Tayyip’in Dili mi sürçtü, gerçek mi?

10.07.2021
A+
A-

Hüseyin Ali

Tayyip (burada Tayyip sözü bir kişiyi değil, bir kişide cisimleşen Tayyip Diktatörlüğünü kastetmektedir), 18-20 Haziran 2021 tarihinde yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nda şöyle diyor:

“10 yıldır 4.5 milyona yaklaşan Suriyeli kardeşimizi misafir ediyoruz. Suriye’de faaliyet gösteren PKK, DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı sahada varlık gösteren ilk ülke biz olduk. DEAŞ’ın Suriye’deki varlığına büyük ölçüde son vererek Avrupa ve dünyanın güvenliğine katkı sağladık. Şu an itibariyle DEAŞ’ın 4500 mensubunu etkisiz hâlâ getirdik. Gerek terör örgütleriyle mücadelemizde, gerekse Suriye’yi istikrarsızlaştırma çabalarımızda uluslararası toplumdan beklediğimiz desteği alamadık.”

Bu laf kalabalığı ve yalanlar içinde son cümlede geçen bir doğru ifade var: “(…) Suriye’yi istikrarsızlaştırma çabalarımızda…”, diyor Tayyip.

Yalaka basın veya havuz medyası, hatta Odatv gibi muhalif haber kaynakları bunu “dil sürçmesi” olarak değerlendirdi. Yalaka basının bu gerçekliği gizlemeye çalışmasını anlamak mümkün. Muhalif basının da böyle değerlendirmesine ne diyelim? Gaflet diyebiliriz.

Tayyip’in dediği buz gibi gerçektir. Dil sürçmesi olarak değerlendirilemez. Çünkü Tayyip Diktatörlüğü 10 yıldan beri Suriye’yi istikrarsızlaştırmaya çabalıyor.

Hatırlayalım…

Tayyip, Aralık 2009’da Suriye’de yapılan Türkiye-Suriye Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı sonrasında şu ana başlıkları dile getiriyordu:

“Suriye, bizim Ortadoğu’ya açılan kapımız ve ikinci evimizdir. Türkiye de Suriye’nin Avrupa’ya açılan kapısı ve ikinci evidir.”

“Adeta iki ülke bakanları tek bir kabine toplantısı gerçekleştirdi.”

“Atılan adımların sosyal, ticari, kültürel anlamda çok büyük önemi olduğu ortadadır.”

“7 yıl önce neredeydik, şimdi neredeyiz. 2 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmine 2008 yılı sonuyla ulaştık, 3-4 yıl içinde biz bu rakamı 5 milyar dolara çıkaralım istiyorum.”

“Biz kendimize Suriye ve Türkiye olarak inanıyoruz. Birileri şöyle demiş, böyle demiş… Biz kararı verdiğimize göre biz bu adımı atarız ve bunu başarırız.”

“Ben inanıyorum ki bu süreçte enerjide, eğitimde, bilişimde, turizmde, sanatta bütün bunların yanında şu anda diplomatik ilişkilerde atılan çok önemli adımlar var, hedeflere doğru yakınlaşma var. Bütün bunlarla birlikte çevrede de çok önemli adımları atmamız mümkün. Bugün imzalanan anlaşmalarda bunu görüyoruz.”

“Bütün bunların bir diğer kazancı da Ortadoğu barışına katkısı olacaktır.”

“Bütün bu çalışmaların Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkileri güçlendirmesine, mevcut işbirliğinin daha da genişletilmesine ve halklarımızın yararına çok önemli sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Gerçekten şu anda Ortadoğu’da Türkiye ve Suriye’nin barışa olan katkısı tartışılmazdır. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi sadece Türkiye-Suriye arasında değil Irak-Suriye, Ürdün-Türkiye, Lübnan-Türkiye arasında… Bu tür çalışmalarını geliştirdikçe bölge bir barış bölgesi haline bu işbirliği konseyleriyle gelecektir. Buna da inanıyorum. Yeter ki birbirimizle olan dayanışmayı, paylaşım anlayışımızı artırarak geleceğe taşıyalım.”

