Tayyip’in Konut Sorunu’nu çözüşü ya da gülerler kedinin çamaşır yıkayışına

16.10.2022
A+
A-

Mustafa Şahbaz

Tayyip, anketlerde oylarının sürekli eridiğini gördükçe belli ki avanesine çare üretmeleri “talimatı” verip durmakta. Büyük çoğunluğu Tefeci-Bezirgân Sermaye temsilcisi olan avanesi, çare bulmak için kafa çatlatmakta, çok iyi bildikleri (faiz, rant, nema hesaplamalarında kullandıkları) dört işlem ile çözümler bulmaya çalışmaktadırlar anlaşılan.

Buldukları ne mi?

2022 yılının Aralık ayında bir anda 18,30 TL’ye kadar fırlamış olan dolar kurunu düşürmek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) diye bir ucube icat ettiler. Nass’ın emrettiği ve Tayyip’in talimat verdiği gibi faiz düşürülecekti. Fakat faiz düşünce yani faiz geliri, enflasyonun altında kalınca kimse parasını TL’de tutmazdı. Dolara, avroya, altına kayardı. Bu durumda devlet çarkı döndürülemezdi. Kur alır başını gider, bunun sonucunda yüzde yetmiş oranında dışarıya bağımlı olan sanayimizin ve yine dışarıya bağımlı hale getirilen tarım sektörümüzün ürettiği malların fiyatı astronomik rakamlara çıkardı. Bu mallara halkın ulaşması olanaksızlaşır; maazallah halk isyanlara gelirdi. O yüzden Tefeci-Bezirgân Sermayeye mahsus bir hinlikle hile-i şeriye yolu tutulacaktı bir kez daha: Mevduata faiz değil, kur koruması verilecekti. Yani Nass’ın izin verdiği (o da nasıl oluyorsa…) kadar faize, bir de dolardaki artış kadar ekleme yapılacaktı. Tabiî hile-i şeriye gereği bunun adı “faiz” olmayacaktı. Adı üstünde “kur korumalı” denilecekti.

Oysaki halkımız bu durumlarda ne der?

Ha kel Hasan, ha Hasan kel…

Kaldı ki bu kur farkı da halktan toplanan vergilerden ödendi ve ödenmeye devam edecek:

“6 aylık vadeli kur korumalı mevduat (KKM) hesabı açtıran şirketlere ilk ödeme ağustosta yapılacak. Toplam maliyet ise 87 milyar lirayı buluyor.” (https://www.gazeteduvar.com.tr/kkm-faturasi-devletin-kasasindan-sirketlere-87-milyar-lira-odenecek-haber-1575538)

Yani Ağustos ayı itibariyle 87 milyar lira halkın cebinden alınıp Parababalarına aktarıldı bile.

Sonra Tayyip’in bu akıl hocaları, piyasa dövize sıkıştıkça yüksek akıllar vermeye devam ederler: “Mademki acil olarak dövize ihtiyaç var, bırakalım ulusal onuru falan bir kenara, daha dün katil dediğimiz Suudi prensin ayağına gidelim, onu Türkiye’ye çağırıp krallara uygun törenlerle karşılayalım; o zaman aksın ablar dönsün dolaplar…”

Sonra?..

“Daha düne kadar 15 Temmuz ganimet savaşında FETO’nun finansörü dediğimiz Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile gün geçirmeden sarmaş dolaş olalım. Malum bu petrol zengini ülkelerde dolar gani; nemiz var nemiz yoksa satalım bu emirlere, prenslere o dolarları çekelim Türkiye’ye.”

Sonra?..

“Sayın Reizim unutalım şu “one munite” falan meselelerini, İsrail’le arayı hemen, derhal düzeltelim. Malumunuz olduğu üzere dünyadan döviz gelsin istiyorsak İsrail’le dost olmak gerekir. Çünkü dünya piyasaları Yahudilerin denetimindedir, onların denetiminde olmayan bölümü de onların etkisi altındadır.”

Reiz hemen gereğini yaptı: Düne kadar Siyonist, katil olan İsrail’le derhal ve de hemen can ciğer kuzu sarması oluverdi, kudretlû, azametlû, itibardan tasarruf etmezlû Reiz hazretleri.

