Faşist Altın Şafak Örgütü davası için Yunanistan’daydık

08.02.2020
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Mesleğe başladığım günden itibaren gururla Avukatlığını yaptığım Nakliyat-İş Sendikası, aynı zamanda “Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF)” üyesidir. DSF; beş kıtada, 130 ülkede 97 milyon üyeye sahiptir.

Nakliyat-İş Sendikamızın Genel Başkanı Sayın Ali Rıza Küçükosmanoğlu da DSF Yürütme Kurulu Üyesidir. Aynı zamanda “Uluslararası Taşımacılık İşçileri Sendikasının (TUI)” en üst organı olan Genel Sekreterlik görevini yürütmektedir. Böylece Türkiye İşçi Sınıfının bilgi-birikimi, mücadele geleneği Dünya İşçi Sınıfının mücadele tarihine aktarılmakta.

Nakliyat-İş’in devrimci sendikal mücadele hattı; başta DSF Merkezi olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki üye sendikalara örnek ve ilham kaynağı olmakta. Onlarla her alandaki dayanışma ve işbirliği her geçen gün güçlenerek artmaktadır.

Bu çerçevede, “(DSF) Uluslararası Avukatlar Komitesi Avrupalı Avukatlar Temsilcileri” olarak, 20 Ocak 2020 günü Atina Temyiz Mahkemesindeydik. Mahkemede yargılananlar ise “Altın Şafak Örgütü” üyeleriydi.

“Chrysi Avyi” adlı dergi etrafında 1980 yılında örgütlenmeye başlayan, 90’lı yıllarda da legal siyasi parti formuna dönüşen bu Yunanlı ırkçı-faşistler; işçilere, mültecilere, yabancı denizcilere, ilerici sanatçılara, Müslümanlara ve Yunan Halkına karşı işledikleri onlarca saldırıdan, sabotajdan, cinayetten yargılanmaktalar.

Milliyetçi; göçmenlere karşı nefret, şiddet, politik düşmanlıklar ve etnik azınlıklara karşı ayrımcılık düşüncelerini hiç gizlemiyorlar. Müslüman ve Türk düşmanıdırlar.

Altın Şafak Örgütü, Yunanistan’da suç makinesi bir neo-Nazi örgüt. Kendilerinin Alman Nasyonal Sosyalistlerine benzetilmelerinden de hoşlanıyorlar. Liderleri Nikos Mihaloliakos yıllar önce Hitler’i destekleyen yazılar kaleme almış. Kendisine Führer denmesinden de hoşlanmakta, koruma olarak da partisinin gençlerini kullanmaktaymış.

Tıpkı bizdeki faşist hareketler gibi değil mi?

Esasen, başta Avrupa olmak üzere dünyanın bütün ülkelerindeki neo-nazi faşist örgütler birer Kontrgerilla örgütleridir. Kontrgerilla elemanları CIA ajanları tarafından eğitilip emperyalist ülkelerin uydusu devletlere dağıtılırlar. CIA; uydu ülkelerdeki olası halk hareketlerini engellemek için bu yerli ajanlarını da kullanır. CIA ajanları gittikleri ülkenin istihbarat örgütüyle ve faşist örgütlenmelerle o denli kaynaşırlar ki, sonunda o örgütler CIA’nın bir şubesi haline dönüşür.

Böylece CIA’dan emir alıp CIA’ya hesap verir duruma gelen bu örgütler eliyle AB-D Emperyalizmi; bu ülkelerdeki gelişen devrimci hareketleri ezme ve beğenmediği hükümetleri devirip yerine faşist diktatörlükler oturtma işini kolayca yapar.

Nitekim faşist Altın Şafak Örgütü’nün de Yunan polisinin bazı birimleriyle ilişkileri ortaya çıkmıştır.

Sosyalist Kamp’ın trajik bir şekilde çökmesinden sonra emperyalistler; “artık Komünizm tehlike olmaktan çıktı, öyleyse bu kanlı örgütlere gerek yok” mantığı ile Avrupa’da “Süper NATO”, “Gladio” “Stay Behind” (Geri Duruş) vb. isimli Kontgerilla örgütlenmelerinin açığa çıkartılmasında sakınca görmedi.

