyordu:

“Terör devleti İsrail, terör estiriyor. Açıyorum ellerimi diyorum ki; ‘Zalimler için yaşasın cehennem’.” (2014)

“1947-67 arasında Filistin küçülmeye başladı. 1967’de İsrail iyice büyüdü. Geliyoruz bugüne. Mevcut durum. Şu anda İsrail ne oldu, bugün ve Filistin ne oldu? Filistin mazlum, mağdur. İsrail tam bir işgal devleti. Dünyanın almış olduğu hiçbir kararı bugüne kadar bu İsrail tanımamıştır. (…) İsrail terör devletidir, terör. 14 yaşındaki çocuğu, gözleri bağlı olarak bu teröristler bakın ne halde sürüklüyorlar.” (2017)

“Ey Netanyahu, sen işgalcisin. Sen işgalci olarak o topraklarda bulunuyorsun. Aynı zamanda sen bir teröristsin. Zira o mazlum Filistinlilere sizin yaptıklarınızı tarih kaydediyor. Bunu hiçbir zaman unutmayacaklar, unutmayacağız” (2018)

Kaçak Saraylı’nın buna benzer çok sayıda höykürmesini de örneklendirmek mümkündür. Ancak bu denli ikiyüzlülüğü midemiz kaldırmadığı için burada kesmeyi tercih ediyoruz.

Açıkça görüldüğü gibi Kaçak Saraylı Amerikan ve İsrail uşağı da tıpkı satılmış Arap Liderleri gibi Filistin Halkına düşmandır, tüm Müslümanlara düşmandır, kendi halklarına ve tüm dünya halklarına düşmandır. İşte bu yüzden AKP’giller, ABD’li efendilerinin emri üzerine, onların emperyalist işgalci ve yağmacı ordularıyla birlikte, Ortadoğu’da 10 milyon civarındaki masum Müslüman insanın canına kıymışlardır.

Başta Reisleri olmak üzere tüm takım taklavatlarıyla birlikte AKP’giller için Müslüman düşmanlığı bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü kendilerini iktidara taşıyan ve 19 yıldır orada tutan ABD Emperyalistleri ve Siyonist İsrail, onlara bu görevi yüklemiştir. İsteseler de aksi yönde bir politika ortaya koyamazlar. Koydukları anda da iktidardan tekerlenip gideceklerini adları gibi bilirler.

Ama bizim de adımız gibi bildiğimiz bir şey var:

Zulme dayalı hiçbir düzen sonsuza kadar sürmemiştir, süremez. Eğer öyle olsaydı, insanlık Köleci Toplum Düzeninde çakılıp kalırdı. İçinde yaşadığımız Kapitalist-Emperyalist dünya düzeni de eninde sonunda değişecek. Tarihin seyrinde belli dönemlerde her ne kadar zikzaklar olsa da, Tarihin tekerleği eşyanın tabiatı gereği ileri doğru dönmeye devam edecek.

Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri Nizamülmülk’ün söylediği gibi;

Melik (yani günümüzün iktidar sahipleri), inkâr ve küfürle ayakta kalabilirse de, zulümle ayakta kalamaz…

Eninde sonunda emperyalistler, Siyonistler ve onların kuklaları, işbirlikçileri yenilecek; zafer direnen, örgütlenen, mücadele eden, başkaldıran dünya halklarının olacak!