AKP’giller’in Reisi’nin eğitim yalanları ve gerçeklikler

14.12.2022
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Hatırlanacağı üzere, 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında 20’ncisi düzenlenen ve açılışı Kaçak Saray’da yapılan sözde Milli Eğitim Şurası’nda, AKP’giller’in Reisi, bir açış konuşması yapmıştı. Bu konuşmada, ülkemizde eğitim alanında var olan gerçekliklerle en ufak bir ilişkisi olmayan yalanları ardı arkasına sıralayıvermişti.

Tabiî Erdoğan’ın bu davranışlarının bilimsel nedenlerini biz çok iyi biliyoruz: onun yer içer gibi kolayca yalan söylemesi ve bu söylediği yalanlara kendisinin de inanması, ait olduğu Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının karakteri gereği olmasının yanı sıra, Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut’un defaatle ortaya koyduğu gibi Narsistik Antisosyal Kişilik Bozukluğu, buradan kaynaklanan Mitomanik Kişilik Bozukluğu ve Kriminal Psikopatik Kişilik Bozukluğu mental hastalıklarına sahip olmasıdır.

Faşist Din Devletine doğru yol aldıkları süreçte, Laik Cumhuriyet’in tüm kurumlarını çökerttikleri gibi, Laik eğitimi de yerle yeksan ettikleri gerçekliği gün gibi ortadayken ne demişti Şura’nın açışını yaptığı konuşmasında?

“Biz başkaları gibi eğitime ideolojik gözlüklerle bakmıyoruz. Biz başkaları gibi rövanşizm peşinde de değiliz. Biz sadece sorunları çözmenin, yanlışları düzeltmenin peşindeyiz. Biz tüm evlatlarımızı geleceğe daha nitelikli, daha kalifiye, daha donanımlı bir şekilde hazırlamanın çabasındayız.” (https://ankahaberajansi.com/siyaset/biz-tum-evlatlarimizi-gelecege-daha-nitelikli-ve-donanimli-hazirlamanin-cabasindayiz)

Oysa, 2020 yılı Ekim ayında,  Bilal Oğlan’ın TÜRGEV’inin yan kuruluşu olan İbn-i Haldun Üniversitesi’nin açılışında yaptığı konuşmada: “‘Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek’ için çıkılan yolun, en sığından, en bayağısından, en çarpığından bir batı taklitçiliğine dönüşmüş olması, Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır” sözleri ile Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından laik ve bilimsel eğitime, öğretim birliği yasasına saldırıyor ve;

“Hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı inanıyorum ki iyi biliyorsunuz. Gerçek iktidarın, fikri iktidar olduğunu gayet iyi biliyoruz.

“Evlatlarımızın zihin ve gönül dünyalarındaki boşluk da, batı merkezli popüler kültür ürünleriyle veya sapkın akımların hezeyanlarıyla doldurulmuştur. Bunun için önümüzdeki dönemde önceliğimizi, aileden başlayarak eğitim-öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır. Bu değişim, sıradan bir müfredat tadilatının ötesinde, topyekûn bir eğitim-öğretim reformunu gerektirir.

“Fikri iktidarımızı, kökü ve ruhu itibariyle bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın sebebi, bu sapkın akımların önlerinin bilinçli bir şekilde açılmasıdır.

“Yükseköğretimi ise ön lisansından lisansına, yüksek lisansından doktorasına kadar her safhasıyla, milletimizin fikri iktidarının üretim merkezleri hâline dönüştürmeliyiz.” (https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/122413/cumhurbaskani-erdogan-ibn-haldun-universitesi-kulliyesi-acilis-toreni-ne-katildi) diye sözlerine devam ederek, Ortaçağcı ideolojimizi tüm topluma henüz hâkim kılamadık, herkesi meczuplaştıramadık; bundan sonra bunu gerçekleştirecek adımları daha bir hızla atmalıyız, bunun için de canına okuduğumuz Üniversiteler, bize daha çok hizmet etmeli, özlemini çektiğimiz Din Derebeyliğinin fikri iktidarının üretim merkezleri olmalıdır, demeye getiriyordu.

Bu sözler ile toplumu Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının ideolojisi olan Şeriat ile, günümüz bakımından CIA-Pentagon İslamı ile doktrine etme hedefleri açıkça dile getirilirken sonra da kalkıp “biz eğitime ideolojik gözlüklerle bakmıyoruz”, derseniz külliyen yalan söylemiş olursunuz. Zaten bu söylemin, sınıf bilimi bakımından da maddi bir gerçekliği yoktur. Çünkü eğitim, bir üstyapı kurumudur. Üstyapı kurumlarının niteliğini de altyapı yani toplumun ekonomik temelindeki egemen üretim yordamı ve bu üretim yordamının yarattığı üretim ilişkileri belirler.

