Kadın-Çocuk Düşmanı AKP’giller’in, Kadın-Çocuk Düşmanı Kadınları

23.02.2026
2.397
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

 

Değerli Halkımız, Değerli Kadınlarımız;

Bir bakın hele AKP’giller’in koltuklarda oturan şu kadınlarına, daha doğrusu Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin tabiriyle o koltuklarda oturabilmek için kadınlıklarının tüm değerlerinden sıyrılmış olanlara, kadınlık onurunu beş paralık çıkar uğruna satanlara!

Bir bakın hele şu kadın-çocuk düşmanı kadınların hiç utanmadan, arlanmadan söylediklerine, yaptıklarına!

 

AKP’giller’in Meclisteki Grup Başkanvekili Özlem Zengin

Güncelden başlayarak sıralayalım:

2026 bütçesinde, Kaçak ve de Haram Saray’a 21 milyar 286 milyon aktarırlarken, buna göre halkımızın alınterinden cukkalanacak günlük miktarın 58 milyon TL’ye denk geldiği aşikârken, sefalet ücreti Asgari Ücretin bile altında kalan emekli maaşları için kameraların karşına geçip hiç sıkılmadan, yüzü hiç kızarmadan, “Türkiye’nin şartları müsait olduğunda emekli maaşları gözden geçirilecektir.” diyebilmiştir.

Devam edelim.

Kadına yönelik şiddetin had safhaya ulaştığı, kadın katliamlarının gündelik olaylar haline geldiği, oluk oluk kadın kanının aktığı, kız çocuklarımızın eğitim hayatından kopartıldığı, tarikat-cemaat evlerinde taciz ve tecavüze uğradığı, tecavüzcülerin hukuksal düzenlemeler yapılarak aklanmaya, kurtarılmaya çalışıldığı, kadınlarımızın çalışma yaşamından koparılarak yatak odası ile mutfak arasına hapsedilmiş, erkeğin cinsel gereksinimlerini karşılayan köleler haline getirilmesinin hedeflendiği, yani kadınlara yapılmadık zulmün, kötülüğün, çektirilmedik azabın kalmadığı kadın düşmanı iktidarlarında, kadın suretine bürünmüş bu yaratık, Mecliste yaptığı konuşmalarda:

AK Parti gelene kadar Türkiye’de kadınların yüzde 70’i yoktu, hiçbir mesleği olamıyordu, üniversiteye gidemiyordu, milletvekili bile olamıyordu. Önemli bazı isimlerin eşi bile olamıyordunuz.”, “Bu ülkede AK Parti gelene kadar ‘kadın’ kelimesinin adı yoktu Türkiye’de.”, “Eğer Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının gerçek manada kullanılmasından bahsediyorsak, bunu hayata geçiren parti AK Parti’dir.”, “O yüzden ben, kadın, erkek arkadaşlarımız ve Sayın Cumhurbaşkanımız biz yaptığımız çalışmalarda kadınların hayatını kolaylaştırmak için gayret ediyoruz. Sosyal güvenlikten, sağlık hizmetine aile politikalarımızda önce kadın vardır. Türkiye’de cinayetler gibi problemler var mıdır? Vardır… Bunu da çözmek için uğraşıyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konuda kanunların daha işler haline gelmesi için gayret sarf ediyoruz.” diyebilmiştir.

Kadınlara çıplak arama yapıldığı iddiası hakkında “Bu kurgusal bir harekettir. Onurlu, ahlâklı kadın bir sene beklemez. Bir kadını çıplak arayacaksın, dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder.” derken, tutuklu hamile kadınlar için “Bu insanlar artık talimatla bebek sahibi oluyorlar, bebekli kadınlar cezaevinde var demek için.” sözlerini sarf edebilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütçe görüşmeleri sürerken kendi yandaşlarının sınavsız, mülakat yapılmadan, kamu kurumlarına yerleştirilmesine yönelik CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın‘ın “Utanmıyor musunuz?” sorusuna ise pişkince “Evet, utanmıyoruz. Yaptığımız işten gurur duyuyoruz.” yanıtını verebilmiştir.