Örneğin daha çok yakın zamanda EYT’liler için “çift dikiş” diyen, “seçim kaybetsek bile buna izin vermeyeceğim”, diyen Reiz’in talimatlarıyla Çalışma Bakanlığı sorunu çözmek için çalıştıklarını ve Aralık 2022’de çözümlerini açıklayacaklarını bildirdi.

Örnekleri çoğaltmaya gerek yok.

 

Kendilerinin büyüttüğü sorunu çözer görünmek

Ama bu akıldaneler bir de; “Konut Sorunu konusunda halka bir umut vermek iyi oy getirir”, demiş olacaklar ki Tayyip ortaya büyük çözümüyle çıkıverdû, arz-ı endam eyledû…

Şöyle buyurdu hazret:

“Cumhuriyetimizin 100. yılına böyle küresel ve tarihi önemde bir kampanya ile girmekten gurur duyuyoruz. Şimdi kampanyamız ile ilgili bazı ayrıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum. Hedefimiz 81 ilimizde ve tüm ilçelerimizde 2023-2028 arasını kapsayan 5 yıllık süreçte 500 bin sosyal konut, 250 bin konut amaçlı arsa. Yani vatandaş der ki bana altyapısı yapılmış arsa verin ben kendim yapacağım. Peki. Onun için de 250 bin konut yapımına müsait alt yapısı halledilmiş arsa. 50 bin iş yeri yaparak milletimizin istifadesine sunmaktır.” (TRT Haber, İnternet Sayfası, 13 Eylül 2022)

Giriş cümlesini ele alalım:

“Cumhuriyetimizin 100. yılına böyle küresel ve tarihi önemde bir kampanya ile girmekten gurur duyuyoruz.”

Nereden geliyor bu kampanyanın “küresel ve tarihi önemi”?

Kendilerine sorarsan kampanyanın büyüklüğünden. Önümüzdeki 5 yılda tam 500.000 (yazıyla beş yüz bin) konut yapacaklar(!)

Yapabilirler mi?

Buna sonra gelelim.

Konut ihtiyacının böylesine büyümesinin sebebi nedir?

Önce bu soruya bir cevap arayalım.

Konut sorunu ya da darlığı AKP iktidarıyla başlamış bir sorun değildir. 1950’den sonra tarıma 40.000 traktörün girmesiyle, tarımda kapitalist dönüşüm hızlanmış, köyden kente göç de ona paralel olarak artmıştır. Küçük toprağında geçim sağlayamayan küçük üretmen ve geçimini tarımdan sağlayan tarım proleterleri (ırgatlar), sırtlarına yorgan-yastık bağlayarak büyük şehirlere, özellikle de İstanbul’a akın etmişlerdir. Yeşilçam filmlerinde izlediğimiz, sırtında yorganıyla Haydarpaşa Garının merdivenlerine oturmuş insanlar, hayali kişiler değildir. Bu gerçekliğin, filme konu olmuş aktörleri, Orhan Kemal’in söylemiyle “Gurbet Kuşları”dır. Bu insanlar, ucuz işgücü olarak büyük şehirlerin varoşlarına yerleşmişlerdir. Devlet bu insanların konut ihtiyacına çözmek yerine, bu yükü de o çaresiz insanların üzerine yıkmıştır. Bu emekçi insanlar, en ilkel araçlarla ve en ilkel malzemeyle kuş uçmaz kervan geçmez, suyu, elektriği, kanalizasyonu bulunmayan şehir çeperlerinde gecekondular inşa etmişlerdir. Parababaları, her konuda olduğu gibi, konut konusunda da halk lehine hiçbir girişimde bulunmamıştır.

Halkın kendi olanaklarıyla yaptığı “evlere” Gecekondu adı verildi, halkımızın sınır tanımaz zekâsının eseri olarak; tıpkı “Dolmuş” adını Türkçeye armağan ettikleri gibi.

Bu ad nereden geldi?