Sınıflı toplumlarda, üretim ilişkilerinde egemen olan sınıf, hep dile getirdiğimiz gibi, üstyapı kurumları olan ahlâkı, hukuku, kendi dünya görüşünü taşıyacak, ona hizmet edecek kendi insanını yetiştirecek eğitimi de belirler. Tüm bunları kendi sınıf çıkarlarının, sınıf varlığının emrine amade olacak biçimde yapılandırır. AKP’giller iktidarının eğitim alanında 20 yıldır yaptığı tam da budur.

1950’lerden itibaren ekonomimizin tamamen emperyalizmin boyunduruğu altına girdiği, biri Modern diğeri Antika ama her ikisi de gerici olan Finans Kapital+Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ittifakının siyasi temsilcilerinin, emperyalist efendileri tarafından birinin indirilip diğerinin bindirilerek sürekli iktidar koltuğuna oturtulduğu, üretim bakımından geri olan ülkemizde, eğitim alanında ileri olabilmek mümkün müdür?

Elbette hayır!

Hele hele, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en hain iktidarı olan Ortaçağcı gerici AKP’giller’in zaten yukarıda da belirttiğimiz gibi böyle bir niyetleri hiç yoktur. Onların tüm dertleri vurgun ve talanlarını görmeyecek, her daim kulları olacak ve kendilerine hizmet edecek, Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut’un deyimiyle “kafası, beyni yanmış” insanlar yetiştirmektir.

Bunu yaparken de kullaştırdıkları o kitleleri yalanlarıyla uyutmak işlerine gelir. Ekonomimiz uçar, sağlık sistemimiz dünyadaki ileri ülkelere taş çıkartır(!)

Eğitimde de dev adımlarla ilerleriz(!)

Ama emperyalist efendilerinin kuruluşu olan OECD’nin eğitim alanındaki raporları öyle demez! Yalanlarını bir bir ortaya döker! Ne de olsa, onlar dünyanın sahipleridir, bilimsel bilginin de sahibidirler ve bu bilgiyi işlerine geldiği gibi de kullanırlar. Korkmazlar iktidara getirdikleri işbirlikçilerinin foyalarını ortaya dökmekten.

OECD, her yıl yayımladığı “dünya çapında eğitimin durumuna ilişkin güvenilir bir veri kaynağı olan, OECD ülkeleri ve ortak ekonomilerdeki eğitim sistemlerinin yapısı, finansmanı ve performansı hakkında bilgi sağlayan” (bu ifadeler söz konusu raporun sunumunda aynen yer almaktadır) “Education at a Glance 2022- Bir Bakışta Eğitim 2022” raporunu Ekim ayı içinde yayımladı. Her yıl bu raporu kullanarak kendi değerlendirme raporunu hazırlayan TEDMEM de Kasım ayı içinde raporu erişime sundu. Raporlara ulaşmak isteyen okurlarımız için her iki raporun bağlantıları aşağıda sunulmaktadır.(https://www.oecd.org/education/education-at-a-glance/, https://tedmem.org/mem-notlari/degerlendirme/bir-bakista-egitim-2022)

OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim-2022” raporu, 2021 raporunda da olduğu gibi, AKP’giller’in Reisi Tayyip Erdoğan’ın 2021 yılında Şura açılışında yaptığı konuşmada söylediklerinin külliyen yalan olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır (https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/133736/20-milli-egitim-s-rasi-nda-yaptiklari-konusma).

Şimdi karşılaştıralım söylenenleri:

Tayyip der ki:

“Bundan 19 yıl önce ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde en çok ehemmiyet vereceğimiz 4 alandan birinin eğitim olduğunu ilan etmiştik. Aradan geçen süre zarfında milletimize verdiğimiz diğer tüm sözler gibi hamdolsun bunu da gerçeğe dönüştürmenin gururunu yaşadık. Hazırladığımız tüm bütçelerde en yüksek payı daima eğitime ayırdık.”

