Batılı Emperyalistlerin işbirlikçilerinin sonu budur: Onların köpekleri kadar değerleri yoktur!

12.09.2021
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Dünyanın her yerinde budur!

Bundan sonra da bu olacaktır!

Olan ne?

“Afganistan’ı terk etmek isteyenlerin Kabil Uluslararası Havalimanı’na akın etmesi kameralara yansıdı

“17.08.2021

“Taliban’ın dün Afganistan’ın başkenti Kabil’e girmesinin, başkanlık sarayı ve kamu binalarının kontrolünü ele geçirmesinin ardından halk arasında panik havası yaşanıyor. Afganistan’ı terk etmek isteyen binlerce kişi Kabil Uluslararası Havalimanı’na akın ederken yollarda yoğun trafik oluştu.

“Havalimanında toplanan Afganlar, hareket halindeki ABD uçağına binmeye çalıştı. Daha sonra kalkan uçağın uçuş takımlarına tutunan insanların metrelerce yükseklikten düştüğü belirtildi. Apache helikopteri, ABD uçağına binmeye çalışan Afganları engellemeye çalıştı.

“Bölgeden Afganların ABD’ye ait uçaklara binmeye çalıştığı görüntüler gelmeye devam ederken, ABD ordusuna bağlı köpeklerin tahliyesinin uçaklar aracılığıyla ‘güvenli bir şekilde’ gerçekleştirildiği görüldü.” (https://tr.sputniknews.com/20210816/afganistani-terk-etmek-isteyenlerin-kabil-uluslararasi-havalimanina-akin-etmesi-kameralara-yansidi-1048080296.html)

Niye böyle oldu? Kim neden oldu bu duruma?

Başta ABD ve sonra AB Emperyalistleri!

Çünkü; “(…) ABD’ye inanan bu millet uçakların kanatlarına, tekerlerine tutunmaya çalışırken düştü ve öldü. ABD’nin kurbanı oldu.”

Kim diyor bunu?

Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi 1. Başkan Yardımcısı Dr. Enayatullah Babür Farahmand. (https://odatv4.com/guncel/-k707nin-kozmik-yolculari-film-gibi-hikaye-ortaya-cikti-208089)

Ve yine bakın ABD’yi nasıl suçluyor şimdi:

“Peki Afganistan Ordusu neden hiç direnmemiş, kentler teker teker Taliban’ın eline geçmişti? Bu soruya Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi 1. Başkan Yardımcısı Dr. Enayatullah Babür Farahmand’ın yanıtı şu oluyor: “ABD, kurumlara değil şahıslara yatırım yaptı. Şahıslar güç kazanırken, kurumların içi boşaldı. Bu kurumlardan biri de askeriyemizdi. Kolordumuzda 15 bin askerimiz olduğunu biliyorduk. Ancak öğrendik ki gerçekte 3 bin kişi varmış. Hayali bir ordumuz varmış. Dışarıdan güçlü olduğunu söyleseler de, hem silah hem de eğitim konusunda niteliksiz bırakıldı. Bunları görüyorduk, eleştiriyorduk ama sonuç alamıyorduk. (…)”

Evet, katil belli:

Bugün için başta ABD, tarihsel olarak da AB Emperyalistleri dahil tüm emperyalistler aynı sonuçlara yol açmışlardır dünyanın dörtbir yanında.

Tarihte, Toplumda Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen ayrımları da ortaya çıkmıştır. Sömürücüler kendi vatandaşlarını sömürmekle yetinmemişler, başka ülkelerin yeraltı-yerüstü servetlerine de göz dikmişlerdir. Ve oraları esas olarak zor yoluyla-savaşlarla ele geçirmişlerdir.

Bazen de o toplumların egemen sınıflarını çeşitli yollarla satın alarak yapmışlardır bu işi.

Yani yerel işbirlikçiler kullanmışlardır Sınıflı Toplumun başlangıcından günümüze kadar.

İşbirlikçileri kullanma yöntemi, sömürgeciliğin son bulmasıyla birlikte daha da artmıştır. Artık ülkeler çoğunlukla fiili işgallere uğratılmamakta, o ülkedeki yerli işbirlikçiler kullanılarak yapılmaktadır sömürü işi.

İşte Afganistan’da da böyleydi. Görünürde Cumhurbaşkanı vardı, Hükümet vardı, Parlamento vardı… Ordu vardı, Yargı vardı. Tabiî Cezaevleri de vardı. Yani Devlet kurumları vardı ve işliyor görünüyordu.

Ama buralarda görev yapanların çok büyük çoğunluğu işbirlikçiydi. ABD’nin planlarını yerine getirmek için görev yapıyorlardı.

Ne zamana kadar?

ABD ve NATO üyesi diğer Batılı ülkeler askerlerini çekmeye başladıkları ana kadar…

Bu süreç başlar başlamaz, bir hafta içinde (zaten ülkenin büyük çoğunluğunu ele geçirmiş bulunan) Taliban başkent Kabil’e ve diğer birçok şehre tek kurşun atmadan girdi.

