Eyy Tayipgiller: “En”leriniz batsın sizin!

16.10.2022
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Siz Tayyipgiller! Siz AKP’giller!

Vatanımızı ve Halkımızı ne hallere düşürdünüz be!

Ülkemizi; yalanlar, hırsızlıklar, acizlikler, zavallılıklar ülkesi haline getirdiniz.

Ülkemizi, halkımızı rezil rüsva ediyorsunuz.

Sizin kendinize karşı özsaygınız olmadığı gibi, halkımızı da özsaygısından yoksun hale getiriyorsunuz.

Bir zamanlar, bundan 100 yıl önce, özellikle Mazlum Ulusların ışığı, yol göstericisi, ilham vereni olan ülkemiz, bugün sizin uyguladığınız politikalar yüzünden saygınlığını yitirmiş bir haldedir.

Bunun tek sorumlusu da ABD-AB Emperyalistleri ve onların işbirlikçisi yerli Antika-Modern Parababaları ile onların 1950’den bu yana iktidara getirilen kadroları ve en son da 2002’den bu yana ABD-İngiltere ve İsrail tarafından iktidara oturtulan siz Tayyipgiller’siniz. Sizin sayenizde oldu bütün bunlar.

 

“En”ler ülkesi Türkiye…

Ülkemizi “en”ler ülkesi haline getirdiniz.

Türk Lirası yılbaşından bu yana; dünyanın “en” çok değer kaybeden para birimi şu anda. (https://www.bloomberght.com/yilbasindan-bu-yana-dolara-karsi-en-cok-kayip-yasayan-para-birimleri-2310926/10)

Utanın! Utanın!

Parası bu kadar değer kaybeden ülkemizde kaçınılmaz olarak Enflasyon yani hayat pahalılığı da ters orantılı olarak artıyor.

TÜİK’in rakamlarına göre, yani resmi rakamlara göre Eylül ayındaki artışla birlikte yıllık enflasyon yüzde 83,45 düzeyinde gerçekleşti.

Gerçek enflasyon ise bunun iki katından fazladır. Örneğin “Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG)”a göre ise Eylül ayında yüzde 5.30 arttı enflasyon. Yıllık enflasyon ise yüzde 186,27 oldu. Yılbaşından itibaren enflasyon oranı ise yüzde 101,63 olarak gerçekleşti.

Bu rakamlarla da Enflasyon oranlarında Avrupa’da “en” yüksek orana sahip olarak, 1’inci sıradayız. Dünyada ise “en” yüksek 6’ncı ülkeyiz…

Hakeza kadın cinayetlerinde de “en”ler arasındayız ne yazık ki. Avrupa’da 1’inciyiz.

Ya Kadına şiddet konusunda durumumuz nedir?

“Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de kadına şiddet oranı yüzde 38. Neredeyse 10 kadından 4’ü hayatında erkek şiddetine maruz kalıyor.” (https://tr.euronews.com/2022/03/31/erkeklerden-fiziksel-veya-cinsel-siddet-goren-kad-nlar-n-oran-avrupa-ve-oecd-nin-lideri-tu)

Bu oran ile Kadına “en” fazla şiddet uygulanan ülkeler arasında 1’inci sıradayız.

Üstelik bu rakamlar 2019 yılına ait. Varın gerisini siz düşünün…

“Avrupa Birliği’nin (AB) resmi istatistik ofisi Eurostat ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine göre Türkiye iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler sıralamasında birinci.” (https://bit.ly/3SPFhhz)

Alın size bir “en” daha:

“2022 Dünya Mutluluk Raporu verileri açıklandı, raporda ülkelerin 2019-2021 arasındaki mutluluk seviyeleri ölçüldü. 146 ülkenin değerlendirildiği rapora göre listenin birinci sırasında Finlandiya, son sırasında ise Afganistan yer aldı. Türkiye ise listede 112. sırada.” (https://www.haberturk.com/dunyanin-en-mutlu-ulkeleri-belli-oldu-turkiye-kacinci-sirada-3523987/4)

Yani Türkiye, 2022 Dünya Mutluluk Raporu’na göre; 146 ülke arasında 112’nci sırada.