Çünkü yasalara göre gerekli izinler alınmadan, ruhsat çıkarılmadan bina yapılamazdı; halen de yapılamaz ya(!) Kişi mülküne (arsasına) bina zaten yapılamazdı. Fakat kamuya-hazineye ait araziler üzerine de ruhsatsız bina yapmak yasaktı. O yüzden çoğu kez anlaşmalı olarak, kolluk kuvvetlerinin görmez tarafından, bu binalar geceleri yapılıyordu. Bir gecede yapılan tek odaya aynı gece yerleşiyordu, emekçilerimiz. Yani bina bir gecede konuveriyordu. E, o zaman adı da “Gecekondu” oluverdi. Sonra yine geceleri olmak üzere bu yapı ufak ufak büyütülüyordu. Tabiî bu işler güllük gülistanlık bir ortamda cereyan etmiyordu. Yaptığı gecekondusu başına onlarca kez kolluk kuvvetleri tarafından yıkılan fakat gecekondusunu tekrar tekrar, yeniden ve yeniden yapan binlerce emekçi vardı. Hatta bu durum Kemal Sunal filmine konu olacak kadar güncel bir büyük yaraydı. K. Sunal’ın “Gülen Adam” filmi bu konuyu işleyen bir kara komedidir. Tarık Akan’ın “Bir Avuç Cennet” filmi de dram türünde bir başka örnektir; onlarca, yüzlerce örnekten biridir. Günümüzde de bu eziyet emekçilerimize aynen çektiriliyor. İkide bir çıkan, daha doğrusu seçim zamanları oy avlamak için çıkarılan ve adına “imar affı” denilen, deprem bakımından felakete davetiye çıkarmak anlamına gelen uygulamalar, hep bu gerçekliğimizin ortaya çıkardığı olgulardır. Bu imar aflarının bir diğer sebebi de paraya sıkışan hükümetlerin bu aflardan dolayı halktan topladıkları yüksek meblağlardır.

Parababaları düzeni bu gecekondulaşma rezaletiyle bir taşla birkaç kuş vurmuşlardır:

Birincisi; ucuz işgücü sağlamışlardır. Ucuz işgücünün çalışabilmek için yaşaması, yaşaması içinse beslenme, giyinme kadar, barınmaya da ihtiyacı vardır. Yani işçi yaşayacak ki, fabrikada çalışabilsin, üretim yapabilsin. Yaşaması için olmazsa olmazlardan biri de barınma ihtiyacıdır. Parababaları ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan halletmişlerdir, emekçilerin barınma sorununu. Halletmişlerdir dedik; yoksa insan haklarıyla bağdaşmayacak şartlarda yaşam sürdürülen gecekondular için barınma sorununu çözmüştür demek insanlıktan nasip almamış olmak demektir.

İkincisi; gerçek proleter; “zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan”, her türlü mülkiyetten arınmış ya da uzak düşmüş kişi demektir. Yalnızca işgücünü satmakla geçinebilen insan demektir. Marksizmin-Bilimsel Sosyalizmin kurucusu Marks-Engels Ustaların Almanca “Vögelfrei” dedikleri; Türkçe karşılığıyla “Kuş kadar özgür” kişidir proleter. Yani işgücünü kime satacağı ve nerede, ne zaman satacağı konusunda kuş kadar özgür insandır. O, ne efendisinin malikânesinin dört duvarı arasına sıkışan İlkçağ’ın kölesi ne de köyün sınırlarına hapsolmuş Ortaçağ’ın serfi değildir. Onun bu iki özelliği yani mülksüz ve Vögelfrei oluşu onu insanlık tarihinin bugüne kadar görmediği devrimci bir sınıf yapar. O, üretim araçlarının tamamen kamulaştırılmasından ve her türlü sömürünün ortadan kaldırılmasından çıkarlı ve kimseyi sömürme olanağı olmayan ve buna gerek duymayan; fabrikalarda yüzlerle, binlerle bir araya gelmiş olmanın verdiği sonsuz kolektif aksiyon gücüyle insanlıktan sömürüyü kaldırmaya çağrılı bir sınıftır.

İşte Parababaları, işçilerin gecekondu sahibi olmalarına göz yummakla onların bu devrimci yanlarını kısmen törpülemiş oldular. Yani bir gecekondunun mülkiyetini eline geçirmiş işçi, devrimci kişiliğine bir pranga vurmuş demektir. Artık barınma için gecekondusuna bağımlıdır. Arayacağı ya da bulacağı işin, gecekondusunun bulunduğu il, ilçe hatta semtte olmasını isteyecektir. O artık gerçek anlamda Vögelfrei (kuş kadar özgür) olamayacaktır. İstediği yerde değil, mecbur olduğu yerde işgücünü pazarlayacaktır. Yani kapitalistler karşısında pazarlık gücünü, mücadele gücünü sınırlamış olacaktır. Zaten kopup geldiği köyde (artık üretim dışı kalmış olsa da) birkaç dönüm tarlası da bir başka prangasıdır.

