Emperyalizmin Büyük Kürdistan Stratejisi Değişti mi?

23.02.2026
1.754
A+
A-

Hüseyin Ali

 

Önce Türkiye’nin en büyük devrimcisi Hikmet Kıvılcımlı’dan strateji ve taktik kavramlarına devrimci bakışı aktaralım:

Strateji, eski deyimiyle Sevkülceyş (orduların yönetilişi) büyük önem ve öncelik taşımakla birlikte, ana çizileriyle daha çok objektif savaş şartlarının düzenlenmesidir. Daha doğrusu Ordu varsa ve savaşa tam hazırlanmış ise, o varlığa ve hazırlığa göre sevk edilir (cepheye gönderilir).

“Taktik, asıl cephede yapılan somut Savaşın ve cephe gerisinde yapılan uzun hazırlıkların yönetilişidir. Objektif olarak varolan orduların, cephe gerisinde manevralarla hazırlanması, Strateji içinde Taktik’tir; cephede doğrudan doğruya sıcak savaş ateşi içinde yönetilmesi Taktik içinde Taktik’tir.

“Strateji ne denli önceden az çok belirli ortamda belirli planla güdülen objektif ve bir kerteye dek soyut sayılabilirse; Taktik en az o denli önceden hiç kestirilemeyecek, her zaman ve her yerde sık sık parola ve biçim değiştirecek, oldukça sübjektif ve son kerteye dek somut savaş güdümüdür.

“Bir ülkenin belirli ekonomik, sosyal, politik vb. gibi coğrafyacıl ve tarihçil şartları ortamında verili olanakları objektif olarak ne iseler, o ülke ordularının genel Strateji planı o şartlara göre az çok soyut olarak peşin peşin çizilebilir. Bu bakımdan Strateji kalın çizili bir kanevaya [kanaviçeye] benzer. O kaneva içine gerekli savaş parola ve biçimlerinin çiçeklerini, peyzajını özellikle işlemek, ateş hattına gerçekten veya taslak olarak girmiş güçlerin sübjektif düşünce ve davranışlarına bağlıdır.

“Strateji, bir merkezde tepeleşmiş bir avuç azlık Genelkurmay organınca yuvarlak ve kaba çizileriyle planlanır. Bu bakımdan Strateji planları uzun Tarih, Coğrafya, Ekonomi, Politika, Kültür vb. etütlerinin son derece derinliğine araştırılıp incelenmesine dayanmakla birlikte, uzaktan bakanlar için: “Bunda bilemeyecek ne var?”, dedirtecek kadar kolayca çiziştirilivermiş gibi görünür. Ama Strateji bir edebiyatçı esinlemesi, ‘sehl-i mümteni’ (ulaşılamaz kolaylık) değildir. Onun için, her önüne gelen görünüşe aldanıp, masa başına oturdu mu, dört beş çizgiyle en anıtsal Stratejiyi döktürüveririm sanır. Ve döktürür de. Rastladı ise, ne âlâ. Tutmadı mı, en güçlü orduları kaz gibi avlatır.

Taktik’in öyle harita ve masa başında uyduruluverecek yanı hiç yoktur. Taktiğin yeri ateşin içidir. Orada her güç, kendisinin ve karşısındakinin (düşmanın) bütün olanaklarını bir anda sezip kavrayarak, yıldırım kararlarla en etken davranışı başarmak zorundadır. Çünkü o an içinde ya dost güçler, ya düşman güçler; ya yakacak, yahut yanacaktır. İşin akademik eleştiriye, uzun tartışmalara tahammülü yoktur.