Yine bir başka “en”imiz.

Okuyalım 29 Haziran 2022 tarihli haberi:

“Dünyanın en sinirli ülkeleri açıklandı: Türkiye ikinci sırada

“(…)

“Global araştırma şirketi Gallup, ‘Global Emotions’ raporunu yayınladı. Raporda, dünyanın en sinirli ülkelerinin hangileri olduğu açıklandı. Buna göre, geçtiğimiz yıl üçüncü sırada olan Lübnan ilk sıraya yerleşirken, Türkiye de ikinci sırada yer alarak zirveyi zorladı.” (https://www.sozcu.com.tr/2022/dunya/dunyanin-en-sinirli-ulkeleri-aciklandi-turkiye-ikinci-sirada-7221401/)

Bu raporun sonucunu televizyon ekranlarında hemen her gün izliyoruz, medyada okuyoruz değil mi?..

“En” mi yok Türkiye’de… Alın size bir “en” daha:

“Obezitenin en fazla olduğu ülkeler açıklandı: Avrupa’da Türkiye ilk sırada” (https://www.tgrthaber.com.tr/saglik/turkiye-obezitede-ilk-sirada-2829843)

Bu ne demektir?

Öncelikle beden ve ruh sağlığı bozuk insanların ülkesiyiz, demektir bu sonuç.

Sonra obezite sonucu milyonlarca, milyarlarca liramızın sağlığa aktarılması, kaynakların heba edilmesi demektir.

Utanın ey AKP’giller! Utanın!

 

“En” Ucuz İşgücü

“En” Ucuz Asgari Ücret

“En” Ucuz Pazar Türkiye…

Bir başka alandaki “en”lerimize bakalım şimdi de:

Türkiye’deki çalışanların yüzde 42’si Asgari Ücret alıyor. SGK verilerine göre 2020 yılında Asgari Ücretle çalışan kişi sayısı 6,390,019 kişi. Üstelik bu, kayıtlı çalışan işçilerin sayısı ve oranıdır. Ya Asgari Ücretten bile düşük ücretle çalışan kayıt dışı çalışanlar?

Onları eklediğimizde bu oran yüzde 50’yi, yüzde 60’ı bulur.

Ve bu kadar çok çalışan, Avrupa ülkelerinde “en” düşük ücreti alanlar olurlar.

“Asgari ücret Temmuz ayında gelen yüzde 29 zammın ardından net 5 bin 500 liraya; brüt ise 6 bin 471 liraya yükseldi.

“(…)

Yüzde 29 zammın ardından Türkiye Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden döviz cinsinden sadece Bulgaristan’ı geçti. Merkez Bankası’nın (TCMB) 1 Temmuz kuruna göre Türkiye’de aylık brüt asgari ücret 370 euroya yükseldi.” (https://tr.euronews.com/2022/07/04/avrupada-asgari-ucret-yuzde-29-zamma-ragmen-turkiye-ab-ulkelerinden-sadece-bulgaristani-ge)

Ya 12 Ekim kuruna göre durum nedir?

Asgari Ücret 370 dolardan 296, 017 dolara gerilemiştir…

Ya işgücü maliyeti açısından hangi durumdayız?

“Avrupa ülkelerinde karşılaştırmalı iş gücü maliyetlerine bakıldığında en ucuz iş gücünün Türkiye’de olduğu ortaya çıkıyor. 2020 yılı verilerine göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 28,6 euro iken Türkiye’de 3,7 euro seviyesinde.” (https://tr.euronews.com/2022/04/01/turkiye-ve-avrupa-ulkelerinde-saatlik-is-gucu-maaliyeti-ne-kadar)

Yani Avrupa’da “en” ucuz işgücüne sahip olan ülkeyiz!

Ve yine Türkiye işsizlik oranlarında Avrupa’da “en” yüksek orana sahip! 37 ülkeden oluşan OECD ülkeleri arasında ise 5’incidir.