Özal zamanında dağıtılan “Tapu Tahsis Belgeleri”, 150 m2 arsa ile üzerindeki gecekonduyu resmi olarak kişi mülkü haline getirdi. Hazine arazisinden bu 150 m2 toprağı özel mülk edinmiş insanlar, kendilerini mülk sahibi imiş gibi hissettikleri, o psikolojiye saplandıkları için büyük arazi yağmalarına ve Parababalarının vurgunlarına karşı da daha duyarsız hale getirilmiş oldu. Bir de yukarıda söz ettiğimiz gibi ikide bir çıkarılan “imar afları”yla bu kendini mülk sahibi gibi görme psikolojisi sürekli beslendi Parababaları düzeni tarafından.

Tabiî tüm emekçi sınıflar ve tabakalar gecekondular inşa etmedi. Gecekondu yöntemi, Konut Sorunu’nu bir miktar hafifletti belki. Fakat sorunu çözmekten çok uzaktı. Zaten kapitalist düzende “Konut Sorunu”nun çözümü imkânsızdır. Gerçek çözümü, Engels Usta, “Konut Sorunu” adlı eserine yazdığı önsözde tâ 1887 yılında yani bundan tam 135 yıl önce şöyle dile getirir:

“Bu konut darlığına son vermek için bir tek araç vardır: İşçi Sınıfının egemen sınıflarca sömürüsüne ve ezilmesine tümüyle son vermek.” (F. Engels,  Konut Sorunu, s. 20)

 

Türkiye’de köylülüğün proleterleşme sürecinin devamı

Zamanında ABD Emperyalistleri bizim sanayileşmekten vazgeçmemiz için; “Siz Avrupa’nın kasabı, manavı olun”, diye tavsiyelerde bulunmuşlardı. Özal döneminden başlayarak, Tayyip döneminde iyice azgınlaştırarak başka bir dayatmada bulundular: Özellikle ABD tarım tekelleri ve buna paralel olarak AB tarım tekelleri, Türkiye’ye tarımdan devlet desteğini çekme, artık tavsiye değil, emrini verdiler. Böylece tarımı sübvansiyonlarla ve üretimi teşvik edecek unsurla desteklemek yerine, “Doğrudan Gelir Desteği” uygulayın denmiştir: Bir tarla ekilsin ekilmesin dekar başına belli bir para verilsin, tarım üreticisinden diğer destekler çekilsin, denildi. Ve bu emir yerine getirildi. Ürettiğinden zaten bir kazanç elde edemeyen köylü, toprağı ekmez oldu. Verilen devede kulak paralar ise geçinmek için çok yetersizdi. Özellikle devr-i Tayyip’te bir kez daha kırdan şehre büyük bir göç başladı. Ve sonuç:

“Türkiye’de 2020 yılında %93 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2021 yılında %93,2 oldu. Diğer yandan belde ve köylerde yaşayanların oranı %7’den %6,8’e düştü.” (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=45500)

Şehir nüfusunun bu denli artması, tabiî buna paralel köy nüfusunun bu kadar azalması, ne yazık ki, Türkiye’de sanayinin aynı hızla artması nedeniyle oluşmamıştır. Tam tersine, bu dönemde Kuvayimilliye yadigârı ne kadar sanayi kuruluşu varsa önce özelleştirilmiş, sonra kapatılmıştır. Yani göçün gerçek nedeni, kırsal kesimde üreticinin gerek tarımdan, gerekse hayvancılıktan karnını doyuramamasıdır. Geçen günlerin konusuydu; “Ulusal Süt Konseyi”, süt fiyatlarını belirledi. Konseyin kararı şöyleydi:

“Bilindiği üzere 15 Mayıs 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere soğutulmuş çiğ süt tavsiye satış fiyatı 7,50 TL/Litre olarak belirlenmişti.

“1 Ekim 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere; %3,6 yağ ve %3,2 protein içeriğine sahip çiğ inek sütünün tavsiye fiyatının (çiğ süt destek primi hariç) üreticinin eline net 7,50 TL geçecek şekilde belirlenmesine, Soğutma, nakliye ve diğer cari giderler üretici tarafından karşılandığı takdirde üreticiye ayrıca ödenmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir.

“Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulunda görevli Sanayici Alt Grubu temsilcileri söz konusu karara şerh koymuşlar, 1 üye ise çekimser kalmıştır.” (https://ulusalsutkonseyi.org.tr/ulusal-sut-konseyi-cig-sut-tavsiye-fiyati-2-3903/)

Görüldüğü gibi 15 Mayıs 2022’de süt fiyatı 7,50 TL/Litre olarak belirleniyor ve sanki Türkiye’de hiç enflasyon yokmuş gibi, 1 Ekim 2022’den geçerli olmak üzere fiyat sabit tutuluyor. Oysa bizzat TÜİK’in verilerine göre:

“Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi, Eylül 2022

“Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %151,50, aylık %4,78 arttı.” (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yurt-Ici-Uretici-Fiyat-Endeksi-Eylul-2022-45858#:~:text=T%C3%9C%C4%B0K%20Kurumsal&text=Y%C4%B0%2D%C3%9CFE%20(2003%3D100,%114%2C02%20art%C4%B1%C5%9F%20g%C3%B6sterdi.)

Demek ki süt üreticisinin yıllık enflasyonu en az %151,50; aylık ise %4,78 imiş. Ama “Ulusal Süt Konseyi”ne göre 15 Mayıs 2022’den 1 Ekim 2022 ve sonrasında üretici enflasyonu %0 (yazıyla yüzde sıfır)dır.

Bu verilen 7,5 liralık fiyat da “tavsiye fiyat”tır. Tefeci-Bezirgân eline düşmüş köylü, şüphesiz ki bu fiyatın çok altında bir fiyattan satabilecektir ürettiği sütü. Bu üretici üretmekten vazgeçer elbet. Nitekim süt inekleri hızla kesime gidiyor. Süt ineği demek, hem süt hem de doğurganlık (buzağı, dana) demektir. Süt ineklerinin kesilmesi çok kısa bir süre için ette bir arz artışı, buna bağlı olarak izafi bir ucuzluk getirse bile orta vadede hem sütte hem de ette fiyatların astronomik düzeyde artması kaçınılmaz olacaktır.

 

Konut Sorununa tekrar dönecek olursak

Köylüyü üretimden-toprağından böylesine koparınca ve sanayiyi aynı hızla büyütemeyince yani bu şehre akan nüfusu işle buluşturamayınca yaşadığımız acılı günlere geldik. Zaten geliri çok düşmüş hatta şehirde işsiz kaldığı için gelirsiz kalmış insanlar, buna ek olarak konutsuz da kalmışlar; küçücük evlerde birkaç aile birlikte yaşamak zorunda bırakılmışlardır.

Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, 6-7 milyon kadarı Suriyeli olmak üzere, sayıları 10 milyonu bulan sığınganı Türkiye’ye dolduran da yine Tayyipgiller iktidarıdır. Bu insanların da barınmaya ihtiyaçları vardır elbette. Bu durum da konut sorununu katmerlendirmiştir. Bu da yetmezmiş gibi, 400.000 dolara ev alan yabancının tüm ailesi TC vatandaşı oluyor, devr-i Tayyip’te. Bu da konut sorununu hem sayıca büyütmekte hem de konut fiyatlarını emekçi halkımızın ulaşamayacağı rakamlara çıkarmaktadır. Yani kambur kambur üstüne…

Bu rezil Parababaları düzeninde bir de madalyonun öbür yüzü vardır:

“İBB verilerine göre ise İstanbul’da 1 milyon 800 bin konut boş durumda.” (https://www.birgun.net/haber/binlerce-ev-bosken-konut-sorunu-var-381829)

Biz yine Engels’e kulak verelim:

“Ancak bir şey kesindir; rasyonel kullanımı varsayımıyla, büyük kentlerde, herhangi bir gerçek ‘konut darlığını’ anında giderecek mesken için yeterli bina zaten vardır. Bu doğal olarak, ancak, mevcut sahiplerin mülksüzleştirilmesiyle, yani onların evlerine evsiz işçileri ya da bugünkü evlerinde aşırı derecede kalabalık olan işçileri yerleştirerek olabilir. Proletarya, siyasal güç kazanır kazanmaz kamu çıkarları uğruna alınacak böyle bir önlemin uygulanması, mevcut devletçe yapılan diğer kamulaştırmalar ve yerleştirmeler kadar kolay olacaktır.” (F. Engels, age, s. 35.)

