Site rengi

Tasarım

Aradan geçen 13 yıldan sonra Suriye’de gerçekçi çözüm ve Suriye’nin bu konudaki somut önerileri hakkında…

25.03.2024
221
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

 

Başta ABD olmak üzere Batılı Emperyalistlerin Suriye’ye saldırmalarının üzerinden 13 yıl geçti.

Ve geçen bu yıllar boyunca Suriye’de yüzbinlerce insan yaşamını kaybetti, on binlerce insan sakat kaldı, köyler, kasabalar, şehirler harap oldu. Suriye’nin tarihi hazineleri yok edildi, yağmalandı. Petrol bölgeleri ele geçirildi ve yağmalandı. Ekonomisi çökertildi bu emperyalistler ve işbirlikçi devletler ve Ortaçağcı çeteler tarafından.

Ve yine, çok küçük bir kısmı yaratılan savaş ortamından kaçmak isteyen masum insanlardan oluşan, çok büyük bir çoğunluğu ise ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” kapsamında kullanılmak üzere Türkiye’ye akın ettirildi Suriyeliler, Batılı Emperyalistler tarafından. Şu anda ülkemizde adına “Mülteci”, “Sığınmacı”, “Göçmen” vb. denilen, aslında “İstilacı”, BOP askeri milyonlarca Suriyeli var. Öyle ki kimi şehirlerimizin ve ilçelerimizin nüfus çoğunluğu artık Suriyelilere geçmiş durumda.

Bunların kimisi gönüllü olarak, kimisi kandırılarak ABD’nin BOP’u için kendi halkına karşı savaşa girişti. Ve cephe gerisi olarak da Türkiye topraklarını kullandı-kullandırıldı. Daha Suriye’de olaylar başlatılmamışken, Türkiye’de kamplar kuruldu, Suriye’den getirilecekler için. Türkiye’ye getirilecekler ve Suriye Yönetimine ve Halkına karşı savaştırılacakları için… Bunlar tâ Tokat’ta, Yozgat’ta kurulan askeri kamplarda “Eğit-Donat” adı altında Eğitilip-Donatıldılar ve savaştırıldılar kendi halkına karşı.

Ve sonuçta binlerce Ortaçağcı, dünyanın dört bir tarafından (Avrupa ülkelerinden Afganistan’a, Irak’a, Çeçenistan’a, Uygur Türklerine dek) toplanarak, Suriye’deki Ortaçağcılarla birlikte Suriye’ye saldırdılar. Hem de Batılı Emperyalistler tarafından teknolojinin son sözü silahlarla, savaş araç gereçleriyle donatılarak…

Türkiye tarafından kullanılanların adlarına önce “Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)” dediler, sonra da “Suriye Milli Ordusu (SMO)”. Yani ordular kurdular Suriye Yönetimine ve Halkına karşı.

Başlangıçta da başarılar kazandılar. Suriye topraklarının çok büyük bir kısmını ellerine geçirdiler. Ve ele geçirdikleri topraklarda her bir Ortaçağcı çete, kendi devletini kurduğunu ilan etti. Bunların en bilineni de “Irak Şam İslam Devlet (IŞİD)” oldu. Daha sonra da El-Nusra Cephesi, şu anda da İdlib’i elinde tutan “Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ)”.

ABD’nin

“Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve

Görevlileri

Yandaş ve sözde muhalif geçinen medya, Suriye olaylarını “Suriye İç Savaşı” olarak adlandırıyor. Oysa bu tamamen yanıltma. Gerçeği saptırma. Suriye’de bir “İç savaş” yok. Tam tersine Birleşmiş Milletler Üyesi meşru bir devletin ve ülkenin, başta ABD olmak üzere, Batılı Emperyalistler tarafından İşgal girişimi var. Ve bu işgal girişiminde bölgedeki ABD kuklası devletler ve yerli işbirlikçiler yer alıyor. Bu gerçeği netçe görmemiz, kavramamız gerekiyor. Yoksa ne BOP’u ne de Suriye olaylarını ne AKP’giller’i ne de Amerikancı Kürt Hareketini kavrayabiliriz.

Bildiğimiz gibi, ABD’nin BOP’unun amacı: ABD’nin o zamanki Ulusal Güvenlik Danışmanı Condeleezza Rice tarafından 2003 yılında dile getirildiği üzere, Ortadoğu’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 devletin rejimlerinin ve sınırlarının değiştirilmesini yani bu ülkelerin bölünüp parçalanarak yeni yeni devletçikler kurulmasını öngörüyor.

Bu kapsamda önce Irak, sonra Libya ve en son Suriye işgale ve saldırıya uğradı.

