Aynı toptan kesme bunlar…

08.08.2019
A+
A-
Aynı toptan kesme bunlar…

M. Gürdal Çıngı

Gerizler patladı…

Medyada son günlerde bir furya var: Hangi belediye başkanı,  belediyede hangi başka görevleri üstlendi, hangi akrabasını, hangi mevkilere getirdi, Genel Müdür, Müdür ya da olarak Şef atadı?

Olayı, yandaş medya başlattı: CHP’li Belediye Başkanlarının kendilerini ya da çoluk çocuklarını, akrabalarını, belediyelerde getirdikleri makamları yazdı.

Buna göre kimi belediye başkanlarının, kendilerini belediyelerin şirketlerine Genel Müdür, Yönetim Kurulu Başkanı vb. sıfatlarla atadıklarını, böylece de ek maaş aldıklarını ortaya çıkardı.

Yine bunlara ek olarak, kimilerinin de yukarıda da yazdığımız gibi, çoluk çocuklarını, akrabalarını belediye ve belediye şirketlerine yönetici olarak atadıklarını yazdı.

Olay orada kalmadı. Bu kez de AKP’li belediye başkanlarının yaptıkları ortaya çıktı. Onlar zaten yıllardır bu işi yapıyorlardı. Ve yeni seçilenler de aynen ve daha fazlasıyla yapmaya başlamışlar…

Ardından bu kez AKP’li Bakanların, Genel Müdürlerin vb.lerinin yaptıkları ortaya çıktı. Onlar da Kamu Kurumlarına ve onlara bağlı şirketlere aynı atamaları yine daha fazlasıyla yapmışlardı…

Olay, olayı; örnek örneği çoğalttı. Ve ortalığı yoğun bir geriz kokusu kapladı:

Hepsi ve her yer aynı idi. Yoktu birbirlerinden farkları…

AKP’li ya da CHP’li, MHP’li ya da İYİ Parti’li olmaları fark etmiyordu. Hepsi aynı düzenin insancıklarıydı.

Olay açıktı: Yapılanlar tamamıyla önce ahlâksızlıktı. Sonra da vurgunculuktu. Bal tutanın parmağını yalaması ya da yalatması idi.

 

Bunlar Sınıflı Toplumun yarattığı insancıklardır…

Bunlar, çamurlara bulanmış, yalan dolan, hile, vurgun, talan ve düzenbazlıktan başka bir şey üretmeyen Sınıflı Toplumun yarattığı insanlar.

Bunların şu ya da bu partiden, dernekten, vakıftan, sendikadan, kooperatiften olmaları fark etmiyor.

İster milletvekili olsunlar ister bakan, ister başbakan ister cumhurbaşkanı, ister “Reis”, “Başkan” olsunlar, ister belediye başkanı olsunlar hiç mi hiç fark etmiyor.

İster işveren sendikalarında, ister işçi sendikalarında olsun yine hiç fark etmiyor.

Bunların tüm dünyası, “geldiğim-getirildiğim mevkide, makamda, koltukta; “vurgun var mı vurgun”dur… Başkaca da hiçbir şey değildir.

Başta AKP’giller’in Reisleri; oğullarını-kızlarını-damatlarını; bakan, danışman, yönetim kurulu başkanı, vakıf başkanı vb. adlarla Devlet kademesinde görevlendirdiler.

Alttakiler durur mu?

Bakanlar, Milletvekilleri, Bürokratlar da aynı yola başvurdular. Onlar da her derecedeki yakınlarını göreve daha doğrusu arpalığa getirdiler.

Ve önemli mevkilerden olan belediye başkanları da aynı vurgun ve çapul dürtüsüyle yağma Hasan’ın böreğine koştular…

Bunlar AKP’lilerdi.

Ya CHP’liler?

Onlar da bunlardan aşağı kalmadılar. Onlar da Allah Allah! nidalarıyla saldırdılar vurguna, arpalığa…

Ve diğerleri de güçleri oranında aynı yağma sofrasında yer aldılar…

Yani, yoktu aslında birbirlerinden farkları. Sadece Partileri farklıydı.

