Dünya Su Günü’nü susuz kutlamak

04.04.2015
A+
A-

 

Sabah uyanınca musluğu açtığımızda suyumuz akıyor, şimdilik. Suyumuz akıyor akmasına ama, suyumuzun temiz olup olmadığı konusunda Tayyipgiller’in ve diğer burjuva partilerinin belediye başkanlarının insafına terk edilmiş durumdayız.

Bize musluğumuzdan akan suyu düşündüren 22 Mart Dünya Su Günü oldu. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul kararıyla, suyun insanlık için önemine ve insanların temiz suya erişebilmesi için politikalar üretme konusuna dikkat çekmek amacıyla 1993 yılında 22 Mart Dünya Su Günü ilan ediliyor.

Fakat Dünya Su Günü’nün dünya halklarına derman olduğu henüz görülmemiş. Uzaydan parlak masmavi bir taş gibi görünen dünyamızdaki su kaynakları her geçen gün azalıyor.

UNICEF, 2013 yılı verilerine dayanarak dünyada 768 milyon kişinin temiz suya erişemediğini açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF ve BM’nin yayınladığı bir rapora göre, temiz suya erişemediği için dakikada 7 kişi hayatını kaybediyor. Her gün 4 bini aşkın çocuk kirli sudan kaynaklanan ishalli hastalıklara yakalanarak yaşamını yitiriyor. Öyleyse BM, Dünya Su Günü adı altında aslında ne yapıyor?

BM çatısı altında Dünya Su Konseyi adı altında bir kuruluş oluşturuldu. Bu kuruluş 1997 yılından itibaren üç yılda bir değişik ülkelerde Dünya Su Forumu düzenliyor. Bu forumlardan biri de 2009 yılında İstanbul’da yapılmıştı. Bu Forum’da, akarsuları ve su havzalarını bile Parababalarına peşkeş çekme derdinde olan Tayyipgiller’in belediye başkanı Kadir Topbaş’a “Onursal Başkanlık” rolü verilmişti.

Zaten Dünya Su Konseyi’nin bileşenlerine baktığımızda gördüğümüz tablo, bileşenlerin gerçek niyetini ortaya seriyor. 65 ülkeden yaklaşık 340 üyesi bulunan Konsey’inde, dünyadaki en büyük yatırım bankaları ve en büyük su şirketleri, hükümet kuruluşları, meslek birlikleri ve akademik kurumlar yer alıyor. Avrupa Yatırım Bankası, Afrika Yatırım Bankası, Lyonnaise des Eaux, Group Suez, Price Waterhouse Coopers, Suez Environment, AREVA’yı bunlar arasında sayıverelim.

Dünya Su Konseyi üyesi olan dünyanın en büyük su tekellerinden Suez’e bağlı Marseilles Water Supply Company CEO’su Loic Fouchon “Su faturasına, cep telefonu kadar ödeme yapmaya razı olursak hiçbir sıkıntı kalmayacak. Tüm insanlık olarak bir tercih yapmamız lazım. Yani arabaların benzini için harcadığımız paranın yüzde 5’ini suya harcasak dünyada su sorunu yaşanmaz” diyor.

Onun bu sözü, Konsey’in amacının aslında dünya halklarının temiz suya erişim hakkını garanti altına almak değil, tam tersine su kaynaklarını kendi tekelleri altında özelleştirmek ve dünya halklarını susuzluğa mahkûm etmek olduğunu göstermeye yetiyor. Bunlar insanlık, doğa ve doğadaki diğer tüm canlılar için vazgeçilmez temel bir ihtiyaç olan suyu da tamamen metalaştırmak istiyorlar.

Türkiye, 2000’li yıllardan önce su zengini kabul edilebilecek durumdaydı. Ülkeler kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarına göre su zengini, su azlığı çeken ve su fakiri olarak sınıflandırılıyor. Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8.000-10.000 metreküp arasında olan ülkeler su zengini, 2.000 metreküpten az olanlar su azlığı çeken, 1.000 metreküpten az olanlar da su fakiri ülkeler arasında kabul ediliyor.

