Bir Devrimin İşaret Fişeği: Moncada Kışlası Baskını

03.08.2015
A+
A-

 

Geçtiğimiz günlerde Küba Halkı, 26 Temmuz 1953’te gerçekleştirilen Moncada Baskını’nın 62’nci yıldönümünü kutladı. Moncada Baskını, bildiğimiz gibi ABD Emperyalizminin fuhuş ve kumarhane bataklığına dönüştürdüğü Küba’nın onurlu bir yaşantıya kavuşması adına atılan ilk adımdır, Küba Devrimi’nin işaret fişeğidir.

Moncada Kışlası, başkent Havana’ya yaklaşık 800 km uzaklıktaki Santiago de Cuba Eyaletinde bulunan bir askeri tesistir. İsmini Küba Bağımsızlık Savaşı’nın bir kahramanı olan General Guillermón Moncada’dan almıştır.

Her ne kadar Kışla adını bir bağımsızlık savaşçısından almış olsa da, o yıllarda Küba, ABD Emperyalistlerinin tam anlamıyla bir sömürgesiydi. Bu durumun doğal bir sonucu olarak, yoksul Kübalılardan oluşan Küba Ordusu da ABD Emperyalizmine ve onun kukla hükümeti olan, 10 Mart 1952’de darbeyle başa geçen Fulgencio Batista İktidarına hizmet ediyordu.

O yıllarda Küba Halkının yaşadığı cehennemi Amerikalı halkçı bilim adamı C. Wright Mills’ten dinleyelim. Wright Mills, Küba’da yaptığı incelemelerden sonra Devrim öncesi ve sonrası Küba’daki durumu kıyaslıyor. Ve bu gözlemlerini, duygularını da içeren bir dille yazdığı ünlü “Dinle Yankee” kitabında anlatıyor. Kitapta Mills, farklı bir üslup kullanıyor. Anlatılan şeyler bir Kübalı devrimcinin ağzıyla bir ABD’liye yazılıyor. Küba’nın devrim öncesinde yaşadığı cehennemi şöyle anlatıyor Mills:

“Neşeli turist şehri Havana eskiden bir günahlar diyarı idi. Her Katolik gibi, biz Kübalılar da günahın ne demek olduğunu pekâlâ biliyorduk. Biliyorduk ama, Havana’da günah “para” demekti! Ve 12-14 yaşlarındaki kızlar için, genelevlerin bütün iğrençliği, kendi bohio’larından (gecekondularından – Kurtuluş Yolu) daha yeğdi. Prado’da ve Virtuese adlı dar sokakta pezevenkler kızları sana peşkeş çekiyor, Batista ile uşakları da bu kirli işten avantalarını alıyorlardı.

“Belki de Küba’daki kumar ve fuhuşun arkasında kimlerin olduğunu hiçbir zaman duymadın. Kumar parasının büyük kısmı, hükümetiniz ve tekelleriniz tarafından desteklenen avantacı Küba Hükümeti’nin cebine iniyordu. Bir kısmı da Chicagolu, New Yorklu ve Los Angeleslı gangsterlerinizin cebini dolduruyordu. Orospuluk eden kız kardeşlerimize ödediğiniz paranın arslan payı da, yine Batista’nın fedailerinin cebinde birikiyordu. Bu, gangsterler tarafından yürütülen bir fuhuştu.

“(…)

“Aynı şey kumar için de söylenebilir. Tam hesabını tutmak imkansızdı ama, adanın her yerinde on binlerce kumar makinası para yutuyordu. Bu, tiranlığın nüfuzlu kişileri tarafından doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak kontrol edilen mükemmel ve komple bir dolandırıcılık sistemiydi.

“Evet, eski Havana, soğuk kışlarınızdan uzaktaki tatil yerlerinizden biriydi. Ama dolarınızdan ve azgınlıklarınızdan aynı derecede uzak değildi. Küba’nın bu duruma düşmesine, Batista’yı destekleyerek, gangsterlerinizle, zengin turistlerinizin arsızlıklarıyla elinizden geldiğince yardım ettiniz. Ama bütün bunlar bitti, Yankee! Şu gerçek kafana dank etmeli: Biz bir çizgi çektik, oradan geri çekilmeyeceğiz. Kendi kanunlarımızı kendimiz yaptık ve onlara silahlarımızla sahip çıktık. Kız kardeşlerimiz artık Yankee’lere orospuluk etmeyecek!” (C. Wright Mills, Dinle Yankee, Yar Yayınları, s. 21-22)

Yukarıdaki satırlarda Mills, yerli işbirlikçiler eliyle emperyalist boyunduruğa mahkûm edilen bir ülkedeki felaketi anlatmaktadır. İşte Küba Devrimi’nin efsanevi lideri Fidel Castro, düşüncelerini ve eylemlerini bu koşullar altında olgunlaştırmış, insanın hayvan yerine konmasına karşı fedakâr ve yiğit bir mücadele yürütmüş, sonunda da rehberlik ettiği mazlum Küba Halkıyla birlikte ABD Emperyalistlerinin ve yerli işbirlikçilerin saltanatına son vermiştir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu mücadelenin ilk kıvılcımı Moncada Kışlası Baskını’dır. Moncada Baskını’na giden süreçte Fidel, devrimci bir halk savaşı vermenin tek kurtuluş yolu olacağına ikna olmadan önce, politik mücadeleyle bu tiranlığın alt edilebileceğini düşünür. Fidel o süreci şöyle anlatıyor:

“Artık bir devrimcinin ateşli tutkusuyla çalışıyordum. Devrimle iş başına geçme stratejisi ilk defa o zaman aklıma geldi. Parlamentoya girdikten sonra parti disiplinini bozguna uğratıp, devrimden bu yana kanun şeklini alan bütün değişiklikleri bir program halinde sunacaktım. Böyle bir programın parlamentoda onaylanmayacağını biliyordum. Çünkü parlamento üyelerinin büyük bir çoğunluğu mal, mülk sahiplerinin, Kübalı yahut yabancı işadamlarının sözcüleriydi. (…)

“Batista, hükümet darbesini indirince her şey değişmeye başladı. O zaman bir hareketi organize etmekten çok, Batista’ya karşı olan bütün güçleri birleştirmeyi düşündüm. Mücadeleye bir er olarak katılacaktım. Batista’ya karşı esaslı bir savaşa girişecek, partinin liderleri yanında çalışabilmek umuduyla hareket ocaklarını örgütlendirmeye başladım. Tek istediğim bir tüfekle herhangi bir ödevle görevlendirilmekti. Bir şef bulabilmek için tükettim kendimi. Fakat liderlerin hiçbirinde Batista’yı yenecek yetenek, cesaret yahut da onların bu amaca ciddi bağlılığı olmadığı anlaşılınca, kendi stratejimi uyguladım.

“Paramız yoktu. Yardımcılarıma silahlarımızı yabancı memleketlerden getirtmemizin gereksizliğini belirttim. İstediğimiz bakımlı silahlar elimizin altında bulunuyordu- Batista’nın cephaneleri. Silahların bir kısmını elde etmek için Moncada Kışlası’na hücum ettik.” (Lee Lockwood-F. R. Alleman, Fidel Castro Konuşuyor, s. 18-19)

Fidel’in de anlattığı gibi Moncada Baskını’nın amacı, devrimci bir halk savaşı için gereken silah ve mühimmatın ele geçirilmesidir. Baskın planı Fidel tarafından her detay düşünülerek hazırlanmıştır. Daha sonra Küba Devrimi’ni yönetecek olan Fidel’in strateji yeteneği, kendini Moncada Baskını’nda da göstermektedir. Hiçbir şeyi şansa bırakmayacak detaylı bir baskın planı hazırlamıştır. Aslında Fidel’in elinde böylesine “çılgınca” bir işe girişebilecek yeterlilikte ne insan gücü ne de silah veya askeri mühimmat bulunmaktadır. Kendisi gibi davasına inanmış yaklaşık 165 kişiden oluşan bir gerilla ekibi kurmuştur.

Harekâtın tarihini de tesadüfen seçmemiştir Fidel. 25 Temmuz, Küba’da ulusal bir festival olan St. James Festivali’nin kutlandığı gündür. Fidel, festival kutlamalarında askerlerin çok geç saatlerde yattığını, yorgun olacaklarını, hatta bir kısmının sarhoş olacağını hesaba katarak 26 Temmuz’un ilk saatlerini tercih etmiştir, baskını gerçekleştirmek için.

Kışla yakınlarında bir çiftlik evi kiralanır. Festival günü tüm savaşçılar bu evde toplanır. Savaşçılardan 138’i Moncada Kışlası’ndaki askerleri enterne edip silahlara el koymakla görevlendirilirken 27’si de Bayamo yakınlarındaki daha küçük bir karakolu ele geçirmekle görevlendirilir. Harekât anına kadar birkaç kişi dışında hiç kimse nereye baskın yapılacağını dahi bilmez.

Ne var ki baskın harekâtı baştan sona kadar şanssızlıklara sahne olacaktır. Dahice yapılmış plana rağmen çoğu elde olmayan sebeplerden kaynaklanan talihsizlikler devrimcilerin peşini bırakmayacaktır. Gerillaları taşıyan araçlardan birinin lastiği patlar, iki araç Santiago’nun karanlık sokaklarında kaybolur. Kışlaya ilk ulaşan araçtaki gerillalar kapıya kadar gelir ve nöbet tutan askerleri etkisiz hale getirir. Bu sırada gerillalar, rutin olarak devriye gezen iki asker tarafından fark edilir ve alarm sirenleri çalmaya başlar. Sonrasında Diktatör Batista’nın askerleri vahşice bir kıyıma başlar ve yaralı olarak ele geçirilen devrimciler dahi infaz edilir. Fidel ve Raul’la birlikte az sayıda devrimci kaçmayı başarır.