“İkili olarak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi oluşturduk. İkili olarak kendi aramızda bu çalışmalarımızı yapabiliriz buna mâni bir hal yoktur. Yeter ki birbirimize inanalım, güvenelim. Bunun önünü kimse kesemez. Nitekim 350 milyon dolardan başladık, 2 milyar dolara geldik, inşallah ekonomik ilişkilerimiz 5 milyar dolara çıkabilir. Siyasi, ekonomik, kültürel, eğitim her türlü alanda bu çalışmalarımızı yapabiliriz, buna mâni bir hal yok.”

Kardeşlik, işbirliği, gelişme, barış… Bunları söylüyor Tayyip. Güzel sözler…

Bir yıl önce 2008 Ağustos’unda Beşşar Esad ve eşi Esma Esad Türkiye’ye gelmiş, Tayyip tarafından Bodrum’da ağırlanmışlar, tatil yapmaları sağlanmıştı.

Tayyip 2010 yılı Ağustos’unda Gaziantep’te düzenlenen mitingde ise şöyle diyecekti:

“Sevgili kardeşlerim, ne yaptılar, milleti korkuttular, Türkiye’nin üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili dediler, biz ne yaptık, onlar gibi vizyonsuz değiliz, biz geldik, bu anlayışı yıktık, Esad kardeşimle oturduk, iki dost, iki kardeş olduk, mayınları temizledik, vizeleri kaldırdık, kapılarımızı açtık, şimdi benim Gaziantepli kardeşim cebine pasaportunu koyuyor, Halep’e gidiyor, Şam’a gidiyor, Halep’teki Şam’daki Lazkiye’deki Hama’daki, Humus’taki kardeşim de cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi Gaziantep’e geliyor, ne oldu, bütün o tehditlerin, o korkuların ne kadar boş olduğu ortaya çıktı, kim kazandı, Türkiye kazandı.”

Bu söylenenler iyi miydi?

Tabiî ki iyiydi.

Doğru muydu?

Tabiî ki doğruydu.

Ne var ki, Tayyip uşaktı. Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) Eşbaşkanı olarak görevlendirilmişti. Ortalıkta; “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanlarından bir tanesiyim”, diye böbürlenerek dolanıyordu.

BOP, Türkiye dahil, Çin sınırından Batı Afrika’ya kadar ülke sınırlarının değişmesi, var olan ülkelerin parçalanması anlamını taşıyordu. Bush döneminin Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice çok önceden Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini söylemişti bile…

Nitekim, 2010 yılı sonunda “Arap Baharı” patlak verdi. Pek çok Arap ülkesinde iktidarlar tekerlendi. Suriye ve Libya’da emperyalizmin güdümünde “iç savaş” başlatıldı.

Emperyalizm BOP’u en kanlı şekilde uygulamaya koydu. Dünyanın dört bir yanından örgütleyip getirdiği İslamcı yobaz katiller sürüsünü silahlandırarak bu sözde iç savaşı başlattı.

Suriye’de Esad yönetimi BOP’un gerçekleşmesinin önünde en önemli engeldi. Çünkü hem Siyonizmin yayılmacı politikasına ket vuruyordu, hem ABD’nin emperyalist Kürt politikasının sürdürülebilmesi için engeldi. ABD’nin Siyonizmi destekleme politikası ve emperyalist Kürt oyunu bir bütünün parçasıydı.

Bu yüzden emperyalizm dinci katilleri Esad yönetiminin üzerine salmakla kalmadı, uşak Tayyip’i de yönlendirdi. “Haydi Tayyip, haydi oğlum, göster eşbaşkanlığını”, dedi bir bakıma.

Ve iki gün önce Suriye’ye övgüler düzen Tayyip bir anda Suriye’yi düşman, “kardeşim” dediği Esad’ı katil ilan ediverdi. “Kardeşim Esad” bir anda “Katil Esed” oluvermişti!

Nasılsa arkasında güçlü ABD Emperyalizmi vardı. Bu yüzden Esad kolay lokmaydı. Üstelik laik Esad yönetiminin yıkılması politik görüşleriyle de uyumluydu. Böyle bir politikayla adına IŞİD denilen dinci katiller sürüsünü destekledi.