Gördüğümüz gibi ülkemizde işgücü zaten sudan ucuzdu, Suriye’den Afganistan’a, Afrika ülkelerine kadar sınırlarımızdan ellerini kollarını sallayarak getirdiğiniz kaçkınlar-mülteciler sayesinde tümüyle “Ucuz İşgücü” Cennetine dönüştü.

“Türkiye (…); dünyada en fazla göç alan 20 ülke arasında 12’inci sırada. Uluslararası Göç Örgütü’ne göre Türkiye’de 6 milyon 5 bin göçmen var ve bu sayı nüfusun yüzde 7,2’sini oluşturuyor.

“Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke.” (https://m.bianet.org/bianet/goc/254470-turkiye-dunyada-en-fazla-multeciyi-barindiran-ulke)

Böyle olunca da; “En” çok Asgari Ücretli çalışan, “En” ucuz Asgari Ücret alan, “En” ucuz işgücü maliyeti olan, “en” ucuz Pazar ülkeye dönüştürdünüz Türkiye’yi…

Ülkemizi, komşu ülkeler (Yunanistan, Bulgaristan ve Gürcistan) vatandaşları için “Ucuz Pazar” Cennetine çevirdiniz.

Edirne, Artvin ve Ege Adaları karşısındaki ilçelerimiz (Ayvalık, Didim, Bodrum vb.), bu ülke vatandaşları için “ucuz pazar” artık. Yazlık-kışlık giysilerini, peynirlerini-yağlarını, halılarını-kilimlerini, yorganlarını-battaniyelerini, meyvelerini-sebzelerini bizim ülkemizden alıyorlar. Hem de kapış kapış alıyorlar. Ve geçiyorlar basın mensuplarının karşısına; “ülkeniz çok ucuz”, diyorlar.

“Bulgaristan’da yaşayan Aysel Dursun, ‘Türkiye’ye kimlikle giriş yaptık, çok rahat bir şekilde geldik. Buradan Bulgaristan vatandaşlarına sesleniyorum, çıksınlar, gelsinler. Her şey çok kaliteli ve ucuz. Ben bin leva bozdurdum ve 10 bin lira harcadım’ ifadelerini kullandı.” (https://www.birgun.net/haber/bulgarlar-alisveris-icin-edirne-ye-akin-etti-bin-leva-bozdurdum-ve-10-bin-lira-harcadim-400566)

Bir zamanlar, 1990’lı yıllarda, ülkemiz vatandaşları giderdi Bulgaristan’a, Gürcistan’a ve “ucuz” diye oradan alışveriş yaparlardı. Şimdi tam tersi oldu…

Bu yılın başında, 1 Ocak’ta 4,31 TL olan Gürcistan larisi 8 Ekim’de 6.54 TL yapıyor. Yani yüzde elliden fazla artış söz konusu…

Hal böyle olunca da medyada şöyle haberler okuyoruz:

‘TÜRKİYE’DEKİ ÜRÜNLERİ UCUZ BULUYORLAR’

“Kemalpaşa’da taksici Kubilay Veziroğlu ise ‘Bu yoğunluğun sebebi; Gürcistan parasının değer kazanması. Türkiye’deki ürünleri, ucuz bularak, buradan alışveriş yapıyorlar. 100 lari bozdurdukları zaman Türkiye’de 600-650 TL’ye denk geliyor. Onlar için güzel bir miktar. Gelip bütün alışverişini yapıyorlar, çoğu da bu işin ticaretini yapıyor. Yağını, makarnasını, salçasını buradan alıp, Gürcistan’da satıyorlar. Çok ciddi bir yoğunluk yaşanıyor. Özellikle hafta sonları bu yoğunluk daha da artıyor.’” (https://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/gurcistandan-yag-icin-geliyorlar-karinca-ticareti,k-cD0wlW-kSgb672_PWPrQ/fcU-5rGgIEenJJlgjFFr1w)

Gel haberi nereden verek!

Utanın! Utanın!

 

Rekor kıran ihracat değil, ithalattır

“İhracat rekor kırdı”, diyorsunuz sık sık.

