Batmış bezirgân…

10.07.2021
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Halkımız; “batmış bezirgân eski defterleri karıştırırmış”, der.

Bu Tayippgiler de Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcileri ve bizzat o sınıfın üyeleri oldukları için, ekonomik olarak battıkça eski defterleri karıştırıyorlar. Ancak onlar, alacaklarını değil, elde avuçta satılmamış ne kadar Kuvayimilliye yadigarı Kamu Malı varsa onları satmak için eski defterleri karıştırıyorlar:

“Özelleştirmeler hız kesmiyor: MKE’nin ardından TEİAŞ

Makine Kimya Endüstrisi’nin (MKE) ardından Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), Cumhurbaşkanlığı Kararı ile özelleştirme kapsamına alındı.”

Böyle duyuruyor medya son Özelleştirmeleri.

Peki MKE nedir? Önemi nerededir?

“Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (kısaca MKE veya MKEK), Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü silah, mühimmat, roket, araç ve gereç ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Kurum, savunma sanayi alanında faaliyet göstermekte olup Millî Savunma Bakanlığına bağlı bir kamu iktisadi teşebbüsüdür. MKE Kurumu, sermayesinin tamamı devlet tarafından karşılanarak 15 Mart 1950 tarihinde ilgili yasa ile kurulmuştur. Kurumun temelleri Fatih Sultan Mehmet tarafından kurdurulan Top Dökümhanesine dayanmaktadır. Kurum, dünyada 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirme başarısı göstermiştir. 2020 senesinde Kurumun kârı 925.788.800 TL tutarına ulaşmış ve böylelikle en çok kâr eden kamu sanayi kuruluşları arasında ilk 3’te yer almıştır. 2020 yılı itibarıyla MKE Kurumu, Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşundan biri olup 90. sırada yer almakla birlikte Türkiye’deki savunma sanayi kuruluşları arasında 4. ve kamu sanayi kuruluşları arasında ise 7. sırada bulunmaktadır.

“(…)

“Değişik unvan ve statüler altında 15. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar inebilen tarihi bir geçmişe sahip olan Kurumun temelleri Fatih Sultan Mehmet’in Top Dökümhanesinin kurdurmasıyla atılmıştır. Kurum sırasıyla; 15. Yüzyıl’ın ikinci yarısından başlayarak Top Dökümhanesi (İstanbul Tophanesi), 1832-1908 yılları arasında Tophane Müşirliği, 1908-1909 yılları arasında Tophane Nazırlığı, 1909-1921 yılları arasında ise İmalat-ı Harbiye Müdüriyeti Umumiyesi adlarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda hizmet vermiştir. İmparatorluğun işgali ile İstanbul’dan kaçırılan bir kısım tezgâh, teçhizat, malzeme ve ustalarla 1921 yılından itibaren Türk Kurtuluş Savaşında ulusal bağımsızlık hareketinin içerisinde yer almıştır. 1921 yılında Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü adı altında yeniden teşkilatlandırılmıştır. Merkezi Ankara’da olan bu oluşum, İstanbul, Kırıkkale ve yurdun birçok köşesinde yer alan kuruluşlarla Cumhuriyet döneminin başta savunma sanayi olmak üzere birçok farklı sanayi alanında yapılanmasının temel taşlarından biri olmuştur.” (https://tr.wikipedia.org/wiki/Makina_ve_Kimya_End%C3%BCstrisi_Kurumu)

İşte AKP’giller, böylesine stratejik öneme sahip bir Kamu Malını-Kamu Kurumunu özelleştiriyorlar. Ordunun ihtiyaçlarını karşılayan bir kurumu özelleştiriyorlar. Aynen Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasını özelleştirip Katarlılara sattıkları gibi Ordunun ihtiyaçlarını karşılayan kurumları özelleştiriyorlar.

15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı sonrası Ordunun Okullarını (Ortaokullarını, Liselerini, Akademilerini), Askeri Hastanelerini kapattıkları gibi sıra MKE’ye gelmiş oldu.