Ve gafil avlanan Batılılar ve işbirlikçiler yukarıda anlattığımız olaylarla karşılaştılar.

Ancak Sputnik’in haberinde de okuduğumuz gibi, onlar kendi misyonlarındaki (Büyükelçiliklerindeki, Konsolosluklarındaki, Ordudaki vb. yerlerdeki)  insanlarını ve orduda görev yapan asker köpeklerini bile“güvenli” bir şekilde ülkelerine götürüp gittiler.

İşbirlikçileri ise ortada kalıverdiler bir anda. Ve hainliklerinin bir sonucu olarak hedef haline geldiler Taliban için.

Yüksek düzeydeki işbirlikçilerin bir kısmını, efendileri kurtardı başta Cumhurbaşkanı Eşref Gani olmak üzere. Cumhurbaşkanı Eşref Gani Umman’a gitti, şimdilik canını kurtardı. Artık onu nasıl bir hayat bekliyor, yaşayarak göreceğiz. Diğerleri de diğer NATO ya da AB üyesi ülkelere götürüldüler; Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, Kanada gibi.

Bir kısmı da Türkiye’ye getirildi:

“THY’nin TK707 sefer sayılı uçağının içinde Türkiye’ye gelmeyi bekleyen 324 yolcu arasında çok önemli Afgan devlet adamları da vardı. Onlar Cumhurbaşkanı İkinci Yardımcısı Muhammet Sarver Danış, Afgan Dışişleri Bakanı Muhammet Hanif Atmar, Afganistan Milli İstihbarat Başkanı Ahmet Zia Saraj, Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Abdul Matin Bek, Afganistan Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi 1. Başkan Yardımcısı Dr. Enayatullah Babür Farahmand, üç eski bakan ve üç milletvekiliydi.” (https://odatv4.com/guncel/-k707nin-kozmik-yolculari-film-gibi-hikaye-ortaya-cikti-208089)

Ancak bunlar küçük bir azınlık tabiî ki… Yerel düzeyde binlerce işbirlikçi ortada kaldı. İşte Kabil Havaalanı’nda ABD uçağına binmeye çalışanların çok büyük bir kısmı da onlardı zaten. Bir kısmı da Taliban iktidarında yaşamak istemeyen kesimdi.

Bu yaşananlar yeni bir durum mu? İlk kez mi oluyor böyle bir şey?

Hayır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. İşbirlikçilerin, efendileri tarafından satılmalarıyla ilgili çok örnek gördük, biliyoruz, okuduk.

Efendi bu; kendi vatanını satanı, o niye satmasın?..

Onun açısından çok doğal bir durum bu. Çünkü Vatanını satan, yarın başka bir efendi bulursa onu da satar. Bu, eşyanın doğası gereği böyledir.

Ya vatanı satanlar için durum ne? Tarih onlar için ne diyecek?

Vatan haini! İşbirlikçi!

Bakın bunu kendileri de nasıl itiraf ediyorlar:

***

TÜRKİYE’YE ÇAĞRI

Biz Türk Silahlı Kuvvetleri için 2001 yılından beri Afganistan’da görev yapan yerel tercümanlarız. Sayımız yaklaşık 150 kişidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Afganistan’a geldiği günden bu yana, hep yanlarında olan ve gerektiğinde gözleri, kulakları ve dilleri olarak TSK ve koalisyon güçlerinin Afganistan’da üstlendiği misyonun başarısına başarı katan, gerektiğinde her türlü çaba ve fedakârlığı esirgemeyen bizler 20 yıldan beri Afganistan’da Mehmetçikle birlikte omuz omuza görev yapmaktayız.

Bilindiği üzere, ABD ve NATO güçleri ülkeyi terk etme kararını aldıktan sonra, her geçen gün ülkede hakimiyet alanını genişleten Taliban, Türkiye dahil hiçbir yabancı askerini ülkede istemediğini açıkça ilan etti. Bu durum Türk askeri ile birlikte görev yapan biz Tercümanların ve ailelerimizin can güvenliğini tehlikeye sokmuştur. Şu anda Taliban, başkent Kabil’i de ele geçirerek Afganistan’da tam hâkimiyet ilan etmiştir. Hâlihazırda Türk Silahlı Kuvvetleri ve koalisyon güçleri ile birlikte görev yaptığımız için Taliban tarafından casus ve hain olarak algılanmaktayız. Bizim ve ailelerimizin can güvenliği ciddi manada tehlikeye girmiştir.

Kimliklerimizin Taliban tarafından tespit edilmesi ve sırf Türk kardeşlerimize hizmet ettiğimiz için öldürülmemiz an meselesidir.

Afganistan’da Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte canı pahasına görev yapmakta olan tüm tercümanlar olarak Büyük Türk Devletinden talebimiz şudur. Diğer NATO üyesi ülkelerin yaptığı gibi acilen bizi ve ailelerimizi Türkiye’ye intikal ettirin ve hayatımızı garanti altına alın.

Mazlumların koruyucusu ve kollayıcısı Türk Devletinin yardım ve koruma konusunda ABD ve Avrupa ülkelerinden katbekat üstün olduğu tüm dünyanın malumudur.

