Metin Bayyar Yoldaş Niye Ölümsüzdür? İnsanlık İçin Savaşanlar Niye Ölümsüzdür!
M. Gürdal Çıngı
Çünkü onlar; İnsanlıklarından başka (maddi-manevi) her şeylerini, İnsanlık Davasına adarlar.
Bir canlı olarak doğduktan ve yaşamın anlamını kavradıktan, onun bilincine vardıktan sonra, yaşadıkları ömür süresince, kişicil çıkarlarla, zevklerle dolu bir hayat yerine, mal mülk edinme derdine düşmeden, İnsanlık Davası için mücadele ederler. Ve bundan da çok büyük zevk alırlar. Haz duyarlar. Mutlu yaşarlar ve son soluklarını verirken de mutlu olarak verirler. Çünkü İnsan olarak yaşamanın hakkını vermişlerdir ellerinden geldiğince…
Kimi insanlar da vardır, ki bunlar İnsanlığın henüz büyük bir bölümünü teşkil ediyor, onlar da bir canlı olarak doğarlar ama yaşamın anlamını gerçek anlamda bilmezler. Doğanın kendilerine biçtiği ömür süresince yaşamlarını sürdürürler ama İnsanlık Davasının bilincine varmadıkları-varamadıkları için bu dünyadan kalıcı izler bırakmadan, geride kalanlar tarafından kısa bir süre için hatırlanıp, göçüp giderler.
İşte Metin Bayyar Ağabeyimiz, Önderimiz, Yoldaş’ımız birinci gruba girer.
O, İnsanlık Davasının bilincine vardıktan sonra, kendisini kaydı hayatla bu davaya adamıştır.
İnsan olarak geldiği dünyadan, Gerçek İnsan olarak ayrılmıştır.
Ne mutlu O’na!
Ve ne mutlu hayatlarını böyle tamamlayanlara!
Peki, nedir İnsanlık Davası?
6 bin, 6 bin 500 yıldır çeşitli biçimlerde ve adlarda süregelen; insanın insanı (bir avuç Parababasının ve onun etrafındakilerin, toplumun çok büyük çoğunluğunu oluşturan insanları) ezdiği, yük hayvanı yerine koyduğu, alınterini, işgücünü sömürdüğü; yalan, dolan, hile, dümenle toplumu idare ettiği, din afyonuyla kitleleri kandırdığı, uyuttuğu ve bu insanlıkdışı düzenini sürdürmek için de zulmettiği, acılar çektirdiği bir düzende; bunların tam tersini hayata geçirmek için İnsanlığından başka her şeyini veren insanların davasıdır İnsanlık Davası!
Bütün yeryüzünü kaplayan bir davadır. Yerel değil, Evrenseldir.
Ve bu davaya baş koyanlar, hayatlarını adayanlar, tüm İnsanlığın acılarını yüreklerinde hissedenlerdir.
Ve onları kurtuluşa, mutlu, özgür, kankardeşçe yaşayacakları bir dünyaya götürme mücadelesi, savaşı verenlerdir.
Ve bu yüzden de en yüce davadır İnsanlık Davası!
Çünkü insanları bir anadan doğma kardeşler gibi görür ve tüm İnsanlığı bu toplum düzeninde, Sınıfsız Toplum Düzeninde yaşatmak için mücadele eder.
Yokluk, yoksulluk, acı, işkence, ölüm… bunları hiçe sayar ve zümrüt bir denize dalar gibi mücadeleye atılır sonunu düşünmeden.
Çünkü bilir ki; sonunu düşünen kahraman olmaz!
İşte Metin Bayyar, sonunu düşünmeyen bir Kahramandı.
Ne mutlu O’na!
Ölüm!
Bir canlının (insanın, hayvanın, bitkinin, ağacın) canlı varlığının sona ermesinin adı. Bedenleri toprağa karışır, börtü böceğe karışır…
Doğanın kanunu bu!
Ancak İnsanlık için mücadele edenler, sadece bedence aramızdan ayrılırlar.
Metin Bayyar da bir canlıydı; İnsandı.
O da ölümü tattı!
Ve ölüme giderken, gittiğinin bilinciyle, normal hastane odasından yaşamının noktalandığı “Palyatif” bölümüne alındığında doktorlarına; “Öbür tarafa bu kapıdan mı gideceğiz?” diyecek kadar da her zamanki gerçekçiliği, şakacılığı, nüktedanlığı ve ölümü hiçe sayışıyla seslenmişti…
Ki O; bizim için, yoldaşları ve onu tanıyanlar için “Çağdaş Nasrettin Hoca”ydı!
Metin Bayyar, Gerçek İnsandı. Yaşadığı sürece de insanlığının hakkını verdi.
Konya’da 5 Yoldaş’ıyla başlayan İnsanlık Mücadelesi boyunca, bir an bile insanlığından taviz vermedi.
Ne bir Hukukçu olarak, ne bir İnsan Hakları Savunucusu olarak, ne Parti Yöneticisi-Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkan Yardımcısı olarak asla mücadeleden kaçmadı, yılmadı, bıkmadı, usanmadı!