Rapor der ki:

Öğrenci başına yapılan harcamalar ülkeler bazında eğitim kademelerine göre değişmektedir. Türkiye, tüm eğitim kademelerinde öğrenci başına en düşük harcama yapan OECD ülkeleri arasındadır. Tüm eğitim kademeleri birlikte düşünüldüğünde Türkiye, 5.743 dolarlık harcama ile Meksika (3.577 dolar) ve Kolombiya’dan (3.916 dolar) sonra öğrenci başına en düşük eğitim kurumları harcaması yapan OECD ülkesidir. OECD ortalaması ise 11.990 dolarla neredeyse Türkiye’nin iki katıdır.

Rapor, Türkiye’de eğitimde özelleştirmenin nasıl tırmandığına, eğitimin kamusal bir hizmet olmaktan uzak olduğuna yönelik önemli veriler içermektedir. Türkiye, yükseköğretim öncesi kademelerde eğitim kurumlarına yapılan özel harcamalar payının en yüksek olduğu OECD ülkesi olarak raporda öne çıkmıştır. Bu harcamaların kaynağına bakıldığında, yükseköğretim öncesi kademeler için yapılan toplam harcamaların %16’sının hane halkı tarafından yapılmış olduğu görülmektedir. Bu yüzdenin OECD ortalamasının (%7) iki katından büyük olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla Türkiye, yükseköğretim öncesi kademelerde Kolombiya, Şili ve Meksika’dan sonra hane halkının yaptığı eğitim harcamaları oranının en yüksek olduğu OECD ülkesi olmuştur.

 Tayyip der ki:

“İnsanımızın hafızasında derin yaralar açan 8 yıllık kesintisiz eğitim yerine 4+4+4 olmak üzere zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık.”

Rapor der ki:

Türkiye, 15-19 yaş aralığında %69 ile en düşük okullaşma oranına sahip OECD ülkelerinden biri olmuştur.

Öğrencilerin bir kısmı zorunlu eğitimlerini tamamlamadan lise kademesinde eğitimlerini yarıda bırakmaktadır.

Türkiye’de eğitime tam katılım süresi ortalama 10 yıldır. Bu oran 14 yıl olan OECD ortalamasından çok daha düşüktür. Türkiye, eğitime tam katılım gösterme süresinin en düşük olduğu OECD ülkelerinden biri durumundadır (Meksika: 9 yıl, Kolombiya: 10 yıl, Kosta Rika: 10 yıl).

Yukarıdaki veriler, Türkiye’de zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen okulda olmayan çocuk oranının özellikle 15 yaş itibarıyla nasıl arttığını somutlamakta; AKP’giller’in 4+4+4 Kesintili Eğitim hain planının nasıl işlediğini, bu modelin asıl amacının çocuklarımızı Ortaçağcı gerici yılan yuvalarının ellerine teslim etme sürecini hızlandırmak olduğu gerçekliğini göze batırmaktadır.

Tayyip der ki:

“Okul öncesi eğitimi de süratle yaygınlaştırıyoruz. Mesleki eğitimde bir süredir yürüttüğümüz seferberliği şimdi okul öncesi eğitime teşmil ediyoruz. Bilhassa büyük şehirlerimizde eksikliği hissedilen okul öncesi eğitim kurumlarının sayısını daha da arttırmayı hedefliyoruz.”

Rapor der ki:

Türkiye, 3-5 yaş aralığında erken çocukluk eğitimine katılan çocuk oranının (%41) en düşük olduğu OECD ülkesi olmuş, (%83) olan OECD ortalamasının da çok altında kalmıştır.

 Tayyip der ki:

“Üretimden ticarete, turizmden kamu düzenine kadar kendi politikalarımız çerçevesinde süreci başarıyla yönettik. Bu süreci devam ettirmek istiyoruz. Bunun yolunun da eğitimden geçtiğini biliyoruz.”

Rapor der ki:

Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki gençlerin %60’ı eğitimde değildir ve Türkiye, bu oranın en yüksek olduğu OECD ülkeleri arasında yer almaktadır.

Türkiye, 18-24 yaş aralığında ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranının (%32,2) en yüksek olduğu OECD ülkesidir ve bu oran %16,1 olan OECD ortalamasının çok üzerindedir.

25-29 yaş aralığındaki yükseköğretim mezunu genç yetişkinler içinde ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı OECD ortalamasında %12,1 iken Türkiye’de %27,4’tür.

Türkiye, hem yükseköğretim mezunlarının hem de ortaöğretim mezunlarının istihdam oranlarının en düşük olduğu OECD ülkesidir.

Türkiye’de eğitim düzeyinin artması, işsizliğin azalmasına katkı sunmamaktadır.