Görüldüğü gebe, günümüz Türkiye’sinde aynı gerçekliği yaşıyoruz, yine aynı çözüm bu sorunu halledecektir. Yani Demokratik Halk Devrimi çözecektir bu sorunu. Başka da çözümü yoktur zaten.

Halkımız için konut sorunu bu kadar yakıcıyken diğer bir halk kesimini oluşturan öğrenciler ise yurt yapmayan YURT-KUR sayesinde yurt bulamaz olmuşlardır. Onlar da tıpkı emekçi halkımız gibi, uçuşa geçmiş ev kiraları karşısında çaresiz durumdalar. “Barınamıyoruz” eylemleriyle seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

Pekiyi YURT-KUR geçtiğimiz 20 yılda neden yeterli yurt yapmamıştır?

Sebebi basit: Yurt demek öğrenci demek… Önce YURT-KUR’un yurt yapmasını engellersin; sonra yurt yapmaları için verirsin tarikatlara her türlü yasal desteği ve mali imkânları; onlar bu yolla hem mürit devşirirler hem de kasalarını doldururlar.

Bu öğrencilerin barınma sorunu Türkiye’nin Tayyipgiller eliyle yaratılmış kanayan yarasıdır. Oysa TOKİ (ki açılımı “Toplu Konut İdaresi Başkanlığı”dır) sadece bir yılda bile yapacağı yurt binalarıyla bu ihtiyacı giderebilir. Tabiî Tayyipgiller iktidarında bu mümkün değildir. Halkın iktidarında ise bu sorunun çözümü bu kadar kolaydır.

 

Acizlikleriyle öğünmek davranış biçimleri oldu

Tayyip dedi ya; “5 yılda 500.000 (yazıyla beş yüz bin) konut yapacağız”, diye. Başvuru tarihini de belirledi: 14 Eylül 2022’de başlayacak, 31 Ekim 2022’de bitecek. Başvuru için yatırılacak para da belirlendi: 500 TL. İlk Etapta yapılacak konut sayısı ise: 250.000 olacak(!)

İşte Tayyip’in alay-ı vâlâ ile sunduğu projesi:

 

 

Başvuru sayısı Tayyipgiller’in havuz medyasında açık arttırmaya çıktı: Kimi hemen ilk günlerde 1,5 milyona ulaştı dedi, kimi birkaç gün sonra 2,5 milyon dedi, daha sonra 3,5 milyon dediler. Son telaffuz edilen sayı 5 milyon oldu. Tabiî söylemeye hacet yok, bu sayıları övünç vesilesi yaptılar. Yani demek istediler ki Tayyip bu önemli sorunu çözmek üzere el attı ve halkımız da bu projeye destek verdi.

Pekiyi kazın ayağı öyle mi?

Birincisi, 5 milyon insandan 500 liradan 2,5 milyar lira, faizsiz olarak cukkalanmıştır.

İkincisi, 5 milyon insan bir umut uğruna, ev sahibi olmak, kiradan kurtulmak için kuyruklara girip kayıt yaptırıyorsa bu acınası durumu kim yarattı? Bununla övünülebilinir mi?

Üçüncüsü, ilk etapta 250.000 konut yapılacağına(!) göre ve 5 milyon da başvuru olduğuna göre bu 250.000 kişi nasıl belirlenecek?

Kura ile…

Geriye kalan 4.750.000 kişi için umut başlamadan bitecek. Ki, bize kalırsa bu 4.750.000 kişi şanslı olanlardır. Çünkü onlar bu olmayacak duaya en kısa süre “âmin” demiş olacaklar.

Dördüncüsü, bu kuralar ne zaman çekilecek?

“TOKİ KURA ÇEKİMİ NE ZAMAN YAPILACAK?

“TOKİ Başkanı Ömer Bulut, 81 ilde gerçekleştirilecek TOKİ sosyal konut projesinin detaylarını canlı yayında açıkladı. Bulut, açıklamasında TOKİ kura çekimi ile ilgili olarak şu ifadelere yer verdi:

“(…) Önce konut başvurularını alıyoruz. Başvuru aldıktan sonra illere göre noter huzurunda kuraları seçeceğiz.