Ne pahasına rekor kırıyor ihracatımız?

TL’nin diğer para birimleri karşısındaki düşük değerinden ötürü ucuza mal sattığımız için!

Yukarıda da söylediğimiz gibi, yılbaşından bu yana TL, dolar karşısında yüzde 35 hatta yüzde 36 değer kaybetti. Hakeza avro karşısında da benzer bir durum var. Bırakalım dolar ve avroyu, Bulgar levası, Gürcistan larisi karşısında da değer kaybetti TL. O yüzden de ürünlerimizi yok pahasına satıyoruz, dışardan aldığımız ürünleri ise çok pahalıya alıyoruz. Ve bu yüzden de ihracatın ithalatı karşılama oranı sürekli olarak düşüyor. 4 Ekim tarihli habere göre durum şöyle:

“Dış ticaret açığı Eylül’de dörde katlandı

“Ticaret Bakanlığı geçici verilerine göre Eylül ayında dış ticaret açığı yüzde 299 artışla 10,4 milyar dolar oldu. Böylelikle Eylül ayında da dış ticaret açığı 10 milyar doların üzerine çıktı.

“Türkiye’nin dış ticaret açığında 10 milyar doların üzerindeki seyir Eylül’de devam etti.

“Ticaret Bakanı Mehmet Muş tarafından açıklanan Eylül ayı geçici dış ticaret istatistiklerine göre bu dönemde Türkiye’nin ihracatı yıllık yüzde 9,2 artışla 22,6 milyar dolar oldu. İthalat ise yüzde 41,5 artışla 33 milyar dolar olarak gerçekleşti.

“Eylül’de dış ticaret açığı yüzde 298,3 artışla 10,4 milyar dolar oldu.

“İhracatın ithalatı karşılama oranı Eylül’de 20,3 puan azalarak yüzde 68,5 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 16,5 puan azalarak yüzde 89,2 olarak gerçekleşti.

“Ocak-Eylül döneminde Türkiye’nin ihracatı yüzde 17,1 artışla 188,22 milyar dolar olurken, ithalat da yüzde 40,8 artışla 272,04 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı yüzde 158,5 artışla 83,82 milyar dolar oldu.” (https://www.bloomberght.com/dis-ticaret-acigi-eylul-de-dorde-katlandi-2316486)

Üstelik sattığımız-ihraç ettiğimiz ürünler de mamul ürünler ya da Katma Değeri Yüksek ürünler değil. Daha çok sebze-meyve, zeytinyağı, birazcık tekstil, birazcık yabancı markalı şirketlerin Türkiye’de ürettikleri ürünler; otomobil vb. gibi… Yani buralardan elde edilen kârlar da Türkiye’nin kasasına değil, yabancı şirketlerin kasasına giriyor. Yani ülkemiz kazanmıyor. Batılı Emperyalist şirketler ve onların yerli ortakları kazanıyor. Halkımıza bir katkısı olmuyor bunların.

 

Onuru, ahlâkı sıfırlıyorsunuz…

Doktorlarımız başta olmak üzere yetişmiş nitelikli işgücümüz, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere yabancı ülkelere kaçıyorlar ne yazık ki. Ve oraların ekonomisine katkı koyuyorlar. Burada emeklerinin, çabalarının karşılığını alamadıkları için, başta Tayyip olmak üzere siz AKP’giller tarafından sürekli aşağılandıkları için de vatan aşklarını yitiriyorlar; bu yüzden de oralarda sığıngan göçmenler olarak yaşamaya razı oluyorlar…

Muaviye-Yezid dinini kullanarak ve insanlarımızı, “Allah’la aldatarak” onları sizin hırsızlıklarınıza inanan ve hırsızlığı meşru gören insanlar haline getiriyorsunuz.

İnsanlar, yalan söylediğinizi bildiği halde, o yalanlara inanıyor görünüyor küçük çıkarları için; makarna, kömür vb. maddi şeyler için…

Bunun maddi zeminini hazırlıyorsunuz ve böylece de ahlâki değerleri tümüyle sıfırlıyorsunuz.

