Ette ithalat hastalıklı hayvanların ülkemize girişiyle sonuçlanıyor: İspanya’dan sahte sağlık sertifikası ile ithal edilen canlı hayvanlara ne oldu?

08.08.2019
A+
A-
Ette ithalat hastalıklı hayvanların ülkemize girişiyle sonuçlanıyor: İspanya’dan sahte sağlık sertifikası ile ithal edilen canlı hayvanlara ne oldu?

Kurban Bayramı yaklaşırken ülkemiz yeni bir hastalıklı ithal hayvan skandalıyla sarsılıyor. Yine Kurban öncesi, yine ithal et, yine hastalık. Bu kez İspanya’dan ithal edilen 2 bin 939 canlı besilik hayvanın veteriner sağlık sertifikalarının sahte olduğu ortaya çıktı.

Başrolde MKA Hayvancılık Sanayi ve Ticaret AŞ adlı bir şirket var bu kez. MKA Hayvancılık’ın sahibi M. Kazım Aşuk, Ankara Sincan’da 2.3 milyon liralık yatırımla kurduğu besilik hayvancılık işletmesi yatırımının 1.3 milyon lirasını hibe olarak devletten almış. Şirketin İspanya’dan Pinsos Ursa şirketi aracılığıyla ithal ettiği 2 bin 939 canlı besilik hayvan, veteriner kontrolleri yapıldıktan sonra, 5 Temmuz’da, İskenderun Limanı’ndan dağıtılıyor.

Ancak hayvanların İspanya’nın salgın hastalık nedeniyle hayvan giriş çıkışının yasak olduğu bir bölgesinden geldiği iddiası gündeme geliyor. İddialar kamuoyunda o kadar yankı buluyor ki, Tarım Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü ithalatla ilgili belgeleri yeniden kontrol ediyor. Kontrol sırasında Veteriner Sağlık Sertifikalarının sahte olduğu ortaya çıkıyor.

Sahte Sağlık Sertifikası Meclis gündemine dahi taşınıyor. Bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Açıklamasında, Bakanlık tarafından olaya el konulduğunu, hayvanların kan örneklerinin alındığını, 21 günlük karantina süresinin devam ettiğini söylüyor. Bakan, evrakta sahtekârlık yapılarak hayvanların Türkiye’ye sokulmak istendiğini, aslında Lübnan’a gitmek üzere yola çıktıklarını anlatıyor.

Bakanın açıklamaları da göstermektedir ki, ülkemize ithal edilen hayvanlarda yapılması gereken hayvan sağlığı muayeneleri yapılmamaktadır. Bakanlık göz göre göre halk sağlığını tehlikeye atmaktadır.

Bakanın bu açıklamasını yalanlarcasına, MKA Hayvancılık internet sitesinden yaptığı açıklamada, “04 Temmuz’da İskenderun’a yanaşan Spiridon II ile İspanya’dan ithal ettiğimiz 3000 baş şarole ve limuzin besi danası üreticilerimize teslim edildi. Üreticilerimize hayırlı ve bereketli olsun.” diyor.

Sahte Sağlık Sertifikalı hayvanlar üreticilere mi teslim edildi, karantinaya mı alındı, aklımız karışıyor.

Bakanlıktan tatmin edici yeni bir açıklama gelmediği için hayvanların nerede olduğu hâlâ bilinmiyor.

Sahte Sağlık Sertifikası ile ülkeye sokulan ve akıbeti hâlâ belli olmayan canlı besi hayvanlarının insan tüketimine sunulup sunulmadığı ile ilgili ciddi kaygılar var. Ayrıca hayvan hastalıklarının bazıları, örneğin şarbon, hayvanlar arasında çok hızlı yayılır. Hastalığın görüldüğü sürünün çok sıkı bir şekilde karantinaya alınması gerekir. Hastalık etkeni kolayca toprağa karışabilir, rüzgâr ve yağmur suyu gibi etkenlerle başka bölgelere rahatlıkla taşınabilir.

Hastalıklı ithal hayvanların ülkemize girişi ilk değil ne yazık ki. 2010 yılından bu yana ülkemize ithal hayvanlarla giren hastalıkları hatırlayalım:

“Polonya’dan deli dana hastalıklı et geldi mi?

