Devletin Bütçe Açığını Kapatma Taktikleri
Av. Tacettin Çolak
İçinde yaşadığımız Finans-Kapital+Tefeci-Bezirgân düzeninde devlet; bir avuç zengini daha zengin ederken on milyonlarca emekçi halka da ekonomik ve siyasi zulüm uygulamaktadır.
AKP iktidarı, halk düşmanı politikalarının aracı haline getirdiği TÜİK eliyle rakamlara yalan söyleterek halkımıza yaşattığı İşsizlik-Pahalılık cehennemini; büyüme, refah, işsizliğin azalması gibi yalanlarla cennet olarak ya da en azından cennete giden yol olarak yutturmaya çalışıyor.
TÜİK’e açıklattıkları sahte enflasyon oranları üzerinden işçinin-kamu çalışanının, emeklinin maaşlarını belirliyorlar.
Sendikalarla oturdukları Toplu İş Sözleşmesi masalarında bile bu sahte rakamları kabul ettiriyorlar. Bir iki istisna dışında sendikalar da ellerindeki Grev gibi önemli bir hak arama aracını/silahını kullanmak yerine; devlete-patronlara teslim olma yolunu seçiyorlar.
Oysa kapitalist ekonominin kuralları Tayyip’in, TÜİK’in ve bilumum AKP’giller’in yalanlarına rağmen kaçınılmazca işliyor. Ücret pire, fiyat deve örneğindeki gibi ülkede hayat her geçen gün pahalanıyor. Alım gücü düşüyor.
Ücretlere yapılan komik denilecek düzeydeki zamlar halkımızı pahalılık kâbusundan korumaya yetmiyor. Örneğin büyük şehirlerde sıradan bir evin kirası 25-30 bin liraları bulmuşken, Asgari Ücret 28.075,50 lira, en düşük emekli maaşı ise 20 bin lira. Ortalama emekli maaşı ise asgari ücretin altında. Çarşıda pazarda artık kilo ile ürün almak hayal oldu. Sebze ve meyveler tane ile, kavun-karpuz dilimle satılır oldu.
Bu maaşlarla insanlar artık çıldırma düzeyine gelmiş durumda. Emekliler kiralık ev tutamadıklarından salaş otellerde tek odayı 4-5-6 kişi paylaşarak kalmakta.
Peki, devlet vatandaşına hile yapar mı?
Bizde yapar…
İşte kanıtı:
Aralık 2024 enflasyonunu yüzde 0,89 olarak açıklayıp, başta Asgari Ücret olmak üzere işçi-memur-emekli maaşlarında sefalet ücreti düzeyinde düşük artışlar yaptılar; Ocak ayında ise Enflasyon oranını yüzde 4,84’e çıkardılar.
Bu üçkağıdın ardından Tayyip, bozguna zafer havası çalan açıklamalar yaparak bir kez daha işçinin, memurun, emeklinin gözünü boyamaya kalktı.
Neymiş?
2016 yılı “şahlanış yılı” olacakmış!
Sanki önceki yıllarda aile yılı, memur yılı, emekli yılı yalanları çökmemiş gibi…
Maaş zamları enflasyonla sınırlı kalmayacak mış!
Ücretler erimeyecek miş!
Çalışanlar büyümeden pay alacaklar mış!
Alım gücü enflasyonun üzerinde tutulacak mış!
Toplumun tüm kesimleri arasındaki gelir dengesizliği kaldırılacak mış!
Bütün bu (mış)ların, içinde bulundukları ekonomik ve siyasi çıkmaz karşısında halka sahte umut pompalamaktan başka bir şey olmadığı açıktır. Bir de bütün bu yalanları hemen her yıl tekrarlarlar. Tabiî bütün bunlar açıkça halka yalan söylemek, halkın aklıyla alay etmektir.
İyi de 23 yıldır yönettikleri ve bugün artık çöken ekonomi; nasıl büyüyecek, nasıl şahlanış yılına geçeceğiz?
Bütçe açığının kapatılmasıyla mı?..
Ülkede sanayiye yatırım olmadığından üretim de söz konusu değildir.
Tarım üretimi Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki gerçek şahlanıştan fersah fersah geriletilmiştir.
ABD’nin talimatıyla yabancı tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin komik rakamlara düşürülmesi ve hatta bazılarında sıfırlanmasıyla dışarıdan gelen ithal ürünler karşısında köylümüz perişan durumdadır. Ektiği ürünlerini tarlada çürümeye bırakıyor. İhracat sıfır noktasında.
Ekonomiyi, dış borçlanmalarla, ticaretle döndürmeye çalışıyorlar. Ama başarılı olamıyorlar. Dış politikada ise sürekli çuvallayıp AB-D Emperyalistlerinin emirlerinin milim dışına çıkamaz durumdalar.
