Evir çevir, kıvır çevir, salla!

Son günlerde Malum Kişi’de de bir poz, bir çalım… Yakında “Gazi” unvanını da çekerse, değme keyfine! Bu coşkuyla daha da güçlü kıvıracaktır. Ama alan gittikçe daralıyor.

Türk Ordusu Afrin’e gireli 15 gün oldu. Görünürdeki amaç, bölgenin PKK’nin Suriye kolu PYD-YPG’den temizlenmesi.  Haritaya bakıldığında bu girişim haklı görünebilir (bakınız: Harita. 23 Ocak 2018 tarihi itibariyle Suriye’de askeri güçlerin dağılımı). Öyle ya, Amerikancı Kürt Hareketi, Suriye Türkiye sınırı boyunca Amerikan kollamasında çok geniş bir alanı kontrol ediyor. Denize açılacak tek yol Afrin üzerinden olabilir. Türkiye’nin bu yolu kesmesi askeri bakımdan ve stratejik olarak doğrudur. Koca koca paşalar, televizyonlarda böyle görüyorlar.

Ancak, olayın tüm yönlerini görmek gerek!

Önce ABD Emperyalizminin Amerikancı Kürt Hareketini nasıl yemlediğine bakalım.

Aralık ayı başında Anadolu Ajansı, daha önce YPG’nin de içinde olduğu “Suriye Demokratik Güçleri”nin (SDG) sözcüsü Talal Silo ile yapılan görüşmeyi yayımladı. Talal Silo, ABD Emperyalizmi tarafından PYD-YPG’nin nasıl yönlendirildiğini, yemlendiğini ve kullanıldığını kanıtlıyor.

“9 Eylül’de (DEAŞ’a karşı SDG adıyla) operasyonu başlattık. Duyurusunu bizzat ben yaptım. Hedef Suriye’nin el-Cezire bölgesinin kalanını ve Fırat Nehri’nin kuzeyini almaktı. Ne bizim ne YPG’nin DEAŞ’a karşı operasyon başlatma imkânımız vardı. Bu operasyon ABD’nin isteğiyle oldu. Konu kesinlikle petrol ile alakalı değildi. Hedef bu güçlerin SDG adı altında rejimden önce Bukemal ve Meyadin ilçelerine varmasıydı. Böylelikle Irak ve Suriye arasında bir barikat kurulacaktı. ABD başında yardım etmeye çalıştı ama başarısız oldu. İlk başlarda Rusların tacizine uğradık. Hatta birçok kişi Rus ve rejim saldırılarında öldü. ABD ile SDG omuz omuza savaşıyordu. Rejim uzaktaydı. Ama ABD, rejimin hızla o bölgelere ulaştığını görünce SDG’yi harekete geçirdi. (YPG’li) Şahin Cilo’dan bu işi yapmasını istedi.” (http://aa.com.tr/tr/dunya/sdgnin-kacan-sozcusu-silo-abdnin-pyd-pkkya-destegini-aaya-anlatti/988355?amp=1).

ABD, önce dünyanın dört bir yanından toparladığı canilerle bizzat kurduğu IŞİD’in çok geniş bir bölgeye dağılımını sağladı, yönlendirdi, sonra bu bölgeleri Amerikancı Kürt Hareketine (AKH) “kurtarttı”, böylece AKH’yi muzaffer kıldı. Barzani Kürdistanı’ndan sonra Amerikancı Kürt Devletinin batı kısmını böyle hazırladı. BOP’un bu kesimini böyle çalıştı emperyalizm. Süreç devam ediyor. Talal Silo’nun anlattığı bu sürecin bir parçası. Talal Silo, daha sonra bir ABD’li istihbarat görevlisinin PYD-YPG’yi nasıl yönlendirdiğini dillendiriyor:

“Araştırma merkezinden geldiği söylenen bir Amerikalı ile görüştük. Görüşmeyi onlar istemişti. Çok sayıda koruması vardı. Daha sonra ABD istihbarat yöneticisi olduğu ortaya çıktı. Bize dedi ki “Eğer siz Deyrizor’a yönelirseniz, ABD de SDG ve Suriye Demokratik Meclisi’ne, denize doğru bir nokta sağlama konusunda gereken desteği verir.” Bunun için söz verildi. Ancak şu anda Deyrizor’u alma operasyonu başarısız oldu. Asıl mesele köylerin ya da petrol sahalarının alınması değil. Şahin Cilo ve SDG’ye (Akdeniz’e çıkış için) söz verildi. Ben de orada hazır bulundum, oradaydım. Bu (Deyrizor) operasyon başarıyla sonuçlansaydı, zafer kazansaydık ABD belki SDG için denize doğru bir koridor açmaya çalışacaktı. (Amerikalı istihbarat yöneticisi) “Böyle bir oluşumun denize bir erişimi olmazsa, bir geleceğinin olması mümkün değil” dedi. Kürdistan ve Erbil konusunu örnek gösterdi. Kürdistan’ın denize açılan bir noktası yok. Dolayısıyla diğer tarafları her zaman razı etmek durumunda. Yoksa petrolü nereden ihraç edecek. Mecbur bir noktası olacak, bir liman gibi. ABD tarafı bu konuda söz verdi. Ama bundan sonra, şu an sanırım planlandığı gibi gitmedi. Ne olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Benzer bir yemlemeyi ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel de Mayıs 2016’da yapmış, önce Kobani-Afrin bağlantısının kurulacağını, daha sonra da Afrin-Akdeniz hattının açılacağının sözünü vermişti.

Esad güçleri bu oyunu kısmen bozdu. Deyrizor’u emperyalist güçler ulaşmadan önce IŞİD’den temizledi. Suriye’nin kuzeyinde ilerlemeler kaydetti. Ama emperyalizmin AKH’ye devlet kuruverme ve denize açılma sözü ortada duruyor.

Emperyalizm bunu nasıl yapacak?

Türkiye’yi neden kullanmasın?

Malum Kişi, “Afrin’e de gireceğiz, bir gece ansızın geleceğiz” diye üfürürken ABD Emperyalizminin buna nasıl yeşil ışık yaktığını görüyoruz. Talal Silo devam ediyor:

“ABD, Afrin için hiçbir güvence vermedi (Amerikancı Kürt Hareketine destek vermediğini belirtiyor – Kurtuluş Yolu). Hatta McGurk (Trump’ın özel temsilcisi Brett McGurk – KY) ile ilk görüşmemizde sordum. O zaman daha Afrin ile (doğudaki alanların) hiçbir iletişim yolu yoktu. Ona Afrin’e desteği sordum. ABD yönetimi olarak Afrin’e destek vermeyeceklerini söyledi. Bu bizim ilk görüşmemizde oldu. “Afrin’dekiler başka bir destekçi istiyorsa arasın bulsun” dedi. “Ben de belki Rus tarafı olur” dedim. O da “Bizim için bir mani” yok dedi.

“(…)

“Türk kuvvetleri (Afrin’e) müdahale ederse çok hızlı şekilde kenti ele geçirebilirlerdi. Aslında Afrin’deki durum örgütün dışarıya gösterdiği gibi değil. Bundan dolayı çok korkuyorlardı. Mesele sadece Afrin’in düşmesi değildi. Türk güçlerinin kuzey kırsalını kesmesi, tüm (Akdeniz’e çıkış) projelerinin başarısızlığa uğraması demekti. Çünkü Afrin’i projenin kalbi sayıyorlardı. Türkiye’nin müdahalesi, pazarladıkları rüyaların sonu olurdu. Afrin’de, Türk kuvvetlerinin olası müdahalesine karşı orada Rus varlığını istiyorlardı.

“Suriye rejimi, Afrin’de Türklerle herhangi bir temas durumunda Suriye bayrağı çekilmesini istedi. Ama rejim bayrak asılan noktaların kendine devrini şart koştu. İşte bu talebi Kandil reddetti. Ama en nihayetinde sınır unsurları korkuyordu. ABD’nin Türkiye’ye Afrin’i ele geçirmemesi için baskı yapacağına inanıyorlardı. ABD ise şu ana kadar cevap vermedi. ABD başlangıçta kurtarılan bölgelere destek sağlayacağını söyledi ama Afrin’e destek vermeyeceğini başından beri ifade etti.”

ABD Emperyalizmi, kullandığı bir adamını böyle konuşturarak, Malum Kişi’yi ve Türk Ordusu’nu tava getiriyor. Hem ABD müdahale etmeyecek dedirtiyor, hem de Afrin’deki PYD-YPG güçlerinin yetersiz olduğunu bildirerek Türkiye’yi Suriye bataklığına çekiyor.