“Polonya Hükümeti, 2011 ve 2012 yıllarında ihraç ettikleri kırmızı ette deli dana hastalığı olduğu iddiası ile bir soruşturma başlattı. İhracat yapılan ülkelerden birisi Türkiye’ydi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na yazı yazıldı. Et ithalatında görevlendirilen veteriner hekimlerin görüşüne başvuruldu. Veteriner hekimler soruşturma kapsamında verdikleri ifadede: “Bize, Polonya dilinde evraklar verdiler. Bu dili bilmediğimiz için anlayamadık ve imza attık” diyerek savunma yaptı.

“Kaçak hayvanlarla Afrika Hastalığı geldi

“Yıl 2014. Kurban Bayramı öncesi Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum ve çevresinde sığırlarda “Afrika Hastalığı” görüldü. Bakanlık yetkilileri Afrika hastalığının ülkeye kaçak veya sınır ticareti ile giren hayvanlarla girmiş olabileceğini ve hızla aşılama yapıldığını açıkladı.

“Yunanistan ve Bulgaristan’dan mavi dil hastalığı

“Aynı dönemde 2014 yılında Trakya ve Marmara Bölgesi’nde ise “Mavi Dil” hastalığı görüldü ve kısa sürede yayıldı. Birçok ilde hayvan hareketleri durduruldu. Köy ve mahalleler karantinaya alındı.

“Fransa’dan ithal edilen hayvanlarda mavi dil riski

“Yine bir Kurban Bayramı öncesi Eylül 2015’te, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OİE), Fransa’nın Auvergne Bölgesi’nde (Allier, Cantal, Hauta-Lorie,Puy-DE Dome) Mavidil Serotip 8 hastalığı görüldüğünü ilan etti. Bu bölgeden Fransa’nın diğer bölgelerine ve Avrupa Birliği ülkelerine hayvan sevkiyatı durduruldu. O dönemde Fransa’dan hayvan alımı için seçim yapan Türk yetkililer karadan hayvanları getiremeyeceğini anlayınca deniz yoluyla hayvan ithal etti. Türkiye’den ithalat yapan firmanın temsilcisi; “Milyonlarca lira ödediğimiz hayvanları Fransa’da mı bıraksaydık” diyerek ithalatı yaptı. Hastalık riskinin en yüksek olduğu bir dönemde Fransa’dan ithalat yapan tek ülke Türkiye oldu.

“Romanya’dan gelen “Sığır Pasteurellozu” ile çok hayvan telef oldu

“Bakanlar Kurulu, 2017 yılı için Et ve Süt Kurumuna 500 bin baş besilik sığır ithalatı için yetki verdi. Et ve Süt Kurumu aldığı yetki kapsamında Romanya’da iki firma ile 17 bin baş besilik hayvan ithalatı için anlaşma imzaladı. Anlaşma kapsamında ithalatına başlanan hayvanlarda “Sığır Pasteurellozu” hastalığına bağlı olarak çok sayıda hayvan telef oldu.

“Bulgaristan’dan Veba, Romanya’dan Scrapie hastalığı

“Türkiye uzun zamandan beri Romanya ve Bulgaristan’dan koyun ithal ediyor. Romanya’da Scrapie hastalığı, Bulgaristan’da koyun vebası hastalığı çıktı. Bu ülkelerde binlerce koyun itlaf edildi.

“Brezilya’dan şarbon ithal edildi

“Geçtiğimiz yıl Et ve Süt Kurumunun Brezilya’dan ithal ederek Ankara Gölbaşı İlçesi Ahiboz Mahallesi’ndeki bir işletmeye getirdiği hayvanlarda şarbon hastalığı tespit edildi. Kesimlik olarak ithal edilen yaklaşık 4 bin sığırın 50’si şarbon hastalığı nedeniyle telef oldu. Et ve Süt Kurumu yetkilileri hastalığı doğruladı.” (Ali Ekber Yıldırım, İthalatla Gelen Hayvana Hastalıkları, Tarım Dünyası)

Gördüğümüz gibi, AKP’giller 2010 yılından bu yana yerli hayvancılığı teşvik etmek, et ihtiyacını yerli üretimle karşılamaya yönelik çözüm üretmek yerine, hep ithalata yöneldi. Geçtiğimiz yıl besilik hayvan ithalatında gümrük vergisinin sıfırlanması ile ithalatın önü tamamen açıldı. Ülkemiz hastalıklı hayvan cennetine dönüştürüldü. Halkımıza bu hastalıklı hayvanların eti yedirildi. Ancak yaşananlardan sorumlu hiçbir yetkili istifa etmedi. Hiç kimse hakkında soruşturma açılmadı.