Irak’ta bizzat başını ABD’nin çektiği işgalci ordularla meşru Irak yönetimi devrildi. Irak’ın meşru lideri Saddam Hüseyin asıldı. Ve Irak şu anda resmi olarak 2’ye, fiili olarak üçe bölünmüş oldu. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi adı altında bir devletçik kuruldu Amerikancı Barzaniler-Talabaniler tarafından.

Libya da aynı saldırıya uğradı. Ve orada da meşru yönetim devrildi. Lideri Türkiye dostu Kaddafi alçakça katlettirildi Ortaçağcı çetelere. Üstelik Merkezi İzmir’de bulunan NATO Karargâhı da bu operasyonun merkezi oldu. Ve şu anda Libya aşiret devletçiklerine bölünüp parçalanmış durumda.

Ve en son Suriye saldırıya ve işgale uğradı. Türkiye de içlerinde olmak üzere, sınırdaş devletler olayların içinde yukarıda da aktardığımız gibi aktif bir biçimde yer aldılar. Türkiye sınırları diye bir şey kalmadı. Açık sınıra dönüştürüldü dünyanın dört bir yanından gelen Ortaçağcı çetelerin gelip gitmesi için.

Ancak Suriye Yönetimi, Suriye Lideri ve Suriye Halkının çoğunluğu ülkelerinin işgale uğratılmasına karşı yiğitçe ve kararlıca direndiler.

Sonrasında İran ve Rusya’nın aktif bir biçimde, bizzat askeri ve ekonomik olarak savaşta taraf olmasıyla ve pasif de olsa Çin’in desteğiyle Suriye Yönetimi, topraklarının büyük bir kısmını Batılı Emperyalistlerin, bölgedeki işbirlikçi devletlerin ve onların maşası Ortaçağcı çetelerin denetiminden kurtardı.

Şu anda Kuzey ve Kuzeydoğusundaki Amerikancı Kürt Hareketi PKK-PYD-YPG-SDG’nin egemen olduğu bölgeler ve Türkiye sınırındaki İdlib hariç, Suriye toprakları kurtarıldı.

Ancak BOP burada da, şimdilik de olsa, hayata geçirilmiş oldu.

Suriye olayları başlamazdan önce Tayyip ve AKP’giller, Beşşar Esad Yönetimiyle içli dışlıydılar. Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları bile yapılıyordu. Ancak ABD ve AB’nin emirleri doğrultusunda Tayyip, bir anda saf değiştirdi. “Kardeşim Esad” söylemi, yerini “Katil Esed”e bıraktı. Ve yukarıda da aktardığımız gibi boylu boyunca olayların içine daldı. Tayyip, Şam’daki Emevi Camii’nde namaz kılma, Halep’e vali atama hevesi ve heyecanı içindeydi. Ancak yine yukarıda söylediğimiz gibi, İran, Rusya ve Çin oyunu bozdu. Hevesleri kursaklarında kaldı. Eğitip donattıkları Ortaçağcı çeteler, Suriye Ordusu, Rus Ordusu ve İran Hizbullahı tarafından yenilerek Türkiye sınırlarına doğru çekilmeye başladılar kademe kademe. Ve çekilerek en son İdlib’de yuvalandılar. Tayyip, buralara Türk Ordusu’nu göndermek zorunda kaldı.

Gerekçe, Suriye’nin kuzeyinden, özellikle Amerikancı Kürt Bölgesinden yapıldığını iddia ettiği saldırıları engellemekti. Gerçek amaç ise, Ortaçağcı çeteleri yok olmaktan korumak, Suriye’de köprübaşı tutmaktı.

Çünkü Tayyip, BOP’un Eşbaşkanı. Bizzat kendisi söyledi bunu. O zaman, görevi ne?

BOP’un hayata geçirilmesi için çalışmak.

Bu nasıl olacak?

Irak, Libya, Suriye’den sonra sıra Türkiye’de. Sonra İran’a sıra gelecek. Ya da önce İran, sonra Türkiye bölünüp parçalanmak isteniyor.

O yüzden Tayyipgiller’in Amerikancı Kürt Hareketine özünde karşı olması düşünülemez. Ve istese de yapamaz bunu. O zaman görevden alırlar adamı anında.

Görevden alınma ne demek?

İktidarın ve iktidarın getirdiği bütün olanakların; malın mülkün, şanın şöhretin, makamın mevkiinin, itibarın, vurgunun talanın bitmesi ve sonunda yargılanmak demek…

Bundan başkası olamaz.

O zaman iktidarda kalmak için ne emredilirse yapmak zorunda Tayyip.

Ne emrediliyor şimdi?