ABD, bu yeşil ışığı resmen de yaktı. Hemen Afrin Harekâtı öncesinde “Bizim Afrin’de askerimiz yok”, diyerek “girerseniz girin”, dedi bir bakıma. Çünkü BOP’un gerçekleşmesine aykırı bir durum değil bu.

Malum Kişi ise teşne… Ucunda “Gazi”(!) olmak var. İçeride tribüne oynamak var, halkın milliyetçi duygularını sömürmek var, aynı zamanda baskıyı yoğunlaştırmak var. Pahalılığı savaşla açıklamak var.

Malum Kişi yönetiminde Türkiye’nin Afrin’e girişi BOP için bir tehlike değil. Neden, denecek.

Çünkü BOP’un önündeki engel Esad yönetiminin direnişi.

Malum Kişi ise Esad’ın en keskin düşmanlarından.

Zaten kiminle düşüp kalkıyor?

ÖSO ile.

Türkiye yarın bir gün çekilince ortalık kime kalacak?

ÖSO’ya.

ÖSO neyin nesi?

Esad yönetiminin en büyük düşmanı, emperyalizmin oyuncağı.

Bekir Bozdağ, bu durumu, “Bölgenin yönetimi bu teröristlerin elinden alındıktan sonra terör örgütlerine bulaşmamış Kürt, Türkmen, Arap kardeşlerimize bırakılacak ve onlar kendi kurdukları meclislerle kendi bölgelerini yöneteceklerdir”, diyerek açıkça vurguladı. Yani, Malum Kişi ve çevresinin şu günlerde söyleyegeldiği gibi Suriye’nin toprak bütünlüğü aranmıyor. Suriye’nin bölünmesi amaç. Bu ise zaten BOP demek.

Malum Kişi, büyük bir başarıymış gibi Güvenli Bölge öneriyor. ABD Emperyalizmi de olabilir, diyor. Güvenli Bölge’nin ne olduğu 1. Körfez Savaşı sonrasında görüldü. Barzani Kürdistanı’nın kuruluşuyla sonuçlandı. Burada kim oturacak? ÖSO’yu kastediyorlar.

ÖSO, PYD-YPG için IŞİD rolü oynar. AKH için çerez olur.

Ayrıca, ÖSO’nun bileşimi nedir?

Aralarında bir bütünlük yok. Çapulcu, kim para verirse o tarafa dönen, her türlü pisliği yapabilecek, analarını bile satacak karakterde şeriatçı emperyalist uşakları.

Malum Kişi’nin dediği gibi “Kuvayimilliye” veya “Suriye’nin gerçek sahipleri” değil.

Bölgeyi iyi bilen gazeteci Fehim Taştekin bugünkü ÖSO’yu şöyle anlatıyor:

“TSK ve MİT’in koordinasyonuyla Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan ya da destek olan çok sayıda örgüt var. Öne çıkan örgüt veya koalisyonlardan bazıları şöyle:

“Cephet el Şamiyye, Feylak el Şam, Ahrar el Şam, Hamza Bölüğü, Ceyş el Nasır, Nureddin Zenki Tugayları, Sukur el Cebel, Semerkand Tugayı, Muntasır Billâh Tugayı, Sultan Murat Tümeni, Fatih Sultan Mehmet Tugayı vs.

“Kim bunlar?

“Daha önce bir kısmının köken ve yapısına defalarca dikkat çektim. Mesela Türkiye’nin yakın çalıştığı örgütlerin başında gelen Ahrar el Şam, Usame bin Ladin’in Suriye’deki adamı Ebu Halid el Suri gibi El Kaide kadroları tarafından kuruldu. Bu örgütlerden bazıları da 1970 ve 1980’lerde şiddet eylemleriyle zihinlere kazınmış olan Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatı ile bağlantılı.

“Afrin’e yönelik harekâtta Cinderes ve Seman Dağı cephelerinde öne çıkan Nureddin Zenki başlangıçta CIA’nın yardımına mazhar olmuşken El Kaide’nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi ile birlikte Heyet Tahrir el Şam’ın teşekkülünde yer aldı. Nureddin Zenki, geçen temmuzda Heyet Tahrir el Şam’ın Ahrar el Şam’ı İdlib’den söküp atan saldırılarında rahatsız olup tekrar bağımsız kaldı. Bu örgüt 12 yaşındaki Filistinli mülteci Abdullah Taysir el İsa’nın kafasının kesildiği görüntüyle gündeme gelmişti.