IŞİD’cilere maddi destekte bulundu. Silah yardımı (kimyasal silahlar dahil) yaptı. Eğitti, donattı. Askeri destek sağladı. Ama Esad yönetimini yıkamadılar.

Bugün Tayyip Diktatörlüğü bu hain Suriye politikasını sürdürüyor. Esad’ın başarısı karşısında tutunamayıp İdlib’e sığınan dinci katiller sürüsünü hâlâ destekliyor.

Daha öncesinde MİT TIR’larını biliyoruz. Adana’da kimyasal silahla yakalanan IŞİD’cileri biliyoruz. Türkiye’de bu dinci katillerin eğitildiğini, donatıldığını, ceplerine para konulduğunu biliyoruz. Bunun mali külfetinin halkımıza yüklendiğini biliyoruz.

Ne demişti Tayyip 2019 yılında, Küresel Mülteci Forumu’nda yaptığı konuşmada?

Türkiye’nin mülteciler için harcadığı paranın 40 milyar doları aştığını söylemişti. Bizce bunun en az iki üç katı ESAD yönetimini düşürmek için harcanan gerçek meblağdır.

Üstelik bu harcamalar devam ediyor.

En son ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Kaçakçılığı üzerine hazırladığı raporda bu durum dolaylı olarak belirtiliyor.

“İnsan hakları grupları ve uluslararası kuruluşlar, hükümetin Suriye’de çocuk askerler toplayan Türkiye destekli bir silahlı muhalefet grubuna (Turkish-supported armed opposition group, TSO) operasyon desteği verdiğini, ekipman ve mali destek sağladığını bildirdi.”

Ve daha sonra biraz daha ayrıntılı olarak:

“Ek olarak, insan hakları grupları ve uluslararası kuruluşlardan gelen raporlar ve kanıtlar, hükümetin Suriye’de çocuk asker yetiştiren ve kullanan bir TSO’ya operasyon desteği verdiğini, ekipman ve mali destek sağladığını gösteriyor. Uluslararası bir kuruluş 2020’de, Suriye ihtilafında TSO’larda 820 çocuğun (765 erkek ve 55 kız) askere alındığını ve bunların 191 çarpışmada kullanıldığını bildirdi.” (Trafficking in Persons Report, US Department of State, Haziran 2021)

Bu sayının ve destek verilen dinci katillerden oluşan grupların çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değil.

Bu yapılan suçtur, savaş suçudur, aynı zamanda insan haklarının ihlalidir.

Tayyip’in Biden Bunağına Kabil Havaalanı’nı bize ver, biz koruyalım diye yalvarması da bu işlerden ayrı düşünülemez. Belki bu görevi de daha önceden gizlice ABD Emperyalizmi Tayyip Diktatörlüğüne verdi ama böyle bir senaryo düzüldü. Bunu kanıtlayamayız.

Amaç açıktır, emperyalizm Suriye’de tam anlamıyla başarılı olamamıştır. Şimdi Afganistan’da dinci katiller sürüsünü yeniden organize edecek, havaalanını kontrol eden Uşak Tayyip sayesinde de yeni askerler devşirerek Suriye’ye sokacaktır. Afganistan dünya üzerindeki dinci katliamların ana karargâhı olacaktır. İlk hedef tabiî ki Suriye’dir. Baş destekçi, her zaman olduğu gibi Tayyip Türkiye’si olacaktır.

Nitekim, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov durumu az çok kestirmiş olup, şu uyarıyı yapmıştır:

“Afganistan’a dikkat çekilmesi gerekir, gerçek barış müzakerelerine hazırlık sürecinin affedilmez bir şekilde uzamasından istifade eden IŞİD militanları, bu ülkede aktif olarak yoğunlaşıyor. Afganistan’da, bu ülkedeki yönetim yapılarında bulunup söz konusu süreci daha da sürüncemede bırakmak için her türlü çabayı gösterenler, bu eylemlerin anavatanlarında yol açacağı sonuçları düşünmeli.” (Cumhuriyet, 2 Temmuz 2021)

Demek ki, Tayyip Emperyalist Uşaklığını hevesle sürdürüyor. Ama insanlık suçu, savaş suçları işliyor. Gene ateşle oynuyor…

Tabiî, emperyalist çıkarlar uğruna şehit vereceğimiz Mehmetçikleri de unutmamak gerekir.