Suriye’nin bölünüp parçalanması, Suriye’de yeni bir Devletçiğin, Amerikancı bir Devletçiğin kurulmasına yardımcı olmak. E o zaman Tayyip de bunu yapıyor.

Aksi, yani görünürdeki gerekçeyi ele alırsak, yani Amerikancı Kürt Hareketine operasyon çekmek demek, ABD’yle karşı karşıya gelmek demek. ABD’nin BOP’unun tekerine çomak sokmaya çalışmak demek.

Affeder mi bunu ABD?

Asla.

Bakın, CENTCOM eski sözcüsü ABD’li komutan Joe Buccino ne diyor, 11 Aralık 2023 tarihli Rûdaw’a verdiği röportajında:

Biz bu uzun röportajın konumuzla ilgili bölümünü aktarıyoruz:

“CENTCOM eski sözcüsü: Türkler Suriye’de bir Amerikan askerini öldürmenin felaket olacağını biliyor

“(…)

“Rûdaw: ABD olarak, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki saldırılarının ABD’nin müttefiklerini IŞİD’e karşı mücadelede zayıflatmasının çok ciddi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

“Joe Buccino: Demokratik Suriye Güçleri’ne olan bağlılığımız konusunda ciddiyiz. IŞİD’e karşı savaşmak için Demokratik Suriye Güçlerini oluşturduğumuzu düşünüyorum. Pentagon’da Demokratik Suriye Güçleri’ne gerçek bir bağlılık var.

“(…)

Rûdaw: Bu bana bir şeyi hatırlattı: Uluslararası koalisyonun Suriye’deki bazı saldırılarla ilgili açıklaması vardı ama kısa bir süre sonra bu tweeti silmişlerdi. Bu Tweet Türkiye’nin isteği üzerine mi silindi?

“Joe Buccino: Bunu tam olarak hatırlamıyorum.

Rudaw: Bu, ABD’nin Suriye’de bir Türk İHA’sını kuzey ve doğu Suriye’deki bir ABD üssüne yaklaştığı için düşürdüğü zamandı.

“Joe Buccino: Bu doğru, evet. Evet, bunu hatırladım.

Rudaw: Bu paylaşımı Twitter’dan silmenizi Türkiye mi istedi?

“Joe Buccino: Bu konuda bir gönderi paylaştığımızı hatırlıyorum, onu sildiğimizi de hatırlamıyorum ama bir noktada Dışişleri Bakanlığı’nın bize DSG hakkında açıklama yapmayı bırakmamızı söylediğini hatırlıyorum. Niyetimiz, IŞİD’e karşı mücadelede DSG’nin ortağımız olmasıydı ve biz onları yalnızca ortak olarak görüyorduk. Orta Doğu’da çok karmaşık bir durum var. Türkler ABD desteğinden ellerinden geldiğince faydalanırken, NATO üyeliğinden de ellerinden geldiğince yararlanıyorlar.

Rûdaw: ABD’nin Türkiye’yi DSG’ye karşı daha ılımlı bir tavır alması yönünde herhangi bir diplomatik çabası var mı?

“Joe Buccino: Bence buna karşı korunmaları, DSG’nin içinde Amerikan birliklerinin bulunmasıdır. Türkler bunu biliyor. DSG’ye saldırdıklarında bir Amerikalıyı, bir Amerikan askerini öldüremezler. Çünkü bu Türkiye için felaket olur.” (https://www.rudaw.net/turkish/interview/11122023)

Gördüğümüz gibi, Joe Buccino gerçekleri dile getiriyor.

Ne diyor?

“Demokratik Suriye Güçleri’ne olan bağlılığımız konusunda ciddiyiz. IŞİD’e karşı savaşmak için Demokratik Suriye Güçlerini oluşturduğumuzu düşünüyorum. Pentagon’da Demokratik Suriye Güçleri’ne gerçek bir bağlılık var.”

Ve netçe ne diyor; “ABD’nin Türkiye’yi DSG’ye karşı daha ılımlı bir tavır alması yönünde herhangi bir diplomatik çabası var mı?” sorusu karşısında?

“Bence buna karşı korunmaları, DSG’nin içinde Amerikan birliklerinin bulunmasıdır. Türkler bunu biliyor. DSG’ye saldırdıklarında bir Amerikalıyı, bir Amerikan askerini öldüremezler. Çünkü bu Türkiye için felaket olur.”

Yani, bir ABD askerinin yanlışlıkla öldürülmesi, Türkiye için felaket olurmuş… Dolayısıyla Türkiye bir Amerikan askerini öldüremezmiş. Ve böylece DSG’liler de öldürülemezmiş. Çünkü DSG’nin içinde Amerikan birlikleri varmış… Yani iç içelermiş Amerikalılar ve DSG’liler…

Kaldı ki yeni gelişmeler bu gerçeklikleri bir kez daha kesince kanıtlıyor ya da göze batırıyor.

