Çözüme bak!

07.05.2015
A+
A-

 

Bildiğimiz gibi geçtiğimiz günlerde, Libya’dan hareket ederek İtalya’ya gitmeye çalışan bir tekne Akdeniz’de batmış ve 800’den fazla insan yaşamını yitirmişti. Bundan birkaç gün önce yine Akdeniz’de batan başka bir gemide de 400 kişi yaşamını yitirmişti. Yine bizim Ege sularında da son günlerde onlarca kişi Yunanistan’a geçmek isterken yaşamını yitirdi batan kayıklarda, botlarda. Şubat ayının üç gününde ise 320 mülteci kaybolmuştu Akdeniz’de.

Değişik uluslardan (Iraklı, Suriyeli, Lübnanlı, Filistinli, Libyalı, Sudanlı, Yemenli, Somalili, Eritreli, Afganistanlı, Mynmarlı vb.) olan bu insanlar ne yapmak istiyorlardı?

Daha iyi bir yaşam umuduyla başta İtalya, Malta ve Yunanistan olmak üzere Avrupa’ya ve bir kısmı da oradan ABD’ye gitmek istiyorlardı.

Ülkelerinden niye kaçıyorlardı?

Ülkeleri AB-D Emperyalistleri tarafından bizzat işgal edilen (Irak, Afganistan gibi),

Ülkelerinin meşru yönetimlerinin AB-D Emperyalistlerinin silah zoruyla yıkılması ve bunun sonucunda çıkan iç karışıklıklardan (Libya, Suriye, Yemen gibi),

Ya da yaşam şartlarının olağanüstü zorluklarından (kıtlık, açlık, yoksulluk vb. gibi ama yine emperyalist sistemden kaynaklanan nedenlerden ötürü) kaçarak yeni bir yaşama başlama umuduyla…

En son geçtiğimiz pazar günü (18 Nisan) batan gemide yaşamını yitiren 800 mülteciden sonra AB liderleri bu konuyu görüşmek ve çözüm üretmek üzere 23 Nisan Perşembe günü bir araya geldiler. Brüksel’deki zirveden sonra AB liderleri bir açıklama yaptılar ve göçmen sorununu çözmek için geliştirdikleri önerileri BM’ye sunmaya ve kimileri için de hemen davranışa geçmeye karar verdiklerini açıkladılar.

Resmi rakamlara göre sadece Akdeniz’de son üç yılda; 2012 yılında 500, 2013’te 600, 2014’te 3.500 olmak üzere toplamada 4.600 kişi yaşamını yitirdi. Bu yılın ilk dört ayındaki rakam ise 1.500.

Ege Denizi’nde de yüzlerce kişi yaşamını yitirdi, bildiğimiz gibi son yıllarda.

Yukarıdaki rakamlar yaşamlarını yitirenlerin sayısı. Bir de şu ya da bu şekilde canlarını İtalya ve Yunanistan’a atmış, şu anda orada mülteci olarak kamplarda yaşamını sürdüren kişi sayısı 200 binleri aşmış durumda. Ayrıca iltica imkanı bulamadan geri döndürülen yüz binlerce kişi… Yüz binlerce insan davranışa geçmiş, yüz binlercesi de fırsat kolluyor davranışa geçmek için. Yani sorun böylesine büyük, derin ve kalıcı.

Binlerce insanın yaşamını yitirdiği böyle büyük ve derin bir sorun karşısında AB liderlerinin bulduğu çözümler şunlar:

Göçmen botlarını imha edelim

Fransa’nın sosyalist Partili Cumhurbaşkanı François Hollande, Akdeniz’de göçmen kaçakçılığı için kullanılan botların tespit edilerek imhası için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) teklif sunacaklarını açıkladı. (…)

“Olağanüstü toplanan Avrupa Birliği (AB) zirvesinin ardından konuşan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, “Hayat kurtarmak sadece denizde insanları kurtarmakla olmaz. İnsan kaçakçılarını durdurmak ve düzensiz göçe çözüm bulmak da gerekir” dedi. Zirve kararlarında AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Federica Mogherni’ye, “İnsan kaçakçıları tarafından kullanılmadan önce tekneleri tespit etmeye, ele geçirmeye ve imhaya yönelik” muhtemel askeri operasyonun hazırlıklarını başlatma görevi verildi. Kararlarda, üçüncü ülkelerle istihbarat paylaşımının ve polis işbirliğinin artırılarak ve ilgili AB kurumlarının seferber edilerek insan kaçakçılığı yapan çetelerin dağıtılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması istendi. (…)

“Suriye ve Irak’taki durumla ilgili Türkiye’yle işbirliğini artırma kararı alan AB liderleri, göçmen akınlarıyla ilgili bilgi toplamaları ve yerel makamlarla işbirliği yapmaları için bölgedeki kilit ülkelere göç uzmanları gönderilmesi konusunda anlaştı. Zirve kararlarında, sığınmacıların yeniden iskanına yönelik pilot proje uygulanacağı ifade edilse de bundan ne kadar kişinin faydalanacağı belirtilmedi.

“150 bin göçmene sınırdışı

“Arupa Birliği liderlerinin göçmen sorununa çözüm bulmak için yaptığı toplantıdan “düş kırıklığı” çıktı. Mutabık kalınan pilot projeye göre, mülteciler için Avrupa’da yalnızca 5 bin kişilik yer açılacak. Toplantıdan çıkan taslak metne ulaşan İngiliz Guardian Gazetesi, Avrupa’nın her yıl yalnızca 5 bin göçmene sığınma hakkı vereceğini, geçen yıl İtalya’ya ulaşmayı başaran 150 bin göçmenin ise ‘sınırdışı’ edileceğini yazdı.” (Yurt, 25 Nisan 2015)

Bu kararları alan liderler; “demokrasinin, özgürlüğün ve eşitliğin koruyucusu, yayıcısı, savunucusu” AB’nin liderleri.