Yazımıza insan sefaleti diğer bir isimle devam edelim. Onu da alçakça söylemleri güncel olduğu için ilk sıralara aldık:

 

AKP’giller’in Gaziosmanpaşa Meclis Üyesi Zeynep Vurmaz Yiğit

En düşük emekli maaşının 20 bin lira olarak belirlenmesine yönelik basına övünerek verdiği demeçte: “Emekli maaşlarının ve asgari ücretin yetersiz kaldığının farkındayız. Emekli maaşı düşük de olsa emeklimiz zamanında ve istikrarlı şekilde alıyor. İstikrarlı şekilde ödeniyor olmasından gurur duyuyorum. Emeklilerimiz en azından maaşını hangi gün alacağını biliyor.” diyerek yıllardır açlık sınırının altında ücretlerle yaşam savaşı veren, en rahat etmeleri gereken yaşta pazar artıklarını toplayarak ocağında aş kaynatmaya çalışan, “Hep askıdan bayat ekmek alıyoruz. Sıcak ekmek görmedik biz. Ekmeğin kokusunu fırından alıyoruz. Kiracıyız diye ölmemiz mi gerekiyor?” feryadını haykıran emekli kadınlarımıza ahlâksızca, acımasızca, “Sizlere maaş verdiğimize dua edin. İstesek bunu bile vermezdik.” demeye getiriyor.

 

Bu kadınlıktan zerre kadar nasibini almamışların içinde, AKP’giller’in Kayseri Milletvekili Hülya Atçı Nergis var.

Üstelik de sözümona mesleği Avukatlık olan bu çürümüşlük abidesi, kadınlarımıza bir nebze de olsa nefes aldıracak olan İstanbul Sözleşmesi’nden AKP’giller’in Reisinin imzasıyla, bir gecede hukuksuz biçimde çıkılmasının ardından, kararın kaldırılmasının yerinde olduğunu dile getirme alçaklığını yapmıştı.

Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in, kızı H.K.G.’yi 6 yaşındayken imam nikâhıyla 29 yaşındaki müridi ile ‘evlendirmesi’ ve bu körpecik yavrumuzun yıllarca tecavüze maruz kalarak cehennem hayatı yaşadığının ortaya çıkmasının ardından Yusuf Ziya Gümüşel ve Kadir İstekli, kamuoyu tepkisi sonrasında tutuklanmıştı. Bu olayla ilgili olarak ne demişti Nergis Atçı sefaleti anımsayalım:

Hiçbir anne-baba 6 yaşındaki çocuğunu evlendirmez. 6 yaşındaki çocuğu da kimse başına bela almaz.”

İçinde ufacık da olsa bir çocuk sevgisi taşımadığını bu sözleriyle kendi ağzıyla teşhir etmişti.

İktidarlarının uyguladıkları politikaların sonucu olarak her gün kadınlarımızın vahşice katledildiği, kadına yönelik şiddet istatistiğinde, OECD ülkeleri arasında ülkemizin ilk sırayı aldığı bir ortamda, katıldığı televizyon programında sunucunun “2020 yılında 300 kadın öldürüldü.” ifadesine “Ama bakın öldürülen erkek sayısı bu sayının 12 katı. Biz sadece kadınları ifade ediyoruz. Medya bu işin alıcısı olduğu için çok kullanıyor. Bu da yanlış bir algı yaratıyor, sanki Türkiye’de çok fazla kadın öldürülüyor.” demekle yetinmemiş, edepsizliğini “O kadınları öldüren şahısları da yetiştiren kadınlar. Hiç mi kadınların payı yok bu şiddette?” söylemleriyle sürdürmüştü.

Biz de diyoruz ki:

“Evet var! Laik Cumhuriyetin kadınlarımıza sağladığı olanaklarla, onlardan yararlanıp, eğitim gören, avukat olabilen, milletvekili seçilebilen amma velakin vicdanını, kadınlığını, analığını, insanlığını, koltuk, para, ün uğruna satmış, Ortaçağcı gericilikten beslenen, Muaviye-Yezid, CIA-Pentagon Dincisi AKP’giller’in kadın düşmanı kadınlarının payı hem de çok büyük payı var!

Ya diğer sefaletler?

Kısa kısa değinelim.

 

AKP’giller’in eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk

Bakanlığı döneminde, engelli olmadığı halde engelli aylığı ve engelli evde bakım ödemesi alan toplam 442 bin 309 kişiye Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 6,9 milyar lira usulsüz para aktarıldığı iddiaları basında yer almıştı. Partimiz avukatları da hakkında, “Zimmet Suçu” ve “Resmi Belgede Sahtecilik Suçu” işlediği gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu bu kamu malı aşırıcısı ahlâksızın.