“Onun için her Ordu’da: iyi Strateji ustaları gibi, iyi Taktik uzmanları ayrılabilir. Diyalektik düşünce ve davranış için böyle mutlak “uzmanlık” ayrılıklarına gerek yoksa da; skolastik veya metafizik düşünce ve davranış metotlu derebeyi yahut burjuva savaş ilgilileri arasında böyle bir ‘işbölümü’ yapmak ve geliştirmek kaçınılmaz olmuştur. (Hikmet Kıvılcımlı, Oportunizm Nedir? s. 83-84)

“…

“Demek, taktikle stratejiyi ne birbirinden ayırmak ne birbiriyle karıştırmak, BİLİM ve BİLİNÇ getirmez. Strateji planının gerçekleşmesinde taktiğin oynadığı büyük rol değerlendirilmedikçe, strateji boş bir çuvala döndürülür. Stratejiyi lâkırdı olmaktan çıkarıp; kemiği, eti, organları ve tümüyle canlı gerçekliğine kavuşturan düşünce ve davranışlar; uzun, sabırlı, gösterişsiz, hatta çoğu kez çok NANKÖR bir sıra TAKTİK’ler olur. Onun için, hangi strateji aşamasında bulunulduğunu bilmek kadar, o aşamanın ne türlü bir TAKTİK basamağında yaşandığını düşünüp, ona göre davranmak da önemlidir.

“Çünkü, strateji, bugün artık kimse için ‘sır’ olmaması gereken, GENEL karakter taşıyan bir TEORİK PLAN’dır. O planı uygulayacak tutumlar, yerine ve zamanına uygun taktiklerdir. Strateji bütünlüğü; parça parça ve çoğu zıt olan taktik basamakların bir araya gelmesi ile doğar. Kabaca benzetirsek: Strateji bir MERDİVEN’dir, taktik onun BASAMAKLARI’dır. Merdiven durumunu yaratmayan basamaklar (Stratejisiz Taktikler) düşünmek nasıl ham kuruntu ise, yani SAÇMALAMAK ise, tıpkı öyle, basamaksız bir merdiven (Taktiksiz Strateji) düşünmeye ve uygulamaya kalkışmak da gülünç ve saçma bir anlamsızlık, ukalâlık olur.” (age. s. 178)

Usta’dan bu uzunca alıntıyı neden yaptık?

ABD’nin BOP kapsamında gündeminde olan Büyük Kürdistan projesi son mu buldu? Yoksa Büyük Kürdistan stratejik hedefinde değişiklik yok da sadece taktik bir değişiklik mi söz konusu?

Strateji ve taktik kavramlarına göre değerlendirelim.

Malûm, Amerikan Emperyalizminin has adamı, dinci terör örgütü Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm’ın (HTŞ) lideri olup Suriye başkanlığına oturtulan Ahmet Eş Şara’ya bağlı güçler, Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde, Arap aşiretlerinin de desteğiyle PKK’nin Suriye kolu YPG’ye bağlı güçleri bir bakıma süpürdü. YPG güçleri 2012 öncesi bölgeye çekildi.

Bu durum üzerine, AKP medyasında sanki Türkiye zafer kazanmış ve Türkiye için büyük tehlike olan YPG (Amerikalıların koyduğu ılımlı isimle Suriye Demokratik Güçleri, SDG) tasfiye olmuş gibi bir yaygara koparıldı.

ABD PKK/YPG’yi kullanıp atmış değil, gene kullanacak.

Örneğin dönek AKP medyası yazarı Nedim Şener şöyle diyor:

“Türkiye’nin 10 yıllık mücadelesi sonucu ABD, PKK/SDG’nin fişini böyle çekti: ‘Rojava Devrimi’ çöp oldu.

“(…) Türkiye’nin büyüyen jeopolitik gücü ile küresel oyunları bozduğunu ve yeni denklemler kurduğunu gören ABD, Türkiye’yi karşısına alma pahasına PKK/PYD/SDG ile işbirliği yaparak Suriye’de geleceği olmayan ve dar bir alana sıkışan çıkarlarını, Şara yönetimini destekleyerek, Türkiye’yi de yanına alarak Suriye’nin bütününde uzun vadeli çıkarları ile değiştirdi. Bu PKK/PYD/SDG terör örgütü için kullanım süresinin dolduğu anlamına geliyordu.” (Nedim Şener, Hürriyet, 23 Ocak 2026)