Medyada sık sık; “ABD’den Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin açıklama: Endişe duyuyoruz” şeklinde haberler okuyoruz:

“(…)

“ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın brifinginde Rûdaw Medya Grubu Washington Temsilcisi Diyar Kurda’nın Türkiye’nin Rojava’ya yönelik operasyonlarıyla ilgili sorularını yanıtladı.

“ABD’nin Rojava konusunda tutumunun değişmediğini vurgulayan Matthew Miller, ‘ABD, Suriye’nin kuzeyindeki askeri eylemlerin, özellikle sivil altyapının hedef alınması da dâhil olmak üzere siviller üzerindeki etkisinden ve IŞİD’in tamamen yenilgiye uğratılması için devam eden operasyonlarımız üzerindeki etkisinden endişe duymaktadır’ ifadelerini kullandı.

“Sözcü Matthew Miller Bölgedeki güçlerin ateşkesin sağlandığı bölgelere saygı duyması gerektiğini belirterek, ‘Suriye’de istikrarın sağlanması ve bu krize siyasi çözüm için birlikte çalışılması açısından tüm tarafların ateşkes bölgelerine saygı duyması ve bunu sürdürmesi oldukça önemlidir’ değerlendirmesinde bulundu.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/07102023)

Neymiş efendim?

“Bölgedeki güçlerin ateşkesin sağlandığı bölgelere saygı duyması gerek”irmiş ve “tüm tarafların ateşkes bölgelerine saygı duyması ve bunu sürdürmesi oldukça önemli”ymiş…

Kısacası, sözün özü, diyor ki Sözcü Matthew Miller; “Ey Türkiye, ateşkese saygı duy, Rojava Özerk Bölgeme karışma. Bunu aklından bile geçirme. Yoksa senin için felaket olur!”

Ya uymazsa Türkiye ateşkese? Saldırılara, özellikle SİHA’larla yaptığı saldırılara devam ederse ne olurmuş?

08.02.2024 tarihli haber bunun cevabını veriyor:

Rojava, ABD’den hava savunma sistemi istedi: Mazlum Kobani’den açıklama

“Haber Merkezi – Rojava Özerk Yönetimi’nin askeri yapılanması olan Demokratik Suriye Güçleri (DSG), son dönemde artan saldırılar nedeniyle ABD’den hava savunma sistemi istedi.

“(…)

“ABD’den güvence aldık”

“ABD tarafının ‘bu tür saldırıları önlemeye çalışacağını ve çaba göstereceğini teyit ettiğini’ belirten Kobani, (…) ABD askerlerinin bölgeden çekilmesinin DSG’ye yönelik İran destekli gruplar, IŞİD ve Türkiye’den gelen tehditleri katlayacağı uyarısında da bulundu ve ‘Amerikan birlikleri koşullara bağlı olarak çekilecek olursa doğal olarak biz de halkımızın çıkarlarını ve bölgenin düzenini göz önünde bulunduran planlara yöneleceğiz’ dedi.

“Bu planların Suriye ordusuyla uzun vadeli bir işbirliğini içermediğine vurgu yapan Kobani, Suriye Ordusu’nun IŞİD’e karşı savunma kapasitesinin bulunmadığını kaydetti.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/080220241?s=03)

Sonuç ne? Mazlum Kobani’nin çağrısına ABD’nin yanıtı ne?

Bingo! Bildiniz:

 “ABD; DSG’ye hava savunma eğitimi ve mühimmatı sağlayacak

“Haber Merkezi – ABD’li askeri yetkililerin, Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) kısa ve orta menzilli hava savunma sistemi eğitimi vermeye başladığı ileri sürüldü. Bu kapsamda ABD’nin SDG’ye hava savunma sistemi silahları sağladığı iddia edildi.

“ABD’nin, DSG’nin hava saldırılarına yanıt verebilmesi için gerekli silah ve mühimmatı sağladığı belirtiliyor

“(…)

“Eğitimden geçirilecek DSG’lilerin bölgenin değişik noktalarına konuşlandırılan hava savunma araçlarını yakın zamanda kullanacağı ifade ediliyor. Sistemin İran bağlantılı grupların saldırılarına karşı kullanılacağı ifade edilse de TSK’nin da bölgede hava araçları ile gözlem ve operasyon yaptığı biliniyor.” (https://www.rudaw.net/turkish/world/211120238)

Sadece askeri açıdan mı eğitiyor ABD PKK-DSG-YPG’lileri?

