Site rengi

Tasarım

Bildiklerini okuyorlar

26.06.2016
627
A+
A-

 

Kimler?

Parababaları.

Türkiye, ölümlü “iş kazaları”nda Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü!

Her yıl yüzlerce işçi kardeşimiz iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor, binlercesi yaralanıyor, sakat kalıyor. Ana babaların, eşlerin, çocukların canı yanıyor. Hayatları kararıyor. Ama bu zalim Parababaları düzeni ve onların iktidarları, bu cinayetleri durdurmak için hiçbir önlem almıyor. Alıyor görünüyor ama gerçekte almıyor. Kâğıt üstünde aldığı önlemlerin hayata geçirilmesi için etkin bir çaba göstermiyor.

Bunu bizzat AKP Hükümetinin bir bakanı itiraf etti geçtiğimiz aylarda. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu 6 Şubat’ta bir araya geldiği gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Hürriyet Gazetesi’nden Noyan Doğan’ın haberine göre aynen şöyle diyor:

“SÜLEYMAN Soylu, iş güvenliği konusunda ciddi boşluk olduğunu belirterek, İstanbul Esenyurt’ta, meydana gelen ve 3 işçinin hayatını kaybettiği kazayı örnek gösterip şunları söyledi: “Fi Yapı’da, iş güvenliği açısından sorun olduğunu, standartlara uygun olmadığını tespit ettik ve tutanak tuttuk. İlgili birimlere de kapatılması gerektiği bildirildi. Ama bu arada inşaat devam ediyor, kaçak çalışıyor. Suç duyurusu yapılıyor ama yine de kaçak çalışıyorsa, yapacak bir şey yok. Sabah akşam oraya emniyet görevlisi olamaz. Boşluk derken, bunu kastediyorum. Ben biraz daha zorlayıcı tedbirler alınması gerektiğini düşünenlerdenim. Mesela, bu olaydan önce de oldu; Küçükçekmece’de bir vinç düştü. Orası da kapatılmış yerdi ve o vincin oradan kaldırılması talimatı vardı. Bu konularda 2016 yılında daha sıkı denetimler yapılacağını açıkça söyleyeyim.” (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/noyan-dogan_257/siki-denetime-basliyoruz_40050487)

Bakın, itirafa bakın! “İş güvenliği açısından sorun” varmış, “standartlara uygun” değilmiş, “tutanak tut”ulmuş, “İlgili birimlere de kapatılması gerektiği bildiri”miş. “Ama bu arada inşaat devam” etmiş, “kaçak çalış”mış.

“Suç duyurusu yap”mışlar “ama yine de kaçak çalışıyorsa, yapacak bir şey yok”muş, “Sabah akşam oraya emniyet görevlisi olamaz”mış. Mış mış mış…

Yani?..

İşçi kardeşlerimiz ölmeye, aileler acı çekmeye devam edecekmiş…

Yani yukarıdakiler miş mış da, ölümler ve acılar gerçek!

Hatırlayacağız Soma’yı, Ermenek’i, Torunlar’ı ve haber bile olmayan, olamayan diğer iş cinayetlerini…

Bu konuyla ilgili çarpıcı bir açıklamayı bu kez 18 Nisan’da, İstanbul’da 8-11 Mayıs 2016 tarihleri arasında düzenlenecek olan 8. Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı öncesi bir grup gazeteciyle bir araya gelen Çalışma Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer; “İşletmelerin ve işverenlerin yüzde 60’ı bildiğini okuyor” sözleriyle yaptı.

“İş kazalarından ölümlerde Avrupa birincisi olan Türkiye’de iş güvenliği ve iş sağlığı konuları işverenlerin öncelikli gündemleri arasında yer almıyor. Çalışma Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer işverenlerin ve işletmelerin yüzde 60’ının iş güvenliği konusunda bildiğini okuduğunu vurguladı.” (http://www.hurriyet.com.tr/isverenlerin-yuzde-60i-isguvenligi-konusunda-yeterli-calisma-yapmiyor-40090853)

Onlar bildiğini okuyor da siz Bakanlık olarak ne okuyorsunuz?..

Yani bir Bakan, bir Genel Müdür böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir normal işleyen bir demokraside?

Ama ülkemizde demokrasinin d’si yok ki… Var olan demokrasi, bir sınıfın demokrasisi: İşveren Sınıfının Demokrasisi daha da doğrusu İşveren Sınıfının Diktatörlüğü (hatta tüm işveren sınıfının da  değil o sınıfın içindeki bir zümrenin, Finans-Kapital zümresinin diktatörlüğüdür). O yüzden oluyor bütün bunlar. Devlet, sadece işverenlerin çıkarlarını düzenlemekle, korumakla görevlidir bu düzende. Onların kârlarına kâr katmalarını sağlamakla, onlara bu dünyayı cennete çevirmekle yükümlüdür. Öz görevi budur devletin.

Gazetemizin son sayılarında sürekli olarak bunu işliyoruz. Hükümetin, olayların ve kamuoyunun zorlamasıyla işçiler ve halk yararına çıkarmak zorunda kaldığı kimi yasaları hep ertelediğini, süreleri uzattığını ve böylece işverenlerin dizginsiz sömürü ve zulümlerinin sürmesinin sağlandığını, bunun sonucunda da işçilerimizin, halkımızın onlar, yüzler halinde öldüklerini yazıyoruz somut örneklerle. Ama aradan geçen her gün yeni bir örnekle karşılaşıyoruz. İşte bir örnek daha:

  1. Özer, aynı toplantıda şunları söylüyor:

“Sertifikada erteleme yok

“İNŞAAT sektörü başta olmak üzere birçok alanda mayıs ayından itibaren sertifikasız işçi çalıştırılamayacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer geri adım atmanın söz konusu olmadığını belirterek, “26 Mayıs itibariyle çoğunluğu inşaat sektöründe olan 40 meslekte ‘sertifikasız’ çalışılamayacak. İnşaatta 1 milyon 950 bin çalışan gözüküyor. Ama sertifika alanların sayısı on binler düzeyinde. Artık ‘hiçbir iş yapamazsan, inşaat ustası olursun’ deyimini kaldırmak istiyoruz. Bu nedenle, sertifika zorunluluğunda erteleme yok. Milli Eğitim Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve İşkur da, 300 bin kişiye sertifika için protokol imzaladı” dedi.” (http://www.hurriyet.com.tr/isverenlerin-yuzde-60i-isguvenligi-konusunda-yeterli-calisma-yapmiyor-40090853)

Gördüğümüz gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer, “26 Mayıs itibariyle çoğunluğu inşaat sektöründe olan 40 meslekte ‘sertifikasız’ çalışılamayacak” demiş.

Ama ne oldu?

Ertelendi!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 40 meslek için sona erecek belgesiz çalışma süresinin hem istihdamda sorun yaratabileceği hem de yaz aylarının inşaatta yoğun çalışma sezonu olduğu gerekçesiyle erteledi. 31 Aralık 2016’ya kadar uzatılmasıyla ilgili kanun değişikliğinin hazırlanarak başbakanlığa gönderildiğini bildirdi. Üstelik de; Bakanlar Kurulu’na bu süreyi bir yıl dana uzatma konusunda yetki verildi. (Gazeteler)

İşte gerçek bu!

Yani insanlarımız ölmeye, aileler acılar çekmeye devam edecek. Parabaları da kâr etmeye.

Ne zamana kadar?

Halkımızı, Kurtuluş Partisi saflarında örgütleyene kadar!

Çok mu var?

Hayır! Hızla gelişiyoruz, hızla halkımıza buluşuyoruz.

Başaracağız! Sözümüzdür!