Türkiye’de 25- 34 yaş aralığındaki bireyler arasında ortaöğretim mezunu dâhi olmayanlar içinde işsiz olanların oranı %14, ortaöğretim mezunu olanların içinde işsiz olanların oranı %13 ve yükseköğretim mezunu olanların içinde işsiz olanların oranı ise %14 düzeyindedir.

Türkiye’de işsiz nüfus içinde 12 aydan uzun süredir işsiz olanların oranı OECD ortalamalarının aksine eğitim düzeyi yükseldikçe artmaktadır. Yükseköğretim mezunu işsizlerin yaklaşık yarısı 12 aydan uzun süredir işsizdir.

OECD ortalamasına ilişkin veriler, yükseköğretim mezunu olmanın, uzun süreli işsizlik riskini de azalttığını ortaya koymaktadır. Bu durum, Türkiye için geçerli değildir. Türkiye’ye ait veriler; 25-64 yaş aralığında; yükseköğretim mezunu olup işsiz olanların içinde 12 aydan uzun süredir işsiz olanların oranının %46, ortaöğretim mezunu olup işsiz olanların içinde 12 aydan süredir işsiz olanların oranının %36 ve ortaöğretim mezunu dâhi olmayıp işsiz olanların içinde 12 aydan uzun süredir işsiz olanların oranı ise %28 olduğunu göstermektedir.

Uzun lafın kısası göstergeler, AKP’giller’in 20 yıldır uyguladıkları ekonomik politikalar ve eğitim politikaları sonucunda işsizler ordusunun hızla büyüdüğüne, gençlerimizin diplomalı işsizlik cehennemine mahkûm edilerek, geleceklerinin karartıldığına somut kanıt oluşturmaktadır.

 

Tayyip der ki:

“Artık öğretmenler odasından tıp fakültelerine, barolardan siyasete kadar her alanda kadınlar daha çok temsil edilmektedir. Kız çocuklarımızın eğitim oranının yükselmesiyle birlikte kadınların hayatın farklı kulvarlarında üstlendikleri roller de artacaktır.”

Rapor der ki:

Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranları tüm eğitim seviyelerinde OECD ortalamasının çok altında kalmaktadır.

Kadın ve erkeklerin istihdam oranları arasındaki farklar, Türkiye’de her eğitim düzeyinde OECD ortalamasının çok üzerindedir ve bu fark erkekler lehinedir.

OECD ortalamasında ortaöğretim mezunu dâhi olmayan kadınların istihdam oranı %43, ortaöğretim veya ortaöğretim sonrası-yükseköğretim öncesi mezunu kadınların istihdam oranı %67 ve yükseköğretim mezunu kadınların istihdam oranı %82’dir. Türkiye’de ise bu oranlar sırasıyla %24, %32 ve %59’dur.

OECD ortalamasında ortaöğretim mezunu dâhi olmayan erkeklerin istihdam oranı %69, ortaöğretim veya ortaöğretim sonrası-yükseköğretim öncesi mezunu erkeklerin istihdam oranı %83 ve yükseköğretim mezunu erkeklerin istihdam oranı %88’dir. Türkiye’de ise bu oranlar sırasıyla %79, %83 ve %83’tür.

Sınıf karakterleri gereği kadın düşmanı olan Ortaçağcı gerici AKP’giller’in kadın istihdamını arttırması, kadını özgürleştirecek olan üretim sürecine katması beklenir mi hiç? Onlar, yıllardır uyguladıkları kadını yok sayan, kadını yatak odası ile mutfak arasına hapsetme amacı güden politikalarıyla, kadınlarımızı ev kölesi haline getirmek istemektedirler.

Değerli Halkımız;

“Bir Bakışta Eğitim 2022” raporunda yer alan Türkiye ile ilgili istatistikler, OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin içinde bulunduğu acı tabloyu ortaya koymaktadır. Kaldı ki, söz konusu raporda Türkiye ile ilgili yer alan istatistiklerin, AKP’giller’in iktidar olduğu ve resmi anlamda gerçeklerin karartıldığı bir ortamda toplanan veriler yoluyla elde edilen sonuçları yansıtmakta olduğunu görmek gerekir. Bu bağlamda ülkemiz bakımından ortaya çıkan tablonun, raporun yansıttığından çok daha karanlık bir tabloya işaret ettiği açıktır.

 Değerli Halkımız;

AKP’giller, onların Reisi, sana hep yalan söyler; seni eğitimsizliğe, işsizliğe, sefalete mahkûm eder. Kanma bunların yalanlarına. Kurtuluşun Demokratik Halk İktidarında!