Bu dolaylı Tayyip methiyesi bir yana, burada büyük bir yanıltmaca var: BAAS yönetimi Arap milliyetçiliğini savunan, dolayısıyla antiemperyalist özellikteydi. Ortadoğu’da İran’ı bir yana bırakırsak İsrail’e kafa tutan tek ülkeydi. “Arap Baharı” ile başlayan emperyalist saldırı Esad yönetimini sarstı. Emperyalizm, Dünyanın dört bir yanından dinci katiller sürüsünü devşirerek El Kaide artığı IŞİD adlı bir terör örgütünü Esad yönetimine ve Suriye Halkına karşı yönlendirdi. On üç yıllık savaşta yıpranan Esad yönetimi, Rusya’nın da desteğini çekmesiyle gitti. HTŞ lideri Ahmet eş Şara emperyalizm tarafından Suriye’nin başına oturtuldu.

Emperyalizm, güya kendi yarattığı IŞİD’ci terörist gruplarla savaşması için, vaktiyle; “biz senin kara gücün olalım”, diyen PKK’yi değerlendirdi, Suriye kolunu YPG adı altında eğitti, donattı, binlerce TIR silah verdi. Yanı sıra Suriye’nin üçte birini, petrol bölgeleri ve en verimli topraklarını içeren, yüzde 33’ünü YPG’ye teslim etti.

Suriye haritası: 2025’teki durum. Sarı bölgeler PKK/YPG işgalindeki bölgeler.

2026 Ocağında Amerikancı Kürt Hareketinin elindeki bölgeler (sarı).

 

BOP Stratejisinde
Yeni Taktik

Dinci teröristler Suriye devletini ele geçirince durum değişti. PKK/YPG bölgede etnik temizlik yapmasına rağmen Arap Halkını silemedi. Kendisine bahşedilen Suriye’nin üçte birlik kısmında nüfus çoğunluğu sağlayamadı. Ayrıca, emperyalizm hazır elinde organize bir devlet yapısı var, bunu değerlendirdi. Petrol ve enerji alanları, büyük ölçüde sınırlar ve barajlar şeriatçı iktidara geçti. YPG Ayn el Arab ve Haseke bölgesine itildi. Bunun da ABD Emperyalizmi için bir sakıncası yoktu. Çünkü YPG’nin de Eş Şara iktidarının da ipleri yüzde yüz elindeydi. ABD’nin uzun vadeli planları için de böylesi önemliydi. Çünkü, Türkiye’nin 800-900 kilometrelik güney sınırında ipleri ABD’nin elinde olan bir Afganistan kurulmuştu artık. Bu durum ileride Türkiye için büyük sorunlara yol açacaktır.

Trump katiller başı Eş Şara’yı ağırlarken.

İşte Amerikan Emperyalizmi böyle ilke tanımaz, pragmatiktir. Uluslararası tekeller neyi uygun buluyorsa onda karar kılar. Dün Esad yönetimi varken YPG’ye destek verildi, Esad yönetimi düşünce, yeni durumda yeni taktik uygulandı; Eş Şara yönetimine “yürü” denildi. Eş Şara yönetiminin YPG’ye saldırısı, YPG’nin inisiyatifi ile başlamadı.  ABD tarafından 5 Ocak 2026’da Paris’te düzenlenen Eş Şara yönetimi ile İsrail arasındaki toplantı bu taktiği öne çıkardı. Yeni taktik, elbette Tayyip Diktatörlüğüne de bildirildi. Ve YPG 18 Ocak’ta ateşkes ve entegrasyon sözleşmesini imzalamak durumunda kaldı.