Hayır. Her türlü maddi olanakları da sağlıyor onlara:

“ABD; Peşmerge, Irak güçleri ve DSG’ye 528 milyon dolar ödenek ayırdı

“Erbil (Rûdaw) – ABD’de Joe Biden yönetimi, ABD Savunma Bakanlığı’nın 2025 bütçe tasarısında Peşmerge ve Irak güçlerine 380 milyon 758 bin dolar ayırdı.

“Ayrıca Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) de 147 milyon 941 bin dolar tahsis edilecek.

“(…)

“2024 yılı bütçesinde DSG, Peşmerge ve Irak güçlerine 475 milyon dolar tahsis edildi.” (https://www.rudaw.net/turkish/world/12032024)

Yani Irak’taki Barzanistan Devleti neyse, Suriye’deki Rojava Özerk Yönetimi de o, ABD için. Aynı statüdeler. Hatta sadece Irak’taki Barzanistan’la değil, bölgedeki bütün devletlerle aynı statüde görüyor, tutuyor ABD Yönetimi Rojava Özerk Yönetimi’ni. Okuyalım haberi:

CENTCOM komutanından Rojava’ya ziyaret

“Erbil (Rûdaw) – CENTCOM Komutanı Michael Erik Kurilla Rojava’yı ziyaret etti, DSG yetkilileri ile görüştü. Hol ve Roj kamplarında incelemelerde bulundu.

“ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığından (CENTCOM) yapılan açıklamaya göre Michael Erik Kurilla Ürdün, Mısır, İsrail ve Rojava’daki ABD ile Koalisyon güçlerinin bulunduğu üsleri ziyaret etti.

“Açıklamada ‘CENTCOM Komutanı Orgeneral Michael Erik Kurilla’nın bölgedeki, güvenlik ve insani durumu yerinde incelemek, ABD askerleri güvenlik ortaklarıyla görüşmek üzere 26 Şubat – 2 Mart tarihleri arasında CENTCOM bölgesindeki Mısır, Ürdün, Suriye ve İsrail’i ziyaret etti’ denildi.

“Kurilla’nın Rojava’daki temasları çerçevesinde Derik’in Rimelan bölgesinde bulunan ABD ve Koalisyon üssünün yanı sıra IŞİD’li ailelerin tutulduğu Hol ve Roj kamplarını ziyaret ettiği kaydedildi.  Kurilla’nın ayrıca Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ve Rojava özerk yönetimi yetkilileri ile de bir araya geldiği bildirildi.”

“(…)

“CENTCOM Komutanı Orgeneral Michael Erik Kurilla ziyaretlerine ilişkin şunları dile getirdi:

“Bu, CENTCOM bölgesine 27. seyahatimdi ve bu gezilerin her biri, güvenlik zorlukları ve fırsatlarının yanı sıra telefonla veya video telekonferans yoluyla elde edilemeyen benzersiz bakış açıları hakkında daha derin bir anlayış kazanmamı sağladı.  Bunlar CENTCOM bölgesinde zorlu zamanlar ve bunları çözmek için Hizmet üyelerimizin profesyonelliğine, bağlılığına ve yeterliliğine olduğu kadar ortaklarımızla olan ilişkilerimizin gücüne de güveniyoruz.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/04032024)

Eee, al gülüm ver gülüm dünyası bu…

Amerikancı Kürt Hareketi ABD’den her türlü desteği alınca, o da “yerel güç” olarak, “sahadaki ortak” olarak ABD’ye hizmetini sunuyor. ABD’yle içli dışlı oluyor, Suriye’nin bölünüp parçalanmasında aktif rol alıyor.

Ve geçtiğimiz aylarda İran Hizbullahı tarafından füzelerle öldürülen Amerikan Conileri için Mazlum Abdi şahsında PKK-PYD-DSG taziye dileklerini iletiyorlar ABD’ye…

Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Kobani bir tweet atıyor. Okuyalım;

“Ürdün’deki Amerikan üssünü hedef alan saldırıyı kınıyor, hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Terörle mücadelede ortaklığımıza derinden değer veriyor ve yeniden teyit ediyoruz.”

Biz bu tweet’i okur okumaz aklımıza Tayyip geldi. Hatırlayacağımız gibi, o da Irak’taki Amerikan Conileri için sağlık ve esenlikler dilemişti yıllar önce. Şöyle söylemişti:

“Kahraman genç erkek ve kadın (Amerikan) askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmelerini umuyor ve dua ediyoruz…”

Biz yukarıda somutça aktardığımız gerçekleri yazınca, söyleyince, dile getirince de Amerikancı Kürt Hareketi ve “solcu” geçinen Türkiye’deki işbirlikçileri bize kızıyor. Bize düşman kesiliyor. Çünkü gerçekleri dile getiriyor, onların yüzlerindeki “solcu”, “devrimci” maskesini indiriyoruz…

Gördüğümüz gibi, BOP’un Suriye ayağında; Türkiye ve Amerikancı Kürt Hareketi PKK-PYD-YPG-DSG var.