Birisi, o makama, en güvendiğim kişiyi getirdim. Güvenebileceğim başka kimse yoktu, diyerek oğlunu atıyor.

Bir diğeri, maaşım az. Başka ne yapabilirdim, diyor.

Bir diğeri, başka bir gerekçe öne sürüyor. Ama tümünün yaptıkları aynı oluyor.

“Halka ve Hakka hizmet” için gelmiyorlar o makamlara. Dünyalıklarını doldurmak için geliyorlar. Hem kendilerinin hem de yakınlarının dünyalıklarını doğrultmak için…

Başka türlüsü olabilir mi?

Bizce olmaz. Olamaz.

Çünkü o makamlara gelenler/getirilenler bileğinin hakkına gelmiyorlar getirilmiyorlar her şeyden önce.

Kim zengin, kimin arkası kuvvetli, kimin oyu var seçimlerde, öncelikle ona bakılıyor Parti Liderleri ya da Yöneticileri tarafından.

Var mı seçilen Milletvekilleri ya da Belediye Başkanları içinde bir tane gerçekten işçi, kamu çalışanı ya da yoksul köylü, küçük esnaf?

Yok! Hem de hiçbirinde yok! İlaç olsun diye bile yok! Göstermelik olsun diye bile yok!

Daha baştan, aday olabilmek için, şu kadar parayı partinin kasasına yatırman gerekiyor.

Sonra, adaylığını garantiye almak için şu kadar para harcaman gerekiyor. Delegelere, üyelere, yöneticilere harcamalar yapman gerekiyor.

Hadi aday oldun, seçilmen için çalışma yapman gerekiyor.

Neyle yapacaksın?

Bulunduğun yöreye göre on binlerce, yüz binlerce ya da milyonlarca lira harcaman gerekiyor. Harcadın ve seçildin.

Artık ne yapacaksın?

Hemen ve öncelikle masraflarını çıkartacaksın…

Sonra?

Sonra; dünyalığını garantiye alacaksın hemen. Yarın bir daha seçilmemek var…

Sonra?

Eşini, dostunu, akrabayı taallukatını doyuracaksın. Onlara makamlar, mevkiler bulacaksın… Onların da geleceğini garantiye alacaksın…

Oy deposu Tarikatlara, Cemaatlere, Odalara vb.lerine peşkeş çekeceksin belediyenin olanaklarını. Arsalar, binalar vereceksin bedelsiz. İşe alacaksın. Vb. vb…

Eee… Bütün bunlar nasıl olacak?

Namuslu olursan, dürüst olursan, göreve, görevin gerektirdiği bilgi ve beceriye, liyakata sahip insanları getirirsen, yakınların ne olacak? Onlar nasıl doyurulacak?

İşte durum bu!

İşte gerçek bu!

 

Çözüm; Demokratik Halk İktidarıdır

İnsanın insanı ezdiği, sömürdüğü, yük hayvanı yerine koyduğu, çamurlara buladığı, yalana dolana, hileye dümene zorladığı Sınıflı Toplumdur bunu yaratan zemin. O zemin ortadan kaldırılmadıkça, bu vurgunlar, bu talanlar, bu yağma Hasan’ın börekleri aynen ve artarak devam eder.

Çünkü, çökkün Osmanlı’dan yani Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının egemen olduğu toplumdan kalan miras; “Devlet malı deniz yemen domuzdur”, anlayışıdır.

İşte biz bu zemini ortadan kaldırmak için çalışan serdengeçtileriz. Şövalyeleriz. Dürüstlük ve namus abideleriyiz.

Bizim kuracağımız Demokratik Halk İktidarında bunlar olmayacak. Kesinlikle olmayacak. Çünkü biz; İşçi Sınıfını ve onlarla birlikte ezilen, sömürülen insanları iktidara getireceğiz.

İşçi Sınıfı ve Halk kuracağı denetim mekanizmalarıyla suiistimale, vurguna, talana, hileye fırsat vermeyecek.

Ve; “Halk İçin, Halkla Birlikte ve Halk Tarafından” anlayışını benimseyen namuslu insanlar o mevkilere, o makamlara gelecekler.