İnsanlık Davasından, Halkın Kurtuluş Davasından bir an bile tereddüt etmedi!
Bilinçlice seçtiği yolu, son soluğuna dek bilinçlice tamamladı.
Ne mutlu O’na!
O 5 Yoldaş ki, ilkokuldan, ortaokuldan başlayan okul arkadaşlıklarını, ilerleyen yıllarda ve yaşlarda Devrimci Kardeşlik-Devrimci Yoldaşlıkta taçlandırdılar. Son soluklarına dek birlikte oldular.
Ne mutlu Onlara!
Onlar ki, her biri, bir Devrimci Görev üstlendi Partimizde;
Nurullah Efe; Genel Başkan seçildi yoldaşlarınca,
Mustafa Şahbaz; Genel Başkan Yardımcısı seçildi yoldaşlarınca,
Orhan Özer; Genel Başkan Yardımcısı seçildi yoldaşlarınca,
Faruk Sur; Hareketimizin Kurucu Kadrosuydu. Partimizin kuruluşunu göremeden göçüp gitti bu dünyadan ama o da Konya Devrimci Ortamının gerçek anlamda çınarıydı, Devrimci Mücadelenin Önderiydi,
Ve Metin Bayyar; Genel Başkan Yardımcımızdı.
Ne mutlu Onlara!
Ve ben, 1974 yılında tanıdım Onları. Yani 52 yıl önce.
17 yaşında bir gençken, Konya Gazi Lisesinde öğrenciyken…
Faruk Hoca, Fransızca Öğretmenim oldu.
Nurullah Efe, bizim okulumuzda öğretmendi. Sonra sürgüne gönderildi.
Orhan Özer, Avukatlığımı yaptı o yıllardaki ve sonrasındaki mücadelemde.
Mustafa Şahbaz, o yıllarda Ankara’daydı. Doktor olarak her türlü sağlık sorunumla özenle ilgilendi, ilgilenmeye devam ediyor.
Metin Ağabeyimiz, Önderimiz, o yıllarda çıkan Kitle Gazetesi’nin Konya Sorumlusuydu. Her gün bizlerle ilgilendi, eğitti.
Evi, eşi Saadet Bayyar’la birlikte, evimizdi. Karnımızı doyurduğumuz, kitaplarımızı aldığımız, okuduğumuz bir sığınaktı.
Ve ben, ve biz; başta Genel Başkanımız olmak üzere, Onların içten, samimi, kucaklayıcı, eğitici, öğretici, koruyucu, kollayıcı himayesinde yetiştik, büyüdük…
Ve kendimizi Onların varlığında hep güvende hissettik.
Biliyorduk ki; ne Teorik ne Pratik ne de İnsani alanda yalnız değildik, Önderlerimiz vardı ve bize her zaman Doğru Önderlik edeceklerdir. Yol göstereceklerdir.
Onlar; yaşamları boyunca yanılmadılar ve bizleri de yanıltmadılar.
Ne mutlu Onlara!
Marks-Engels-Lenin’den sonra İşçi Sınıfının ve Halkların Dördüncü Devrim Ustası, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’yla önce Faruk Hoca, sonra diğer Önderlerimiz sayesinde tanıştım.
Ve o yıldan bu yana da, beni yetiştiren başta Genel Başkanımız Nurullah Efe olmak üzere, aynı ideolojiyi savundum, elimden geldiğince, gücümün yettiğince savaştırdım…
Ve ne mutla bana ki; Onları tanıdım!
Onlar sayesinde Devrimci oldum, İnsanlık Davasına katıldım!
Onların Öğrencisi oldum!
Onların Yoldaşı oldum.
Onlarla birlikte savaşma şerefine eriştim.
Ne mutlu Bana!
Marks, Epikür’den aktarmayla şunu söylemeye alışkındı:
“Ölüm, ölen için değil, geride kalanlar için bir felakettir.”
Evet, Faruk Hoca’mızdan, Orhan Ağabeyimizden sonra Metin Ağabeyimizi de kaybettik!
Evet, felaketi yaşıyoruz!
Engels, Can Yoldaşı Marks’ın ölümü üzerine, 15 Mart 1883’te Friedrich Adolph Sorge’a yazdığı “Mektup”ta şöyle diyordu:
“Öyle olsun bakalım!
“(…)
“Haydi! Dişlerimizi sıkalım, analarımız bizi bugün için doğurmadı mı?
“Bu kayıp dahi bize cesaretimizi yitirtemeyecektir.”
Kaybettiğimiz Önderlerimizin Anıları, İnsanlık izin verdiği sürece yaşamaya devam edecek!
Uğruna hayatlarını adadıkları İdealleri ise mutlaka zafere ulaşacak!
Şan Olsun Metin Bayyar’a!
Şan olsun Devrimci Önderlerimize!
İnsanlık Davası, Halkların Kurtuluş Davası Er Geç Zafere Ulaşacak!
5 Şubat 2026