Harekât, hedefine ulaşmadan Diktatör Batista’nın askerleri tarafından bastırılır. Fidel başta olmak üzere sağ kalan devrimciler için sözde yargılama süreci başlar. İşte bu aşamada Fidel, başarısızlığa uğramış bir baskını dahi Küba Devrimi’nin inşası yolunda bir silaha dönüştürür. Moncada Baskını’ndan dolayı yargılandığı mahkemelerde, devrimci savunmanın en güzel örneklerini sergiler. Kendisine yöneltilen her bir suçlamayı, devrimci halk savaşını Küba Halkına anlatmak için birer eğitici, uyarıcı, örgütleyici araca dönüştürür. Bu yargılama sürecinin, Küba Halkına yönelik devrimci propaganda etkisini bugün antikomünist yazarçizerler dahi dile getirmekte ve Fidel’i bu şekilde yargılamanın, Batista’nın en büyük hatalarından biri olduğu tespitini yapmaktadırlar.

Amerikancı Diktatör Batista’nın satılmış savcıları Fidel’i ve arkadaşlarını “Devletin anayasal kuvvetlerine karşı silahlı bir başkaldırıyı amaç gütmek”le suçlamaktadır. Bu suçlamaya yönelik olarak Fidel şöyle haykırır:

“Sorarım, acaba sayın savcı hangi ülkenin toprakları üzerinde yaşamaktalar? Bizlerin DEVLETİN ANAYASAL KUVVETLERİ’ne karşı bir başkaldırı harekâtına girişmeyi düşündüğümüzü kendilerine kim söylemiş ki? Ortada apaçık olan iki önemli husus var: Her şeyden önce, halkı ezmekte olan dikta yönetimi bir ANAYASAL KUVVET değildir. Aksine anayasa dışı bir KUVVETTİR. Dikta yönetimi anayasayı karşısına alarak, anayasayı ayaklar altına alarak, anayasayı tepeleyerek kurulmuş bulunmaktadır. Meşru (haklı) anayasa demek, özgür bir halkın doğrudan doğruya kendi bağrından çıkan anayasa demektir. Haksızı haklı gösterebilmek için, korkak ve vatan hainleri tarafından düzenlenen bütün hile ve dolanlara rağmen, bu nokta üzerinde ileride daha etraflı bir şekilde duracağım.” (Castro’nun Tarihi Savunması: Tarih Beni Beraat Ettirecektir, Yar Yayınları, s. 229-230)

Ve bu ünlü devrimci savunmasını, çoğumuzun bildiği, şu sözlerle bitirir Fidel:

“Haince işkence ve tehditlerle dolu cezaevi yaşantısının, herkes için olduğu gibi, benim için de güç olacağını biliyorum. Ne var ki, 70 yoldaşımın kanına giren o sefil diktatörün gazabından korkmadığım gibi, cezaevine girmekten de korkmuyorum.

“Zararı yok, beni mahkûm ediniz.

“La Historia Me Absolvera! (Tarih beni beraat ettirecektir- K. Y.) (age, s. 314)

Fidel’in savunmasının son sözleri olan bu ifadeler hayat tarafından doğrulandı, bildiğimiz gibi. 1955’te cezaevinden çıkan Fidel Meksika’ya geçerek Kahraman Gerilla Che ve yine bir avuç inanmış devrimciyle birlikte yola çıktı, ABD Emperyalizmini ve Batista Diktatörlüğünü alaşağı etti, Küba’da Sosyalizmin bayrağı dalgalanmaya başladı. Daha sonra devrimci bir harekete (Movimiento 26 de Julio – 26 Temmuz Harekâtı) ismini verecek olan 26 Temmuz tarihi zulme karşı başkaldırının simgesi oldu, Devrim sonrasında Küba’da Ulusal İsyan Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Moncada Baskını sadece Küba Halkı için değil, tüm mazlum halklar için sembolik ve önemli bir devrimci eylemdir. Bir avuç vatanseverin emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri dize getirebileceğini göstermesi açısından önemli bir pratiktir.

Her ne kadar son günlerde Küba’dan, “ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi, karşılıklı elçiliklerin açılması” gibi biz yoldaşlarını kaygılandıran ve üzen haberler gelse de; Küba Halkının ve önderlerinin, çetin bir mücadele ile kanları pahasına elde ettikleri bağımsızlıklarını sonuna kadar koruyacaklarına, Kahraman Gerilla Che Guevara’nın deyişiyle “insan soyunun en büyük düşmanı” Yankee Emperyalizmine bir daha asla boyun eğmeyeceklerine inanıyoruz. Çünkü Kuzey’deki canavarın ne olduğunu en iyi onlar biliyor. Ve Küba Halkı 62 yıl sonra bile Moncada Baskını’nı devrimci ruhlarının derinliklerinde muhafaza ediyor.

Sözlerimizi Moncada Baskını’na katılan 84 yaşındaki Ernesto Gonzales’in geçen hafta Reuters’e verdiği röportajdan bir bölümle bitirelim:

“Emperyalizme azıcık bile olsa güvenmiyorum. 1902’de ilk kez cumhuriyet olduktan beri bizi kandırıyorlar. Ülkemizin tüm zenginliklerini çaldılar. Emperyalistlerin bizi bir daha kandırmasına izin vermeyeceğiz. Fidel asla yenilmeyecek.” (http://goo.gl/aTOv8t)