Elbirliğiyle Türkiye’yi Yeni Sevr demek olan BOP Cehennemine doğru doğru hızla sürükleyip götürüyorlar.

BOP’un Amaçlarından Birisi de

İsrail’in Güvenliğinin Sağlanması ve

Yeni bir Müslüman İsrail Devletinin Kurulmasıdır

Bunun için de ne yapılmalıdır?

İsrail’i bir Devlet olarak tanımayan ve onun Ortadoğu’dan yok olması için savaşan Devletlerin, Filistin Davasına sahip çıkan Devletlerin bölünüp parçalanması, etkisiz hale getirilerek İsrail’in güvenliği sağlanmalıdır.

İşte Irak lideri Saddam da, Libya Lideri Kaddafi de, Suriye Lideri Beşşar Esad da bunun için savaşıyorlardı. Saddam ve Kaddafi ortadan kaldırıldı. Ancak Suriye Liderini ortadan kaldıramadılar. Ancak güçsüz hale getirdiler. Aktif bir tutum almasını engellediler Suriye’nin.

Oysa bakın, Beşşar Esad, Rus gazeteci Vladimir Solovyov ile yaptığı söyleşide nasıl savunuyor Filistin Davasını ve Halkını:

“İsrail’in işgalci ve saldırgan olduğunu, kendilerini savundukları için Filistinlileri öldürdüğünü vurgularken, “Olan bitenin özeti budur ve 1930’dan günümüze kadar olanlardan bahsetmeden 7 Ekim’de yaşananları konuşamayız çünkü bu tek bir vakadır” diye konuştu.

“(…)

“Filistin konusunda Sayın Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, ”Filistinli toprağın sahibidir, toprağı işgal edilendir, seksen yıldır öldürülen de odur. Filistin meselesinin bir parçası olduğu için Gazze’yi tek başına konuşamayız” diyerek,  ”İsrail’in işgalci ve saldırgan olduğunu, Filistinlileri kendilerini savundukları için öldürdüğünü vurguladı.

“Sayın Cumhurbaşkan bu bağlamda ayrıca, İsrail’in, kendilerini savunan Filistin halkının aksine, çocuklarının hayatlarını korumak için güç kullanabildiğinden, Filistinlilere karşı güç kullanmasının ne geçmişte ne de şu anda hiçbir haklı gerekçesi olmadığını anlatarak, ”Filistin halkı bir devlet değil, elinde silahla direniş gösteren sivil gruplardır, devletleri ve orduları yoktur, dolayısıyla bu durumda İsrail ve Filistin partilerini karşılaştırmak mümkün değildir” ifadelerini kullandı.” (https://www.sana.sy/tr/?p=298007)

Ya bizim Tayyipgiller ne yapıyorlar gördüğümüz gibi:

İsrail’e her türlü askeri malzemeyi gönderiyorlar. Hem de bizzat kendi sahip oldukları gemilerle yapıyorlar bu işi. Şu ana kadar yüzlerce gemi gitti İsrail’e malzeme taşıyan… Kutsal Mescid-i Aksa’nın etrafını Türkiye’den gelen dikenli tellerle çeviriyorlar. Filistin Halkını bombalayan İsrail uçaklarının yakıtını gönderiyorlar. Silah mühimmatı gönderiyorlar. Askerlerinin giysilerini gönderiyorlar. Meyve sebze gönderiyorlar. Ve diğer birçok malzemeyi gönderiyorlar…

Ve Amerikancı Kürt Hareketi de bölgede yeni bir İsrail, Müslüman bir İsrail olmak için can atıyor. BOP’u yürekten, canı gönülden destekliyor. Böylece ABD bize de bir Devlet kuruverecek, diyor…

Yukarıda aktardıklarımız bunu netçe kanıtlıyor.

 

Astana Görüşmeleri ve

Gelinen Durum

Yazımızın başında anlattığımız gibi, işler Türkiye’nin istediği gibi gitmeyince, İran ve Rusya’nın bastırmasıyla, zorlamasıyla Astana Görüşmeleri diye adlandırılan görüşmelere katılmak zorunda kaldı AKP’giller. Bu görüşmeler; 2017 yılından bu yana İran-Rusya-Suriye ve Türkiye arasında yapılıyor. 21’inci ve en son toplantı, 24-25 Ocak tarihlerinde, yine Astana’da gerçekleştirildi.