 

AKP’giller’in eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık

Anımsanacaktır, bu kadın düşmanı da Pandemi döneminde, TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’na “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” başlıklı yaptığı sunumda, 2020’nin Şubat ve Mart aylarında kadına yönelik şiddette artış olduğunu ancak artışın “tolere edilebilir” düzeyde olduğunu fütursuzca söylemişti.

Başka ne yapmıştı?

Çocuk düşmanlığını da açık edivermişti 2021 yılının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda.  Makamına oturtmak için davet ettiği 10 yaşındaki evladımızın koruma altındaki bir çocuk olduğunu cümle âleme kameralar önünde ifşa etmekte-üstelik de hukuk diplomalı bir bakan olmasına karşın-hiçbir beis görmemiş, “Tabii ramazan olduğu için bir şey ikram edemedik” diyerek midemizi bulandıran din bezirgânlığını sergilemeyi de ihmal etmemişti. 

 

AKP’giller’in eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu

Ahlâki ve vicdani tüm değerlerini yitirmiş bu mahluk da anımsayacağımız gibi Karaman’daki Ensar Vakfı’nda 45 çocuğumuzun ağzı salyalı Ortaçağcı-gerici sapıklar tarafından cinsel istismarına ilişkin olarak hayasızca “bir kereden bir şey olmaz” diyebilmişti.

 

AKP’giller’in eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam

Bakanlığı döneminde, Elazığ’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı yurtta kalan zihinsel engelli 19 yaşındaki bir kadını sosyolog E. Ö.’nün istismar ettiği açılan soruşturmada tespit edildiği, buna karşın Ayşenur İslam imzalı belge ile “işleme gerek yoktur” kararının verildiği ve konunun savcılığa bildirilmeden kapatıldığı basında yer almıştı.

Kendisi, çocuk cinsel istismarını ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi için dâhiyane(!) bir öneri de yapmıştı: “Çocuklarımıza istemedikleri bir teklifle, bir durumla karşılaştıklarında çığlık atmayı öğretmemiz gerekiyor.”

Sanırız AKP’giller’in kadın ve çocuk düşmanı kadınları için bu kadar örnek yeter de artar bile.

İşte hep diyoruz ya, AKP’giller’in yaptıkları tüm hainlikler, tüm kötülükler onların sınıf kökeninden kaynaklanmaktadır, başka türlü davranamazlar diye. Söz konusu sınıf karakteri, sınıf çıkarları olunca, erkek ya da kadın olmak bir fark yaratmıyor.  Aynı zalimlik, aynı ahlâksızlık, aynı kadın-çocuk düşmanlığı, çünkü ideolojileri böyle emrediyor bunlara.

AKP’giller, 6 bin yıl önce Sümer’de doğan ve bütün Ortadoğu Şark Toplumlarının canına okuyan, üretimle hiçbir ilgisi olmayan, üreticiden ucuza aldığını katmeriyle tüketiciye satarak her ikisini de sömüren, asalak mı asalak, vurguncu mu vurguncu, bir vampir gibi toplumun kanını emen ve ideolojisi din olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının temsilcisidir. Ve bu sınıf, varlığını sürdürebilmek için Tarihi 1400 yıl öncesinde durduran-donduran dine sarılır.

O dinde ne var?

Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin egemen olduğu 1400 yıl öncesi Köleci Medine toplumunun örfleri, gelenekleri, kuralları yani o maddi dünyanın din dünyasına yansıması var, Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin saptadığı gibi.

O dünyada ne yok-ne var?

“Bilim yok, aydınlık, özgür düşünce yok, sorgulayan bir akıl yok… Kölelik var, efendilik var, cariyelik var, kölelerin ve cariyelerin para karşılığında bir “mütekavvim yani dinen kullanılması mubah olan mal” olarak alınıp satılması var… Cariyelerin cinsel olarak istismar edilmesi var… Çocuk yaşta kızların evlendirilmesi var; 8-9-10-12 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesi var… Erkeğin dört kadını eş olarak alabilmesi var… Zenginlik durumuna göre, gelir durumuna göre sayısız cariye edinebilmesi ve onlarla bir harem kurabilmesi var…” [1]

Medine Köleci Toplumunun İslamı’nın kadını vuran ayetleri, kadın düşmanlığı, çocuk evlilikleri bu ayetler yoluyla aşılanan dogmalar, bu dogmaların topluma ahlâk diye aşılanması var.