Ahlâki değerler sıfırlanınca, toplum adına “adalet dağıtan” hâkimler “cüzdanları ve vicdanları arasında sıkışınca”, Adalet de sıfırlanıyor. Mafyanın Savcıları-Hâkimleri ortaya çıkıyor.

Bundan 118 yıl önce başımıza gelenler-başımıza getirilenler, tekerrür ediyor-tekerrür ettiriliyor.

O zamanın; “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk İngiltere”nin yaptığını (parasını peşin ödediğimiz halde yapımı biten ve almak üzere mürettebatının bile gittiği gemilerimizi vermeyen İngiltere’nin yaptığını) şimdi onun yerini alan, dünyanın jandarması, dünyanın başhaydudu ABD yapıyor; parasını peşin ödediğimiz ve üretim sürecine de az da olsa dahil olduğumuz ABD yapımı F-35 uçaklarını vermiyor. Paramızı gasp ediyor açıkça. Haydutluk yapıyor göz göre göre.

Ya siz bunun karşısında ne yapıyorsunuz?

Bir bardak soğuk su içiyorsunuz!

Ve hatta ondan da öte gidiyorsunuz; onurunuzu ve ne yazık ki ülkemizin ve halkımızın onurunu da tümüyle sıfırlayarak, verilmeyen, gasp edilen F-35 uçakları yerine F-16 uçakları almak için yalvar yakar oluyorsunuz. Heyet üstüne heyet gönderiyorsunuz ABD’ye ki, F-16 uçaklarını sat, daha önce aldığımız uçakların da bakımını yap, diye

Utanın! Utanın!

Ama hep söylediğimiz gibi, ar değil kâr dünyasında yaşıyorsunuz.

Sizin hayatınız tümüyle vurguna, talana, yalana dolana, hileye dümene endekslenmiş; insanlarımızı “Allah’la aldatarak” zalim düzeninizi sürdürmeye çalışıyorsunuz.

Çünkü siz, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisisiniz. Vatan ve Halk kavramları sizin için hiçbir değer taşımıyor. Siz sadece Para Tanrısına inanıyorsunuz ve sadece onun emirlerini yerine getiriyorsunuz.

Sizin bütün dünyanız almak ve satmak üzerine kurulu. O yüzden söylüyor Reisiniz Tayyip; “Ben adeta vatanı pazarlamakla mükellefim”, diye. Yani bunun sınıfsal temeli var…

Nedir o temel?

Antika Tefeci-Bezirgan Sermaye Sınıfı.

Ve siz, o sınıfın siyasi plandaki temsilcisisiniz.

 

Sevr, Yeni Sevr-BOP olarak

Batılı Emperyalistler tarafından

yeniden önümüze konuyor

Sizin Reisiniz Tayyip, Yunanistan’a karşı efeleniyor sözde; “Bir gece ansızın gelebiliriz”, diyor medya mensupları karşısında.

Yani önce veriyorsun iktidara gelebilmek ve iktidarda kalabilmek için Ege’deki 20 Ada ve 2 kayalığımızı, sonra üfürükten efeleniyorsun…

Ancak yemiyor Yunanistan. Verdiği cevap; “Gece gelmeyin gündüz gelin”, diye meydan okuma oluyor.

Yanıt?

Tıss yok!

O Yunanistan ki, bundan 100 yıl önce de, ne yazık ki, yine Batılı Emperyalistlerin kışkırtması ve yönlendirmesiyle, vatan topraklarımızı işgal etti. Amacı, başta İstanbul (tabiî onlara göre Konstantinapolis) olmak üzere, Anadolu’yu işgal ederek Bizans’ı yeniden diriltmek ve Karadeniz’de Pontus Rum Devleti’ni yeniden kurmaktı.

Şimdi bu söylediklerimizi bundan 98 yıl önce yayımlanmış bir kitaptan, “Cihan Harbi sırasında Osmanlı Meclisi’nde Aydın mebusu olan Emmanuilidis Efendi’nin anıların”dan bir bölüm aktararak kanıtlayacağız. Anılar Atina’da, 18 Temmuz 1924’te yayımlanmış. Kitabın adı: “Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Yılları”. Yazarın tam adı, Emmanuil Emmanuilidis’tir.