Bu konuda Sömürge Valisi Tom Barrack, 20 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“2019’da IŞİD’in bölgesel hilafeti yenilgiye uğratılırken SDG en etkili kara ortağımızdı. O dönemde muhatap alınabilecek işleyen bir merkezi devlet yoktu. Bugün ise Suriye hükümeti, IŞİD Karşıtı Küresel Koalisyon’un 90. üyesi konumunda. Şam yönetimi güvenlik sorumluluklarını ve cezaevlerinin kontrolünü devralmaya hazır. Bu nedenle SDG’nin sahadaki birincil güç olma gerekçesi büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

“(…)

“Önceliğimiz ayrılıkçılığı ya da federalizmi desteklemek değil; Suriye’nin ulusal birliğini güçlendirmek, uzlaşmayı teşvik etmek ve IŞİD kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmaktır. Kürtlerin yeni Suriye devletine entegrasyonu; Nevruz’un ulusal bayram olarak tanınması, Kürtçe eğitim ve yönetime katılım gibi hakları, SDG’nin iç savaş koşullarında sahip olduğu yarı özerkliğin çok ötesinde, kalıcı ve anayasal bir zemine taşıyacaktır.” (https://tr.euronews.com/2026/01/20/abdnin-suriye-ozel-temsilcisi-barrack-sdgnin-sahadaki-birincil-rolu-gecerliligini-yitirdi)

Böylece Amerikan Emperyalizmi “fincancı katırlarını ürkütmeden” yeni taktikle BOP stratejisine devam etti. “Entegrasyon” diyerek, oyunun Türk Halkından da gizlenmesi sağlandı. Yani, “aman uyandırma kerizi” taktiği! Türkiye’de Tayyip Diktatörlüğünün tüm çabalarına rağmen yeni açılım sürecine destek %20’yi aşmıyor çünkü. Meclisteki satılıklara rağmen… Emperyalizm entegrasyon diyerek BOP’un Büyük Kürdistan hedefine yumuşak geçiş sağlama amacında. Yani stratejik hedeften vazgeçilmiş değil. Aslında son taktik değişiklikle yapılan, emperyalizmin 100 yıl önceki stratejik hedef olarak koyduğu sınırlara dönmek oldu. İngiliz ajan Noel’in 1919’da çizdiği Büyük Kürdistan haritasına…  (Bkz. Harita)

İngiliz Ajan Noel’in 1919’da çizdiği Büyük Kürdistan haritası. Emperyalizmin stratejik hedefi bu!

ABD Emperyalizminin kendilerine kocaman bir ülke bahşedeceği hesabına kapılan Amerikancı Kürt Hareketi açıktan ağladı. (Trump’a “bizi bırakma”, “İşgalcilere Kürdistan’ı bırakma” diye yalvararak ağlayan Şivan Perver’i hatırlayalım.)  YPG yetkilisi İlham Ahmed de ABD ve İsrail’e aynı şekilde yalvardı. Amerikancı Kürt Hareketi; “Ortadoğu’da biz de senin ikinci İsrail’in olalım”, diyor.

Şivan Perver ağlayarak Trump’a yalvarırken.

 

Bir basın toplantısında (21 Ocak 2026) bu zırlamalara ve bir gazetecinin; “Kürtler Amerika’nın en sadık dostları. Şimdi Suriye devletine bağlı bazı grupların saldırısı altındalar. Onları korumayacak mısınız? Kürtler sizi bizi terk etmeyecek başkan olarak görüyor”, sorusuna Trump şöyle cevap verdi:

“Kürtleri seviyorum.

“Kürtlere muazzam miktarlarda para ödendi, petrol ve başka şeyler (yani silah, eğitim, donanım – HA) verildi.

“Bunu onlar bizim için değil, kendileri için yapıyorlardı. (Verilen desteği kendileri için kullandılar – HA).

“Ama iyi geçiniyoruz ve onları korumaya çalışıyoruz.” (https://www.sde.org.tr/haber/abd-ypg-yi-satiyor-tartismalarina-trump-cevap-verdi-kurtlere-para-verdik-kendileri-icin-harcadilar-haberi-62610)

Görüldüğü gibi, Amerikan Emperyalizmi kendi çıkarları açısından gerçekçi. Tekrarlayalım, bu durum emperyalizmin “Büyük Kürdistan” stratejisinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Hatta bu durum Amerikan Emperyalizminin BOP oyununu daha pürüzsüz sürdürmesine yarayacak. Türkiye’nin güneyindeki dinci katiller sürüsünü her şekilde kullanabilir emperyalizm. Türkiye’de milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyeli, Afgan bir nüfus var. Üstelik yıllar önce Suriye sınırındaki mayınlı arazi de temizlendi. Sınırlarımız elek! Bu ortamda zamanı gelince her türlü oyun oynanabilir.