“Site Bekçisi” konumuna düşürdükleri Orduyu, bir de dış görevlerde kullanıyorlar ABD ve AB’nin istekleri üzerine. Yugoslavaya’da kullandılar. Irak-Libya işgalinde kullandılar. Suriye’de kullanmaya devam ediyorlar. Libya’da kullanmaya devam ediyorlar. Sıra Afganistan’a geldi. Sözde NATO çerçevesinde bulundukları Afganistan’da Kabil Havaalanı’nın korunmasını üstlenmek istiyorlar. Üstelik de ABD ve diğer Batılı ülkeler askerlerini bu bataktan çekerken…

Artık askerlerimiz ölmesin, diyor Batılılar. ABD diyor ki; Conilerimiz ölmesin, Mehmetçiğe ne olursa olsun.

Biliyoruz yine bir zamanlar, 1950’lerde de NATO’ya girebilmek için Kore Savaşı’na katıldık Demokrat Parti iktidarı döneminde. 900’den fazla Mehmetçiğimizi orada toprak altında bıraktık geldik. Yüzlercesi de sakat kaldı. Gazi oldu…

Batılılar bir zamanlar; “Sanayi gerekmez size. Siz bizim manavımız olun, yeter size” derlerdi.

Manavlık bitti!

Tarım öldü!

Çiftçi öldü!

Şimdi ölüm sırası Mehmetçikte!

Yani, bir zamanlar Soros’un söylediği, istediği gerçekleşiyor. Hatırlarsak Soros; “En iyi ihraç ürününüz Ordunuzdur”, demişti…

Sür Türk Ordusu’nu savaşa. Sür kardeş halklar üzerine. Sür ki, aramıza kan davaları girsin bu kardeş halklarla. Sür ki; ABD-AB Emperyalistlerinin emirleri yerine gelsin…

Niye?

Tayyipgiler iktidarda kalsınlar, vurgun ve talanlarını sürdürsünler, diye.

Bunlar böyle!

Bunlar acımasız, vicdansız, insafsız bir tür.

Ruhlarına sinmiş alıp satmak.

Kamu Malıymış, stratejik kurummuş. Ne önemi var… Sat gitsin… Özelleştir gitsin…

Önce yerli alıyor bir kısmını, sonra onu da yabancıya satıyor. Daha geçen gün Şehir Hastanelerinde olduğu gibi…

Şehir Hastanelerini yapan ve işleten şirket, tüm bu hizmetleri yabancılara sattı geçti gitti. Vuracağı kadar vurgun vurdu. Şimdi de yabancılar vuracak. Nasılsa hasta garantili, tahlil, çekim garantili. İster hasta gelsin ister gelmesin, ister çekim yapılsın ister yapılmasın. Para alınacak devletten.

Aynen otoyollarda, köprülerde, tünellerde olduğu gibi…

“Ülkemizde TEİAŞ tarafından yürütülen iletim faaliyeti, üretilen elektriğin tüketiciye dağıtımını sağlayan ve dağıtım şebekesine aktarımından sorumlu kritik faaliyeti ifade etmektedir.” (https://www.teias.gov.tr/tr-TR/hakkimizda)

Daha önce (2009’dan itibaren) özelleştirdiler elektrik üretimi ve dağıtımını. Şimdi sıra iletime geldi, gördüğümüz gibi. Üstelik “kritik faaliyet” icra etmektedir TEİAŞ. Ama olsun. Ne gam!

Yeter ki yerli yabancı Parababaları vurgun vursun, AKP’giller komisyonlarını alsınlar, iktidarda kalsınlar…

Nasılsa Türkiye, Yağma Hasan’ın böreği. Nasılsa, Osmanlı’dan kalma; devlet malı deniz, yemeyen domuz, anlayışımız var.

Nasılsa Tevfik Fikret’in yazdığı gibi;

Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler, ki -iltikama muntazır

Huzurunuzda titriyor- şu milletin hayatıdır;

Şu milletin ki muztarib, şu milletin ki muhtazır,

Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.

 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Efendiler! Pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;

Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?

Şu nadi-i niam, bakın, kudumunuzla müftahir,

Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hakk da elde bir!

 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı zi-safa sizin;

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta say:

Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay

 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı, yok zarar,

Gurur-ı ihtişamı var, sürür-ı intikamı var.

Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar;

Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar.

 

Yiyin efendiler, yiyin, bu han-ı can-feza sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını

Vücüdunu, hayatını, ümidini, hayalini;

Bütün ferag-ı halini, olanca şevk-ı balini

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini.

 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak:

Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak;

Bugünkü miğdeler kavi bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı pür-neva sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Tekel İşçileri bundan yıllarca önce, TEKEL’in Özelleştirilmesi sürecinde yaptıkları eylemlerde haykırmışlardı; “Sat sat nereye kadar, bitti buraya kadar!” diye.

Nereye kadar satacaksınız?..

Yine Sovyetler’in kurduğu Sümerbank’ı da bunlar sattı biliyorsunuz. Adını dahi sattılar utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan. Hatta Bakanları Kemal Unakıtan alçağı; “Babalar gibi satarız. Adını da Tarihten sileceğiz”, demişti, hatırlarsak.

Satılmadık, halkımızın deyişiyle bir donumuz kaldı. Sıra ona geldi artık.

Bu nasıl bir zengin ülkeymiş ki, sata sata bitmiyor.

Birinci Kuvayimilliyeciler, Sovyetler Birliği’nin maddi-teknolojik-teknisyen vb. her türlü yardımıyla ne kadar Kamu Malı, Kamu Kurumu kurmuşlar, üretmişler ve halkımıza armağan etmişler.

Bunlar böylesine düşman Kamu Malına.

Çünkü yukarıda da dediğimiz gibi, Bunlar Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcileri.

Bunlar ki, halkımızı Allah’la aldatanlardır.

Bunlar ki, aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır.

İşsizlik ve Pahalılık almış başını gidiyor. Döviz fiyatlarını tutabilene aşk olsun.

Koronavirüs dolayısıyla binlerce canımızı yitirdik.

Binlerce esnaf işsiz kaldı.

Ama onlar zevk-ü sefa içindeler. Saraylarında sefa sürüyorlar. Osmanlı’dan kalma Saraylar yetmiyor efendilere; Ankara’daki Çankaya Köşkü yetmedi, Atatürk Orman Çiftliği içinde Kaçak Saray yaptırdı Tayyip. Üstelik Danıştayın verdiği yıkım kararlarına rağmen… Yani şu anda Kaçak Saray’da oturuyor Tayyip. O yetmedi; Marmaris’te yaptırıyor Yazlık Saray. O da yetmiyor, Van-Ahlat’ta yaptırıyor Saray. Uçan saraylarının sayısını bilen yok neredeyse…

Oysa bilmiyor ki; Saray=Mezardır.

O aslında bir mezarda yaşıyor canlı cenaze olarak…

İktidara getirilmenin ve iktidarda tutulmanın diyeti olarak, ABD’ye Atatürk Orman Çiftliği içinde Kaçak Büyükelçilik yaptırıyor.

Ama unutmasın, bunun hesabı bağımsız mahkemeler huzurunda sorulacak kendilerinden!

Yüz binlerce üniversite mezunu genç işsiz gezerken, adamlarına yüz binlerce liralık maaş verdiriyor. Onlara 1 değil, 2 değil, 3 değil, 5 değil, 10-11 maaş bağlatıyor. Benim borumu çalsınlar, diye. Bana hizmet etsinler, diye…

Yolsuzlukları, hırsızlıkları saymaya kalksak sayfalar yetmez… Çünkü karşımızda meşru bir parti ve meşru bir iktidar yok. Çıkar amaçlı bir suç örgütü var.

Bu devran böyle gider mi?

İlanihaye devam eder mi?

Asla gitmez, asla etmez!

Bu ülkenin yurtseverleri, halkseverleri, gerçek devrimcileri olarak bu lanet düzeni bir gün mutlaka yıkacağız.

İnsanın insanı ezdiği, sömürdüğü, soyduğu, zulmettiği, acılara buladığı, sürekli kanattığı bu düzene son vereceğiz.

Herkesin eşitçe, kardeşçe, özgürce yaşadığı bir ülke kuracağız.

Demokratik Halk İktidarını kuracağız.