Çözüme bak! İnsanlığa bak! Liderlere bak!

Bu ne pişkinlik, bu ne yüzsüzlük. Bu ne umursamazlık…

Gelmemeleri için bot batır, korkunç tehlikeler atlatarak gelebilenleri de sınırdışı et!

Dünyanın bütün botlarını da batırsan, insanlar yine bir yol bulurlar gelmek için. Hele de botun-botların sahipleri için bu iş çok büyük bir kâr kaynağıysa kim engel olabilir bunlara?

Hiç kimse. Birini batırırsan bir diğerini kullanır insan kaçakçısı. Mutlaka yaptığı iş için bir bot, bir gemi, bir kayık, hiç olmadı bir sal bulur. Yani bu işi polisiye önlemlerle önlemek ne mümkündür ne de kapitalist sistem buna izin verir eğer işin içinde para, kâr varsa…

Gerçekten de sözün bittiği yerdeyiz. Bunlar insan filan değil. Bunlar başka bir tür canlı. Ama kesinlikle insan türünden değiller.

Bu “önlemler” neyi önler, neyi çözer?..

Peki bu “liderler” tüm bu kararlarının boş olduklarını, soruna hiçbir çözüm getirmeyeceğini bilmezler mi? Ya da insanlarla alay etmek demek olduğunu bilmezler mi?

Bilirler, bilmez olurlar mı? Bal gibi bilirler. Ama başka türlü de davranamazlar.

Yani; bu sorunun nedeni biziz! Göçmen, mülteci sorununu biz yarattık. O insanların ülkelerinin yeraltı ve yerüstü servetlerini biz yağmaladık. O ülkeleri on yıllarca sömürgelerimiz halinde tuttuk. Maddi-manevi değer taşıyan neleri varsa alıp kendi ülkemize getirdik. Onlara açlıktan, yoksulluktan, zulümden, ölümden başka bir şey bırakmadık. O ülkelerden ayrılırken, bir başka deyişle kaçıp giderken de onların arasına sınıfsal, dinsel, mezhepsel, siyasal, ekonomik ayrılıklar soktuk. O ülkelerin insanlarını birbirine düşürdük. Önce biz katliama uğrattık sonra da yerli işbirlikçilerimiz bizim adımıza yaptı bu katliamları. İç savaşlar çıkarttık o ülkelerde. Bazen de işgal ettik, ilhak ettik, ya da işbirlikçilerimiz bizim adımıza tüm bu işleri yaptı.

Dolayısıyla da bu insanlar çaresizlikten, başka hiçbir çıkar yol bulamadıklarından, sonu her an ölümle bitebilecek tehlikeli, insanlıkdışı bu yola başvuruyorlar. Gerçek çözüm; bu ülkeleri yağmalamaktan, soymaktan, sömürmekten vazgeçmemizdir. Her şeyi para olarak, kâr olarak görmekten vazgeçmemizdir. Onlarla eşit ülkeler olarak ortaklık yapmamızdır, Biz ise bunu asla yapamayız. Çünkü biz bütün geleceğimizi insanın insanı ezmesine, sömürmesine, soymasına bağlamış bir sınıfın siyasi plandaki temsilcileriyiz. Böyle bir şey yapmamız eşyanın tabiatına aykırı davranmaktır, diyemezler.

Biz çıkarttığımız iki paylaşım savaşında milyonlarca, on milyonlarca masum insanı katlettik… Ülkeleri, halkları böldük, parçaladık. Kardeş kanı dökmelerine neden olduk, diyemezler. Bölgesel ve yerel savaşlarda milyonlarca insanı katlettik. Sadece insanı değil doğayı, bitkileri, hayvanları da katlettik. Neredeyse ot bitmez, bir damla su bulunmaz hale getirdik o coğrafyaları, diyemezler. Amerika kıtasının yerlilerini, Kızılderilileri biz soykırıma uğrattık bire dek, sonra da Kara Kıta Afrika’dan köleleri biz getirdik, köle ticaretini biz başlattık, göçmenliği biz başlattık diyebilirler mi?

Ancak böyle bot batırırlar, sınırdışı ederler, gargara yaparlar. Daha doğrusu alay ederler masum insanlarla. İnsanlıkla…

Bu gerçekliklerin hiçbirisini halklar önünde itiraf edemezler. Bütün bunları söyleyebilmek için insan olmak, insansever, halksever olmak gerekir. Sosyalist olmak gerekir.

Ama bu böyle gitmez!

İnsan ilânihaye sömürülemez. Zulmedilemez! Aldatılamaz! Kandırılamaz!

İnsanlar bir gün haklarına sahip çıkarlar. Ve sorarlar hesabını bu alçak, yağmacı, talancı, zulümkar liderlerden ve onların yaratıcısı kapitalist düzenden. Alaşağı ederler bu liderleri, yıkarlar zulüm düzenlerini başlarına…

Mutlaka yaparlar bunu. Mutlaka yapacaklar bunu. Biliyoruz, adımız gibi eminiz bundan!

Çünkü insan; isyan huyludur. Katlanamaz zulme sonsuza kadar. Uyanır, isyan eder ve kazanır…