Burada, yazarın söylediklerinin önemini göstermek için, yazarı kısaca da olsa tanıtmak istiyoruz. Tanıtım, kitabı Türkiye’de yayımlayan Belge Yayınları’na aittir:

“Emmanuil Emmanuilidis, 1860 kayseri Tavlusun doğumlu. Babası Haralambos’tur. İstanbul ve Atina Hukuk Fakültelerinin en başarılı mezunlarındandır. İzmir ve Atina’nın en önde hukukçusu olmuştur. Birkaç kere İzmir’de Rum İhtiyar Kurulu’nun üyesi olmuştur. (…) Osmanlı Meclisi’nde İzmir ve Aydın Milletvekili olmuştur (1912-1919). Atina’ya 1922 yılında sığındıktan sonra Liberal Parti’nin üyesi olarak Küçük Asya Siyasi Merkezi’nin başkanlığını üstlenmiştir. Yunan Parlamentosu Mülteci Komitesi’nin 1923-1925 yılları arasında başkanı olarak çalışmıştır. Batı Makedonya yöneticisi olmuştur (1922-23). Aralık 1923’te anayasayı değiştirme yetkili parlamentoda Atina-Pire vekili seçilmiştir. Daha sonra 1926, 1928 ve 1936 Parlamento seçimlerinde Atina vekili olarak seçilmiş olup aynı zamanda Venizelos Hükümeti’nin (1928-1931) Sosyal Dayanışma Bakanlığını üstlenmiştir. Bu makamdan Anadolu muhacirlerinin barınma, yaşam ve genel sorunları konularında çok verimli çalışmıştır. Emmanuilidis muhacirlerin sorunlarını en iyi bilenlerden olup karşılık beklemeden çabaları ve özverileri yüzünden Anadolulu Rumların büyük takdirine layık olmuştur. Birçok eserin yazarı olup; bunların arasında en önemlisi, 1924 yılında Atina’da yayımlanan Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Yılları kitabıdır. Atina’da 1943 yılında vefat etmiştir.” (Belge Yayınlarının yazarı tanıtımı, s. 1)

Gördüğümüz gibi, yazar sıradan birisi değildir. Tam aksine hem Osmanlı Meclisinde hem de Yunan Meclisinde Milletvekili olarak ve hatta Yunanistan’da Bakan olarak görev yapmış, etkili ve yetkili birisidir. Ve aşağıda yazdıkları bu bakımdan önem kazanmaktadır. Okuyalım:

“Mondoros Mütarekesinden önce, Yunanlıların sayılamayacak kadar çok fedakârlık ve mücadeleleri vuku bulmuş, bu savaş ve fedakârlıklar, Yunanlıların parlak zaferleriyle sonuçlanmıştır. Bu devir, iki ırkın, yüzyıllardan beri süren mücadelelerinin Yunanlılarca en mutlu zamanıydı. Bizans Devletinin yeniden kurulması ve Türkiye’nin geri dönülmez büyük felaketi artık kesindi.” (agy, Belge Yayınları, 2014, s. 11)

İşte Yunanlıların büyük düşü, “Megalo İdea”-“Büyük Fikir”i buydu: Bizans Devletinin yeniden kurulması ve Türkiye’nin geri dönülmez büyük felaketi!

Ve Birinci Emperyalist Evren Savaşı sonucu Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Tarih sahnesinden silinmesi, bu büyük düşün, “Megalo İdea”nın hayata geçirilmesinin an meselesi olduğu düşünü uyandırmıştı Yunanlılarda. Batılı Emperyalistlerin Sevr Planı da bu düşün somutlanmış ifadesiydi.

Ancak Türk ve Kürt Halkı bu aşağılık planı, Sevr planını yırtıp attı, 4 yıl gibi uzun süren bir Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucu. Ve dünyada Zaferle sonuçlanan ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazandı. Batılı Emperyalistleri yendi! Onların Yunan ve Ermeni maskeli işbirlikçilerini bozguna uğrattı.