“Projeler belli olduktan, temeli atıldıktan sonra sözleşme imzalanıp ödeme yapılacak. Başvurusu toplanacak konutların ihalesi yapıldıktan sonra şerefiyeli satış fiyatları belirlenecek olup, başvuru sahipleri arasında ‘Hak Sahibi Belirleme’ kurası çekilecektir.”

“Satışa sunulan konutlar için kura çekilişi yapılması halinde kura yeri ve saati İdarenin web sayfasında duyurulacaktır.” (https://www.ahaber.com.tr/ekonomi/2022/10/10/sosyal-konut-kuralari-ne-zaman-cekilecek-2022-toki-500-bin-konut-kura-tarihi-aciklandi-mi?paging=3)

Yani denilmek isteniyor ki pompalanan bu umut, seçim süreci neyi gerektiriyorsa ona göre yürütülecektir.

Beşincisi, bu sözümona projenin bir de (her tarafı popülizm kokuyor ama) popülist bir yönü var: Proje kapsamında Engellilere yüzde beş, şehit ailelerine ve gazilere yüzde beş, sıkı durun; “18-30 yaş arası gençlere 50.000 konut tahsis edildi.” Hadi şehit aileleri, gaziler, engelliler anlaşıldı diyelim (Hoş o da anlaşılamaz. Bu insanlara ne maaş veriyorsun ki ev alabilsinler?) “18-30 yaş arası gençlere” de 50.000 (yani yüzde yirmi oranında) kontenjan ayrılıyor.

Kim bu gençler?

Bu evlerin her ay artacak taksitlerini ödeyebilecek gençler. Bu adres yine Tefeci-Bezirgân Hacıağaların çocuklarına çıkar. Babalarının sayısı belirsiz evlerine bir ev daha katarlar, o kadar…

Ama ne denmek isteniyor?

Ey gençler hani; “Barınamıyoruz, diyorsunuz ya bakın Reiz sizi de düşünüyor.”

Altıncısı, ki burası zurnanın zırt dediği yerdir: Evlerin fiyatları, 2+1evler için 608.000 lira, 3+1 evler için ise 850.000 lira olacak. Yahu evsiz vatandaşlarda bu paralar olsa zaten köşe bucak bir yerde de olsa bir ev alır. Seni beklemez. “Ama bu söylem yersiz çünkü bu para bir seferde istenmeyecek; 240 aya kadar taksitlerle ödenecek, denilecek… Projenin evlere şenlik devamına bakalım:

Yedincisi, burada artık zurnanın zırt diyecek bile deliği yoktur. Çünkü taksitler 2+1’ler için ayda 2880 lira, 3+1’ler için ise 3187 lira olacak.

Halkımız bu türden kişiler için “ya hiç dayak yememiş ya da sayı saymayı bilmiyor”, der. Yahu bu kişinin zaten evsiz olmasını şart koşuyorsun. Yani kirada oturuyor, kira ödüyor olması gerekiyor bu insanın. İstanbul başta gelmek üzere tüm Türkiye’de zaten kiralar almış başını gidiyor. Neredeyse asgari ücret kiraya yetmiyor. Bu yoksul-emekçi insandan (haydi 2+1 üzerinden konuşalım) sen bir de 2880 lira taksit ödemesini istiyorsun. El insaf desek… Boş söz söylemiş oluruz. Tefeci-Bezirgân Sermaye temsilcilerinde hiçbir zaman olmamış, bulunmamış bir şeyi istemiş oluruz; abesle iştigaldir.

Sekizincisi, bu taksitler de sabit olmayacak. Memur maaşlarındaki artışa endeksli olacak. Yani “hadi birkaç yıl varımızı yoğumuzu ortaya koyarız, eşe dosta borçlanırız, peşinatı ve taksitleri öderiz; sonraki yıllarda ise taksitler gelirimize oranla küçüleceği için bu işin içinden çıkarız”, demeye de aman vermiyorsunuz. 240 ay boyunca sürekli artacak olan bu taksiti bulup getireceksin diyorsun, emekçi-yoksul insanlara. Bir kez daha (boşa ama) el insaf…

Dokuzuncusu, bu “proje”lerinin halkın gerçeğiyle hiç uyuşmadığı en köre göze batınca bakın çözümü nasıl buluyor hazretler:

“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı sosyal konut projesine dair ‘Asgari ücretliler hem kira hem konut kredisini nasıl ödeyecek?’ sorusuna skandal bir yanıt verdi. Kurum, ‘biraz eşinden, dostundan borç alarak, biraz ek mesai yaparak bu bedeli karşılayabilir’ şeklinde yanıt verdi.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/murat-kurumdan-tepki-ceken-sozler-asgari-ucretliler-ek-mesai-yapabilirler-1981080)

Ey bakan sen kimin evini soruyorsun yahu?