Öte yandan, BOP’un bütünleyicisi Emperyalist Kürt Stratejisine de destek vermektedir Tayyip. Bir yandan Afrin Harekâtı, Zeytindalı diyerek sanki Amerikancı Kürt Hareketi’ne karşıymış gibi görünmektedir ama alttan alta Amerikancı Kürt Hareketi’ni desteklemektedir. Şöyle:

Malum, Suriye olayları başladığından beri “Tampon Bölge” diye tutturmuştu Tayyip. Şimdi Kuzey Suriye’de tampon bölge kuruldu. Ne oldu? Sözde tampon bölgenin güneyinde ABD Emperyalizmi, kendisi Suriye’nin petrol zenginliklerine “çökerken”, PYD/YPG’yi eğitiyor, donatıyor, silahlandırıyor, devletleştiriyor.

İşte tampon bölgenin güneyinden yeni bir haber:

“(…) ABD, Ankara’yı rahatsız eden adımlarından vazgeçmiyor. Bu konuların başında ise ABD’nin terör örgütü PKK/YPG ile yaptığı işbirliği geliyor.

“Bu örgüte, “Suriye’de IŞİD’e karşı savaştığı” bahanesi ile yüzlerce TIR silah ve malzeme veren, birlikte ülkenin kuzeydoğusunu işgal eden ABD, resmi açıklamalarda “ortağımız” diye nitelediği teröristlerle yan yana görünmekten de imtina etmiyor.

“Son olarak ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı bir sitede Amerikan askerlerinin PKK/YPG’lilerle birlikte Suriye topraklarında ortak devriye gezerken çekilmiş görüntüleri yayınlandı. Daha önce birçok kez benzerleri yayınlanan bu fotoğraflarda dikkat çekici bir unsur ise teröristlerin kıyafetlerindeki detaylardı. Fotoğrafta PKK/YPG’li terörist, kıyafetinin göğüs kısmında kanlı örgütün sembolünün yanı sıra ABD ordusunun armasının bulunduğu bir ‘yama’ da taşıyordu.” (Sözcü, 3 Temmuz 2021)

Hain Kürt Hareketi ile ABD Emperyalizmi tam bir birlik halinde. Ayrıları gayrıları yok. Ve Tayyip Diktatörlüğü bunu seyretmekle kalmıyor, bu gelişmeleri önleyecek, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak tek güç olan Esad Yönetimini devirmek için elinden gelen hainliği yapıyor. Bu hainliği gizlemek için de PKK’ya veryansın ediyor. PKK ile YPG ayrı gayrı değil ki!

Bu hainlik sadece halkımıza, Suriye ve Kürt Halkına değil, tüm Ortadoğu Halklarına ve yaklaşık 75 yıldan beri Emperyalizm ve Siyonizm tarafından sürüm sürüm süründürülen Filistin Halkına karşı da bir ihanettir. Çünkü Filistin Halkının da en samimi koruyucusu bugün Suriye’deki Esad Yönetimidir.

Hâlâ Esad Yönetimini düşürmeye çalışmak, zayıflatma girişimlerinde bulunmak İsrail’e, Siyonizme destek olmaktır. Bugün Arap Halkları içinde İsrail’e dur diyebilecek ülke sadece Suriye’dir.

Sonuç olarak, bütün bunları topladığımızda, Tayyip Diktatörlüğünün nasıl hevesli bir emperyalist uşağı olduğunu görüyoruz.

Başta halkımız, tüm Ortadoğu Halklarının kurtuluşu ABD Emperyalizmini ve diğer emperyalist güçleri bu coğrafyadan silip atmak, bugün onlara uşaklık eden hainleri ise halkların gözü önünde yargılayarak cezalandırmaktır. Başta Tayyip Diktatörlüğünün elebaşları…