Hal böyle olunca devlet; bir takım yasal düzenlemelerle, vergisel ve polisiye uygulamalarla bütçe açığını kapatma taktiklerine yöneldi.
Bunların en başında geleni karayolu ulaşımında sürücülere kurulan tuzaklarla tahsil edilen trafik cezalarıdır. Elbette kırmızı ışıkta geçme, trafik güvenliğini tehlikeye düşürme, yanlış park gibi trafik kurallarına uymayanlar için caydırıcı olması bakımından cezai yaptırımların olması gerekir.
Ancak şehirlerarası yollarda hız sınırlarının belirtilmediği güzergahlarda yapılan hız denetimlerinin çoğu, ne olursa olsun ceza yazmaya endekslenmiş durumda. Şehir içlerinde, yoğun trafik denetimleriyle, önüne gelen sürücüye cezalar kesilmekte. Böylece trafik cezalarıyla önemli bir gelir elde edilmekte.
Devlet bir de belediye rayiç bedeli üzerinden taşınmaz alım satımı yapan insanlar üzerine yöneldi. Tapudaki alım-satımlarda belediye rayici uygulaması fiilen ortadan kaldırılmıştır. Yapay zekaya yaptırdıkları inşaat maliyet hesaplamalarıyla mükelleflerin rayiç bedellerini buna göre belirleyip alıcı ve satıcılara vergi cezası kesmekteler.
Oysa yürürlükteki mevzuata göre, taşınmaz alım-satımlarında mükellefler tapuya gitmeden önce belediyeden verilen rayiç değerler üzerinden harç ödemekteler. Belediyenin verdiği bilgiye güvenmeyen devletin yapay zekâ yoluyla insanlardan tahsil ettiği cezalı “vergi” tahriyatlarının masum olmadığı apaçık ortada…
Bunlara ek olarak, devletin para tahsilat araçlarından biri de Türk Ceza Yasasındaki önödeme müessesesidir.
Önödeme; TCK madde 75 ile düzenlenmekte olup; bazı suçlarla sınırlı olmak üzere, yapılan soruşturma sonucunda, hakkında kamu davası açılacak failin, işlenen suçun cezasıyla bağlantılı olarak belirlenen parayı ödemesi halinde, fail hakkında kamu davası açılmaması ya da açılmış dava varsa davanın düşmesidir.
Başka bir anlatılma önödeme, devlet ile vatandaşın yaptığı bir çeşit suç anlaşmasıdır.
TBMM’de kabul edilen 24/12/2025 tarih ve 7571 sayılı yasa ile çıkartılan 11. Yargı Paketi ile “kamu görevlisine görevinden dolayı” işlenen nitelikli hali hariç “basit hakaret suçu” da önödeme kapsamına alındı.
Oysa T.C. Devletinin taraf olduğu ve yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin onlarca kararına göre TCK 125’inci maddede tanımlı (basit ya da nitelikli hali dahil) hakaret suçunun ve hatta TCK 299’uncu maddede öngörülen “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçunun da mevzuattan çıkartılması gerekmektedir. Bu AİHM kararları, hakaret suçlarında devletin karışmasına son verilip, ancak kişiler arasında tazmin sorumluluğu doğurabileceği yönündedir.
Fakat devlet, AİHM’nin bu emredici nitelikteki kararlarına karşı ısrarla ve inatla direnmektedir. Anayasal İfade Özgürlüğü hakkını tamamen ortadan kaldıran ve bazı AKP’giller bakımından yüz binlerce dosyayı bulan davalarla haksız kazanç elde etme aracı haline dönüştürülen hakaret suçu; önödeme kapsamına alınmakla, buradan elde edilecek gelirlerle de bütçe açığını kapatma yoluna gitmekteler.
Bunları mahkemelerde de dile getiriyoruz.
Bunların hukukla, demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Halkımız zaten dolaylı ve dolaysız onca vergi ile vergi dilimi uygulamalarıyla sağmal sürü gibi sağılmaktadır.
Vergi yükü zenginlerden çok başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere tüm emekçi halkımızın omzuna yüklenmiş durumdadır. Bütün bunlar yetmiyor gibi bir de bu tür ince taktiklerle gelir elde etmenin yolunu buldular.
Devletin çivisini çıkardılar. Ancak başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere emekçi halkımızla birlikte Demokratik Halk İktidarı Mücadelemizi başarınca bu abluka dağıtılacak, adaletsizliklere son verilecek; Hür, Güçlü, Mutlu Türkiye’ye kavuşacağız…