Biz de şu anda himayenize sığınıyoruz. Sahip olduğumuz eğitim ve yeteneklerle Yüce Türk Devletine hizmetimizi Türkiye’de devam ettirmek istiyoruz.

Saygılarımızla;

Afganistan Türk Görev Kuvveti Komutanlığı Emrinde Görevli Tercümanlar

((https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turk-misyonunda-calisan-afgan-tercumanlardan-turkiyeye-cagri-taliban-tehdit-ediyor-bizi-kurtarin-1861776)

***

Gördüğümüz gibi, kendilerinin ne olduğunu (casus ve hain) ve nasıl bir son beklediğini adları gibi biliyorlar. Ve yardım dileniyorlar. Bizi satmayın, diyorlar Tayyipgiller’e. “Diğer NATO üyesi ülkelerin yaptığı gibi” bizi kaçırın, diyorlar. Biz de “Sahip olduğumuz eğitim ve yeteneklerle Yüce Türk Devletine hizmetimizi Türkiye’de devam ettirmek istiyoruz.”, diyorlar.

Ne acı bir durum…

Bir de ne yaparlar bunlar işleri bitince?

Birbirlerini satarlar? Birbirlerini eleştirirler. Kendilerini aklamaya çalışırlar. Aynen Dr. Enayatullah Babür Farahmand’ın yaptığı gibi:

“Dr. Enayatullah Babür Farahmand, Afgan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’yi de “Kimseye haber vermeden yanındaki en güvendiği iki adamı ile birlikte kaçmış. Önce Tacikistan’a sonra da Umman’a gitmiş. Afganistan’ın bu durumları yaşamasının en büyük sorumlularından biri kendisidir” diye eleştirdi.” (agy)

Peki başka nerede karşılaştık bu gibi durumlarla?

İran’da karşılaştık: İran Şahı Rıza Pehlevi’yi sattı ABD.

Kürdistan’da karşılaştık: Baba Barzani’yi ve Kürt Halkını sattı ABD.

Vietnam’da sattı işbirlikçilerini…

Nikaragua’da sattı…

Evet, görünürde canlarını kurtarıyor efendiler; işbirlikçilerin, uşakların. Biraz daha yaşamalarını sağlıyor. Belki ileride işime yine yararlar diye, yedekte tutuyor bunları.

Ne yazık ki bizim çok uzak olmayan Tarihimizde de bunun örnekleri var…

Kim? Kimler?

En bilinenleri, İttihat ve Terakki Önderleri Talat-Enver-Cemal Paşalar ve Vahdettin ve şürekâsı…

1918 yılında, bir gece yarısı, bir Alman Denizaltısına binip gittiler canlarını kurtarmak için.

Sonra, Vahdettin gitti Damat Ferit’iyle birlikte, takım taklavatıyla birlikte, şürekâsıyla birlikte 17 Kasım 1922’de. Onlar da bir İngiliz gemisiyle kaçtılar vatandan. Korkakça, gizlice… Ve en güvendikleri İngiltere bile kabul etmedi onları, Malta’ya sığınmak zorunda kaldılar.

Ali Kemal gibi işbirlikçiler de bir gemiye binip canlarını kurtaramadılar. İşbirlikçiliklerinin, vatan hainliklerinin bedelini Halkımızın öfkesiyle ödediler.

Yine aynı Afganistan’da olduğu gibi (4 Kasım 1922’de İstanbul Hükümeti istifa etmiş, TBMM adına görevi Refet Paşa devralmıştı, Ali Kemal’in 5 Kasım’da linç edilmesinden sonra) İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiserliğine sığınan yüzlerce işbirlikçi vapurlarla Mısır, Romanya ve Yunanistan’a kaçtılar.

Hepsi de aşağılandılar gittikleri ülkelerde. Şan, şöhret, saltanat, şaşaa bitti onlar için. Acınacak bir şekilde öldüler. Cesetleri vatanlarına bile gelemedi bir kısmının…

Keşke olmasaydı. Keşke Batılı Emperyalistlerin işbirlikçileri olmasalardı. Keşke vatansever olsalardı. Ama olamadılar. Taht için, Saltanat için, Makam için, Koltuk için, Para için, Dünya Malı için vatanlarını sattılar. Halklarını sattılar. İşbirlikçi oldular. Vatan haini oldular.

İşte geldik bugünlere… Bakalım şimdiki işbirlikçiler, vatan hainleri Tayyipgiller ne yapacaklar.

Bundan 100 yıl önce olduğu gibi bir gemiyle mi, yoksa bugün Afganistan’da olduğu gibi bir uçakla mı kaçmaya çalışacaklar?..

Bunu zaman gösterecek. Ama şimdiden bildiğimiz ve kesin olan bir şey var:

Vatan ve Halk düşmanlarının, İşbirlikçilerin, Vatan Hainlerinin sonu her yerde, her zaman aynı oluyor, aynı olacak!

Bu, tarihsel bir gerçeklik.

Tarihin hükmünün önüne kim geçebilmiş ki şimdiye kadar, bundan sonrakiler geçebilsinler…