“Afrin’i güneyden kuşatan hamleye destek olduğu söylenen Türkistan İslam Partisi de (TİP) Taliban ve El Kaide bağlantılı bir örgüt. Uygurların kurduğu bu örgüt cihatçıların cihatçılarla savaşı sırasında tercihini Tahrir el Şam’dan yana yapmıştı.

“Lafın kısası Zeytin Dalı’nın gölgesinde yürüyen milis güçleri eski El Kaideciler, selefi cihatçılar, ‘ılımlı’ selefiler, siyasal İslamcılar, ılımlı İslamcılar, kendilerini hâlâ devrimci diyen ÖSO kalıntıları, savaş ağaları, fırsatçılar, macera arayanlar, paralı askerler ve MİT’in yönlendirdiği çevrelerden oluşuyor. Birinin adı şeriatçıya, diğerinin adı gaspçıya çıkmış birbiriyle uyumsuz, dağınık ve başıbozuk bir koalisyon.” (http://t24.com.tr/haber/fehim-tastekin-zeytin-dalina-katilan-milisler-uyumsuz-daginik-ve-basibozuk-bir-koalisyon,547292)

İşte Türk Ordusu, maalesef, bu ne idüğü belli olmayan güçlerle düşüp kalkıyor. Bu çapulcuları meşrulaştırıyor. Ama aynı zamanda dünya ve halkımızın gözünde saygınlığını yitiriyor.

Diğer önemli bir nokta, Afrin Harekâtı’nın zamanlaması.

“Zeytin Dalı Harekâtı”, Suriye Ordusu’nun Halep’in batısı ve güneybatısından İdlib’e doğru emperyalist uşaklarını sıkıştırdığı bir döneme denk geliyor.  Ve Malum Kişi, “Allah’ın izniyle (Bunu Amerika’nın emriyle diye okuyabiliriz – KY)  İdlib’e de gireceğiz” diye hedef koyuyor. Sözde oradaki IŞİD çakallarını temizlemeye… Ama bizce öyle değil. Tersine, onlara güç vermek, Suriye Ordusu’na zarar vermek, Suriye’yi bölmek için.

Oysa, Suriye’nin bölünmesi Amerikancı Kürt Devletinin kurulması anlamına gelir. Ayrıca, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunamaması, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunamaması anlamına gelir.

ABD Emperyalizmi, Fırat’ın doğusunda sınır boyunca PYD-YPG’yi eğitti, donattı, destekliyor.

Kime karşı?

Tabiî ki, Türkiye’ye karşı!

Ortalık biraz daha karışırsa bunun için uygun fırsat doğabilir. Kaldı ki, şimdiden sınır boyunca yerleşim merkezlerine, karakollara (Reyhanlı/Hatay, Kilis, Akçakale/Şanlıurfa gibi) saldırılar başlamış durumda.

Malum Kişi bu ortamda bir yandan Türkiye’nin toprak bütünlüğünün senedi durumundaki Lozan’a saldırmaya devam ediyor.

Bir yandan da Amerika Emperyalizmine mesajlar gönderiyor. Afrin Harekâtından bir hafta sonra bile “Biz ABD’yle beraber bu işleri yürütmek istiyoruz”, diyor.

Aynı zamanda, tıpkı yıllar önce Zapsu’ya; “Deliğe süpürmeyin, bu adamı kullanın.”, dedirttiği gibi, yeni uşaklık arayışları peşinde.

Gazeteci Yılmaz Polat, Türk Amerikan İş Konseyi yönetiminden Cüneyt Zapsu, Mehmet Ali Yalçındağ (Aydın Doğan’ın damadı) ve Namık Tan’ın (eski Washington Büyükelçisi, satılık kolej çocuklarının önde gideni) Washington ve New York’ta bu amaçla arayışlar peşinde olduğunu belirtiyor (http://www.abcgazetesi.com/delige-supurmeyin-kullanin-lobisine-yeni-gorev-8309yy.htm).

Demek ki, “Eyy Amerika” çıkışları sahtedir!

Ülkemiz, maalesef, böylesine acımasız bir vatan hainliği ile karşı karşıya.

Tek çözüm ülkede Malum Kişi, çevresi ve diğer işbirlikçilerin tasfiyesidir!

Bölgede ise ABD Emperyalizminin defedilmesidir.

Devrimci çözümü hayata geçirmek için mücadeledir.

Başka çözüm yok!