Her ne kadar bu örgütlerin canavarca cinayetler işledikleri, sabotajlar düzenledikleri ve on binlerce masum insanın kanına girdikleri somut kanıtlarıyla ortaya konsa da bu eylemlerin Komünizmi önleme amacıyla yapıldığı gerekçesiyle ne bu kanlı cinayetlerin failleri ne de onları yöneten yerli-yabancı Parababalarının temsilcileri kesince ortaya çıkartılabilmiştir.

Çünkü bu kanlı cinayet ve terör örgütünün yönetici ve yönetilenleri bu kanlı işleri uluslararası Finans-Kapitalistler çetesinin emriyle yaptıklarından, adamlarının cezalandırılmasına göz yummak Finans-Kapitalin işine gelmez.

Ancak, Yunanistan’da olduğu gibi harcayıp geçtiği üç-beş piyonu olmuştur.

Yunanistan’ın Pire kentinde 2013 yılında, solcu-halkçı sanatçı Pavlos Fisas’ın öldürülmesiyle Altın Şafak Örgütü’nün genel başkanı Mihaloliakos ve diğer yönetici kadroları hakkında ceza davası açılmış. Cinayetin tetikçisi parti üyesi Yorgo Rupakias, Pavlos Fisas’ı bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf etmiş. Altmış dokuz Altın Şafak üyesinin yargılandığı davada; Fisas cinayetinin yanı sıra birçok öldürme, kundaklama, yaralama olaylarının yargılaması da yapılmakta. Cinayetlerin işlenmesinde Altın Şafak milletvekillerinin sorumlulukları olduğu da tespit edilmiş. Örneğin, Avrupa Parlamentosu milletvekili seçilen iki üyesinden birisi ve bir dönem partide sendikal çalışmalardan sorumlu olan Ioannis Lagos hakkında da sanatçı Fisas cinayetinden dava açılmış.

Duruşmada mağdur avukatları, faşist partinin milletvekilleri tarafından partili militanlara silahlı eğitim verildiğini kanıtlayan resimleri mahkemeye sundular.

Altın Şafak Örgütü’nün seksenli-doksanlı yıllardaki suç fiillerini belgeleriyle ortaya koyup, organize bir suç örgütü olduğunu kanıtladılar. Bu nedenle, davada salt cinayet işleyen katillerin değil, onlarla birlikte bu cinayetleri örgütleyen ve bir kısmı da milletvekilliği yapmış olan tüm yöneticilerinin de yargılanmaları gerektiğini ileri sürdüler.

İlkin davanın nerede açılacağına karar verilmeyerek uzun süre sürüncemede bırakılmış. Mağdurların ve avukatların ısrarlı takipleriyle açılan dava üç yıldır sürmekte. Bir ay önceki yargılamada savcı Bayan Adamandia Oikonomou, hiçbir hukuki içerik taşımayan argümanlarla Altın Şafak liderlerinin beraat etmesini istemiş. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, emperyalizm ajan örgütlerinin bir iki piyonunu harcamaktan çekinmez, ancak lider kadrosunu korumak ister. Burada da aynı süreç işletilmek isteniyor.

İşte DSF bu oyuna karşı durmakta. Davaya baştan itibaren müdahil olan avukatlarının yanı sıra davanın sadece Yunanistan’ı ilgilendirmediğini, tüm Dünya İşçi Sınıflarının ve Emekçi Halklarının sorunu olduğu anlayışıyla toplumsal duyarlılık oluşturmaya çalışmakta.

Bu amaçla yapılan çağrı üzerine İtalyan ve Güney Kıbrıslı meslektaşlarımız, DSF Genel Sekreteri Yorgos Mavrikos ve bazı DSF üyeleriyle birlikte, Yunanlı faşist örgüt Altın Şafak üyelerinin yargılandığı davayı izledik.

Duruşma salonunda, Nazi Altın Şafak suç örgütü üyeleri tarafından öldürülen sanatçı Pavlos Fisas’ın annesi Magda Fissa ile görüştük, taziyelerimizi bildirdik.

Duruşma çıkışında görüşlerimizi soran Yunan Basınına davanın takipçisi ve dayanışma içinde olduğumuzu ilettik.

Gerçekten bu dava salt hukuksal boyutta olmayıp, masum insanları acımasızca katleden bu örgüt üyelerinin cezalandırılmaları uluslararası toplumsal dayanışma açısından da önem arz etmektedir. Girişimimizin başlıca amacı da bu toplumsal duyarlılığın mahkemeye yansıtılmasıydı.

Davayı takip etmeyi sürdüreceğiz. 25.01.2020