Batılı Emperyalistler, Tarihi bu bakımdan da tekerrür ettirmek işitiyorlar. Yarım kalan, içlerinde ukde olarak kalan planlarını bu kez başarmak istiyorlar. Bağımsızlığımızı bir kez daha ve tümüyle yeniden elimizden almak için de Yeni Sevr demek olan “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”u hayata geçirmek istiyorlar. Kuklalar ve Kuklacılar yine aynı yani…

Yunanistan her gün görüp yaşadığımız gibi, yine aynı boş hevesler peşinde. Yunanistan’da ve Ege Adalarında Bizans bayraklarıyla gösteriler yapıyor. Pontus Rum Devleti Hükümeti kuruyor ülkesinde…

Ermenistan; “Denizden Denize Ermenistan”-Karadeniz’den Akdeniz’e “Büyük Ermenistan” hayaliyle yanıp tutuşuyor. Tarihsel bir fırsat kolluyor bu düşü gerçekleştirmek için…

Ancak, bir daha yeneceğiz onları.

Ve bu kez sosyal kurtuluşumuzu da sağlayacağız. Bu rezil, zalim, insanlık düşmanı Sınıflı Toplum Düzenini yıkacağız. Ve artık bölgemizde, halklara dost yıkılmaz bir kale olacağız.

 

 

Yeni Sevr-BOP’u başaramayacaksınız

Çünkü HKP var!

Eyy Tayyipgiller!

Bu Vatanı ve bu Halkı sahipsiz sanmayın. Köpeksiz köyde değneksiz gezdiğinizi sanmayın.

Ne siz AKP’giller (ve yedek lastiğiniz Saray’ın arka Bahçelisi-Kontrgerilla’nın özel örgütü MHP’nin), ne de Meclisteki sözde muhalefeti oynayan ABD’ci-AB’ci (CHP’sinden İyi’sine, HDP’sine) ve 6’lı Masa’nın SP’sine, Deva’sına, Gelecek’ine) partilerin bu aldatmacaları sonuna kadar sürmeyecek.

Halkımızı er geç uyandırıp, örgütlendirip, partilendirip, bir Halk Kurtuluş Cephesinde ordulaştıracağız.

İşte bunu Halkın Kurtuluş Partisi gerçekleştirecek.

Çünkü HKP, bu Vatanın ve bu Halkın öz partisidir.

Çünkü HKP, Türkiye’nin Eneski İdeoloji Partisidir.

Çünkü HKP, Gerçek TKP’nin devrimci mirasını devralmışların partisidir.

Çünkü HKP, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’nın İdeolojisini-Teorisini-Pratiğini savaştıranların partisidir.

Çünkü HKP, “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmeyi yeğleyenlerin” partisidir.

Çünkü HKP, “Söz konusu Vatansa gerisi teferruattır” diyen Mustafa Kemal’lerin-Birinci Kuvayimilliyecilerin ideallerini gerçekleştirecek, Vatanımızı Ekonomik ve Siyasi Gerçek Bağımsızlığına kavuşturacak, kuracağı Demokratik Halk İktidarıyla da halkımızı; eşit, özgür, kardeşçe bir toplumda yaşatacak inanca, bilince, kararlılığa, yiğitliğe, cesarete ve adalete sahip insanların partisidir.

Çünkü HKP, toplumdaki maddi ve sosyal eşitsizliklerin kaldırılacağı süreci başlatacak, insanın insanı ezdiği, soyduğu, zulmettiği, aşağıladığı, bir yük hayvanı yerine koyduğu bu Sınıflı Toplum düzenine son verecek ve sonunda zafere ulaştıracakların partisidir.

HKP için, Onur, yaşamdan önemlidir!

HKP için, Söz namustur!

O yüzden, biz ne dersek o olacak!

Çünkü Gerçek Devrimci Faruk Sur Yoldaş öyle söyledi şiirinde:

 

Adamın daniskası bizlersek

Öyledir elbet

Öyleyse öyle çıkar biz ne dersek!