2018 Tarım ve Hayvancılık Verilerine göre Sığır İthalatında Avrupa lideri, Dünya ikincisiyiz. Türkiye 2018 yılında, toplamda 1 milyon 460 bin 563 büyükbaş ve 426 bin 507 küçükbaş olmak üzere 1 milyon 886 bin 70 baş canlı hayvan ithal etti. Bu ithalat için ödenen toplam döviz 1 milyar 754 milyon 531 bin 892 dolar.

2019 yılının ilk 8 aylık döneminde 1.4 milyon baş canlı hayvan ve 46 bin ton et ithal etti.

Et ve Süt Kurumu 2018 Sektör Değerlendirme Raporu’na göre, 2018 yılında bir önceki yıla göre; kilogram bazında toplam canlı hayvan ithalatı yüzde 54, büyükbaş hayvan ithalatı yüzde 53, küçükbaş hayvan ithalatı ise yüzde 68 artmıştır. Büyükbaş hayvan ithalatındaki artış daha çok besilik ithalatından kaynaklı olup büyükbaş için yüzde 78 olarak gerçekleşmiştir. Kasaplık ithalatı büyükbaş için yüzde 31 artmıştır.

İthalat artarken kırmızı et üretimi azalıyor. Özellikle küçükbaş hayvan etindeki düşüş dikkat çekici. Rapora göre, 2018 yılı toplam et üretiminde kırmızı etin payı yüzde 33.44 oldu. 2018 yılında kırmızı et üretimi 1milyon 118 bin tonla bir önceki yıla göre yüzde 0.7 azaldı. Son 2 yıldır kırmızı et üretimindeki düşüş trendi devam ediyor. 2016 yılında 1 milyon 173 bin 42 ton olan kırmızı et üretimi 2017’de 1 milyon 126 bin 404 tona ve 2018’de ise 1 milyon 118 bin 695 tona geriledi.

Hayvan varlığımız tarım ve hayvancılık girdilerinde dışa bağımlılıktan dolayı gittikçe azalırken, buna karşı bir önlem almak yerine derhal ithalata başvuruluyor. İthalat her geçen gün artıyor. İthalatın artması demek daha çok dövizin yurtdışına akıtılması demek. Döviz kurlarındaki artışlar girdi fiyatlarını olduğu kadar ithal ürünlerin fiyatlarını da arttırıyor. Halkımız ithal etle ucuz ete ulaşacaksınız kandırmacasıyla bir umut beklerken, umudu boşa çıktığı gibi, bir de hastalıklı etleri yemek zorunda bırakılıyor.

Halk sağlığının korunması, toplumun her kesiminin ucuz ve güvenli et, süt vb. gıda ürünlerine ulaşabilmesi için yerli üretimi arttıracak, teşvik edecek tedbirler alınmalıdır. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılık önlenmeli, ülkemizde yeter miktarda üretilebilen tüm tarım ve hayvancılık ürünlerinin ithalatı yasaklanmalıdır.

Köylümüzün bilimin tüm olanaklarıyla donatılması tarım ve hayvancılıkta üretim verimini arttıracaktır.

Kooperatifler yaygınlaştırılır ve çiftçiler kooperatifler çatısı altında örgütlenirse, üretici ile tüketici arasındaki uçurum ortadan kalkacaktır. Köylü, tarladan sofraya ürününü ulaştırabilecektir.

Yerli hayvan yemleri yetiştirilmeli-üretilmeli, üretici yemde dışa bağımlı olmaktan kurtarılmalıdır.

Hayvan varlığımızın artması ve verimli olması için araştırma enstitüleri kurulmalı, var olanlar yaşatılmalı-geliştirilmelidir. Böylece yerli tohumlarımız ve hayvancılıkta yerli ırkların üretilmesi ve geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Çiftçiye faizsiz kredi verilmelidir. Bilim insanlarının öncülüğünde verimli tohumlar üretilmeli ve köylümüze bedelsiz ya da çok düşük bir bedel karşılığında verilmelidir.

Pazardaki fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek, gıda ürünlerinin halkımıza ucuz, sağlıklı ve güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlamak için Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu vb. kamu işletmeleri yeniden faal hale getirilmelidir.