DSİ’nin verilerine göre ülkemizin kullanılabilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar metreküptür. Türkiye, kişi başına ortalama 1.500 metreküp kullanılabilir su miktarıyla su azlığı yaşayan ülkeler arasındadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2030 yılında ülke nüfusumuzun 100 milyon olacağını öngörüyor. Mevcut kaynakların tamamının bozulmadan korunduğunu varsaysak bile 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.000 metreküpe düşeceği tahmin ediliyor. Bu da giderek su fakiri ülkeler arasındaki yerimizi alacağımızın sinyalini veriyor.

2000’li yıllardan önce su zengini kabul edilebilecekken, 2000’li yıllardan sonra Tayyipgiller’in insana, doğaya düşman politikaları sonucu susuzluğa doğru gidiyoruz. Sulak alanlarımız, kıyılarımız, derelerimiz, göllerimiz, ormanlarımız, bir bütün olarak doğanın kendisi Tayyipgiller tarafından kâr hırsına kurban edilmekte. Yok edilmekte.

2014’ün Nisan ayında yayımlanarak yürürlüğe giren Sulak Alanlar Yönetmeliğiyle, sulak alanların talanının önünü açmak için, bu alanlar  “ulusal önemdeki sulak alanlar” ve “mahalli önemdeki sulak alanlar” diye sınıflandırıldı. Tayyipgiller iktidarı “mahalli önemdeki sulak alanlar” adı altında sulak alanları “önemsizleştirilerek” Parababalarının talanına açtı. Yani su kaynaklarımızın yok edilmesi hızlandırıldı.

Çeşitli uluslararası anlaşmalar kapsamında yapılaşmanın yasak olduğu, 2,5 milyon ağacın, 70 sulak alanın, 8 derenin bulunduğu ve İstanbul’un su ihtiyacının büyük bölümünün karşılandığı Terkos, Sazlıdere ve Alibeyköy gölleri içme suyu havzalarını içeren sulak alan, havaalanı inşa etmek için “mahalli önemdeki sulak alan” ilan ediliverdi Tayyipgiller tarafından. İstanbul’un önemli su kaynaklarından olan bu sulak alan da yok edilecek vurgun-talan için. Küplerini doldurmak için. Peyzaj Mimarları Odasının verdiği bilgiye göre, bu sulak alan hâlâ kurutulamıyor. Şu anda bataklık olan zeminin güçlendirilmesi amacıyla halen hafriyat dökme çalışmaları yürütülüyor. Bu nedenle de bir türlü havaalanı inşaatına başlanamıyor. Doğa direniyor.

Yine, memleketimizin en güzide doğa harikaları, akarsular, doğanın yok edilmesi hiçe sayılarak HES’lerle yok edildi. Yöre halkının yararı gözetilmeksizin plansız, yararsız, ucube HES’ler yaratıldı. Köylülerimiz akarsularına sahip çıkmak için direndi, mücadele etti. Yine birçok bitki türüne ev sahipliği yapan Atatürk Orman Çiftliği içerisine doğa talan edilerek yapılan kaçAK Saray. İstanbul’un ulaşım sorununu üçüncü bir köprü çözer kandırmacasıyla yok edilen Kuzey Ormanları, Tayyipgiller’in doğaya, ağaca, her şeyden önce insana düşman olduklarının kanıtı. Onlar “kıyamet günü bile gelse, elinizde bir fidan varsa onu mutlaka dikiniz” diyen Hz Muhammed’in değil, kılıç zoruyla, çıkarı öyle gerektirdiği için Müslüman olan Muaviye’lerin, Yezid’lerin devamcısı çünkü.

Dünya Su Günü, en temel ihtiyacımız olan suyumuzu metalaştırmak, su kaynaklarımızı talan etmek isteyen Tayyipgiller ve Dünya Su Konseyi, Su Forumu adı altında, dünya halklarının suya ulaşma hakkını kendi tekeline almak isteyen uluslararası emperyalistlerin gölgesinde kutlanıyor.

Su tüm canlılar için en temel ihtiyaçsa, ona ulaşmak da en temel haklardan biri olmalı. Tayyipgiller’in doğaya verdiği zarar, bugüne kadar iktidara gelmiş burjuva partilerinin toplamından daha fazla oldu. Ama hesabı sorulacak. Suyumuzu, su kaynaklarımızı, havzalarımızı ne emperyalistlere ne de Tayyipgiller’e yeyim ettirmeyeceğiz.