Her toplantının sonunda Ortak Metin yayımlanıyor. Ve bu Ortak Metinlerin şu ana kadarki ana vurgusu da; Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan sarsılmaz bağlılıklarını bir kez daha teyit etmek, tüm yabancı askeri güçlerin Suriye’den çekilmesini istemek oluyor.

Yabancı askeri güçlerden kasıt da ABD ve Koalisyon ortakları Batılı Emperyalistlerin askerleri ve Türk Ordusu oluyor.

Yine Kürt Hareketinin ele geçirdiği bölgelerde kalan Suriye petrolüne Kürt Hareketi ve koruyucusu ABD tarafından el konulması şiddetle kınanıyor.

Ortaçağcı terör örgütlerine karşı ortak mücadele edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor vb…

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, bundan bir önceki toplantıda (10 Mayıs 2023) bir konuşma yapmış ve çözüm önerilerini sunmuştu. Şimdi onu okuyalım:

***

Mikdad, Dörtlü Bakanlar Toplantısında:

Suriye Topraklarındaki Yasa Dışı Askeri Varlığı Sona Erdirmeden Sonuca Ulaşamayacağız

MOSKOVA– Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, Suriye’nin asıl amacının Türk kuvvetleri de dahil olmak üzere topraklarındaki her türlü yasadışı askeri varlığı sona erdirmek olduğunu vurgulayarak, bu konuda ilerleme kaydedilmeden gerçek sonuçlara ulaşılamayacağını kaydetti.

Mikdad bugün Moskova’da düzenlenen Suriye, Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanları dörtlü toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti’ndeki dostların bu toplantının düzenlenmesini kolaylaştırma çabalarını takdir ettiğini ifade etti.

Bakan Mikdad, devletin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı ve içişlerine karışmama esasına dayanıldığı sürece, Suriye’nin diyalog ve toplantının istenen hedeflere ulaşmanın en iyi yolu olduğuna dair kalıcı inancına dayalı olarak açık ve yapıcı bir şekilde angajman yapmaya hazır olduğunu vurguladı.

Mikdad ayrıca, “Astana hattı, ortak çabalar sayesinde sahada pek çok olumlu sonuca imza attı ve bazı sorunları çözmeyi başarırken, bazı sorunları çözmede bocaladı. Ancak şimdi, bizi ilgilendiren çeşitli konuların ele alınmasında daha dinamik olacağını umduğumuz yeni, farklı bir formül sürecindeyiz.” ifadelerini kullanarak öne sürdü.

Suriye ile Türkiye arasında derin bağlar, uzun sınırlar, ortak hedefler ve çıkarlar olduğunu belirten Mikdad, “İki ülkedeki iki halkın özlemlerine hizmet etmek için geçmiş yılların tüm olumsuzluklarına rağmen, bu amaç ve çıkarlara ulaşmak için iki ülke tarafından Rus ve İranlı dostların yardım ve desteğiyle birlikte çalışma fırsatı var. Bu sadece dilekle veya sözle yapılamaz, net ve pratik bir yaklaşım gerekir.” dedi.

Dışişleri Bakanı Mikdad, “Biz tabiî ki diğer ülkelerle ilişkilerimizde geçmişin sayfasını çevirmek ve geleceğe bakmak istiyoruz.  Ancak Suriye halkının haklarını ve ulusal çıkarlarını koruyan, feragat edilemeyen veya pazarlık yapılamayan bir şekilde istiyoruz.” ifadelerini kullanarak, “Bu konuda bizim için asıl amacın Suriye topraklarındaki her ne şekilde olursa olsun yasadışı askeri varlığı sona erdirmek olduğu herkes tarafından anlaşılmıştır. Buna tabii ki Türk kuvvetleri de dahildir ve bu konuda ilerleme kaydedilmeden yerinde duracağız ve gerçek bir sonuca ulaşamayacağız. Her durumda geri çekilme konusunda çalışmaya, talepte bulunmaya ve ısrar etmeye devam edeceğiz.” ifadelerini sözlerine ekledi.