Zaten Sömürge Valisi Barrack da Tayyip de Apo da hepsi ağız birliği etmişler, ümmet diyorlar, başka demiyorlar. Bir de böyle ümmet, Yeni Osmanlı laflarıyla halkımızı “yemliyorlar”, kandırmaya çalışıyorlar. Örneğin Apo, MHP’den Feti Yıldız, AKP’den Hüseyin Yayman, DEM’den Gülistan Koçyiğit’in İmralı ziyaretinde şu sözleri edebiliyor:

Feti-Hüseyin-Gülistan üçlüsü Apo’dan talimatları aldı!

“Şeyh SAİD isyanına gelindiğinde, Kurtuluş Savaşı ideolojisinin İslami ümmet anlayışı ile sağlandığını, daha sonra bu anlayıştan ayrılınca bunun tepki doğurduğunu, o tepkinin de isyana yol açtığını…” (https://www.odatv.com/guncel/imrali-tutanaklari-yayinlandi-milletvekilleri-abdullah-ocalanla-ne-konustu-120132804)

Apo, böylece bir yandan İngiliz kışkırtmasıyla başlayan ve feodal güçlere dayanan gerici Şeyh Said Kürt ayaklanmasını aklarken, bir yandan da Kurtuluş Savaşı’mızı yeriyor ve “ümmetçi’ bir savaş olduğunu belirtiyor. Oysa Kuvayimilliye adı bile bu savaşın ümmetçi olmadığının göstergesidir. Bir Ulusal Kurtuluş Savaşıdır.

Bu görüşmenin yayımlanan tutanaklarında Apo’nun açıkça İsrail ve Amerikan yalakalığı yaptığı da görülüyor. Şöyle diyor:

“SDG’nin ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını, buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini,

“(…)

“İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu çünkü Ortadoğu’nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail’in Ortadoğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini,

“Kendisinin (A. ÖCALAN) Türkiye Cumhuriyeti’ni proto-İsrail, Kürt devletçiliğini de post-İsrail devletçiliği olarak gördüğünü, önceden İsrail kurulması için Cumhuriyet ne kadar gerekliyse şimdi de Orta Doğu’daki hegemonya için İsrail’e Kürt devletçiliği gerektiğini, başka türlü ayakta kalamayacağını ve hegemonya kuramayacağını…”

Ne büyük yanıltmacalar ve ne büyük yalakalık, kulluk!

Sömürge Valisi daha yeni söyledi, “Ulus devlet istemiyoruz, İsrail’e zararlı”, diye.

Öte yandan Ortadoğu’da İsrail hegemonyasını (yani bir devletin başka bir devlet üzerindeki siyasal üstünlüğü ve baskısını – Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü) kabullendiğini belirtiyor Apo.

***

Tekrarlayalım: Emperyalizmin Büyük Kürdistan stratejisi değişmiş değil; sadece taktik değişiklikler yapıyor. Bu taktik Türkiye’deki yeni “açılım” sürecini de halkımıza yutturmak için bir araç aynı zamanda.

Amerikan yardakçılığıyla, İsrail yandaşlığı ile Kürt Sorunu çözülemez. Olan Ortadoğu Halklarına olur. Çok acı çekilir.

Apo’nun ve PKK’nin yörüngesindeki sözde Türk Soluna sözümüz ise şudur: Yaptığınız kuyrukçuluk aynı zamanda Türk ve Kürt Halklarına ihanettir. Tabiî ki enternasyonalist olacağız, tabiî ki şoven olmayacağız ama aynı zamanda Yurtsever ve Antiemperyalist olacağız.

11 Şubat 2026

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.