Halklarımız, sayenizde işsizlikten kırılırken sen hangi ek işten söz ediyorsun. Anlaşılan sen; “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”, diyen Fransa’nın son kraliçesi Marie Antoinette’in soyundan geliyorsun.

Burası artık sözün bittiği yerdir…

Onuncusu, Tayyipgillerin TOKİ eliyle başlattıkları ilk proje de değil bu. Sonuca ulaştırılamamış, halkı kandırmaktan öteye geçememiş bu projelerden sadece birini aktaralım:

“Muğla’nın Fethiye ilçesinde 11 Temmuz 2019 tarihinde çekilen kura ile 2+1 ve 3+1 ev yapmak için 180 aileden biner TL toplayan TOKİ, aradan 3 yıl geçmesine rağmen evlerin yapılacağı arazileri bile belirlemedi. Buna karşın TOKİ’nin Muğla’da 2 bin 600 yeni sosyal konut yapılacağı haberi vatandaşlar tarafından şaşkınlıkla karşıladı.” (https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/tokiden-3-yildir-ev-bekleyenler-yeni-projeyle-saskina-dondu-7398444/)

Bu yeni proje için de fazla yoruma gerek yoktur. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

 

Çözüm, Demokratik Halk İktidarında

Demek ki Tayyipgiller’in Toplu konut sorununu çözme projesi bir masalmış. Engels Usta’nın da belirttiği gibi kapitalist düzende zaten değil Tayyip, Feriştahı gelse çözemez Konut Sorunu’nu.

Çözüm mü?

Halkın Kurtuluş Partisi Programı, Konut Sorunu’nun çözümünü şöyle kor:

c) Konut Sorunu: Bir zamanlar büyük şehirlerimizde yangına karşı zengin fakir herkesin katıldığı gönüllü örgütler nasıl vardıysa, tıpkı öyle, evsizlere imece yoluyla inşaat seferberliği bir çeşit gönüllü ulusal spor derecesine çıkarılacak. Maliyeti çok, ömrü az, sağlıksız gecekondu ve izbecikler yerine, nazım imar planına uygun, ucuz, konforlu, depreme ve diğer doğal afetlere dayanıklı, güvenli çok katlı blok inşaat; halk örgütleri, belediyeler ve devletçe desteklenecek.

9- SERBESTLİK: Köylüyü, köy sınırları içinde hapseden kast ruhlu kültür ve yönetim sistemleri kaldırılacak. Herkes gibi köylü de vatanın dilediği köşesine gidip, istediği işe katılabilme imkânları bulacak.

Bugünkü gibi insanlarımız, açlıktan dolayı köylerini terk ederek büyük şehir varoşlarına iş bulma ümidiyle, sırtlarında yorganlarıyla gelmek zorunda kalmayacak. Bugün, tarım ürünlerinin fiyatları yerinde sayarken, mazot, gübre, zirai ilaç, tohumluk fiyatları sürekli artmaktadır. O yüzden köylümüz üretemez duruma düşürülmüştür. Ekip ürettiği zaman bir şey kazanamadığı gibi, eline geçen para girdi maliyetlerini bile karşılayamadığı için bir de borçlu duruma düşmektedir. Bu sebepten, doğup büyüdüğü köyünü, toprağını bırakarak, ne olursa olsun deyip büyük şehir varoşlarına akın etmektedir. Ne yazık ki buralarda da onu yeni felaketler beklemektedir.

Kurtuluş Partisi bu duruma son verecektir. Köyler, insanca yaşanılan yerler haline getirilecektir.

Köyünü kendi isteğiyle terk eden insanlarımıza ise, başta iş ve konut olmak üzere, insana yaraşır bir hayat kurabilmesi için her türlü imkân kamu kurumları ve diğer halk örgütleri tarafından sunulacaktır.