Mikdad konuşmasına şöyle devam etti: “Türk Dışişleri Bakanı’nın, Türk kuvvetlerinin çekilmesi durumunda oluşan boşluğu terör örgütlerinin dolduracağına ve bunun Türkiye’nin güvenliğini tehdit edeceğine dair açıklamalarını okudum. Bununla ilgili yorum yaparak, Türkiye’den Suriye’den güçlerini çekeceğine dair açık bir ikrarını istiyoruz. Buna göre, bunu organize, koordineli ve üzerinde anlaşmaya varılmış bir şekilde uygulamak için pratik adımlar üzerinde anlaşmaya varılacaktır.” (https://www.sana.sy/tr/?p=280495)

***

 

Evet, başta ABD Emperyalistleri ve diğer Batılı Emperyalistlerin ve işbirlikçileri bölge devletlerinin Suriye Halkına yaşattıkları cehennemden kurtuluşun ilk çözüm adımları, yolları bunlardır gerçekten de. Eğer bunlar samimiyetle ve kararlılıkla yerine getirilirse, bu konuda somut adımlar atılırsa sorun çözüm yoluna girer. Tabiî bu çözüm ABD başta olmak üzere Batılı Emperyalistleri tatmin eder mi?

Etmez kesinlikle. Onlar asla böyle bir çözümü kabul etmezler. Ama bölge halklarının ve devletlerinin gerçek çıkarı buradadır.

Kaldı ki 24-25 Ocak’ta Astana’da yapılan son toplantıda alınan kararlar da gerçek çözüm yollarını bir kez daha teyit etmiştir.

ABD’nin BOP’unu

Hayata Geçirtmeyeceğiz!

Suriye’deki çözüm yolları bunlardır. Ve bunlar er ya da geç hayata geçecektir. Geçirilecektir. Başka bir yol yoktur.

Burada önemli bir konu, Suriye’deki Kürt Halkının durumu ya da statüsüdür.

Bildiğimiz gibi Kürdistan, Irak-İran-Türkiye-Suriye arasında 4 parçaya bölünmüş durumdadır.

Meşru Saddam Yönetiminin işgal sonucu yıkılmasından sonra Irak’ta; Irak Kürt Federe Devleti-Kürdistan Bölgesel Yönetimi veya Irak Kürt Bölgesel Yönetimi adı altında Feodal Beylerin-Barzanilerin yönetiminde bir devletçik oluşturdu ABD.

Suriye’de de Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi önderliğinde Rojava Özerk Yönetimi adı altında bir Devletçik oluşturdu. Ancak, bu yönetimin tutunması, barınması uzun vadede söz konusu değil. Meşru Suriye Yönetimi buna izin vermez.

Dolayısıyla bu konuda da gerçekçi çözüm, en azından şimdilik, Kürt Bölgesinin Federasyon çerçevesinde Suriye’yle birliğidir.

Bu aynı zamanda ABD’nin BOP’unun Suriye ve dolayısıyla Türkiye ve İran ayağının da çökmesi demektir.

ABD’nin bölgemizden defolup gitmesinin yolunun açılması demektir.

Tayyip bunu yapabilir mi?

Yapamaz.

Yaparsa daha doğrusu yapma yönünde davranırsa ABD tarafından iktidardan tekerlenir. Bu kesin. Yukarıda aktardık. Ama başka çaresi de yok Tayyip’in. İlanihaye Suriye’de kalamaz. Buna ne Suriye Yönetimi izin verir ne İran ne de Rusya. Astana Kararları da açık. Net… Dolayısıyla kısa vadede değilse de orta vadede Türkiye o bölgeden çekilmek zorundadır. Doğrusu da budur zaten. İşgalci olarak kalamazsınız Suriye topraklarında. ABD’nin çıkarı için de kalmamalısınız zaten. Sonuç olarak bunları yaşayarak göreceğiz…

Suriye Halkıyla ve meşru Suriye Yönetimiyle elbirliği içinde, işbirliği içinde, bölgemizde ve ülkemizde ABD’nin BOP’unun hayata geçirilmesine izin vermemeliyiz.

Kürt Halkını, ne Feodal ne de Burjuva Kürt Hareketlerinin önderliğine bırakmamalıyız. Devrimci bir biçimde bu sorunu çözüme kavuşturmalıyız. Bu sorun, Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı çerçevesinde çözümlenmelidir.

Türkiye için çözümümüz bellidir bu konuda: Kürt-Türk Halk Cumhuriyeti olarak formüle ediyoruz biz bunu, bildiğimiz gibi.

Ve hep birlikte haykırmalıyız: Katil ABD, Bölgemizden ve Ülkelerimizden Defol! diye…

Yazımızı, Beşşar Esad’ın yukarıda söz ettiğimiz röportajda söyledikleriyle bitirelim:

“Ulusal çıkarlarınıza ve ilkelerinize bağlı kaldığınızda bedel ödersiniz, kısa vadede acı çekersiniz, kaybedersiniz ama uzun vadede kazanırsınız…” (https://www.sana.sy/tr/?p=298007)

15.03.2024