Somutlayalım mı daha yenice açıklanan Taliban Afganistan’ının ceza kanunundan?

*Açıklanan metinde Kölelik yasal statüye kavuşturuluyor. Kölelerin cezalandırılması yetkisinin doğrudan “efendilerine” bırakıldığı ifade ediliyor.

*Kız çocuklarının eğitim alması artık tamamen yasaklanıyor.

*Çocuklara yönelik şiddet, çocuk istismarı ancak ağır yaralanma halinde müdahale konusu yapılıyor. Babalar, çocukları 10 yaşından itibaren namaz kılmadıkları için dövebiliyor.

*Kadınların eş izni olmadan dışarı çıkması suç sayılabiliyor, sosyal hayata katılım “ahlak” gerekçesiyle kısıtlanıyor.

*Ceza kanununda sosyal yaşama ilişkin çok sayıda yasak da yer alıyor. Dans etmek ve dans edenleri izlemek suç sayılırken, “ahlaksızlık mekânları” olarak tanımlanan alanların yıkılması hükme bağlanıyor.

*Çocuk istismarına yalnızca ciddi yaralanma durumunda müdahale ediliyor. Kadınlar ise eşlerinin izni olmadan evden çıkarsa cezalandırılabiliyor.

İşte, Ortaçağcı gerici Taliban’ın Afganistan halkını, Afgan kadın ve çocuklarını din diye, ahlâk diye sürüklediği cehennem bu!

Kadın ve çocuk düşmanlığının, çocuk evliliklerinin, dogmaların, ayetler yoluyla kutsandığı ve topluma aşılandığı 1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplumunun İslam’ı bu!

“Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” diyerek Taliban’dan farklı olmadıklarını açıkça söyleyen, halkı Allah ile kandıran, AKP’giller’in Reisinin ve 24 yıllık iktidarlarının hedeflediği de Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine kurulan, kısmen de olsa Laik Cumhuriyet’imizi yıkıp, ülkemizi Ortaçağın bu kokuşmuş, bu çürümüş, düzenine, Ortaçağcı Faşist Din Devletine sürüklemektir.

Din üzerine ahlâk inşa edilemez”, der Genel Başkan’ımız.

Çünkü dinler kul kişilik oluştururlar. Böyle olunca da herhangi bir ahlâki, vicdani, insani değerler sisteminin gelişmesi mümkün olmaz. Hiçbir ahlâki değerler sistemi olmayan, vicdan taşımayan insanların yaptıkları ve yapabilecekleri kötülüklerin, ahlâksızlıkların sınırı olabilir mi hiç?

Olamaz.

İşte kadınları da bu nedenle kadınlıklarından çıkmış yaratıklar haline dönüşür Tefeci-Bezirgân Sermayenin siyasi temsilcilerinin. Nitekim 24 yıldır bu ülkede yaşananlar, halkımıza yaşatılanlar ortada.

Narin kızımız katledildiğinde, Sıla Bebek can çekişirken, olanca neşesiyle tatil yapabilenlere,  bir doğa olayı olan 6 Şubat Maraş Depremi’nin iktidarları tarafından bir felakete dönüştürüldüğü süreçte, analar buz gibi havada beton yığınlarının altında kalan evlatlarını kurtarabilmek için çaresizce çırpınırken kıllarını bile kıpırdatmayanlara, katledilen canları için üç yıldır adalet arayan kadınların, anaların çığlıklarını duymayacak, yürek yangınlarını hissetmeyecek, bir ananın yitirdiği iki küçük yavrusu için “O gün bugündür aldığım nefes kaburgama sığmıyor.” sözleriyle ifade edilebilen acıyı hiçbir zaman anlayamayacak kadar vicdanını yitirenlere “kadın” denir mi hiç?

Bunlara olsa olsa, AKP’giller’in kadın-çocuk düşmanı kadın suretli sefaletleri denir ancak!

Bizler, HKP’li Kadınlar, işçi-emekçi kadınlarımıza, analarımıza, bacılarımıza ve gül yüzlü çocuklarımıza yaşatılan bu cehennem azabının, felaketlerin kaynağını kurutacak ve onlara yeryüzünde cenneti yaşatacak olan Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurmak için var gücümüzle mücadeleye devam ediyoruz.

 

[1] Nurullah Efe, Narin Cinayeti, Derleniş Yayınları, 2025, s. 34.

8 Şubat 2026

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.